AÖF Soru Bankası
TAR313U · Ünite 5

Osmanlı Ordusunun Sefer Organizasyonu

Türk Askeri Teşkilat Tarihi dersi, ünite 5 özeti

TAR313U-TÜRK ASKERÎ TEŞKİLAT TARİHİ

Ünite 5: Osmanlı Ordusunun Sefer Organizasyonu

Giriş

Savaş milletler ve devletler arasında topyekûn silahlı bir mücadele olup savaş gücü de tarih boyunca toplumsal yapı, inanç, zihniyet, maddi imkânlar, bilgi ve teknoloji, tecrübe ve organizasyon yeteneğine bağlı karmaşık bir yapıdan oluşur. Ordu teşkilatı, harp teknolojisi, savaş strateji ve taktiklerinin yanı sıra savaş hazırlıkları ve organizasyonu da bu kurala tabidir. Sefer organizasyonu başlığı altında savaş kararının alınması, harp malzemelerinin tedariki ve imali, sefer finansmanın tertibi, sınırlardaki önlemler, ordunun toplanması, askerî birliklerin sevki, güzergahta menzil düzenin kurulması, yolların bakım ve onarımı, nakliye araçlarının temini, ulaştırma faaliyetlerinin düzenlenmesi, lojistik ikmalin gerçekleştirilmesi, ordunun beslenmesi gibi faaliyetler toplanabilir.

Savaş Kararının Alınması ve Bürokratik Organizasyon

Savaş kararının alınması, deklare edilmesi ve seferin sevk ve idaresini sağlayacak bürokratik bir düzenin kurulması savaş sürecinin en kritik aşamalarından biridir. Zira haklı veya haksız olmasından bağımsız her savaşın maddi ve manevi büyük bir maliyeti vardır. Bu yüzden savaş kararı alacak her yönetim öncelikle kendi meşruiyetinden başlamak üzere birçok hassas dengeyi dikkate almak durumundadır.

Savaş Diplomasisi ve Seferin Gizliliği

Ordu seferber edilmeden önce düşman tarafının siyasi, ekonomik, askerî ve sosyal koşulları casuslar vasıtasıyla izleniyor, hasım devletin zayıf yönleri tespit ediliyordu. Bölgesel dengeler ve uluslararası gelişmeler dikkate alınarak düşman tarafın ittifak kurması engelleniyor ve yalnızlaştırılıyordu. Ancak 17. yüzyılda Avrupa devletlerinin ordu düzeni ve askerî teknolojide büyük bir ilerleme katetmesi Osmanlı gücünü dengeledi. Bu da Osmanlıların aynı anda iki cephede birden savaşmama ve rakiplerini yalnızlaştırma politikalarında başarısızlığa sebep oldu. Stratejik hedefler doğrultusunda savaş kararının alınması gerekli görülmesi hâlinde birlikler harekete geçirilmeden belki bir yıl belki de daha uzun süre önce gemi, top, barut ve silah gibi kısa sürede hazırlanması mümkün olmayan silah ve teçhizatın tedarik ve imaline başlanırdı. Bu süreç oldukça hassastı ve gizli yürütülmesi gerekiyordu. Fakat İstanbul’da çeşitli devletlerin ajanları bulunuyordu. Bunlar özellikle baruthane, tophane ve tersanedeki hareketliliği yakından takip ediyorlar ve her türlü gelişmeyi ülkelerine haber veriyorlardı. Osmanlı padişahının savaş niyetinde olup olmadığı veya savaşın ne tarafa, hangi devlet üzerine olacağı en fazla merak edilen konuydu.

Sefer Kararının Alınması ve Sefer Fetvası

Savaşın gerekliliğine inanılmış ve sefere niyet edilmişse nihai karar, devletin en yüksek karar mercii olan Divan-ı Hümayun’da alınırdı. Fatih’ten sonra padişahın katılmadığı ve veziriazam riyasetinde toplanan divana Kubbealtı

vezirleri, Rumeli ve Anadolu kazaskerleri, nişancı, Rumeli ve Anadolu defterdarları ile vezir payesi almış yeniçeri ağası ve kaptan-ı derya iştirak ederdi. Divan-ı Hümayun’da çıkan kararlar padişah adına alınsa da savaş gibi önemli konular mutlaka arza çıkılarak padişaha sunulur ve onayı alınırdı. Gayrimüslim devletler üzerine tertip edilen seferlerde de savaşın meşruiyeti için fetva alındığı görülmektedir. Müslüman devletler için alınan fetvalarda düşman “mürted” veya “mülhid” olarak itham edilirken gayrimüslimlerle savaş ise “cihad” kapsamında değerlendirilmiştir.

Padişahların Sefere Katılması

Günümüz modern devletlerinden farklı bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti’nde daire-i adalet ilkesi, devlet mekanizmasının merkezi ideolojisini oluşturmaktaydı. Buna göre Allah’ın evrende kurduğu mükemmel nizam gibi padişah da Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olarak toplumsal ve siyasal düzeni adalet üzere kurmalı ve nizam-ı âlemi tesis etmeliydi. Güçlü bir ordu ancak hazine ile mümkündür. Hazine sultan tarafından korunup kollanan reayanın vergilerinden oluşur. Reayanın refah ve huzuru ise adalete bağlıdır ve adalet de ancak nizam-ı âlemle mümkündür. Bu adalet döngüsünde devletin iç içe geçmiş temelde üç görevi öne çıkar: adli, idari ve askerî. Özellikle idari ve askerî yapıyı birbirinden ayırmak mümkün değildi. Askerî ve idari bürokrasinin yekvücut olduğu Osmanlı Devleti aynı zamanda bir gaza devletiydi. Hatta gaza, daire- i adalet düşüncesinin en somut göstergelerinden biriydi. Kuruluş devrinden itibaren bütün Osmanlı padişahları gazayı aslî vazife olarak telakki etmişler ve gazi unvanını önemsemişlerdir. Din, devlet ve adalet işleriyle yükümlü her padişah aynı zamanda gaza faaliyetlerinin de sahibiydi.

Olağan seferlerde ortalama 200 gün kadar devlet merkezinden ayrı kalan padişah, bazı seferlerde daha uzun zaman geçirmek zorunda kalıyordu. İdari bürokrasinin başı ve sultanın mutlak vekili olan veziriazamlar, serdar-ı ekrem olarak sefere gittiklerinde de benzer şekilde uzun bir süre başkentten ayrılıyorlardı. Osmanlı Devleti’nde idari ve askerî bürokrasi birbiriyle bütünleşmiş bir yapı arz ettiği için, idari erkin başı olan padişahlar ve onların mutlak vekili olan veziriazamların sefere riyaset etmeleri idari ve askerî sistemi doğrudan etkiliyordu. Dolayısıyla sefer zamanlarında yeni bir idari ve bürokratik düzenlemeye ihtiyaç duyuluyordu.

Sefer Bürokrasisi

Osmanlı sultanı sefere çıktığında, vaziyete göre yerine herhangi bir veziri vekil olarak bırakırdı. Veziriazamlar serdar-ı ekrem olarak sefere gittiklerinde ise başkentteki işlerin görülmesi için rikâb-ı hümâyun kaymakamı veya sadaret kaymakamı adı verilen vekil bırakırlardı. Padişah ve veziriazamın iştirak ettiği seferlerde, devletin tüm asli kurumları da sefere götürülür ve devlet sefer sırasında idare edilirdi. İstanbul’da kalan vekillerin görevleri sınırlıydı. Özellikle veziriazamın İstanbul’daki kaymakamı Divan-ı Hümayun’u toplasa da güvenlik, alt düzey atamalar, vakıf


işleri gibi daha tali konulara dair kararlar çıkartır ama temel meselelere karışmazdı.

Padişah veya veziriazam ordunun başında sefere çıktığında devletin idari, mali ve askerî merkezi, ordunun bulunduğu yer olur ve devlet ordudan yönetilirdi. Bazı farklılıklar olsa da idari, askerî ve mali işlerin yürütülmesi için gerekli olan daireler, memurları, arşiv ve defterleri ile sefere götürülürdü. Padişahın ve serdar-ı ekremin komuta ettiği bir seferde Şeyhülislam, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri, Nişancı, Defterdar, Ruznamçe-i Evvel ve Sani, Mukataa-i Havass-ı Hümayun, Mukabele-i Piyade, Mukabele-i Süvari, Divitdar, Reisülküttab, Defterhane ve Kağıt Emini, Matbah Emini gibi ümera kendilerine bağlı büro ve kadrolarıyla orduda yer alırlardı. Ayrıca Divan-ı Hümayun Kalemi de kâtip ve şakirtleriyle birlikte orduya iştirak ederlerdi. Osmanlı merkez teşkilatına bağlı idari ve mali daireler sefere götürüldüğünde, doğal olarak kuruma ait defterler de beraberlerinde giderdi. Sefer sırasında her daire olağan görev ve işlerini sürdürür ve kayıtlarını tutarlardı. Aynı şekilde hazine, maliye, atama, vakıf, arazi ve tımar gibi her hususta devlet düzeni işlemeye devam ederdi. Defterler ve kayıtlar sefer sırasında hazine ile özenle korunur, ordugâhta veya cephe gerisinde güvenli bir merkezde tutulurdu. Mamafih gerekiyorsa kâtipler ve defterler ordunun ön saflarına kadar taşınırdı. Ancak böyle durumlarda güvenlik riski oluşurdu ki birçok seferde Osmanlı bürolarına ait defterlerin düşman eline geçtiği bilinmektedir.

Padişah ve veziriazamın riyaset etmediği ve ümeradan birinin ordunun başında gittiği seferlerde merkez teşkilatına bağlı daireler sefere götürülmezdi. Yalnızca sefere müteallik işleri görmek üzere bir düzenleme yapılırdı.

Ordu Şeyhliği ve Ordu Kadılığı

Osmanlı seferlerinde ordunun maneviyatını güçlendirmek, askerlere nasihat etmek, gaza ve cihadın faziletlerini anlatmak ve askerleri cesaretlendirmek için orduya tefsir ve hadis ilmine vakıf, vaaz ve nasihat konusunda yetenekli bir şeyhin veya bir vaizin atanması gelenekti. Ordu şeyhleri belli bir tahsisatla ordu sefere çıkmadan önce atanır ve sefer sonuna kadar görevlerini icra ederlerdi. Kaza kadıları ise sefer organizasyonunun en esaslı unsuruydu. Güzergâh üzerinde olsun ya da olmasın bütün kadıların sefer sırasında çok kritik görevleri vardı. Kazalarındaki başta sipahiler olmak üzere seferberlik emri gelmiş herkesi harekete geçirmek kadının aslî göreviydi.

İlk Hazırlıklar, Ordunun Toplanması ve Sefer Yürüyüşü

Klasik dönemde Osmanlı sınırlarının genişliğinin yanı sıra muharebe nizamı, harp teknikleri ve savaş teknolojisindeki gelişmeler sefer organizasyonunu oldukça zor ve karmaşık hâle getirmişti. Bununla beraber Osmanlı Devleti kuruluş yıllarından itibaren topraklarını savaş meydanlarında elde ettiği zaferlerle büyütmüş olduğu için savaş alanlarında büyük bir tecrübeye sahipti. Bu durum idari ve mali bütün kurumlarına askerî bir nitelik kazandırmıştı. Bir taraftan

sefer yolunda düzenlemeler yapılıp menzil sistemi kurulurken diğer taraftan ulaşım araçları temin ediliyor, ordunun iaşesi için gıda maddeleri satın alınıp menzillere taşınıyor ve ülke geneline yayılmış birlikler harekete geçiriliyordu.

Sınırlarda Güvenlik Tedbirlerinin Alınması

Sefer kararıyla birlikte sınır bölgelerinin güvenliği öncelikli bir mesele hâline geliyordu. Çünkü siyasi konjonktüre bağlı olarak savaş ilanıyla birlikte başta savaş ilan edilen ülkenin sınırı olmak üzere serhat bölgelerindeki yerleşim sahaları ve askerî mevkiler saldırıya açık hâle geliyordu. Savaş durumu söz konusu olduğunda muharip devletler öncelikle sınırlarındaki kuvvetlerini alarma geçirirlerdi. Bir taraftan güvenlik önlemleri alınırken diğer taraftan küçük ve hızlı birliklerle düşman tarafındaki şehir ve köyler yağmalanır, insanlar öldürülür ve askerî istihkâmlara yönelik saldırılar düzenlenirdi. Bu durum savaşın sonucuna doğrudan tesir etmese de psikolojik bir etkiye sahipti. Düşman saldırılarına hazırlıksız yakalanarak serhat topraklarının yakılıp yıkılması, yağmalanması, reayanın kaçırılıp öldürülmesi ve düşmana avantaj sağlayacak bir durumun oluşması sefer öncesinde hiçbir devletin istemeyeceği bir durumdu.

Serhat Birliklerinin Seferber Edilmesi

Osmanlı yönetimi sefer organizasyonun ilk adımı olarak sınırdaki beylerbeyi ve sancakbeylerine vakit geçirmeden derhal gerekli tedbirlerin alınmasını emreder ve serhat bölgesinde hızlı bir tertibat kurulmasını sağlardı. Bazen de serhat bölgesini takviye için yakın bölgelerden birlikler sevk edilirdi. Güvenlik önlemleri haricinde bölgenin coğrafyasını, istihkâm ağını, şehir ve köyleri yakından bilen akıncılar ve serhat kulları düşman topraklarına akına çıkarlardı. Düzenlenen çete, potura ve yağma seferleri ile düşman topraklarında panik ve korku yaratılır, düşmanın lojistik altyapısına darbe vurulurdu.

Sınırlardaki Kale ve Palangaların Tahkim Edilmesi

Savaş öncesinde sınır güvenliği için alınan tedbirlerden biri de sınır istihkâmların bakım ve onarımıydı. Kale ve palangalar sınırlarda savunma ağının bir parçası oldukları kadar düşman topraklarındaki akınlarda birer üs işlevi görüyorlardı. Ayrıca her bir kale ve palanga sefer zamanlarında lojistik organizasyonun önemli parçasıydılar. Bu sebeple savaş bölgesindeki istihkâmlar başta olmak üzere Osmanlı sınırlarında tehlike ihtimali bulunan mevkilerdeki kaleler de tamir edilirdi.

Seferberlik İlanı

Klasik dönemde çağdaş diğer devletlerde olduğu gibi Osmanlı ordusu sefere bahar başlangıcında çıkar ve yaz sonunda seferden dönerdi. Böyle bir uygulamada mevsim şartları, yol koşulları ve nakliye araçlarının kısıtlılığı en esaslı sebeplerdir. Çünkü ordunun toplanması, cepheye yürümesi ve savaşması için iklim koşullarının mutlaka dikkate alınması gerekiyordu. Kış şartları, sefere çıkmayı zorlaştırdığı gibi sefer maliyetini de yükseltirdi. Bu yüzden seferberlik emirleri kış mevsiminde ama umumiyetle de


Ocak ve Şubat aylarında çıkartılır, kapıkulu mensuplarına ve eyalet askerlerine ayrı ayrı yazılan fermanlarla bahar ayının başında merkez ordusuna katılmaları emredilirdi. Olağan seferlerde, baharın başlangıcını temsil eden 21 Mart’a denk gelen nevruzda tuğ çıkartılır ve merkez ordusu İstanbul’dan hareket ederdi. Seferberlik fermanlarının ordunun toplanma tarihinden birkaç ay önce gönderilmesinin asıl sebebi kaza ve nahiyelere dağılmış ve uzun bir süre evlerinden uzak kalacak olan eyalet askerlerine hazırlıklarını tamamlamaları için süre tanımaktı. Sipahiler bu süre zarfında; harçlığını toplamak, alacak verecek meselelerini halletmek, yolculuk ihtiyaçlarını temin etmek, silahlarını ve teçhizatlarını hazırlamak ve cebelüleri ile alay beyinin komutasına girmek durumundaydılar.

Ordunun Toplanma Düzeni

Osmanlı kara ordusunun kapıkulu ve eyalet askerleri olarak iki ayrı askerî güce dayanması, birliklerin toplanma düzenini de etkilemişti. Kapıkulu ordusu ayrı, eyalet ordusu ayrı bir düzen içinde toplanmakla birlikte birliklerin seferberlik süreci bütünüyle eyaletteki idarecilere bırakılmaz, merkezden koordine edilirdi. Her askerî sınıfa ayrı ayrı olmak üzere yetkileri artırılmış dergâh-ı ali kapıcıbaşıları, yayabaşıları, özengi ağaları, çavuşlar, kol çavuşu, müşir ağaları, hasekiler ve sürücüler tayin edilerek ordunun süratli ve disiplinli bir şekilde toplanması sağlanırdı. Savaş dönemlerinde Anadolu’da veya Rumeli’de eşkıyalık veya haramilik vakaları arttığı için eyaletlerdeki bütün askerler sefere götürülmez, bir kısmı şehir, köy ve kasabaların güvenliğini sağlamak üzere geride bırakılırdı. Kimlerin sefere katılmayarak güvenlik için geride kalacağına merkez karar verirdi.

Sefer Yürüyüşü

Sefer organizasyonunun en önemli hususlarından biri de eyaletlerde toplanmış birliklerin merkez ordusuna katılımı ve cepheye intikalindeki yürüyüş safhasıdır.

İstanbul’dan hareket eden merkez ordusu sefer yönüne bağlı olarak Anadolu veya Rumeli tarafında toplanır, padişah veya serdar komutasında harekete geçerdi. Batı seferlerinde ordunun toplanma yeri Edirne iken doğu seferlerinde ise birlikler genellikle Kütahya sahrasında bir araya gelirdi. Ordu toplandıktan sonra yine bir plan dâhilinde savaş alanına doğru yürüyüşe geçilirdi. Ordu yollarda topyekûn hareket etmez, izdihama sebebiyet vermemek, disiplini korumak, konaklama noktalarında yığılmayı engellemek, halkın zarar görmesine mani olmak ve tedarik zincirinde aksamalara yol açmamak için birlikler belli bir hız ve sıra ile ilerlerdi. Zaman zaman da aynı amaçla Edirne veya Kütahya’da bir araya gelen birlikler, farklı güzergâhlara yönlendirilmek suretiyle cepheye sevk edilirlerdi. Yürüyüş mevsime ve hava koşullarına göre gece veya gündüz yapılırdı. Yürüyüş genellikle gündüz yapılsa da havanın sıcak ve bunaltıcı olduğu durumlarda gece yolculuğu tercih edilirdi. Askerler, günlük olarak yaklaşık 4-5 saat ve 20-30 km. arasında yol yürümekteydiler.

Ulaştırma Organizasyonu

Savaş malzemelerinin, iaşe maddelerinin ve insan gücünün savaş alanına ucuz, hızlı ve kolay taşınması savaş gücünü doğrudan etkilemekteydi. Keza savaş süresince lojistik hizmetlerin sürekliliği ve askerin sevk ve idaresi büyük oranda ulaşım imkânlarına bağlıydı.

Osmanlı Yol Ağı

Osmanlı Devleti’nde yollar Anadolu ve Rumeli’de sağ, sol ve orta kol olmak üzere üç ana güzergâh ve bu güzergâhlara bağlanan tali yollardan oluşmaktaydı. Avrupa tarafında İstanbul’dan başlayan sağ kol Kırklareli, Prevadi, Babadağ, İsakçı, Akkirman’dan Kırım’a; sol kol Tekirdağ, Ferecik, Dimetoka, Gümülcine, Selanik, Yenişehir, İstefe’den Mora yarımadasına; orta kol ise Edirne, Filibe, Sofya, Belgrad’dan Budin’e uzanmaktaydı. Anadolu’da Üsküdar’dan başlayan sağ kol İzmit, İznik, Eskişehir, Akşehir, Konya, Adana, Antakya üzerinden Halep ve Şam istikametinde sol kol da İzmit, Bolu, Tosya, Osmancık, Merzifon, Niksar, Şebinkarahisar, Kelkit, Erzurum istikametinde ilerlemekteydi. Üsküdar’dan Merzifon’a aynı güzergâhı takip eden orta kol ise buradan Amasya, Tokat, Sivas, Malatya, Diyarbakır, Mardin, Cizre, Erbil, Kerkük şehirlerinden geçerek Bağdat’a ulaşmaktaydı.

Menzil Teşkilatındaki Düzenlemeler

Osmanlı menzil sistemi, İstanbul merkezli Anadolu ve Rumeli’deki üç ana yol ve bu yollara bağlı tali yollar üzerinde resmi haberleşmeyi sağlamak için kurulmuş idari bir teşkilattır. Sistemin esas amacı devlet mekanizmasının sağlıklı bir şekilde işleyişini temin etmek, merkez ile taşra arasındaki iletişimi kurarak imparatorluğun bütün topraklarında, eyalet, sancak ve kazalarında idari ve adli nizamı tesis etmekti. Menziller ana ve tali yollar üzerinde belirli mesafelerde ulakların veya resmi görevlilerin at değiştirebileceği veya dinlenebileceği noktalarda tesis edilirdi.

Menzillerin Fonksiyonları

Askerî birlikler menzile ulaştığında burada öncelikle karınlarını doyurmakta ve temel ihtiyaçlarını gidermekteydiler. Bu sebeple her bir menzilde askere taze ekmek dağıtmak için ordu mevcudu da dikkate alınarak çok sayıda fırın kurulurdu. Ayrıca padişah ile maiyetindeki devlet erkânı için de İstanbul’dan getirilen mutfaklar da uygun mevkilere yerleştirilerek yemek servisi yapılırdı. Menziller aynı zamanda serbestçe ticaretin yapıldığı, asker veya bürokratların her türlü ihtiyaçlarını temin ettikleri pazar yeriydi.

Yol Yapım ve Tamir Çalışmaları

Osmanlı Devleti’nde doğrudan yolların yapım ve onarımından sorumlu bir kurum bulunmamaktaydı. Yollar ihtiyaç hâsıl oldukça devlet veya hayır sahiplerinin tarafından inşa ve tamir edilmekteydi. Ancak sefer zamanlarında yollardaki inşa, tamir ve düzenleme faaliyetleri bütünüyle devlet tarafından yürütülüyordu. Ordunun hareketinden önce hızlı bir şekilde yollardaki


eksiklerin giderilmesi ve yolların iyileştirilmesi için özel bir organizasyon kurulurdu.

Köprülerin Tamiri ve İnşası

Yol düzenlemelerindeki en önemli başlık hiç şüphesiz köprülerdi. Bu sebeple sefer yolundaki taş köprüler bakımdan geçirilip güçlendirilirdi. Bu köprülerden bir kısmı devlete ait iken bazıları bir vakfa bağlıydı. Vakıf köprülerinin tamiri ve güçlendirilmesi vakıf mütevellisinin sorumluluğundaydı. Miri köprülerin bakımı ise vergi muafiyeti karşılığında, köprünün bulunduğu köye veya bir kısım köylülere bırakılmıştı.

Nakliye Araçları

Sefer sürecinin en hayati meselelerinden biri de nakliye işinin organizasyonuydu. Osmanlı askerî lojistik ağında deniz taşımacılığının büyük payı vardı. Sefer güzergâhı hangi yöne olursa olsun ihtiyaç duyulan malzeme ve maddeler imparatorluğun uzak coğrafyalarından deniz yoluyla rahatlıkla taşınabiliyordu. Deniz taşımacılığı kara yoluna göre çok ucuz olduğu gibi gemilerin taşıma kapasitesi deve, katır veya arabalarla kıyaslanamayacak kadar yüksekti.

Ordunun Beslenmesi

Kalabalık bir ordunun aylar/yıllar süren savaş dönemlerinde beslenme ihtiyaçlarının karşılanması ise olağanüstü bir çaba ve organizasyonu gerektiriyordu.

İaşecilik (Provizyonizm) İlkesi ve Ordu İaşesi

Osmanlı düzeninde, sefer dönemlerinde geleneksel iaşe organizasyonu iki temel ilkeye dayalı olarak geliştirilmişti. İlki sefer zamanında kıtlığa veya karmaşaya yol açmayacak düzeyde gıda tedarik zincirini kurmak ikincisi de merkez veya ordu hazinesinin mali yükünü hafifletmekti.

Ordunun Beslenmesi

Deniz kuvvetlerinin beslenme şartları, donanma gemilerinin denize açılarak karadan ayrılmasıyla birlikte değişmekteydi. Kara ordusunun sofrasında sıcak ekmek ve taze et bulunurken, gemilerde daha çok kurutulmuş ekmek (peksimet), kurutulmuş balık ve kurutulmuş et tüketilmekteydi. Bununla birlikte askerlerin temel ihtiyaçları için karaya yanaşan gemiler için taze et, mercimek, pirinç, bakla, kuskus, zeytin, incir, kuru üzüm, zeytinyağı ve diğer gıdalar temin edilebilmekteydi.

Ordu Pazarları ve Orducu Esnafı

Sefer yolunda askerlerin iaşesinin temin edilmesi için ikinci usul de menzil emini nezaretinde menzillerde kurulan ordu pazarlarıdır. Devletin tayinat usulü ile yalnızca temel gıda maddelerini karşıladığı kapıkulu askerleri ve bürokratlar ihtiyaç duydukları diğer tüketim maddelerini bedelini ödeyerek kendileri temin etmek zorundaydılar. Eyalet askerleri ise zaten tüm iaşe malzemelerini satın alıyorlardı.

Silah ve Mühimmatın İmal ve İkmali

Teknolojik gelişmeler, ordu terkibindeki değişim ve savaş taktiklerindeki dönüşüme paralel olarak savaş silahları ve

teçhizatlarında da büyük bir değişim yaşanıyordu. Dolayısıyla siyasi ve askerî hedeflerini gerçekleştirme hususunda oldukça iddialı olan Osmanlılar silah üretimini kurumsal bir yapı içine aldığı gibi dünyadaki gelişmeleri de yakından takip etmekteydi.

Geleneksel Silahlar

Top, tüfek ve humbaranın yaygınlaşmasına kadar Osmanlı askerinin esas silahı geleneksel silahlardı. Bunlar ok, yay, kılıç, mızrak, kargı, zıpkın, topuz, şeşper, kamçı, pala, yatağan, hançer, teber, balta, sapan ve mancınık gibi silahlardı. Kesici, delici ve vurucu silahların yanı sıra muhtelif çeşitleri olan zırh, miğfer ve kalkan da savunma silahlarıydı.

Top ve Tüfek İmalatı ve Tedariki

Kara ve deniz savaşlarında en önemli savaş silahlarından biri de top idi. 14. yüzyılın başlarında Avrupa’da kuşatma savaşlarında ve muharebe alanlarında ilk defa görülen toplar aynı yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı ordusunda da kullanılmaya başlandı.

Barut Üretimi

Osmanlı seferlerinde en önemli madde kuşkusuz baruttu. Her ne kadar ateşli silahlar denilince ilk akla top, tüfek ve humbara gelse de tüm bu silahların işlemesi baruta bağlıydı. Hatta sefer kararı verilirken ya da ordu seferber edilirken top ve tüfek mevcudundan ziyade depolardaki barutun miktarı daha önemliydi. Ateşli silahların yaygınlaşmasıyla birlikte barut üretimine büyük ehemmiyet veren Osmanlılar İstanbul’daki Baruthane-i Amire’ye bağlı Atmeydanı, Kağıthane, Şehremini, Bakırköy ve Azatlı baruthanelerin dışında Budin, Belgrad, Selanik, Gelibolu, Tımışvar, İzmir, Kahire ve Bağdat gibi ülkenin pek çok yerde barut üretmişlerdi.

Donanmanın Hazırlanması

Osmanlı deniz kuvvetlerinin merkez üssü İstanbul’daki Tersane-i Amire idi ve Osmanlı gemi inşasıyla ilgili tüm faaliyetler, buradan koordine ediliyordu. Tersane-i Amire dışında Gelibolu, Sinop, Rodos, Bodrum, Rusçuk, İzmit, Basra, Süveyş, Midilli gibi birçok yerde irili ufaklı tersaneler ve gemi yapım tezgâhları bulunurdu. Bu tersanelerde inşa edilen irili ufaklı gemilerden oluşan Osmanlı donanması savaş olsun olmasın her yıl bahar ayında Akdeniz’e çıkar, korsanlara veya düşman donanmasına karşı Akdeniz’in ve kıyıların güvenliğini sağlardı.

Sefere Götürülen Cebehane Malzemesi

Cebehane-i Amire, Osmanlı ordusunun savaş mühimmatını büyük oranda üreten, depolayan ve savaş sırasında orduya dağıtan asıl kurumdu. Sefer sırasında barut, kurşun, tüfek, kılıç, mızrak, zırh, ok ve yay gibi silahların yanı sıra ordu her neye ihtiyaç duyuyorsa hemen tamamı Cebehane-i Amire tarafından karşılanıyordu.

Ünite 5 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç