AÖF Soru Bankası
ULİ403U · Ünite 2

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası (1923-1938)

Türk Dış Politikası I dersi, ünite 2 özeti

ULİ403U-TÜRK DIŞ POLİTİKASI I

Ünite 2: Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası (1923-1938)

Giriş

Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde gerçekleştirilen devrimlerle toplum ve devlet hayatı laik ve milliyetçi değerlerle dönüştürüldü. Cumhuriyet’in mimarının dış politika ilkeleri, dünya görüşüyle uyumludur. Bağımsızlık, ulus egemenliği ve çağdaşlaşma izlenen dış politikayı da biçimlendirdi.

Uluslararası ve Ulusal Ortam

Uluslararası Ortam

Sovyetler Birliği’nde, Stalin dönemi ile birlikte “tek ülkede sosyalizm” programı hayata geçirilmek istendi. Mussolini’nin liderlik yaptığı İtalyan faşistleri 1922’de gerçekleştirdikleri ünlü “Roma Yürüyüşü” ile iktidara gelmeyi başardılar. Siyasal çalkantılarla boğuşan dünya, 1929’da “Büyük Buhran”la derin bir ekonomik kriz içerisi- ne girdi. Totaliter rejimler bu ortamdan beslenerek daha da güçlendi. Bunun en açık örneklerinden biri 1933 yılında Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesidir.

İtilaf devletleri temsilcileri, barışı korumanın ve anlaşmazlıkların diplomasi yoluyla çözümü için bir örgütün kurulması gerektiği fikrinde uzlaştı. Buna göre 28 Nisan 1919 yılında Paris’te “Milletler Cemiyeti” adıyla bir örgüt kuruldu. Örgütün, uluslararası diplomaside iş birliği süreçlerini yönetmek, barış ve güvenliği sağlamak, savaşın devletlerarası anlaşmazlıklarda bir başvuru kaynağı olmasının önüne geçmek gibi idealist görevleri vardı.

1 Aralık 1925 tarihlerinde Londra’da imzalanan Locarno Antlaşmaları; Almanya, Belçika, Fransa ve İngiltere ve İtalya arasında karşılıklı güvence ve yükümlülükler ön görürken; Fransa-Almanya ve Almanya-Belçika sınırlarını da belirlemişti. Ayrıca bu dönemde Türkiye ve Sovyetler Birliği 1929 yılında Litvinov Protokolü’ne de imza attılar.

Almanya’da Nazi Partisi, 6 Kasım 1932’de yapılan seçim- lerde büyük bir başarı elde etti. Hitler, 1934 yılında Cumhurbaşkanı Hindenburg’un ölümü üzerine kendini “Führer” olarak ilan etti ve hem cumhurbaşkanlığı hem de başbakanlık makamlarını üzerine aldı. Almanları tek bir devlet çatısı altında toplamayı ve Doğu’da bir “yaşam alanı” meydana getirmeyi hedef olarak belirleyen Hitler, Versailles Antlaşması’nın sınırlayıcı hükümlerini ortadan kaldırarak Avrupa siyasal sistemine ve mevcut statükoya büyük bir darbe vurdu.

İtalya, mevcut statükodan memnun olmadığı için Almanya ile birlikte revizyonist devletlerden biri oldu. 1922’de başbakanlığa getirilen Faşist Parti lideri Mussolini, totaliter rejimi tüm kurum ve kuruluşlarıyla inşa etti. İlk iş, demokratik kurumları ortadan kaldıran Mussolini, faşist parti dışındaki bütün partileri, sendikaları ve faşist parti ile ilgisi olmayan kuruluşları kapattı.

Revizyonist devletlerden biri de Japonya idi. Bu ülke uzun yıllar takip ettiği militarist modernleşme sonucunda askeri gücünü bir hayli geliştirmişti. Almanya ve İtalya’nın Avrupa’da yaptığı revizyonist hamlelerin bir benzerini

Uzakdoğu’da gerçekleştirmek isteyen Japonya, “Asya Asyalılarındır” sloganı ile Çin üzerindeki Batı etkisini engellemeye çalıştı. 1937 yılında ise Çin’e saldırarak Uzakdoğu’da savaşın fitilini ateşledi. Sovyetler Birliği’nde de iki savaş arası dönemde Stalin’in uygulamalarıyla totaliter bir rejim inşa edilmekteydi.

Ulusal Ortam

Cumhuriyet’in ilanına giden süreçte Yeni Devletin uluslararası tanınırlığını sağlayan Lozan Barış Antlaşması, Birinci Dünya Savaşı sonunda diğer (yenilen devletler) devletlerle imzalanan barış antlaşmalarından oldukça farklıydı. Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle birlikte rejim sorunu ortadan kaldırılmış ve belirsizlikler giderilmişti. Çağdaş devletin inşasında birinci öncelik, inkılapların gerçekleşmesini sağlayacak ve ulusal egemenliğin yerine getirilmesine önderlik edecek kurumların oluşturulmasıydı.

Türkiye Cumhuriyeti’nde kurulmaya çalışılan yeni rejim, 1930’larda pekişti. Özellikle 1929 Dünya ekonomik buhranı ve değişen uluslararası konjonktür, rejimi, otoriter ve devletçi bir görünüme soktu. Ancak Türkiye’nin sahip olduğu siyasi yapının nitelikleri, İtalya, Sovyetler Birliği ve Almanya gibi ülkelerde ortaya çıkan faşist ve totaliter liderliklerden çok farklıydı. Bu dönemde benimsenen milliyetçilik ve ortaya konulan dış politika ilkeleri, ulusal sınırları aşmayan, pan-milliyetçiliğe izin vermeyen, gerçekçi ve barışçıl bir anlayış üzerine inşa edilmişti.

Ülkede karşılaşılan en önemli sorun ekonomikti. 17 Şubat- 4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de İktisat Kongresi toplandı. Kongre sonunda ekonomik bağımsızlığı ve kalkınmayı içeren “Misak-ı İktisadi” açıklandı. Bu belgede liberal iktisat ilkelerine de yer verilmişti. Temel koşul Türkiye’nin bağımsızlığına zarar verilmemesiydi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış Politikasının Temel Nitelikleri

Dış Politikada Temel Hedefler

Dış politikada ortaya konulan temel hedefleri şöyle sıralamak mümkündür:

• Egemenlik ve eşitlik ilkesine dayalı ilişkiler • Antlaşmalara ve hukuka saygı • Uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü • İttifaklara katılmama • Uluslararası örgütlere karşı izlenen çekimser politika • Mevcut dengeleri gözetme • Çağdaşlaşma ve demokratikleşme

1923-1930 Yılları Arasında Dış Politika

Batılı Devletlerle Karşılaşılan İlk Sorunlar

Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının ardından Millî Mücadele önderlerinin ilk girişimi, 13 Ekim 1923’de Ankara’nın başkent yapılmasıdır. Türkiye Devleti’nin yeni başkentinin Ankara olması Müttefiklerin özellikle de İngilizlerin büyük tepkisini çekti. İngiltere’nin tepkisine


katılan Fransa ve İtalya da, başkentin Ankara’ya naklinde ısrarcı olunması halinde büyükelçi yerine ortaelçi göndereceklerini ilan ettiler.

Türkiye-İngiltere İlişkileri

Türk-İngiliz ilişkilerinin en hararetli konusu, Lozan Barış Antlaşması’ndan arta kalan Musul Sorunu’ydu. Komisyon hazırladığı raporunu, 16 Temmuz 1925’te Milletler Cemiyeti Meclisi’ne sundu. Rapor temel olarak Türkiye- Irak sınırının “Brüksel Hattı” olarak kalıcı olmasını, Musul halkının iktisadi açıdan daha çok Irak ve Suriye ile ilişkide olduğunu, Irak’a katılma konusunda halkın bir isteğinin olmadığını fakat Türkiye’ye katılım konusunda da “heyecan” duymadığını içermekteydi. Komisyon, raporunda, coğrafi ve etnisite açısından Irak’ın verdiği istatistikleri geçerli saymıştı. Sonuç olarak Komisyon, Brüksel Hattı’nın güneyindeki arazinin Irak’a bırakılmasını kararlaştırdı.

Türkiye-Fransa İlişkileri

Fransa, Osmanlı Dönemi’nde elde ettiği ekonomik ve kültürel ayrıcalıkları kaybetmemeyi ana politikası haline getirmiştir. Türk Hükümeti, bir Fransız şirketi tarafından işletilen Adana-Mersin Demiryolu Hattı ve tesislerini millileştirmek istediğinde, Fransız Hükümeti’nin tepkisiyle karşılaştı. Ancak iki devlet arasında Ocak-Haziran 1929 tarihlerinde yapılan görüşmelerde Türkiye amacına ulaştı.

Türkiye’nin milli eğitimi inşa etme kararına İngilizler gibi Fransızlar da karşı çıktı. Fakat Türkiye’nin bu konuya bir iç mesele olarak bakması ve milli eğitimin, Cumhuriyet rejiminin, toplumda yerleştirilmesinin önemli bir gereği olarak görülmesi, sorunun diplomatik bir sorun olarak büyümesine yol açtı.

Türkiye-Fransa arasındaki en önemli sorun hiç kuşkusuz Fransa’nın mandası altında bulunan Suriye ile Türkiye arasındaki sınır hattı sorunuydu. “Türkiye ve Fransa Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi” isimli belge, Türkiye-Suriye sınırını, Ankara Antlaşması’nda üzerinde uzlaşılan hattı temel alarak detaylandırmıştı.

Türkiye-İtalya İlişkileri

Milli Mücadele döneminde Yunanistan ve diğer İtilaf Devletleri ile yaşadığı çıkar çatışması nedeniyle Ankara Hükümeti ile iyi ilişkiler geliştiren ilk büyük Batılı devlet, İtalya olmuştu. 1922 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı toplumsal ve ekonomik çöküntü, Faşist Lider Mussolini’yi iktidara taşımıştı. İtalya’daki bu iktidar değişikliği ve bu faşist iktidarın Türkiye üzerine emellerini gizlememesi, Türk-İtalyan ilişkilerinin gerginleşmesinin neden oldu. Türkiye’nin Musul sorununu “kendi aleyhinde de olsa bir şekilde” çözmesi, İngiltere ile ilişkilerini düzeltmesi, Türk-İtalyan ilişkilerine de yansıdı. İki ülke arasındaki ilişkilerde göreli bir iyileşme yaşandı. Bunun etkisiyle İtalya, Akdeniz bölgesinde Türkiye ve Yunanistan’ın da dahil olduğu bir ittifak sistemi kurmak istedi. 30 Mayıs 1928 tarihinde Roma’da Türkiye ve İtalya arasında “Tarafsızlık, Uzlaşma ve Yargısal Çözüm Antlaşması” imzalanmıştır.

Türkiye-Yunanistan İlişkileri

Türkiye ve Yunanistan, 1923’ten sonra özellikle iki sorun nedeniyle karşı karşıya gelmiştir. Bunlar nüfus mübadelesi ve Patrikhane idi. 30 Ocak 1923’te “Yunan ve Türk Halkla- rının Mübadelesine İlişkin Sözleşme” imzalanmıştı. Sözleşme Yunanistan’da bulunan Müslüman (Türk) azınlıklar ile Türkiye’de bulunan Rumların mübadelesini kapsıyordu. Sözleşme gereğince kurulan Karma Komisyonun çalışmalarına başlamasını takip eden bir yıllık süreç içerisinde bir kısım Rum ve Müslüman-Türk halkı mübadeleye tabii tutulmuştu.

Yunanistan, Batı Trakya’da bulunan Müslüman-Türk halkın mallarına el koyarak bu bölgeye Türkiye’den gelen Rumları yerleştirmişti. Türkiye ise “mütekabiliyet” esası gereği aynı uygulamayı İstanbul’daki Rumlar için gerçekleştirdi. Bu karşılıklı yaptırımlar ve Patrikhane sorunu iki ülkeyi yeniden bir savaşın eşiğine getirmişti. İki ülke ortamı yumuşatmak ve sorunu çözmek amacıyla 21 Haziran 1925’te Ankara Antlaşması’nı imzaladı.

Türkiye-Sovyetler Birliği İlişkileri

1925 Türk-Sovyet Antlaşması’ndan sonra iki ülke arasındaki siyasi ilişkiler geliştirilmiş fakat ticari ve iktisadi alanda Türkiye’nin istediği düzeye çıkarılamamıştı. Bu nedenle 1925 Türk-Sovyet Antlaşması ile iki devlet arasında yakalanan olumlu havanın daha da ileriye götürülerek diğer alanlarda da geliştirilmesine çalışıldı.

Ocak 1927’de ticaret antlaşması konusunda devam eden görüşmeler iki noktada tıkanmıştı. Birincisi; Sovyetler Birliği’nin bazı Türk mallarını ithal etmek istememesi; ikincisi ise Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nin Anadolu’nun bazı önemli şehirlerinde açmak istediği ticari temsilciliklere soğuk yaklaşmasıydı. İki konuda uzun süren görüşmeler sonucunda uzlaşma sağlandı ve 11 Mart 1927 tarihinde “Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması” imzalandı.

Türkiye-Almanya İlişkileri

1918-1923 yılları arasında iki ülke arasında kayda değer bir ilişki kurulamadı. 1924 yılının ilk aylarında iki ülke arasında başlayan görüşmeler, 3 Mart 1924’te Türk-Alman Dostluk Antlaşması ile noktalandı.

Türkiye-Almanya ilişkilerinin en önemli yönlerinden biri askeri alanda gerçekleşti. Versailles Antlaşması nedeniyle silahsızlandırılan Alman ordusunda görevli deneyimli subaylar işsiz kalmıştı. Bu subaylardan bir kısmı Türk ordusunda sözleşmeli olarak görevlendirildi. Bazı Türk subayları da askeri eğitim almak için Almanya’ya gönderildi.

Türkiye-ABD İlişkileri

Milli Mücadele döneminde durağan bir görünüm arz eden Türk-ABD ilişkileri, Lozan Barış Konferansı sırasında yeni bir boyut kazandı. Osmanlı Devleti ile savaş halinde bulunmadığı için konferansa gözlemci olarak katılan ABD, kendisini ilgilendiren birçok konuda görüş beyan etmekten ve ilkelerini ortaya koymaktan çekinmemişti. Bu hedef ya da ilkelerden en önemlisi “Açık Kapı” ilkesi; diğeri ise


Türkiye’de bulunan Amerikan okullarıydı. ABD, Lozan Barış Konferansı’nda Boğazların tüm ülkelerin ticaret ve savaş gemilerine açık tutulmasını, Türkiye’de bulunan yabancı okulların ve hayır kurumlarının özerk statülerinin devam ettirilmesi gereğini belirtti. ABD’nin bu istekleri, Türkiye’nin tepkisine neden oldu ve ilişkileri soğuttu. Lozan Konferansı sona erdikten sonra ilişkilerde yumuşama dönemi başladı. 6 Ağustos 1923’te, taraflar, Lozan Barış Antlaşması’nı kabul ettiklerini bildiren “Genel Antlaşma” ya imza koyarak normalleşme dönemine girdiler. Bu “Genel Antlaşma”, “Türk-Amerikan Lozan Antlaşması” olarak da adlandırılmaktadır.

Türkiye-Ortadoğu İlişkileri

Musul sorunu sırasında İran ve Türkiye sınırı hattındaki aşiretlerin asayiş sorunu ve 1924 yılında Türkiye’de halifeliğin kaldırılmasının İran ulemasının tepki göstermesi Türk-İran ilişkilerinin hızlı bir şekilde gelişmesine engel oldu. Türk modernleşmesini kendilerine örnek alan İranlı aydınlar ve Şah’ın tutumu ilişkileri olumlu etkiledi. Bu yakınlık ilk meyvesini 22 Nisan 1926’da Tahran’da “Türkiye-İran Dostluk ve Güvenlik Antlaşması”nı imzalan- masıyla verdi.

Türkiye ve Afganistan arasındaki dostluk ilişkisi, Milli Mücadele yıllarında başlamıştı. 1 Mart 1921’de de ilk resmi antlaşma iki ülke arasında Moskova’da imzalandı. Türk modernleşmesi fikrinin Afganistan liderleri arasında kabul görmesini sağlamış Tarzî’nin modernleşme alanındaki girişimleriyle başlayan süreç, Türkiye’nin sağlık, eğitim, hukuk ve askeri alanlarda Afganistan’a destek vermesiyle sürekli gelişti.

1930-1938 Yılları Arasında Dış Politika

Türkiye-İngiltere İlişkileri

Avrupa’da revizyonist ülkelerin saldırgan politikaları hem İngiltere’yi hem de Fransa’yı Türkiye’ye yakınlaştırdı. İngiltere’nin Türkiye’ye yakınlaşmasına neden olan iki faktör bulunmaktaydı. Bunlardan biri Türkiye’nin 1930’da Yunanistan ile yaptığı antlaşmanın İngiltere tarafından oldukça olumlu karşılanması; ikincisi ise Sovyetler Birliği’nin İngiltere ve Fransa ile işbirliği arayışında olmasıydı. Türk-İngiliz ilişkilerinde doğrudan işbirliğini gösteren bir diğer önemli adım, Akdeniz Paktı ile ortaya çıktı. 12 Mayıs 1939’da Ankara’da imzalanan Türk-İngiliz Deklarasyonu, iki ülkenin aktif müttefikliğe geçişinin önemli bir adımını oluşturmuştur.

Türkiye-Fransa İlişkileri

1926’dan Türk-Fransız ilişkilerinde olumlu gelişmeler 1930’lu yılların ortasında temel gündem maddesi olan Hatay (Sancak) sorunu gündeme gelinceye kadar sürmüştür. Sancak konusunda uzlaşma sağlanamayacağı anlaşılınca Fransa ve Türkiye sorunun çözümü için Milletler Cemiyeti’ne başvurdu. Sandler raporu ile Türkiye, diplomatik başarı elde etmiş ve Sancak’ın Suriye’den ayrı bir siyasal varlık olarak yeniden yapılandırılmasını sağlamıştı. 23 Haziran 1939 tarihinde Fransa, Hatay’ın Türkiye’ye ilhakına onay vermiş; aynı gün de Hatay Meclisi, Türkiye’ye

ilhak kararı almıştı. TBMM ise 7 Temmuz 1939’da Hatay’ın Türkiye’ye ilhakını onayladı.

Türkiye-İtalya İlişkileri

Mussolini döneminde İtalya, İngiltere ve Fransa karşısında müttefik arayışına girmiş ve Şubat 1935’te Akdeniz’de Yunanistan ve Türkiye’ye ittifak önerisinde bulunmuştu. İtalya’nın Ekim 1935’te Habeşistan’ı işgal etmesinden sonra Milletler Cemiyeti’nin İtalya’ya yaptırım uygulaması Türkiye tarafından da desteklendi. İtalya, Türkiye’nin yaptırım kararının ardından Montrö Boğazlar Konferansı’na katılmamış ve ortaya çıkan belgeyi de imzalamamıştı. Kısa bir süre sonra Boğazları en çok kullanan devletlerden biri olarak İtalya 2 Mayıs 1938’de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni imzaladı.

Türkiye-Yunanistan İlişkileri

27-31 Ekim 1930’da Venizelos’un Türkiye ziyareti sırasında siyasal, askeri ve ekonomik konuları kapsayan üç antlaşma imzalandı. (30 Ekim 1930) Bunlar; “Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaşma ve Hakemlik Antlaşması; Deniz Kuvvetlerinin Sınırlandırılmasına İlişkin Protokol; İkâmet, Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması” idi. 14 Eylül 1933’de iki ülke Başbakanları İsmet İnönü ve Çaldaris, Ankara’da “Türkiye ile Yunanistan arasında Samimi Anlaşma Belgesi” ne imza attı.

Balkan Antantı

Birinci Dünya Savaşı sonrasında bazı ülkeler barışın sağlanması konusunda Milletler Cemiyeti ile yetinmemiş, bölgesel düzeyde ittifakların güçlendirilmesi için harekete geçmişlerdi. Söz konusu bu yaklaşım doğrultusunda Balkan ülkeleri, revizyonist Almanya ve İtalya’ya karşı bir ittifak kurulmasını gündeme getirmişlerdir. Balkan devletleri arasında bir dizi konferans düzenlenmesi öngörülmüştü. Bu konferanslardan ilki 5 Ekim 1930’da Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 6 Balkan ülkesinin (Yugoslavya, Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan) katılımıyla Atina’da gerçekleştirildi. Bu konferansta;

1- Balkan devletleri arasında her yıl dışişleri bakanları düzeyinde bir toplantı yapılmasına; 2- Savaşın yasaklanması, anlaşmazlıkların barışçı yoldan çözülmesine ve karşılıklı yardımlaşmayı içeren bir Balkan Paktı’nın hazırlanmasına; 3- Balkan milletleri arasında ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal alanlarda yakınlaşma sağlanarak Balkan birliğinin kurulması amacını taşıyacak adımların atılmasına

karar verildi.

Türkiye-Sovyetler Birliği İlişkileri

1932 yılında Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne girmesiyle Sovyetler Birliği ile ilişkilerinde “denge” politikası izlediği görülmektedir. İki ülke arasındaki olumlu ilişkiler, Türkiye’nin Lozan’da kabul edilen Boğazlar Sözleşmesi’ni kendi lehine değiştirmeye yönelik çaba içerisine girmesi ve Montrö Boğazlar Konferansı sırasında Sovyetler Birliği’nin tezini savunmaması nedeniyle açılmaya başladı.


Türkiye-ABD İlişkileri

1929 yılı Türkiye-ABD ilişkileri için önemli bir dönüm noktasıdır. Türkiye’nin 1929’da Sovyetler Birliği ile 1925 Antlaşması’nın süresini uzatan bir protokole imza atması, ABD’yi rahatsız etmiştir. 1930’lu yılların başında Türk- ABD ilişkilerinde ortaya çıkan diğer bir sorun ise Türkiye’de ekilen afyon ve Türkiye üzerinden yapıldığı iddia edilen afyon kaçakçılığıydı. Roosevelt’in 1933’de ABD Başkanı olması iki ülke ilişkilerine olumlu etki yapmıştır.

Türkiye-Almanya İlişkileri

Bu dönemde Türk-Alman ilişkilerine Nazilerin 1933’te iktidara gelmeleri ve bu iktidarın dış politika ilkelerinde yaptıkları değişiklikler damga vurdu. Bu değişiklik iki ülkeyi siyasal anlamda birbirinden uzaklaştıran gelişmelere neden olmuştu. Almanya, kendisine ve Sovyetler Birliği’ne karşı oluşturulan bir Boğazlar rejiminin Türkiye’yi İngiltere’ye “fazla” yakınlaştıracağından endişe ediyordu. Siyasal ve dış politika alanında gerekli uzlaşmalar sağlanamamış olsa da Türkiye, Almanya ile ekonomik işbirliğini her geçen gün geliştiriyordu. Almanya, ekonomik ilişkilerin yanı sıra, Türkiye ile olan siyasal ilişkilerini bir ittifaka dönüştürme çabalarını sürdürmekten vazgeçmemiştir.

Türkiye-Ortadoğu İlişkileri

İran ile ilişkiler 1932 yılına kadar sınır sorunları ve güvenliği nedeniyle zaman zaman gergin bir ortamda sürdürüldü. 23 Ocak 1932’de Tahran’da imzalanan iki antlaşma; sınır sorununun çözümü, hukuki alanlarda işbirliği yapma ve Türkiye-İran sınırının son durumunu belirleme gibi konuları kapsamıştır. Aynı yılın 5 Kasım’ın- da “Türkiye-İran Dostluk Antlaşması” ve “Güvenlik, Tarafsızlık ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması” imzalanarak Türkiye-İran ilişkileri oldukça iyi bir seviyeye getirilmiştir. 1932 yılında iki ülke arasında büyük tartışmalara neden olan sınır güvenliği sorunu çözüldükten sonra ilişkiler “altın yıllarını” yaşamıştır.

Afganistan Kralı Amanullah Han, 1928 yılında gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinin ardından ülkesinde ortaya çıkan karışıklıklar nedeniyle yönetimden uzaklaştırılmıştı. Kısa bir süre sonra iktidarı ele geçiren Nadir Şah’ın oğlu Zahir Şah döneminde Türkiye-Afganistan ilişkilerinde yeniden istikrar sağlanmış ve sınır dışı edilen Türk personel yeniden ülkeye davet edilmişti. Afganistan, İran ile yaşadığı sınır anlaşmazlığında Türkiye’nin hakem olmasını talep etmiş ve Fahrettin Paşa’nın (Altay) başkanlığındaki bir heyetin hakemliği ile iki ülke arasındaki sınır sorunu 1934 yılında çözüme kavuşturuldu.

Sadabat Paktı

İran, Irak ve Afganistan’ın yer aldığı ve Türkiye’nin inşa edilmesinde büyük rol oynadığı Sadabat Paktı, kuruluş amacı itibariyle bir saldırmazlık ve dostluk antlaşmasıydı. Paktın oluşturulmasında üç önemli neden vardı. Bunlar; İtalya’nın yayılmacı siyaseti, Pakt’a taraf olan ülkeler

arasında sınır sorunlarının kalıcı bir biçimde çözülmesi is- teği ve Pakt’ta yer alacak ülkelerin bağımsızlık ve egemenliklerinin teyit edilmesi gereği. Pakt’ta taraf olan devletlerin birbirleriyle sınır sorunları bulunuyordu. Hem Afganistan hem Irak hem de İran’ın birbirleriyle sınır sorunları vardı. Ayrıca üç ülke arasında etnik ve dini azınlıklar konusundaki tartışmaları sona erdirmek niyeti de bulunuyordu. İran’ın etkisi kırılmak isteniyordu. İkinci neden siyasal içerikliydi. Kısa süre önce bağımsızlıklarını kazanan kurucu devletler, tam bağımsızlık vurgusunun uluslararası bir örgütle pekiştirilmesini önemsemişlerdi. Sadabat Paktı, kısa bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı’nın çıkması ve İran topraklarının Sovyetler Birliği ve İngiltere’nin işgaline uğraması sonucu işlevini yitirdi.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi

Türkiye, ilk kez Londra’da 1933 yılında düzenlenen silahsızlanma konferansı sırasında Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin Boğaz kıyılarını ve Marmara’daki adaları silahsızlandıran kısıtlamalarının kaldırılmasını talep etti. Kasım 1935’te Milletler Cemiyeti’ndeki toplantılar sıra- sında isteğini yineleyen Türkiye, bu kez olumlu bir hava yaratmayı başardı. Bunun üzerine 10 Nisan 1936’da Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin taraf devletlerine bir nota gönderdi. Türkiye notasında, Boğazlar konusunda yeni bir rejimin saptanması için uluslararası bir konferansın toplanmasını talep etti.

Montrö Boğazlar Konferansı, İtalya hariç Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne taraf olan bütün devletlerin katılmasıyla 22 Haziran 1936’da toplandı. Türkiye’nin Konferans’a sundu- ğu tasarıda ticaret gemilerinin boğazlardan geçişi Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nde yer alan kurallarla benzerdi, serbest geçiş söz konusuydu. Savaş gemileri konusunda ise Lozan’dan farklı olarak Karadeniz’e kıyısı bulunmayan devletlere yönelik kısıtlamalar getiriyordu. Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerinin toplam tonajını ve denizde kalış sürelerini sınırlandırıyordu.

Montrö Boğazlar Konferansı, 20 Temmuz 1936’de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanmasıyla son buldu. Montrö Boğazlar Sözleşmesine imza atan devletler, Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne imza atan (İtalya hariç) devletlerdi. İtalya 1938 yılında sözleşmeye katılmıştır. Sözleşme, 29 Madde, 4 ek ve 1 protokolden meydana gelmiştir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi; ticaret gemilerinin, savaş gemilerinin ve hava araçlarının Boğazlar’dan geçiş şartlarını ayrı ayrı düzenlemiştir. Sözleşme’ye göre ticaret ve savaş gemilerine Boğazlar’dan geçişte uygulanacak kurallar, zamana ve “duruma” göre farklılıklar içermektedir. Bunlar; barış zamanı; savaş zamanı (Türkiye savaşın tarafı veya tarafsız diye ikiye ayrılır); Türkiye kendini çok yakın bir savaş tehdidi altında hissetmesi durumlarıdır. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin birinci maddesinde vurgulanan husus oldukça önemlidir. Nitekim bu maddede; “tarafların Boğazlar’da denizden geçiş ve gidiş-geliş özgürlüğü ilkesini kabul ederler ve doğrularlar” biçimindedir. Böylece Boğazlar’dan “serbest geçiş” rejimi ilkesi kabul edilmiştir.

Ünite 2 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç