AÖF Soru Bankası
ULİ403U · Ünite 1

Kurtuluş Savaşı Dönemi Türk Dış Politikası ve Lozan

Türk Dış Politikası I dersi, ünite 1 özeti

ULİ403U-TÜRK DIŞ POLİTİKASI I

Ünite 1: Kurtuluş Savaşı Dönemi Türk Dış Politikası ve Lozan

Giriş

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’na girmekle 600 yıllık tarihi boyunca ilk kez “topyekün bir savaş”ın tahribatını her yönüyle yaşamak zorunda kaldı. Osmanlı yöneticilerinin alınan ağır yenilgi sonucu 30 Ekim 1918’de imzaladıkları Mondros Ateşkes Antlaşması, devletin egemenliğini tartışmalı hale getirmiş ve en önemlisi de devletin siyasi olarak tükendiğini tescil etmişti.

Düvel-i Muazzama denilen Avrupalı Büyük Devletler, “Şark Meselesi” adı altında paylaşmak istedikleri Osmanlı Devleti’ni Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan hemen sonra işgal etmeye başladı. İtilaf Devletleri arasında yer alan Fransa, İngiltere ve İtalya’nın Birinci Dünya Savaşı sırasında aralarında imzaladıkları gizli antlaşmalar işgallere önemli bir yön vermişti. Ateşkes ilk günlerde, Padişah Vahdettin ve Ahmet İzzet Paşa Hükümeti’nden başlayarak basında ve ülke genelinde olumlu bulundu. Ateşkes metnine şüpheyle bakan birkaç komutan mevcuttu ve bunlardan biri Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal Paşa’ydı. İstanbul’da yayınlanan Vakit ve Zaman gazetelerine verdiği demeçte Mondros Ateşkes Antlaşması’nın Bulgaristan’la yapılan ateşkesten daha ağır olduğunu belirtti ve 7. maddeye dikkat çekti. Maiyetindeki komutanlara Ateşkes Antlaşması’nda açıklık olmadığı uyarısını yaptı. Gerçekten de birkaç gün sonra ülkenin dört bir köşesi işgallere uğramaya başladı. 1918-1922 arasında çöken imparatorluktan yeni bir devletin kurulması için mücadeleye girişilecektir.

Uluslararası ve Ulusal Ortam

Uluslararası Ortam

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 18 Ocak 1919’da Paris’te toplanan barış konferansı, 1814-1815’teki Viyana Kongresi’nden bu yana en kapsamlı ve iddialı organizasyon olarak tanımlanır. Paris Barış Konferansı’na 32 devlet katıldı, savaşta yenilen Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğu dışlandı. Rusya ise 1917’de gerçekleşen Bolşevik Devrimi nedeniyle davet edilmedi. Konferans’ta 32 devlet eşit hak ve ağırlığa sahip değildi. Hiyerarşik olarak en tepede “Onlar Konseyi” vardı. Onlar Konseyi’nde beş ülkenin (ABD, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya) devlet başkanı veya başbakanları ile dışişleri bakanları mevcuttu. Mart 1919’dan itibaren Fransa Başbakanı Georges Clemenceau’nın başkanlığını üstlendiği “Dörtler Konseyi” oluşturuldu.

Başbakan Clemenceau’nun en önemli amacı Almanya’nın bir daha Fransa’ya tehdit olmasını engellemekti ve bu ülkeden acı bir intikam almaktı. İngiltere ise savaştan önce olduğu gibi Avrupa’daki “güç dengesi” konumunu koru- mak niyetindeydi. Hedefi diğer büyük devletlere denk bir imparatorluk kurmaktı. Bu nedenle Paris’te Türkiye’nin güney batısını, İzmir ve çevresini elde etme amacındaydı. ABD Başkanı Wilson ise Konferans’ın “adil bir barışla” sonuçlanması beklentisi vardı. Ulusların “kendi kaderlerini tayin hakkını” savunuyordu. Milletler Cemiyeti’nin kurulması, kolektif güvenliğin ve uluslararası barışın

güvence altına alınması, ABD Başkanı için daha öncelikliydi. Nitekim Konferans’a katılanlar 25 Ocak 1919’da Milletler Cemiyeti’nin kuruluşunu resmen onayladı, 28 Nisan’da Milletler Cemiyeti’nin Misakını kabul etti.

Konferans’ta Almanya sorunu çözüldükten sonra Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’la antlaşmalar yapıldı. Konferans’ın ana amaçlarından biri yeni bir dünya düzeninin kurulmasıydı. Ancak kurulmak istenen yeni dünya düzenine hem yenilen devletler hem de kazananlar safında bulunan bazı devletler şüpheyle baktı. Japonya, Onlar Konseyi’nin Asyalı tek üyesiydi. Fakat zamanla etkisizleştirildi. İtalya ise Paris’te Dörtler Konseyi’nde yer alıp hoşnutsuzluğunu belirgin bir biçimde hissettiren ülkeydi. Bu ülkeye 1915’te İttifak Devletleri aleyhine savaşa girmesi karşılığında gizli Londra Antlaşması’yla geniş topraklar vaat edilmişti. On iki Adalar üzerinde kontrol kurma, Arnavutluk’u himaye etme, Kuzey Dalmaçya ve Trieste liman kenti dahil Avusturya Littoral’i gibi yerler İtalya’ya bırakılmıştı. St. Jean de Maurienne Antlaşması’yla da Antalya, Güney Batı Anadolu, Konya ilinin bir kısmı ve İzmir ile kuzeyi yine bu ülkeye vaad edildi. Savaşa sonradan katılan ve kayıplar vermeyen Yunanistan’ın İngiltere ve ABD’nin desteğiyle İzmir ve çevresini işgal etmesi, İtalya’nın hoşnutsuzluğunu daha da arttırdı.

Uluslararası sistemi etkileyen gelişmelerden biri de 1917’deki Bolşevik Devrimi’ydi. Bolşevizm korkusu kıta Avrupasını sardı, Almanya’dan İspanya’ya kadar birçok ülkede işçi eylemleri baş gösterdi. Her ne kadar devrim tehdidi İngiltere ve Fransa’da diğer ülkelere göre etkisiz olsa da gelişmeler dikkatle izleniyordu. Bolşevik Devrim tehdidinin en yüksek olduğu ülke İtalya’ydı; kırsal kesimde ve şehirlerde zaman zaman şiddete kayan eylemler olmaktaydı. Bolşevik Devrimi, boydan boya işgal edilmiş Anadolu’da, kurtuluş çaresi bulmaya çalışan bazı Türk aydınlarını da etkiledi. Bu yönde dernek ve siyasi partiler kuruldu, -özellikle- basın yoluyla propaganda yapıldı.

Ulusal Ortam

Osmanlı Devleti, Anayasa’nın (Kanun-ı Esasî) 23 Temmuz 1908’de tekrar yürürlüğe konulması ve parlamentonun (Meclis-i Mebusan) açılması sonucu kısa süreli bir bahar yaşamıştı. Ancak süregelen isyanlar (Girit, Yemen, Arnavutluk gibi) ve savaşlar Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırdı.

1918-1922 yılları arasında ikili bir iktidar yapısı söz konusudur. İstanbul’da İtilaf Devletleri’ne teslim olmuş, bu güçlerle uyum içerisinde olan Padişah Vahdettin ve Hükümet bulunurken; Anadolu’da ise kurtuluş ve kuruluşu birlikte planlayan Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) ve arkadaşları yer almaktadır.

Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) Osmanlı Devleti’nin siyasi ömrünün tamamlandığını ilan eden bir görünüme sahipti. Antlaşmada; Boğazların açılması ve buralardaki kalelerin işgal edilmesinin (Madde 1) önünün


açılması, İtilaf Devletleri’nin “kendi güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı” (Madde 7) işgal edebilmesi ve bir karışıklık çıkması halinde “vilâyet-ı sitte” denilen altı vilayetin (Erzurum, Sivas, Mamüratü’l Aziz (Elazığ), Bitlis, Van ve Diyarbakır) herhangi bir bölümünün işgal edilmesi hakkının İtilaf Devletleri’ne tanınması hususları öne çıkmaktadır.

İngiltere, Musul’dan başlayarak Anadolu’nun stratejik noktalarını; Fransa Doğu Trakya’dan Mersin’e birçok demiryolu hattını ve İtalya ise Güneybatı Anadolu ile Anadolu’da birçok kesişme alanını işgal etti. İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Anadolu’nun birçok şehir merkezi aynı şekilde üç İtilaf Devleti’nin işgaline uğradı. Doğu’da Ermeni çetelerinin eylemleri, Batı’da ise Yunanistan’ın İzmir ve çevresini işgale başlaması milli direnişin şiddetini arttırdı.

Padişah Vahdettin, Hükümet, üst düzey ordu bürokrasisinin bir kısmı, bazı aydınlar, askeri bir mücadeleyle ülkenin kurtarılamayacağına inanıyorlardı. Bu siyasi aktörlerin bir kısmı tarafından “sihirli değnek” olarak görülen manda rejiminin kurulabilmesi için ilk olarak 4 Aralık 1918’de Wilson Prensipleri Cemiyeti kuruldu. İngiltere’nin teşviki ve Padişah ile Sadrazam Damat Ferid Paşa’nın desteğiyle kurulan Türkiye’de İngiliz Muhipleri Cemiyeti de manda fikrini gerçekleştirmek isteyen kuruluşlardan biridir.

Britanya İmparatorluğu’nun geleceğinin Türkiye konusunda varılacak çözüme bağlı olduğu belirtmişti. İngiltere yöneticileri için önemli olan Britanya İmparatorluğu’nun güvenliğini sağlamaktı ve elbette Ortadoğu’da durumunu güçlendirmekti. Osmanlı Devleti’ni de savaşa katılmak, Müslüman olmayan halklara kötü davranarak ve savaşın uzamasına neden olmakla suçlamaktaydılar. Fransa ise, Reji ve Düyûn-u Umûmiye gibi kurumlar aracılığıyla ekonomik yapı üzerinde kurduğu nüfuzu sürdürmek amacındaydı. İtalya ise daha önce belirtildiği gibi Doğu Akdeniz’de kontrolü ele geçirmek ve St. Jean de Maurienne Antlaşması’yla kendisine vaad edilenlere sahip olmak arzusundaydı.

Ateşkes Antlaşması hükümleri uyarınca komutanlığını yaptığı Yıldırım Orduları Grup Komutanlığının lağvedilmesi üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a dönen Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da siyasi çalışmalarda bulundu. O’na göre çözüm diplomasi ve halk idaresini temsil eden Meclis-i Mebusan’a dayanmalıydı.

Doğu Karadeniz bölgesinde Türkler ve Rumlar arasında gerginliğin artması ve karşılıklı çete mücadelelerinin yaşanması üzerine İngiliz Amiral Calthorpe İstanbul Hükümeti’ne 21 Nisan 1919’da bir ültimatom verdi. Ültimatomda karışıklığın giderilmemesi halinde bölgenin işgal edileceği belirtilmişti. Bu tehdit üzerine Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa, Samsun yöresine yetkili bir komutanın gönderilmesi kararını aldı. Padişah Vahdettin, “fahri” yaveri Mustafa Kemal Paşa’nın

yeteneklerinin farkındaydı ve O’nu krizi çözmek amacıyla 30 Nisan 1919’da 9. Ordu Müfettişliği’ne tayin etti.

Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan hareket etmeden bir gün önce (15 Mayıs 1919) Yunanistan’ın İzmir’i işgal etmesi ve Ermeni çetelerinin taşkınlıklarını arttırması, Müslüman-Türk toplumunun büyük bir kesiminin milli direnişe destek vermesini tetikledi. Buna paralel olarak Trakya ve Anadolu’nun birçok şehir ve kasabasında geniş katılımlı protesto mitingleri yapıldı, müdâfaa-i hukuk hareketi kademe kademe genişletildi.

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’dan Havza’ya, oradan da 12 Haziran 1919’da Amasya’ya geçti. Kurtuluş mücadelesinin amacını ve stratejisini ortaya koymak amacıyla 21/22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi’ni yayınladı. Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’daki faaliyetleri Padişah’ın ve Hükümet üyelerinin dikkatini çekmiş ve İstanbul’a dönmesi istenmişti. İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal Paşa’nın yanıtını beklemeden, kendisini 9. Ordu Müfettişliği görevinden aldı. Mustafa Kemal Paşa da 8/9 Temmuz 1919’da istifasını vererek sine-i millete döndüğünü açıkladı. Bir sivil olarak milli direnişi örgütleme eylemini Erzurum’da sürdürdü ve Vilâyat-ı Şarkiye Müdâfaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi tarafından organize edilen bölgesel nitelikli kongreye katıldı. Kongre sonrası yayınlanan beyannamede, ülke topraklarının hiçbir neden ve bahane ile birbirinden ve Osmanlı toplumundan ayrılmaz bir bütün olduğu ilan edildi. Kuva-yı Milliye’yi güçlendirmenin ve milli iradeyi egemen kılmanın esas olduğu belirtildi. Erzurum’da alınan kararlar aynı zamanda Misak-ı Milli belgesinin temelini oluşturmuştur. Kongrenin kararları, İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki yüksek komiserliklerine ve ABD Başkanı Wilson’a gönderildi. Wilson İlkelerinin 12. maddesi hatırlatıldı ve Türk halkının işgallere karşı direneceği bildirildi. Bölgesel nitelikli olmakla birlikte Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar, ulusal bir perspektife sahipti.

Sivas Kongresi’nin toplanması (4-11 Eylül 1919), Erzurum’da ilan edilen bölgesel kararların ulusallaşmasını sağladı. Kongre’deki yoğun tartışmaların ardından ABD Kongresi’ne başvurulmasına ve bir inceleme kurulunun istenmesine karar verildi. Aslında ABD, bu esnada Ermeni sorununu yerinde incelemek üzere General Harbord Heyeti adında bir kurulu Türkiye’ye göndermişti. Harbord Heyeti 20 Eylül 1919’da Sivas’a gelerek Mustafa Kemal Paşa ile görüştü.

Heyet-i Temsiliye, ilk andan itibaren bir hükümet gibi çalıştı. Dış politikayı bağımsızlık fikri etrafında şekillendirdi. Heyet-i Temsiliye üyesi ve Milli Mücadele’nin lideri Mustafa Kemal Paşa’nın taktik ve ger- çekçiliğe dayanan dış politika hamlelerinin uluslararası dengeleri gözetici bir niteliğe sahip olduğu söylenebilir. Bazı İngiliz subaylarıyla görüşülmesi bu politikanın yansımasıdır.

Milli Mücadele’de örgütlülüğün genişletilmesi ve İstanbul Hükümeti üzerinde baskı kurulması sonucunda 1919 yılının


son aylarında seçimler yapıldı ve tarihe son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı olarak geçen Meclis toplandı. Bu Meclis’in en önemli özelliği, temel mantığı Amasya, Erzurum ve Sivas günlerinde oluşturulan ve Ankara’da son şekli verilen Misak-ı Milli’yi 28 Ocak 1920’de kabul etmesidir.

Anadolu’daki mücadelenin örgütlülüğünün artması ve iktidarın güçlenmesi üzerine İtilaf Devletleri 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal etti. Meclis-i Mebusan çalışmalarına son vermek zorunda kaldı ve üyelerinin bir kısmı İtilaf Devletleri tarafından tutuklandı.

TBMM’nin Açılması ve Dış Politika

Mustafa Kemal Paşa 19 Mart’ta yayımladığı başka bir genelgede de Ankara’da salahiyet-i fevkaladeye malik (olağanüstü yetkilere sahip) bir meclisin toplanması çağrısında bulundu. Mustafa Kemal Paşa’nın işaret ettiği gibi olağanüstü yetkilere sahip meclis 23 Nisan 1920’de “Büyük Millet Meclisi” adıyla açıldı. Ankara milletvekilliğine seçilmiş olan Mustafa Kemal Paşa 24 Nisan 1920’de Meclis başkanlığına bir önerge vererek, hükümet teşkilatı hakkında görüşlerini açıkladı.

Doğulu Devletlerle İlişkiler

TBMM Hükümeti ile Sovyet Rusya İlişkileri

TBMM Hükümeti ile Sovyet Rusya arasındaki ilişkilerin kurulmasında, Batı emperyalizmine karşı birlikte mücadele etme, iki ülkenin güvenlik sorunu, TBMM’nin Sovyet Rusya’dan iktisadi ve askeri yardım alma isteği, Sovyet lideri Lenin’in dünya ihtilâli düşüncesi (özellikle Asya’da ihtilal doktrini) etkili oldu. Mustafa Kemal Paşa’nın bilgisi haricinde Karakol Cemiyeti ve Uşak Kongresi Temsil He- yeti adına Baha Sait Bey, Bolşeviklerin Kafkasya’daki temsilcileriyle bir antlaşma imzalamıştır. Bu belgede, Avrupa emperyalistlerine karşı birlikte hareket etme ve İslâm dünyasında sömürgeciliğe karşı mücadele başlatılması başta olmak üzere Sovyet lideri Lenin’in Asya ihtilali doktriniyle uyumlu çağrılara/değerlendirmelere yer verildi. Ayrıca Sovyet Rusya yönetimiyle Anadolu’daki direnişle (Heyet-i Temsiliye) karşılıklı taahhütlerde bulunuldu. Sovyetler Rusya ile birlikte Batı’ya karşı bir dayanışma içerisine girildi. Moskova’da bir antlaşma imzalanmamasına rağmen iki taraf arasındaki ilişkilerin sürekli geliştirildiği görülmektedir. İngiltere’nin Kafkasya’daki nüfuzunun azaltılması ve “Kafkas Seddi”nin kaldırılması TBMM Hükümeti ile Sovyet Rusya’nın sınırdaş olmasını sağladı. Türk ve Sovyet Heyetleri, resmi adı “Türkiye-Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması” olan metni 16 Mart 1921’de imzaladı. Moskova Antlaşması’ndan sonra TBMM Hü- kümeti ile Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti arasında bir dostluk antlaşması imzalanması söz konusu oldu.

Türkiye-Afganistan Dostluk Antlaşması

TBMM Hükümeti, Afganistan’la 1 Mart 1921’de Moskova’da “Türkiye-Afganistan Dostluk Antlaşması”nı imzalayarak, bu ülkeye ne denli önem verdiğini gösterdi. Türkiye-Afganistan Dostluk Antlaşması sembolik bir

özelliğe sahipti. Doğu uluslarının özgürlük mücadelesinin destekleneceğini içermekteydi. 1919’da bağımsızlığını kazanan Afganistan, Türkiye’yi örnek aldı, Türkiye ile dost kalmaya çalıştı.

TBMM Hükümeti ve Üç Kafkas Cumhuriyeti Arasındaki İlişkiler

Rusya’da 1917’deki Bolşevik Devrimi’nden sonra, yeni rejim bütün halklara özgürlük ve kendi kaderlerini belirleme hakkının tanınacağını ilan etti. Mayıs 1918’de Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan Cumhuriyetleri kuruldu.

Ermenistan askeri güçlerinin Oltu ve Doğubeyazıt’a saldırısının yoğunlaşması üzerine Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa 28 Eylül’de askeri bir harekât başlattı. 26 Kasım’da başlayan görüşmeler 2 Aralık 1920’desonuçlandı ve tarihe Gümrü Antlaşması olarak ge- çen belge imzalandı. Gümrü Antlaşması TBMM Hükümeti’nin yabancı bir devletle imzaladığı ilk antlaşmadır.

Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, Kurtuluş Savaşı’nın başlarında uluslararası arenada tanınmak için daha çok İstanbul Hükümeti’yle diplomatik temaslar sürdürme eğilimindeydi. Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’a girmesinden sonra Kazım Karabekir Paşa 5 Mayıs 1920’de Bakü’deki Türkiye Komünist Partisi’ne bir mektup yazarak Azerbay- can Hükümeti nezdinde para yardımının sağlanması konusunu tekrar gündeme getirdi. TBMM Hükümeti, diplomatik temasların etkili bir şekilde sürdürülmesi amacıyla Bakü’de bir temsilcilik açma kararı aldı ve Memduh Şevket (Esendal) Bey’i 12 Ağustos 1920’de temsilci olarak Bakü’ye gönderdi. Azerbaycan Halk Komiserleri Sovyeti Başkanı Neriman Nerimanov ise Ağustos ayı başında Mustafa Kemal Paşa’ya bir mektup göndererek Ankara Hükümeti’yle dayanışma içerisinde olduğunu bildirdi.

TBMM Hükümeti ve üç Güney Kafkasya Cumhuriyeti (Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyetleri) temsilcileri 22 Eylül 1921’de Kars’ta bir araya geldi. Moskova Antlaşması teati edildi. Taraflar arasında çıkan bazı ihtilafların giderilmesi amacıyla 26 Eylül’de bir konferans düzenlendi. Kazım Karabekir Paşa’nın Türk Heyeti’ne başkanlık yaptığı konferansta, Kars, Artvin, Ardahan, Batum ve Ermenistan ile ilgili sorunlara çözüm bulundu. Konferans’ın sona erdiği 13 Ekim 1921’de taraflar arasında 20 maddelik, “Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Arasında Dostluk Antlaşması” imzalandı. Antlaşma, Moskova Antlaşması’yla uyumluydu ve taraflar Moskova Antlaşması’nın hükümlerini kabul ettiklerini ilan etti.

Batılı Devletlerle İlişkiler

TBMM Hükümeti ile İngiltere İlişkileri

İngiltere, 1919-1923 yılları arasında Anadolu hareketiyle “doğrudan” bir savaşa girme eğiliminde değildi, daha çok Yunan askeri güçlerini kullanarak “dolaylı” bir savaş yürüttü. Bunun istisnası İstanbul’un işgali idi. İngiltere,


İstanbul’un işgalinden sonra Anadolu hareketine ılımlı bakan Sadrazam Salih Paşa’yı istifaya zorladı ve Damat Ferit Paşa’nın yeni Sadrazam olarak atanmasını sağladı. Damat Ferit Paşa Hükümeti, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını içeren Sevr Barış Antlaşması’nı 10 Ağustos 1920’de imzaladı. TBMM Hükümeti Ordusu’nun kesin ve sonuç alıcı bir taarruza hazırlandığı bir süreçte üç İtilaf Devleti, Sevr’in bazı maddelerinin değiştirilmesi için TBMM Hükümeti’ne bir teklif de daha bulundu. Üç devletin Dışişleri Bakanı’nın imzalarını taşıyan 22 ve 26 Mart 1922 tarihli notaları, TBMM Hükümeti tarafından değerlendirildi. Misak-ı Milli’yi karşılamayan bu notalar, TBMM Hükümeti tarafından reddedildi ve TBMM Hü- kümeti karşı önerilerle üç İtilaf Devleti’ne karşı Misak-ı Milli eksenli tavrını sürdürdü.

TBMM Hükümeti ile Fransa İlişkileri

Fransa, Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Anadolu’nun güneyinde birçok yeri işgal etmesine rağmen, asıl amacı Reji ve Düyûn-ı Umûmiye İdaresi gibi kurumlar aracılığıyla İmparatorluk üzerinde kurduğu nüfuzu ve Yakındoğu’da yaygınlaştırdığı kültürel egemenliğini sürdürmekti. Fransa’nın işgal altında bulundurduğu Maraş, Antep, Urfa, Adana ve civar yerleşim yerlerinde güçlü bir Kuva-yı Milliye hareketi örgütlendi. Fransa güçlü direniş karşısında TBMM Hükümeti’yle ateşkes görüşmeleri gerçekleştirdi ve bunun sonucunda 30 Mayıs 1920’de iki taraf arasında 20 günlük bir ateşkes antlaşması imzalandı. Sakarya Savaşı’ndan sonra Anadolu hareketinin gücünün farkına bir kez daha varan Fransa Hükümeti 20 Ekim 1921’de TBMM Hükümeti’yle Ankara İtilafnamesi’ni imzaladı. Fransız Hükümeti’yle yapılan Ankara İtilafnamesi TBMM Hükümeti’nin ilk defa Batılı bir ülke tarafından de jure (hukuken) tanınmasını sağladı.

TBMM Hükümeti ile İtalya İlişkileri

İtalya, dünya savaşının sona ermesi ve Mondros Ateşkes Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonra Anadolu üzerindeki emellerini gerçekleştirmeye çalıştı. Antalya ve çevresi başta olmak üzere Güneybatı Anadolu’da geniş bir alanı işgal etti. İtalya, Anadolu’da askeri başarı ka- zanamayacağının farkındaydı ve Temmuz 1921’de Antalya ve bölgesinden çekildi. İtalya’nın Anadolu’daki işgali sona erdi.

Mudanya Ateşkes Antlaşması

Yunanistan’ın işgallerinin başarısızlıkla sonuçlanması sonrasında başlayan ateşkes görüşmeleri Mudanya’da başladı. Görüşmeler birkaç kez kesilmiş ise de 11 Ekim 1922’de tamamlandı ve tarihimize Mudanya Ateşkes Antlaşması olarak geçen belge imzalandı. Mudanya Ateşkes Antlaşması’yla, TBMM Hükümeti Ordularıyla Yunan Ordusu arasındaki savaş son buldu ve barış konferansının toplanması için hazırlıklara girişildi.

Lozan Barış Konferansı ve Antlaşması

Lozan Barış Antlaşması, çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı’dan ulus-devlet ilkeleri üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişin önemli bir aşamasını

içermektedir. Türk Heyeti, Konferans boyunca siyasal ve ekonomik bağımsızlığın sağlanmasına çalıştı ve Misak-ı Milli’nin barış için asgari şartları taşıdığını belirtti. Mübadele’den azınlık haklarına, çok hukuklu bir düzenden vatandaşlık esasına dayalı hukuk birliğine, Osmanlı borçlarının ödenmesinden Boğazlar rejiminin be- lirlenmesine kadar birçok düzenleme yapıldı.

Lozan Barış Konferansı, 20 Kasım 1922’de, “Yakındoğu İşleri Hakkında Lozan Konferansı” resmi adıyla Mont Bènon Gazinosu’nda yapılan törenle açıldı. Lozan Barış Konferansı, adli rejim, ekonomik kapitülasyonlar ve Türk- Yunan savaş tazminatı konularında Ankara Hükümeti’nin talepleri karşılanmadığı için 4 Şubat 1923’te kesintiye uğradı. Türkiye, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir İktisat Kongresi’ni düzenleyerek ekonomik kalkınmada liberal ilkeleri izleyeceğini ve Batı dünyasının bir parçası olduğu mesajını verdi. En önemlisi de kapitülasyonları kabul etmeyeceğini tekrar açıkladı.

Lozan Barış Antlaşması ilgili devletlerin heyetleri arasında 24 Temmuz 1923’te imzalandı ve TBMM tarafından da 23 Ağustos 1923’te onaylandı. Antlaşma 143 madde ve 17 adet “ek” ten oluşmaktadır. Siyasal Hükümler başlığını taşıyan bölümde, Türkiye ile komşuları arasındaki sınırlara ilişkin topraksal konular karara bağlandı ve kesinleştirildi. Barış Antlaşması’nın 143 maddelik metni yanında çeşitli konulara ilişkin 17 sözleşme de bulunmaktadır. Bunların içinde en önemlileri şunlardır: “Boğazlar Rejimine İlişkin Sözleşme”yi, Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti imzaladı. Sözleşmenin 1. Maddesi’nde tarafların Çanakkale Boğazı’nda, Marmara Denizi’nde ve Karadeniz Boğazı’nda denizden ve havadan geçiş ve gidiş-geliş serbestliği ilkesini kabul ettikleri belirtilmişti. Boğazlardan geçiş iki kategoride belirlenmiştir.

Lozan Barış Antlaşması siyasal bağımsızlık belgesidir. Türkiye’nin bağımsız bir devlet olarak uluslararası platformda tanınmasını sağlamıştır. Bu açıdan yeni Türkiye Devleti’nin kurucu belgesidir. Türkiye ile İtilaf Devletleri arasında karşılıklı görüşmeler yoluyla hazırlanmıştır. Oysa Birinci Dünya Savaşı’nda yenilen devletlere barış antlaşmaları dayatılmış ve bu antlaşmalara Milletler Cemiyeti Misakı konmuştur. Bunun tek istisnası Lozan Barış Antlaşması’dır. Bu açıdan bir eşitlik belgesidir. Kapitülasyonlar kaldırılmış ve Düyun-ı Umumiye borçları belli bir ödeme planına bağlanmıştır. Düyun-ı Umumiye yönetimi Türkiye sınırları dışına çıkarılmıştır. Bu açıdan ekonomik bağımsızlık belgesidir. Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşmaları yürürlükten kaldırılmış olmasına rağmen Lozan varlığını sürdürmektedir. Bu açıdan Türkiye’nin diplomatik zafer belgesidir. Ortadoğu tarihinde ilk kez Avrupa modeline uygun bir ulus-devlet, Avrupa uluslar sistemine, Avrupa uluslar hukukunun içine girmiştir. Bu açıdan Türkiye’nin çağdaşlaşma belgesidir. Laik ve çağdaş Türkiye’nin doğuşunu simgeler.

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç