AÖF Soru Bankası
ULİ404U · Ünite 4

Soğuk Savaş Sonrası Dönemden Günümüze Türk Dış Politikası:

Türk Dış Politikası II dersi, ünite 4 özeti

ULİ404U-TÜRK DIŞ POLİTİKASI II

Ünite 4: Soğuk Savaş Sonrası Dönemden Günümüze Türk Dış Politikası:

Ortadoğu (1993-2020)

Giriş

Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve SSCB’nin dağılmasıyla birlikte uluslararası sistem, fay hatları fazlasıyla kalın olan iki kutuplu dünyadan, bölgesel aktörlerin daha fazla rol alabileceği tek kutuplu dünyaya dönüşmüştür. Bu durum, Avrupa ve Ortadoğu bölgeleri arasında hem göç yolları, hem de enerji dağıtımı açısından oldukça merkezî ve jeostratejik bir konuma sahip olan Türkiye’yi de etkilemiştir.

Koalisyon Yıllarında Ortadoğu Politikası (1993-2002)

Türkiye, 1993 yılında Turgut Özal’ın ani vefatı sonrasında Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı ve Tansu Çiller hükümetiyle, Irak’ın kuzeyinde güçlenmekte olan PKK örgütüyle mücadeleyi önceleyen bir iç ve dış politika benimsemiştir. PKK’nin Türkiye için bir numaralı tehdit haline gelmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de sınır ötesi harekât kabiliyetini artırmasıyla sonuçlanmıştır. SSCB’nin dağılmasıyla birçok askerî teknoloji uzmanı, Ortadoğu’nun zengin ülkelerinde görev almaya başlamıştır. Saddam yönetimindeki Irak ve Hafız Esad önderliğindeki Suriye, bu dönemde silahlanma yarışında göze çarpan ülkeler olarak ortaya çıkmıştır. Bu iki ülke de çoğunlukla Sovyet yapımı askerî teçhizat kullanıyordu. Suriye, Sovyet yapımı frog ve Scud füzeleriyle sınır komşusu Türkiye açısından bir tehdit durumundaydı. Öte yandan Irak ise Sovyet yapımı füzelerinin yanı sıra uzun menzilli El Abbas ve El Hüseyin füzeleriyle yine Türkiye açısından bir tehdit haline gelmişti. 1993-1995 yılları arasında DYP-SHP koalisyonu sonrası, 1996 yılı itibariyle Refah Partisi ve DYP koalisyonunda Necmettin Erbakan hükümetinin kurulması, Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik dış politikasında değişiklikleri beraberinde getirecektir. Erbakan, İslam ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek amacıyla D-8 (Mısır, İran, Pakistan, Malezya, Endonezya, Bangladeş, Nijerya ve Türkiye) projesini hayata geçirmiş, öte yandan yaptığı İran ve Libya ziyaretleri iç politikada fazlasıyla tepki çekmiştir.

Türkiye-Suriye İlişkileri

Bölgesel bir güç olarak rakibi konumunda bulunan Türkiye ile ilişkilerin gelişmesi önünde çeşitli engeller bulunmaktaydı. Bu engellerin başında, su problemi ve Suriye’nin PKK’ya yönelik sağladığı destek yatmaktaydı. Hatay sınırından Türkiye’ye yönelik saldırılarını sürdüren PKK militanları, vur-kaç taktiğiyle Suriye’ye sığınıyordu. 24 Kasım 1995 tarihinde TSK güçleri, PKK militanlarını Suriye içlerine kadar takip ederek harekatı sürdürmüştü. 23 Ocak 1996 tarihinde Ankara, Şam yönetimine çok sert bir nota vererek, PKK’ya yönelik desteğin sürmesi durumunda meşru müdafaa hakkının kullanılacağını belirtmişti.

Adana Mutabakatı: 20 Ekim 1998 tarihinde, Hüsnü Mübarek’in arabuluculuk faaliyetleri sonucunda, Türkiye ve Suriye arasında imzalanan işbirliği anlaşmasıdır.

Türkiye-Irak İlişkileri

Saddam Hüseyin liderliğinde Irak, Ortadoğu’da sadece Türkiye açısından değil, diğer bölgesel güçler açısından da

bir tehdit unsuruydu. 1990 yılında Kuveyt’e saldırarak Körfez Savaşı’nı başlatan Irak, bölgede revizyonist bir aktör olarak göze çarpmaktaydı. Bölgede Irak’la ilişkileri etkileyen temel unsurlardan biri ise Kuzey Irak bölgesinde bulunan yoğun Kürt nüfusuydu. Bölgede bağımsız bir Kürt devletinin oluşumu sadece Türkiye’yi değil, İran, Irak ve Suriye’yi de fazlasıyla etkileyecekti. ABD’nin Saddam yönetimine karşı uzlaşmaz bir tutum sergilemesi ve Irak’a yönelik uyguladığı ambargoyu gevşetmek istememesi, esasında Türkiye’yi ekonomik açıdan sıkıntıya sokmaktaydı. 2000’li yıllara gelindiğinde Türkiye ve ABD arasında Irak üzerindeki fikir ayrılıkları belirginleşecektir. Gerek ticari ilişkilerin olumlu seyri, gerekse Irak’ın kuzeyinde olası bir bağımsız Kürt devletine karşı Saddam’ın işbirliği ve istikrar sağlayıcı bir aktör olarak varlığını sürdürmesi, Türkiye açısından önem arz etmekteydi.

Türkiye, Irak ve Suriye Arasında Su Sorunu

Üç ülke arasındaki su sorunun temelinde Türkiye’nin yukarı havza konumunda olduğu Fırat ve Dicle nehirlerinin kullanımı yatmaktadır. GAP, aşağı havza konumundaki bu ülkelerin nehirlerden elde ettikleri su miktarını düşürecektir. Türkiye, kendi topraklarında bulunan Dicle ve Fırat Nehirleri üzerinde yapmak istediği projelerin kendi egemenlik hakları sınırları içerisinde olduğunu, bu ülkelere düzenli su verilmesini kolaylaştıracağını savunmaktadır. Projeler, Türkiye’nin kendi inisiyatifindedir.

Türkiye-İran İlişkileri

Soğuk Savaş sonrası dönem, Ortadoğu’da, Orta Asya’da ve Kafkasya’da etki alanını genişletmek isteyen Türkiye ile bölge ülkelerine tehdit unsuru niteliği taşıyan rejimiyle bölgesel bir güç konumunda bulunan İran arasındaki rekabete sahne olmuştur. İran, Orta Asya’da entegrasyona yönelik olarak ASEAN modelini önerirken, Türkiye NAFTA modeli üzerinde durmaktaydı. Öte yandan Türkiye, İran’ı PKK’ya destek olmakla suçlarken, İran ise Türkiye’yi, İran rejimi karşıtı Halkın Mücahitleri Örgütü’nü desteklemekle suçluyordu. İki ülke, Hazar Bölgesi’ndeki petrol ve doğalgazın Avrupa pazarına taşınması noktasında bir enerji merkezi olma rekabeti içerisindeyken; ABD’nin İran’a yönelik sert yaptırımları karşısında Türkiye bu yaptırımlara katılmamış, İran’la işbirliği zemini aramıştır. Erbakan, göreve başlaması sonrasında ilk yurt dışı ziyaretini İran’a yapmış ve iki ülke arasındaki ilişkiler ile ilgili olumlu demeçler vermiştir. İlişkiler, PKK’nın İran sınırlarından yaptığı saldırılar ve İran’da PKK kamplarının bulunduğu iddiası nedeniyle tekrar gerilecektir.

Türkiye-İsrail İlişkileri

Soğuk Savaş sonrası dönemde Türk dış politikasına, özellikle Ortadoğu Bölgesi’nde yansıyan bir diğer paradigma, ABD’nin koşulsuz şartsız destek verdiği İsrail ile yakınlaşma olmuştur. PKK ile mücadelesinde Suriye ve İran’la fazlasıyla gerilen Türkiye, aynı mücadeleyi Hizbullah’a karşı Güney Lübnan’da veren İsrail ile fazlasıyla yakınlaşmıştır. Filistin meselesi, İsrail ile


ilişkileri doğrudan etkilemekteydi. Artan PKK eylemleri, Ortadoğu’da Suriye ve İran’la, Kafkasya ve Orta Asya’da ise Rusya’yla yaşanan rekabet, Türkiye ile İsrail arasında stratejik bir işbirliği zeminini sağlamlaştırmıştır. Demirel, İsrail’i ziyaret eden ilk Türk Cumhurbaşkanı olmuştur. Demirel’in Kudüs ziyareti sırasında da iki ülke arasında Serbest Ticaret Anlaşması imzalanmıştır. İsrail Başbakanı Benyamin Netenyahu’nun bölgede olası bir Kürt devleti kurulmasına karşı olduklarını açıklaması, İsrail’in PKK’ya karşı net bir şekilde ilk kez konumlanmış olması hasebiyle önem arz etmektedir. Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in ekolüyle birlikte, o döneme kadar arka plana atılmış olan Arap ülkeleriyle ilişkilere önem vermeye başlamış, İsrail ve Netenyahu hükümeti Filistin politikaları nedeniyle tekrar eleştiri odağı haline gelmeye başlamıştır. Ahmet Necdet Sezer’in ilk yurtdışı ziyareti olarak, Hafız Esad’ın cenazesi münasebetiyle Suriye’ye yapması, Türk dış politikasında Ortadoğu’ya yönelik yaklaşımın farklılaşma trendi içerisine girmesini destekler nitelikte olmuştur. Ecevit, İsrail gazetesi Haaretz’e verdiği demeçte, İsrail’in aşırı güç kullanmaya devam etmesinin Türkiye’yi zor durumda bırakacağını ifade etmiştir. Sharon’un Filistin meselesindeki agresif tutumu, 2002 yılında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit tarafından bu sefer soykırım olarak nitelendirilmiş ve iki ülke arasında bir krize neden olmuştur. Ecevit daha sonrasında geri adım atmış ve soykırım ifadesinden dolayı üzüntülerini ifade ederek krizi bir ölçüde aşmıştır.

Türkiye-Körfez Ülkeleri İlişkileri

1980’li yıllardan itibaren yükseliş trendi içinde olan Türkiye-Körfez ülkeleri ilişkileri, 1990’lı yıllarla birlikte kötüleşmeye başlayacaktır. Bu durumun temelinde yatan nedenleri olarak Türkiye-İsrail ilişkilerinin hem savunma hem de ekonomi alanlarında gelişme göstermesi ve Türkiye’nin Suriye ve Irak’la yaşadığı su problemi olarak gösterilebilir.

Ak Parti’nin İlk Döneminde Ortadoğu Politikası (2002-2011)

3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında Türkiye, günümüze kadar uzanan yeni bir siyasi atmosferin içine giriyordu. Abdullah Gül genel başkanlığında Adalet ve Kalkınma Partisi 20 yıl boyunca sürecek olan tek parti iktidarına başlamıştır.

Türkiye-Irak İlişkileri

11 Eylül saldırıları sonrasında oğul Bush ve neoconlar yönetiminde ABD, Irak’ında içinde bulunduğu üç ülkeyi şer ekseni ilan etmiştir. ABD müdahalesi ve parçalanmış bir Irak senaryosu, Kuzey Irak bölgesinde PKK’nın güçlenmesine ve olası bir Kürt devleti oluşmasına olanak sağlayacaktı. Bu sebeple, Ecevit liderliğindeki koalisyon hükümeti, olası bir ABD müdahalesine sıcak bakmazken, 2002 yılında kurulan AK Parti iktidarı ise BM’nin desteğinin alınması koşuluyla Irak müdahalesine olumlu bakacağı izlenimi vermekteydi. ABD’nin Irak işgali, Saddam rejimini devirmiş, Kuzey Irak’ta Federe bir Kürt devleti oluşumuna yol açmış,

PKK’nın bölgede fazlasıyla güçlenmesine zemin hazırlamış ve geriye yıllar boyunca istikrarsızlıklarla boğuşacak zayıf bir Irak bırakmıştır. 2005 yılında Bölgesel yönetimlere özerklik veren yeni Irak anayasasıyla birlikte Türkiye, Kuzey Irak’ta bölgesel bir Kürt yönetimi realitesini kabul etmek zorunda kalmış ve bu bölgedeki iki en önemli siyasi figür, Talabani ve Barzani’yle de diplomatik ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır. Öte yandan aynı yılın Mart ayında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Erbil’i ziyaret ederek, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni ziyaret eden ilk Türk yetkili oluyordu.

Türkiye-Suriye İlişkileri

2000 yılında Hafız Esad’ın ölümü sonrasında görevi devralan oğlu Beşar Esad da babasının Batı’yla yakınlaşma trendini sürdürme amacındaydı. Şüphesiz bu amaca giden yolun anahtarı, Suriye’nin Batı’ya açılan kapısı Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesiydi. 6 Ocak 2004 tarihinde Ankara’yı ziyaret eden Beşar Esad, Türkiye’ye gelen ilk Suriye Cumhurbaşkanı olmuş ve Ahmet Necdet Sezer’le görüşmüştür. Görüşme sonrası ortak açıklama yapan iki devlet başkanı, Irak ve bölgede olası bir Kürt devleti karşısında mutabık olduklarını ifade etmişlerdir. Aynı yılın Aralık ayında Suriye’yi ziyaret eden Başbakan Erdoğan, iki ülke arasında imzalanan “Serbest Ticaret Anlaşması” vesilesiyle gümrük vergilerinin aşamalı olarak kaldırılacağını duyurmuştur. 2009 yılıyla birlikte Türkiye- Suriye ilişkileri zirve yapmıştır. Bu tarihte imzalanan “Savunma ve İşbirliği Anlaşması”nın yanı sıra 16 Eylül tarihinde iki ülke arasında “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Anlaşması” imzalanmış ve karşılıklı olarak vize uygulaması kaldırılmıştır. Zirve yapan ilişkiler, 2011 yılında başlayan Arap Baharı’yla birlikte alt üst olacaktır.

Türkiye-İran İlişkileri

2002 yılında AK Parti hükümetinin kurulmasıyla birlikte, Türkiye-İran ilişkilerinin de seyri değişecektir. İşbirliğine yönelik Irak’ın kuzeyinde kurulacak olan İsrail ve ABD destekli bir Kürt devletine İran ve Türkiye’nin bakışının ortak olması gösterilebilirken, farklı konumlanışların sergilendiği Suriye iç savaşı ise en çarpıcı fay hatlarından biri olarak göze çarpmıştır. İran, Türkiye’nin doğalgaz tedarikçisi konumundadır. Başbakanı Erdoğan da İran’a resmi bir ziyaret düzenlemiş, bu ziyaret sonrasında PKK’nın İran kolu PJAK’la ortak mücadele konusunda anlaşma sağlanmıştır. İki ülke arasında yakınlaşma sağlayan temel unsurlardan biri de Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinde kötüleşme trendine girmesiydi.

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması: Nükleer enerjinin barışçıl yollarla işbirliği için kullanılması amacıyla 1 Temmuz 1968’de imzaya açılan antlaşma, 1970 yılında yürürlüğe girmiş ve 191 ülke tarafından imzalanmıştır.

Türkiye-İsrail İlişkileri

2000’li yılların başına kadar oldukça olumlu gözüken Türkiye-İsrail ilişkileri, bu tarihlerden itibaren giderek kötüleşecektir. Her şeyden önce İsrail’de iktidarı devralan


şahin kanadın Filistin meselesine baskıcı ve sert bir tutumla yaklaşması, İsrail’in Batı kamuoyunda da ciddi tepkilerle karşılaşmasına neden olmuştur. 2004 yılında Erdoğan, bu uygulamaların bütününü “devlet terörü” olarak yorumlamış ve İsrail’i çok sert bir dille eleştirmiştir. İsrail’le kötüleşen ilişkilere paralel olarak Filistin’le ilişkiler gelişiyordu. Ankara Forumu, İsrail-Türkiye-Filistin özel sektörlerinin işbirliğini geliştirmek için kurulmuş bir inisiyatif olarak göze çarpmaktadır. AK Parti hükümetinin yakın bir tutum sergilediği, öte yandan İsrail ve Batı kamuoyu tarafından terör örgütü olarak tanınan Hamas’ın Filistin seçimlerini kazanmasıyla birlikte, Hamas lideri Halid Meşal Türkiye’yi ziyaret ediyor; bu ziyaret başta İsrail olmak üzere Batı kamuoyundan da tepki görüyordu. İsrail hükümet sözcüsü bu ziyaretin Türkiye-İsrail ilişkilerini sarsacak bir olay olduğunu açıklarken Türk Dışişleri Bakanlığı cevap olarak İsrail cephesinden gelen bu ifadelerin talihsiz olduğunu ifade ediyordu. 2008 yılının sonu itibariyle Türkiye-İsrail ilişkileri artık kopma noktasına gelecektir. Zira 27 Aralık 2008 tarihinde İsrail güçleri, Gazze’ye yönelik “Dökme Kurşun Harekâtı”nı başlatmıştır.

İlişkileri Koparan İlk Kriz: Davos Krizi

29 Ocak 2009 tarihinde toplanan Dünya Ekonomik Forumu’nda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e yönelik olarak Türkiye Başbakanı Erdoğan, uluslararası kamuoyunun önünde çok sert ifadeler kullanmıştır.

Alçak Koltuk Krizi

İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Liebarman’ın yardımcısı Danny Ayalon, Türk Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u Knesset’e çağırmıştır. Ayalon, Oğuz Çelikkol’u kendisinin oturduğu koltuktan daha alçak bir koltukta oturtmuştur. Daha sonra, Ayalon önce eski Tel-Aviv Büyükelçisi Namık Tan’ı arayarak özür dilemiş, akabinde ise resmi bir özür mektubu hazırlayarak Türk Dışişleri Bakanlığı’na iletmiştir.

Mavi Marmara Krizi

Türkiye’de İnsani Yardım Vakfı çatısı altındaki gönüllüler tarafından İsrail’in Gazze ablukasını delmek ve Filistinlilere yardım götürmek amacıyla yola çıkan sivil gemi filosu, 31 Mayıs 2010 tarihinde Akdeniz’de, uluslararası sularda İsrail güçlerinin saldırısına uğramıştır.

Türkiye-Körfez Ülkeleri İlişkileri

AK Parti’nin iktidar olmasıyla Türkiye-Körfez ülkeleri ilişkileri yeni bir boyut kazanmıştır. Türkiye, Suudi Arabistan’ın da dahil olduğu 5 Arap ülkesini Dışişleri Bakanlığı düzeyinde bir toplantıda buluşturmuştur. Bu durum, esasında özellik Arap Baharı sonrasında değişecektir.

Suudi Arabistan’la İlişkiler

AK Parti iktidarının başlangıç yılları, Suudi Arabistan’la ilişkilerde sıcak temasların fazlasıyla yaşandığı bir dönem olarak nitelendirilebilir.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile İlişkiler

AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte, Ortadoğu ülkeleriyle ekonomik gelişim trendine BAE de katılmıştır. 2005 yılına kadar Türkiye’de herhangi bir yatırımı olmayan BAE, 28 Eylül 2005 yılında iki ülke arasında yapılan anlaşmayla birlikte Türkiye’yle ekonomik ilişkilerini giderek geliştirmeye başlamıştır.

Türkiye-Katar İlişkileri

Körfez’in diğer Arap ülkeleriyle esasında 1990’lı yılların ortalarından itibaren problemli olan Katar’la ilişkiler, diğer Ortadoğu ülkeleriyle olan ilişkiler gibi 2000’li yıllardan itibaren özellikle ekonomi temelli olarak gelişme göstermiştir.

AK Parti’nin İkinci Döneminde Ortadoğu Politikası (2011-2022)

2011 yılında patlak veren Arap Baharı, Türkiye’nin Ortadoğu’daki konumunu fazlasıyla etkileyecektir. Özellikle Suriye iç savaşında Türkiye, başta mülteciler sorunu olmak üzere birçok krizle boğuşmak zorunda kalacaktır. Türkiye, Arap Baharı boyunca toplumsal hareketlere destek vermiş ve Arap diktatörleri “halkın sesine kulak vermeye” çağırmıştır.

Arap Baharı: 17 Aralık 2010 tarihinde Tunus’lu bir simitçinin kendisini yakmasıyla başlayan isyan dalgası, Arap dünyasının diktatörlerine yönelik olarak çığ gibi büyümüştür.

Türkiye-Irak İlişkileri

2012 yılında Irak hükümetinin Türkiye’de sığınma hakkı alan Iraklı Sunni politikacı Tarık El Haşimi’yi iade talebi, Ankara tarafından reddedilince ilişkilerin olumsuz gidişatı derinleşmiştir. Türkiye, başta petrol ticareti olmak üzere ticari ilişkilerinde Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle hareket ederken merkezî Bağdat yönetimini dışlayıcı bir tutum içine girmiştir. 2014 yılına gelindiğinde Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) bölgede hızlı bir şekilde ilerleyişi ve güçlenişi, Musul’u ele geçirişi ardından dengeler fazlasıyla değişmiş; daha sonrasında ise ABD’nin de müdahalesiyle IŞİD tehlikesi ortadan kalmıştır.

Türkiye-Suriye İlişkileri

İç savaştan en çok etkilenen ülkelerin başında, hiç şüphesiz, milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapmak zorunda kalan Türkiye gelmektedir. Dönemin Başbakanı Erdoğan, Suriye meselesinin Türkiye’nin iç meselesi olduğunu ifade ederek iç savaşı içselleştirmiştir. Suriye’deki Müslüman Kardeşler, olası bir uluslararası müdahaleyi içinde Türkiye’nin de bulunması şartıyla kabul edeceklerini açıklıyordu. 22 Haziran 2012’de Türk F-4 keşif uçağı, Suriye sınırları civarında düşürüldü ve iki ülke arasındaki ilk büyük kriz patlak verdi. Türkiye, savaşın başından itibaren Esad rejiminin yıkılacağı öngörüsüyle hareket etmiş, bölgede ÖSO’yu ve rejim muhaliflerini tam anlamıyla desteklemiştir. Öte yandan uluslararası kamuoyundan ve özellikle ABD’den beklediği desteği bulamayan Türkiye, daha sonrasında Esad rejiminin ayakta


kalmasını sağlayan iki saç ayağıyla; Rusya ve İran’la yakınlaşmıştır. Şüphesiz bu süreç, gerek artan IŞİD ve PKK saldırıları, gerekse milyonlarca mülteci akını nedeniyle Türkiye açısından fazlasıyla yıpratıcı olmuştur. Bununla birlikte Türkiye’nin milyonlarca yerinden edilmiş insana kapılarını açması, uluslararası sistemde eşi benzeri görülmemiş bir fedakârlıktır.

Türkiye’nin Suriye’ye Yönelik Askerî Operasyonları

Türkiye’nin Suriye sınırları içerisinde yaptığı operasyonların üç amacından bahsedilebilir. 1)IŞİD ve PKK’nın saldırılarını sınırdan uzak tutmaya çalışmaktır. 2) Suriye’nin kuzeyinde olası bir YPG/PYD yapılanması ve Kürt devletinin önüne geçmektir. 3) Suriye’de rejimin sert tutumu karşısında ezilen halka güvenli bir bölge yaratabilme, gelecekte ise Türkiye’de bulunan sığınmacıların bu güvenli bölgeye geri dönebilmelerini sağlamaktır. Bu operasyonlar şunlardır:

• Şah Fırat Operasyonu • Fırat Kalkanı Harekatı • Zeytin Dalı Harekatı • Barış Pınarı Harekatı • Bahar Kalkanı Harekatı

Türkiye-İran İlişkileri

Türkiye, 1 Nisan 2012’de Suriye’nin Dostları Toplantısı düzenlemiştir. İran’ın davet edilmediği toplantıda dikkati çeken husus, Türkiye’nin Suudi Arabistan, Katar ve BAE gibi İran’ın mezhepsel rekabet içinde olduğu Sünni ülkelerle birlikte hareket etmesi olmuştur. İran, misilleme olarak 9 Ağustos 2012 tarihinde Alternatif Suriye Toplantısı düzenlemiş ve Türkiye’yi davet etmemiştir. Türkiye, Suriye içi bir dizi operasyon sürecine girerken, bir yandan da Rusya ve İran’la ortak hareket etme kararı almıştır. Bu vesileyle Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rus ve İranlı mevkidaşları Sergey Lavrov ve Cevad Zarif’le, 20 Aralık 2016 tarihinde Moskova’da bir araya gelmiştir. Türkiye’nin İran ve Rusya ile görüştüğü ikinci zirve, Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenmiştir. İki ülke arasında son döneme yansıyan bir diğer çatışma ekseni de Azerbaycan-Ermenistan Savaşı’nda görülmüştür.

Türkiye-İsrail İlişkileri

Türkiye-İsrail ilişkileri, 2009 yılından itibaren çeşitli krizlerin de etkisiyle karşı konulamaz bir kötüleşme sürecine girmiştir. Bu kötüleşmeye paralel olarak ise Türkiye, Filistinle ilişkilerini geliştirmeye devam etmiştir. Zira 2012 yılında Filistin’in BM gözlemci üyesi olması için diplomatik çaba harcayan Türkiye, Filistin’in “üye olmayan gözlemci devlet” statüsü elde etmesine yardımcı olmuştur.

Türkiye-Körfez Ülkeleri İlişkileri

AK Parti’nin ilk döneminde Türkiye, Körfez ülkeleriyle esasında ticaret ve dindaşlık zemininde olumlu ilişkiler kurmuş ve bu ilişkileri geliştirmiştir. Fakat daha önce de sıklıkla değindiğimiz Arap Baharı sonrası değişen

konjonktür, Türkiye ve Körfez ülkeleri arasındaki bağları giderek gevşetmiştir.

Türkiye-Suudi Arabistan İlişkileri

Arap Baharı, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin tam anlamıyla karşı kutuplarda yer almak bir yana dursun, tam tersine, birçok meselede ortak paydada buluşabildikleri bir atmosfer yaratmıştı. Sisi darbesi Katar ve Türkiye’nin, esasında Körfez ülkelerinin geri kalanıyla ayrışmaya başladığı ilk olay olarak nitelendirilebilir. Suudi Arabistan’la ilişkilerde fay hattı yaratan bir diğer olay, Kaddafi sonrası Libya’nın geleceği olmuştur. Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde kopma noktası olarak gösterilebilecek en büyük kriz, 2018 yılının Ekim ayında yaşanmıştır. 2 Ekim 2018 tarihinde Suudi muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul Başkonsolosluğundaki fazlasıyla şüpheli ölümüyle birlikte başlayan süreç, iki ülke arasında karşılıklı suçlamaları beraberinde getirmiştir.

Türkiye-BAE İlişkileri

15 Temmuz 2016 tarihinde Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü de iki ülke arasında siyasi gerilime neden olmuştur. Türkiye tarafı BAE’nin, tıpkı Sisi darbesinde olduğu gibi FETÖ’ye destek olmakla suçlamış, 2020 yılında Prens Muhammed Bin Zayed’in danışmanlarından Muhammed Dahlan için darbe girişimini finanse ettiği gerekçesiyle kırmızı bülten çıkartılması talebinde bulunmuştur. Bu suçlamalar BAE cephesi tarafından reddedilmiştir. İlişkilerin bozulduğu bir diğer olay ise ilerde değineceğimiz “Katar’a Ambargo” meselesidir.

İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords): ABD Başkanı Donald Trump’ın arabulucuğunda 13 Ağustos 2020 yılında imzalanan ve BAE ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesini öngören anlaşmadır.

Türkiye-Katar İlişkileri

2013 yılında Sisi tarafından Müslüman Kardeşler’e ve lider Mursi’ye yönelik gerçekleştirilen darbe sonrası Türkiye ve Katar, Mısır’ı eleştirmiştir. Bu gelişme sonrası Katar, Müslüman Kardeşler için barınma noktası haline gelecektir. Körfez ülkeleriyle arasındaki ilişkilerin kopmasıyla birlikte bölgesinde dışlanan Katar, Türkiye’yle ilişkilerini geliştirmeye devam edecektir.

Ünite 4 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç