AÖF Soru Bankası

Türk Askeri Teşkilat TarihiÜnite 4 Özeti

Osmanlı Ordusunun Taşra Teşkilatı

TAR313U-TÜRK ASKERÎ TEŞKİLAT TARİHİ

Ünite 4: Osmanlı Ordusunun Taşra Teşkilatı

Giriş

14. yüzyıl Türkiyesi’ndeki uç beyliklerinden birisi olan Osmanlılar kısa süre içerisinde Tuna’dan Fırat’a uzanan bir coğrafyaya hâkim oldular.

Osmanlı ordusunun taşra teşkilatı imparatorluk coğrafyasının genişliğine uygun olarak farklı unsurlardan meydana geliyordu. Bu unsurları eyalet askerleri olarak isimlendirmek mümkündür. Öncü ve yardımcı kuvvetler çoğu zaman vergi muafiyeti karşılığında, vasal devletlerin askerleri ise İstanbul’la kurdukları askerî ve siyasî ilişkiler gereği Osmanlı seferlerine katılırdı.

Timar Sisteminin Teşekkülü, İşleyişi ve Dönüşümü

Timarlı sipahiler mevcutları dikkate alındığında klasik dönemde Osmanlı ordusunun aslî unsuruydu. Askerî devrimin tetiklediği değişimler nedeniyle savaşların ve sefer mevsimlerinin uzaması ve ateşli silahların yaygınlaşmasının muharebe meydanlarında piyadeye dayalı taktikleri öne çıkarması, timarlı sipahileri Osmanlı ordusunda geri plana itti. Para ekonomisinin gelişmesi de bu dönüşümü kolaylaştırdı.

Timar Sisteminin Osmanlı Askerî Düzenindeki Yeri

Para ekonomisinin yeterli derece gelişmediği Orta Çağ devletlerinde belirli büyüklükteki toprak parçasındaki çeşitli vergilerin toplanması imtiyazı, tanımlı bazı devlet görevlerini yerine getirmek yükümlülüğü karşılığında dağıtılırdı. Bu yükümlülükler genellikle askerî ve idarî alanlarda bir bütün olarak düşünülürdü. Osmanlılar, etkin denetleme sistemi kurarak timar sahiplerinin tasarruf ettikleri topraklarda kökleşmesini engellediler.

Timar sisteminin tam olarak hangi tarihte teşekkül ettiği belli değildir. Osmanlı kroniklerine göre ilk olarak Osman Bey etrafında topladığı savaşçıları toprakla ödüllendirdi. Bu aslında timar değil, sonraki asırlarda da görülen yurtluk denilen uygulamaydı.

Timar sisteminin uygulandığı eyaletler ise beylerbeyi idaresi altında sancaklara bölünmüştü. Sancak, esasen askerî ve idarî anlamda temel birimdir. Bayrak anlamına gelen kelime, başlangıçta aynı birlikte savaşan askerleri ifade ediyordu. Ancak zamanla timar sistemiyle özdeşleşerek bir idarî bölgeyi ve bu bölgeden bir araya getirilen askerleri tanımlayan terim anlamına kavuştu.

Osmanlı bürokrasisi, padişahın beratından kaynaklanan gücün suiistimal edilmemesi için, esas olarak imparatorluk genelinde bazı temel konularda aynılık söz konusu olsa bile sancaktan sancağa değişen hükümler ihtiva eden kanunnameler hazırlayarak sipahilerin hak ve yükümlülükleri ile reayanın hak ve yükümlülüklerini ayrıntılı olarak kayıt altına aldı. Burada amaç ordu mevcudunun önemli bir kısmını meydana getiren timarlı sipahilerin sayılarını ve donanımlarını sabit tutmaktı.

Özetle; devletin askerî kadrolarında olmayıp fakat sarayla yahut merkezî yönetimle ilişkisi bulunan üst düzey

görevlilere timar ve zeamet tahsis edilmesi asker istihdamı için gereken vergi havuzunun daralmasına yol açtı. Diğer taraftan uzun yıllar sürecek yüksek enflasyon dalgası yaratan fiyat devrimi timar gelirleri sabit kalan sipahilerin donanımlarını olumsuz etkiledi ve savaşma kabiliyet ve arzularını da azalttı.

Osmanlı Askeri Olarak Timarlı Sipahi

Timarlı sipahiler, Osmanlı sefer ordusunun mevcudunun sayıca en kalabalık kısmını meydana getirdikleri gibi, ateşli silahların yaygınlaşması öncesinde savaş taktiklerinin önemli oranda süvarilere dayanıyor olmasından dolayı 17. yüzyıla kadar Osmanlı ordusunun aslî unsuru olarak kabul edilebilirler.

Timar sisteminin meydana getirdiği ordunun asıl askerî gücü sipahilerin beraberinde getirmek zorunda oldukları cebelülerdi. Cebelüler genellikle sipahilerin oğulları yahut bir başka yakınları olur ya da tasarruf ettikleri köylerin reayaları arasından seçilirdi. Balkanlardan gelenler arasında Hıristiyanlar da vardı. Keza azat edilmiş savaş esirleri veya köleler de cebelü olarak sefere katılabilirdi. Bunların hizmetini görmek üzere getirilen gulamlar ise genellikle kölelerdi ve zaman içinde azat edilerek cebelü olabilirlerdi. Cebelülerin mızrak, kılıç, ok, yay ve kalkan ile savaşmaları Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) tarafından kanunlaştırıldı.

Muharebe anında timarlı sipahiler merkezinde topçu ve piyadenin bulunduğu Osmanlı ordusunun kanatlarında konuşlanırdı. Hasım ordunun saflarını hedef alan ilk hücumları gerçekleştirenler de sipahilerdi. Bu ilk hücumun amacı hasım ordunun muharebe düzenini bozmaktı. Düzeni bozulan hasım kuvvetler timarlı sipahilerin sergilediği sahte ricatlarla Osmanlı ordusunun merkezine çekilirdi. Burada birbirlerine zincirlenmiş top arabalarıyla tahkim edilmiş tabur (wagenburg) denilen hatların arkasında bekleyen yeniçerilerin açtığı yaylım ateşi hasım kuvvetlerin erimesine ve bozgun halinde geri çekilmesine neden olurdu. Bu çekiliş sonrasında hasım birliklerin yeniden muharebe düzenine girmemesi için sipahiler yeniden devreye girerdi. İlk sipahi hücumlarına mukavemet gösterilemediği durumlarda ise yeniçeriler harekete geçerek savaşı bitiren hamleyi gerçekleştirirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Kale Teşkilatı ve Garnizon Askerleri

Garnizon askerleri Osmanlı İmparatorluğu’nun eyalet askerleri arasında gerek mevcutları gerekse stratejik kalelerin korunmasında oynadıkları rol icabı son derece önemli yere sahiptir. Osmanlı garnizonlarında istihdam edilen asker mevcudunun önemli kısmı stratejik önemi yüksek serhad kalelerinde bulunurdu. Serhad kaleleriyle kıyaslanamayacak sayıda olsa bile iç illerdeki kalelerde de askerler görev yapardı. Bunların başlıca görevi asayişi temin etmekti.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Kaleler ve Kale Teşkilatı

Kale kuşatmaları Osmanlı kroniklerinde en az meydan muharebeleri kadar yer tutar. Erken dönem Osmanlı


savaşlarını aktaran eserlerde kimi zaman menkıbevî bir anlatımla günümüze ulaşan kuşatmaların ortak noktası sultanın ele geçirilen kalede asker bırakıp fetih harekâtına devam etmesidir.

Osmanlı askeriyesinde kale komutanlarına dizdar denirdi. Dizdarlar kalenin ve garnizonun işleyişinden sorumlu olmakla birlikte kale komutanı olarak, kaleye emanet edilmiş hazineyi ve değerli ticarî emtiayı da korumak zorundaydı.

İmparatorluğun taşra ordusunun bir parçası olan kale teşkilatı merkezî bürokrasi tarafından da denetleniyordu. Bu denetleme işi esasen Osmanlı maliye bürokrasisinin kalemleri (büroları) tarafından yapılırdı.

Tam olarak hangi tarihte ortaya çıktıkları bilinmiyor olsa da Osmanlı merkezî teşkilatını konu edinen risalelere göre 17. yüzyılda Büyük Kale Kalemi ve Küçük Kale Kalemi ismiyle iki farklı büro Osmanlı kale teşkilatının malî işlerini yürütüyordu. Her iki kalemin de asıl görevi imparatorluk sathına yayılmış kalelerdeki garnizonların maaş kayıtlarının devletin çıkarlarını koruyacak titizlikte tutulmasıydı.

17. yüzyılda Osmanlı ekonomisinin dönüşümü garnizon askerlerine yapılan ödemelerde timar sisteminin yerini giderek ulufeye bırakmasına yol açtı. Para ekonomisinin hâkim olmasıyla Osmanlı maliyesi belirli vergi gruplarını mukataalaştırdı ve garnizon askerlerine ulufelerini bu mukataalardan tahsis etti. Ocaklık olarak isimlendirilen bu uygulama ile birlikte garnizon askerlerinin ulufeleri nakit ve düzenli olarak ödenebiliyordu. Dönüşüm 18. yüzyılda neredeyse tamamlandığı hâlde imparatorluğun bazı yerlerinde müstahfız timarları varlığını korumayı sürdürdü.

Bir asırlık bu dönüşümün askerî boyutu da önemlidir. Askerî devrimin tetiklediği gelişmelerin savaşı senelere yayılan mücadele hâline sokması nedeniyle Osmanlılar, ateşli silahların yaygınlaşmasıyla etkinliğini yitiren timarlı sipahilerin yerine garnizon askerlerini gerektiğinde cepheye sürülecek güçler olarak planladı. Bu nedenle 17. yüzyıl süresince garnizon askerlerinin sayısının giderek artması anlamlıdır.

Askerî ve malî dönüşüm kendi hızında ilerlerken Osmanlılar bürokratik yapıyı dönüştürmeyi başaramadı. İmparatorluğun sınırlarının genişlemesine paralel olarak sayıları çoğalan kalelerdeki muhafız asker mevcudunun giderek artması, Osmanlı merkezî bürokrasisinde hem maliye hem de askeriye alanlarında kale teşkilatını ayakta tutacak kurumsal dönüşümü beraberinde getirmedi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Garnizon Askerleri

Osmanlı garnizon askerlerini farklı başlıklarda incelemek mümkündür. Piyade, süvari, topçu ve sair yardımcı kuvvetler başlıklarının altına çok sayıda askerî birlik ismi yazılabilir: Müstahfız, azep, faris, topçu, cebeci vb. Bunlardan başka, 16. yüzyılda ortaya çıkan ve yerli yeniçeriler denilen grubu da özellikle zikretmek lazımdır. İsimlerinin önündeki yerli sıfatı, ulufeleri Osmanlı

başkentinden gönderilmeyip yerel hazinelerden yahut ocaklık sistemiyle ödenen askerler olduklarını gösterir. Bu nedenle Osmanlı garnizon askerlerine, bunları kapıkullarından ayırmak için yerli kulu ya da hizmet ettikleri coğrafyaya işaret edecek şekilde serhad kulu denirdi.

Esasen Osmanlı garnizonlarında, bilhassa da stratejik önemi haiz serhad kalelerinde kapıkulu ocaklarına mensup askerler üçer yıllık dönemler için bulunur, nöbet süresini tamamlayanlar yerlerini İstanbul’dan gönderilen yeni birliklere bırakarak sonraki görev yerlerine intikal ederdi. Kapıkulu ocaklarından yeniçeriler, topçular ve cebeciler imparatorluk sathına yayılmış birçok kalede muhafız olarak bulunuyordu ve kimi zaman bunların sayısı binlerle ifade ediliyordu. Diğer taraftan humbaracı, top arabacı ve lağımcılar ise daha az sayıda olmak üzere bazı Osmanlı kalelerinde görev yapardı.

Osmanlı Ordusunda Öncü Kuvvetler: Akıncılar, Kırım Tatarları ve Deliler

Osmanlı askerî teşkilatında sefer düzenlenen coğrafyayı ordunun cepheye intikalinden önce hedef alan, böylece hasmın savaşma azmini kıran, ordu cepheye intikal ettiğinde de iaşe ve ikmal yollarını vurarak hasım orduyu işleyemez hale getiren öncü birlikler bulunurdu. Bu birliklere akıncılar ve deliler denirdi.

Akıncı ocağının sönmesinden sonra yerlerini dolduran Kırım Hanlığı’nın süvarilerden mürettep ordusu da benzer şekilde tarihî olduğu kadar popüler imgelerin de konusu olmuştur. Cesaret ve kahramanlıklarına rağmen, askerî disiplinden uzak yapıları Kırım Tatarlarının kimi zaman tarih araştırmalarında da, II. Viyana Kuşatması (1683) örneğinde olduğu gibi Osmanlı ordusunun hezimetlerinin sorumlu ilan edilmelerine neden olmuştur.

Akıncı Ocağı ve Osmanlı Askerî Teşkilatındaki Yeri

Osmanlı müellifleri Akıncı Ocağı’nın köklerini Osman Bey’in (ö. 1323/4) yoldaşlarından Köse Mihal’e kadar götürürler. Ne var ki Akıncı Ocağı’nın kuruluşu, erken dönem Osmanlı tarihine dair birçok mesele gibi kaynakların yetersizliği nedeniyle kesin olarak tarihlendirilemez. Ancak akıncıların Osmanlı tarihinde esas olarak faaliyet gösterdikleri Rumeli’de kökleşmesi Evrenos Bey (ö. 1417) sayesindedir. Orhan Bey (1323/4-1362) ve I. Murad (1362-1389) zamanlarında Rumeli içlerine yaptığı akınlar sayesinde Evrenos Bey, Osmanlıların stratejik öneme sahip via egnetia (sol kol) yani İstanbul’dan Adriyatik’e uzanan yol üzerinde yerleşmesini sağladı.

14. ve 15. yüzyıllarda yeni akıncı aileleri ortaya çıktı. Evrenosoğullarını Silistre merkez olarak Tuna havzasında faaliyet gösteren Malkoçoğulları, önceleri Sofya’yı daha sonra Semendire’yi yurt tutan Mihaloğulları, Teselya’yı fetheden Turahanoğulları ve Üsküp üzerinden Bosna’ya uzanan Paşayiğitoğulları takip etti.

Akıncılar, Osmanlı düzenli ordusunun parçası değildi. Sınır boylarındaki akıncı köylerinde ikamet eden Türk soylu


kimseler arasından seçilen savaşçılardan oluşuyordu. bölgelerinin çok dilli ve çok kültürlü ortamında yaşıyor olmaları istihbarat faaliyetleri çıkarıyordu.

Osmanlı ordusunun cepheye intikaliyle birlikte akıncılar, hasım ordunun iaşe ve ikmal hatlarını hedef alırdı. Bu andan itibaren akıncılar Osmanlı ordusunun harekât planına tâbi olur, ordunun geçeceği yollar ve köprüler akıncılar tarafından kontrol altına alınırdı.

15. yüzyılda Osmanlı merkezi ile girdiği güç mücadelesini kaybetse bile Akıncı Ocağı hâlâ revaçta bir askerî kurumdu. Kanunî Sultan Süleyman’ın akıncıların mevcudu 50 binin üzerindeydi. 16. yüzyılın son çeyreğinde, akıncılık parlak devrini geride bıraktığında dahi akıncı mevcudu 40 bin civarındaydı. Ancak 1593 1606 Osmanlı-Habsburg Savaşları sırasında Akıncı Ocağı yeniden toparlanmasına imkân vermeyen bir darbe aldı. 1595’te Vezirazam Koca Sinan Paşa’nın pençik toplamak için akıncıların köprü geçişini engellemesinden yararlanan Eflâk Prensi Mihal’ın baskını ocağın sonunu hazırladı.

Kırım Tatarları

Osmanlıların Karadeniz’in kuzeyindeki müttefikleri olan Kırım Hanlığı’nın askerleri itibaren Osmanlı ordusunun savaş gücünü arttıracak şekilde meydanlarda görünmeye başlamıştı

Esasen iki ordunun ilk müşterek harekâtı Osmanlıların Karadeniz hâkimiyeti için stratejik önemi bulunan Kefe Kalesi’ni 1454’te kuşatmaları sırasında gerçekle

1595 Yergöğü Köprüsü Faciası’ndan sonra, akıncıların batı cephesindeki rolünü de Kırım Tatarları üstlendi.

Kırım Tatarlarının Osmanlı ordusu için katkısı gözden çıkarılamayacak kadar büyüktü. 18. yüzyılda Habsburglara ya da Rusya’ya karşı Tuna havzasındaki, Karadeniz’in kuzeyindeki ve Kafkaslardaki çağrılmıştı. Küçük Kaynarca başlayıp Kırım’ın Rusya tarafından işgaliyle (1783) biten süreç sonrasında Kırım Hanlığı’nın süvarileri ordusunda görünmediler.

Deliler

Deliler, 15. yüzyıl sonu ve 16. yüzyıl başlarında Rumeli’de, muhtemelen ilk olarak Bosna ve Semendir eyalet valilerinin ve sancak beylerinin sınır güvenliği için teşkil ettiği süvari birlikleridir. Bosna sancak beyi Gazi Hüsrev Bey’in emrindeki birliklerinin başarısı üzerine, deliler Osmanlı İmparatorluğu genelinde yaygınlaştı. XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı ordusunda maiyet ve muhafız askerleri olarak görev yaptılar. Veziriazamların, paşaların yahut sancak beylerinin kapılarında hizmet ettiler.

Her ne kadar isimleri bazen serhad kulları arasında zikretse bile, deliler sadece sınır bölg birçok yerinde bulunuyordu.

Sınır

için akıncıları öne

(1520-1566) seferlerinde

-

vergisini

de bilhassa 16. yüzyıldan

.

şti.

Kırım askerleri yardıma Antlaşması (1774) ile

Osmanlı

e sancaklarında,

elerinde değil imparatorluğun

Osmanlı kaynakları delilerden, divâne, dilîr, dilâver ve 18. yüzyıldan itibaren ise delil olarak bahseder. Bu farklılıklar esas olarak delilerin Osmanlı sarayı tarafından teşkilatlandırılmış bir kurum olmaktan ziyade valiler ve sancak beylerinin kapısında ortaya çıkıp bütün imparatorluğa yayılmasıyla alakalı olmalıdır.

Deliler 50’şer veya 60’şar kişilik gruplar hâlinde bir bayrak altında toplanırdı. Delibaşı denilen zabitler birkaç bayrak askere komutanlık ederdi. Delibaşılar aynı zamanda askerlerin disiplinlerinden de sorumluydu. Fakat Osmanlı merkezî idaresi tarafından değil sancak beyleri ve paşalar tarafından istihdam edilen deliler, kapısında istihdam edildikleri bey ve paşaların azl yahut tayinleri hâlinde kapısız kalırdı.

Yardımcı Kuvvetlerin Osmanlı İmparatorluğu’nun Askerî Teşkilatı İçindeki Yeri

Osmanlı ordusunun taşra teşkilatı başlığında martolos, voynuk, Eflâk, pandor, cerahor ve derbendciler gibi birlikler ile yörük ya da evlâd-ı fatihân denilen konar göçer Türk gruplarından yazılan askerler de zikredilmelidir.

Yörükler ve Evlâd-ı Fâtihân

Evlâd-ı fâtihân tabiri ile Osmanlı İmparatorluğu’nun takip ettiği iskân siyasetinin neticesinde, Rumeli’nin fethedildiği yüzyılda Anadolu’dan göç ettirilip bu bölgeye yerleştirilen Türkler kastedilir. Yörükler Osmanlı ordusunun taşra teşkilatı içinde sosyo-ekonomik olarak ayrı yere sahiptir. Osmanlıların Rumeli’ye geçişleriyle başlayan Anadolu’dan Balkanlara yönelik göç hareketleri, konar göçer Türklerin 15. yüzyıldan itibaren zorunlu göçe tabi tutulmalarıyla hızlandı. Bu dönem içerisinde yörük adı verilen bu kimseler Teselya’dan Makedonya düzlüklerine kadar uzanan bir coğrafyaya yerleştirildi. Anadolu’dan sürülerek beylikler dönemine uzanan meşruiyet iddialarından yoksun kalan yörükler, Osmanlı merkezî idaresi ile uzlaşarak sultanın ordusunda hafif piyade olarak hizmet etmeye başladılar.

Cerehorlar

Cerehorlar, Osmanlıların Anadolu’daki selefleri olan Selçuklulardan miras aldıkları bir askerî teşkilattır. Selçuklular, orduyu desteklemek üzere halktan kısa süreliğine yazılan ücretli askerlere cerehor derdi ki bu kelime Farsça ücret yiyen anlamına gelmektedir. Osmanlıların da ilk olarak Ankara Savaşı’nda (1402) cerehor yazdıkları bilinmektedir. Bunlar esasen Anadolu’dan ve Rumeli’den bir araya getirilmiş çoğunlukla Hıristiyan inancına sahip askerlerdi.

Derbendciler ve Derbend Teşkilatı

Derbend teşkilatı, geçmişi Anadolu’da Selçuklu ve İlhanlı dönemlerine dek uzanan yol emniyetinin sağlanmasına yönelik askerî hizmetlerin Osmanlılarca benimsenmesiyle ortaya çıktı. Derbendcilik, babadan oğula aktarılan vergi muafiyetleri karşılığında askerî yükümlülükleri kapsamaktadır. Aslî vazifeleri yol ve geçitlerin korunması olsa bile, Osmanlılar sefer zamanında derbendci köylerinden işgücü temin ediyordu. Bu bakımdan yolların


bakım ve onarımının da derbendcilerin uhdesinde olduğu söylenebilir.

Martoloslar

Kaynaklarda martoloz ya da martiloz imlâsıyla da görünen martolos, Grekçe armatolos yani müsellah/silahlı kişi demektir.

Martoloslar, casusluk, kılavuzluk, izcilik, keşif harekâtı ve habercilik gibi vazifelerin yanı sıra Tuna Nehri’ndeki ince donanmada kayıkçı olarak da hizmet ederlerdi. Keza akıncılar arasındaki Hıristiyanlara da martolos denirdi. Martoloslar ayrıca Balkanlardaki Osmanlı kalelerinde de ulufeli neferler arasında kendilerine yer bulabilirdi.

Voynuklar

Vergi muafiyeti karşılığında Osmanlı ordusunda hizmet eden bir başka grup da voynuklardır. Voynuk, Slavca asker anlamında vojnik kelimesinden türetilmiştir ve Osmanlı kayıtlarında genellikle çoğul hâliyle voynugân olarak zikredilir.

17. yüzyılda voynuklar muharip sınıflar arasındaki yerlerini kaybettiler. Bu tarihten itibaren sadece hassa atlarının bakımı ve çayırların biçilmesi gibi işleri yaparak geri hizmeti gördüler.

Eflâklar

Eflâklar Osmanlı ordusunun taşra teşkilatında bir unsur olmaktan çok, Osmanlı ordusunun bazı ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü bir topluluktur. Ulahlar olarak da bilinen Eflâklar, Rumencenin bir lehçesini konuştukları için Slav toplulukları arasında sayılmazlar. Konar göçer yaşam biçimini sürdürmeleri nedeniyle de kökenlerini tespit etmek zordur.

Pandorlar

16. yüzyıl boyunca martoloslar, voynuklar ve vergi muafiyeti karşılığında savaşan sair muharip unsurlar geri hizmetine çekilirken, Osmanlılar ateşli silahlar kullanmakta ustalık sahibi Hıristiyan tebaa arasından pandor ismi altında yeni askerler yazdılar. Pandorlar muharebelerde de yer aldıkları halde, asıl olarak eşkıyalık hareketlerine karşı köprü ve geçit yerlerini savunmak için istihdam edildiler.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında