AÖF Soru Bankası
TAR313U · Ünite 2

Orta Çağ Türk Devletlerinde Askerî Teşkilatı

Türk Askeri Teşkilat Tarihi dersi, ünite 2 özeti

TAR313U-TÜRK ASKERÎ TEŞKİLAT TARİHİ

Ünite 2: Orta Çağ Türk Devletlerinde Askerî Teşkilatı

Giriş

Türkler tarihin çeşitli devirlerinde anavatanları olan Orta Asya’yı terk ederek, başka ülkelere göç edip buraları ele geçirdiler. Türkler ordu-millet olma karakterini tarih boyunca gösterdiler. Selçuklular ve üç kıtaya yayılarak Türk-İslam dünyasında en uzun ömürlü devlet olan Osmanlılar olmak üzere, Orta Çağ Türk devletleri İslam dünyasının yüzyıllar boyunca rakipsiz hâkimi oldular.

Orta Çağ Türk Devletlerinde Orduyu Oluşturan Temel Unsurlar

Orduyu meydana getiren üç temel unsur bulunmaktadır: İnsan, teşkilat ve teçhizat.

İnsan Unsuru: Asker Çeşidi

Orduyu oluşturan temel unsurlardan en önemlisi şüphesiz insan unsurudur. Öyle ki bir ordu ne kadar mükemmel bir teşkilata, ne kadar modern savaş araç ve gereçlerine sahip olursa olsun, savaşlarda galibiyet ve askerî başarı ancak ve ancak insan unsurunun göstereceği yetenek ve kahramanlık sayesinde elde edilebilir.

Türkmenler ve Diğer Türk Kavimleri

Büyük Selçuklu Devletinin kuruluş döneminde askerî güç bakımından başlıca dayanağını konargöçer Türkmenler oluşturuyordu. Konargöçer Türkmenler yaşayış tarzlarından dolayı zaman zaman yerleşik halkın ekili ve dikili arazilerine zarar vermekteydiler. Azerbaycan, Irak ve Suriye’de askerî harekâta girişen Türkmenler Anadolu’nun fethinde ve Türkleşmesinde başlıca rol oynamışlardır. Türkmenler, Selçuklular başta olmak üzere, diğer Orta Çağ Tük devletlerinin siyasî ve askerî hayatında rol oynamaya devam etmişlerdir. Türkmenler, Orta Asya’dan getirdikleri bağımsız boy teşkilatlarını Anadolu’da da korumuşlardı.

Gulâm Sistemi ve Gulâmlar

Orta Çağ’da Türk devletlerinin ve hükümdarlarının dayandığı temel silahlı kuvvetlerin başında gulâmlar gelmekteydi. Gulâmlar ülkenin başkentinde bulunup maaşlı, profesyonel, daimi merkez ordusunu oluştururlardı. İslam medeniyetine has bir kurum olarak ortaya çıkan gulâm sistemi, düzenli bir sivil idare kadrosuna ve aynı tarzda bir teşkilata sahip olan Orta Çağ Türk devletlerinde klasik bir şekil almıştır.

İktâ Sistemi ve İktâ Askerleri

İktâ sistemi; devlete ait belirli arazilerin gelirlerinin hükümdar tarafından hanedan üyelerine, devlet adamlarına ve emirlere hizmet veya maaşlarına karşılık olarak fermanla bağışlanmasıdır. iktâ sisteminin gelişiminde Büyük Selçuklular devri özel bir yer tutmaktadır. İktâ arazisinin mülkiyeti devlete aitti. Büyük Selçuklular bu sistem sayesinde yüz binlerce askerden oluşan ordularının önemli bir kısmını devlete yük olmaksızın, yani maaş ödemeden beslemişler ve donatmışlardır. İktâ askerlerinin çoğunluğu gulâm sistemi içerisinde yetişen sipahi denilen atlı kuvvetler idi. İktâ sisteminin bozulması, ordunun ve

dolayısıyla pek çok devletin zayıflayıp parçalanmasına ve sonunda çökmesine sebep olmuştur.

Tâbi Devlet Kuvvetleri

Silah zoruyla olsun, kendi iradeleriyle olsun Türk idaresi altına giren devlet başkanları genellikle ortadan kaldırılmazlar; tâbi birer hükümdar olarak kendi ülkelerinde hâkimiyetlerine devam ederlerdi. Kösedağ savaşı (1243) için toplanan Türkiye Selçuklu ordusunda tâbi devlet kuvvetleri de bulunuyordu.

Ücretli Askerler

Ücret, maaş alan ve ücretli anlamlarına gelen ecrîhor tabiri, düzenli olarak devletten maaş alan daimi ordu için değil de herhangi bir sefer esnasında veya belirli bir süre zarfında hizmet vermek üzere kiralanan ve bunun karşılığında belirli bir ücret ödenen askeri ifade etmek için kullanılırdı (Göksu, 2010). Bu ücretli askerler, ihtiyaç halinde ordu birliklerine dâhil edilen geçici yardımcı kuvvetlerdi.

Şehir ve Bölge Kuvvetleri, Gönüllüler

Orta Çağ Türk devletleri ordularında seferlere ve savaşlara şehir ve bölge kuvvetleri ile gönüllüler de katılırdı. Şehir ve bölge halkları, orduya askerî birlikler verirdi. Ayrıca savaş sırasında halk, bulundukları şehir ve bölgeyi korurdu.

Teşkilat

Orduyu oluşturan ikinci temel unsur teşkilattır. Bu başlık altında komuta kademesi, dereceler, rütbeler çerçevesinde başkomutan ve komutanlar ile ordu birliklerini oluşturan muharip ve gayri muharip sınıflar ele alınacaktır.

Komuta Kademesi, Dereceler ve Rütbeler: Başkomutan ve Komutanlar

Bütün Orta Çağ Türk devletleri ordularının başkomutanı hükümdar idi. Türk hükümdarları devletin merkezinde oturan ve sadece emir veren başkomutan değillerdi. Ordunun diğer komuta heyetini ise başta hanedan üyeleri olmak üzere, yüksek rütbeli subaylar ve beyler oluşturmaktaydı.

Ordu Birlikleri: Muharip ve Gayri Muharip Sınıflar

Orta Çağ Türk devletleri ordularının muharip sınıfı atlı (süvari) ve yaya (piyade) olarak başlıca iki unsurdan meydana geliyordu. Bu savaşçı unsurların birlikleri ise kullandıkları silahlara göre de belli başlı muharip sınıflara ayrılıyorlardı. Bunlar okçular, mızrakçılar, gürzcüler, nacakcılar, kılıççılar, sapancılar, neftçiler gibi sınıflardı.

Askerî Eğitim ve Disiplin

Türkler her çeşit silahı kullanmakta üstün bir yeteneğe sahiplerdi. Bu da hiç şüphesiz küçük yaşta başlanan ve bütün hayatları boyunca devam edilen askerî eğitimlerle sağlanmaktaydı. Türk askerî eğitimi emre itaat, hızlı karar verme ve gösterilen hedefi vurma gibi temel ilkelere dayanmaktaydı (Koca, 2005).

Maaş ve Ödemeler

Gösterdikleri liyakat ve sadakate göre devlet teşkilatında önemli mevkilere kadar yükselebilen gulâmlara


Selçuklular, Gazneliler, Eyyûbîler ve Memlûkler gibi Orta Çağ Türk devletlerinde mevki ve makamlara göre değişen belirli bir ücret verilirdi. Buna göre; üç ayda bir olmak üzere yılda dört defa bistegânî, mevâcib, müşâhere, ulûfe, câmegî adlarıyla anılan bir maaş ödenirdi. Orduya düzenli olarak verilen maaş dışında ayrıca birtakım ödemeler de yapılırdı. Cülus merasimlerinde ordunun aldığı cülus bahşişi çoğu zaman yıllık maaşlarını dahi geçerdi. Ordu sefer esnasında herhangi bir yerde konakladığı zaman, tâbi hükümdar ikâmât denilen belirli bir miktar para öderdi. Ayrıca savaşlarda elde edilen ganimetlerin bir kısmı da askerler arasında paylaştırılırdı (Köymen, 2011).

Teçhizat: Savaş Araç ve Gereçleri

Savaş araç ve gereçleri olan teçhizat, orduyu oluşturan temel unsurların üçüncüsüdür.

Silahlar ve Yapılar

Savaşın özelliğine göre kullanılan silahlar ve teçhizatlar da değişmekteydi. Mesela meydan savaşı, öncü savaşı, gerilla savaşı ve teke tek savaşta genellikle zırh, kalkan, miğfer, ok-yay, kılıç, mızrak, gürz, balta, hançer, bıçak gibi savunma ve saldırı silahları ve unsurları kullanılırdı.

Savunma Silahları ve Savunma Yapıları

Orta Çağ’da şehirleri korumak amacıyla inşa edilen birtakım yapılar öne çıkardı. Bunlar başlıca kale, sur ve hendekti. Orta Çağ Türk devletleri ordularında savunma unsurlarından başlıca zırh, kalkan ve miğferden yararlanılıyordu. Özellikle meydan savaşlarında süvari olarak savaşan Türkler, demirden yapılmış ağır zırhlar yerine deriden mamul ya da oldukça hafif örme zırhları tercih etmişlerdir.

Saldırı Silahları

Orta Çağ Türk devletleri ordularında saldırı silahları olarak başlıca ok-yay, kılıç, mızrak, gürz, balta, hançer, bıçak, kamçı gibi silahlar kullanılıyordu.

Kuşatma Silahları

Orta Çağ Türk devletleri ordularında kuşatma silahları olarak başlıca mancınık, arrâde, koçbaşı, neft, sapan, duvar delici, merdiven, debbâbe gibi araç-gereçler kullanılıyordu.

Cephanelik

Büyük Selçuklular, Türkiye Selçukluları, Gazneliler, Harezmşahlar, Eyyûbîler ve Memlûklerde cephaneliğe zeredhane veya silahhane denilirdi (Göksu, 2010; Köymen, 2021).

Binitler

Orta Çağ Türk ordularında en önemli savaş, nakliye ve ulaşım aracı at idi. At, Türklerin sadece askerî ve siyasî tarihinde değil, medeniyet tarihinde de büyük roller oynamıştı. Türk ordularının büyük bir kısmı atlı (süvari) birliklerden oluşuyordu. Türkiye Selçukluları dönemine ait kaynaklarda yörük atları, Arap atları, Nisa at, Acem atları, Şam atları, Frenk atları, Türkmen atları, İğdiş atları ve Rahvan atlarından bahsedilmiştir.

Savaş ve Taktik

Bu bölümde ayrıca Orta Çağ Türk devletlerinde donanma ve denizcilik faaliyetleri ile Türk ordularında görülen Türk askerî gelenekleri de ele alınacaktır.

Meydan Muharebesi

Genellikle geniş bir sahada cereyan ettiği için bu isimle anılan meydan muharebesinin en önemli özelliği, kesin sonuçlu savaşlar olmasıydı. Yani bu muharebelerde bir taraf kesin olarak üstün gelmekte, diğer taraf da her şeyini kaybetmek suretiyle yenilmekteydi (Koca, 2005) Orta Çağ Türk tarihinde Dandanakan, Malazgirt, Miryokefalon, Pasinler, Yassı Çemen, Kösedağ gibi muharebeler birer meydan muharebesi niteliğindeydi.

Kuşatma Savaşı

Kaleler veya surlarla çevrili şehirler gibi sarp, müstahkem yerleri ele geçirebilmek için aylarca ve hatta yıllarca sürebilen kuşatma savaşları yapılırdı. Kuşatma savaşlarında kalelerin veya şehirlerin düşürülebilmesi için burasının dışarıyla irtibatının tamamen kesilmesi ve savunucularının devamlı baskı altında tutulması gerekirdi.

Gerilla Savaşı

Gerilla savaşı, gayrinizami bir savaştır. Bu savaş, düzenli birliklerden meydana gelen ordularla değil, profesyonel askerlerden oluşan küçük ve hafif silahlı birliklerle yapılırdı. Gerilla savaşından maksat, düşman kuvvetlerini yıpratmak, yıldırmak ve faaliyetlerini büyük ölçüde engellemek veya baltalamak suretiyle geciktirmekti (Koca, 2005).

Öncü Muharebesi

Öncü muharebesi, çoğu zaman taraflar arasında yapılacak olan asıl muharebenin öncesinde iki tarafın seçkin birliklerinin çarpışmasıydı. Bazen de iki taraf yalnız bir öncü muharebesine girişirler; asıl muharebe yapılmaz; bu öncü muharebesinin sonucu galibi belirlerdi.

Teke Tek Savaş

Düello olarak da bilinen ve iki kişi arasında yapılan ölümcül bir dövüş olan teke tek savaş, Orta Çağ’da mübareze olarak adlandırılıyordu. Mübareze, açıkça bir meydan okumaktı. Eski dönemlerden itibaren uygulanagelen bu teke tek çarpışma, muharebelerden önce ya da muharebe sırasında yapılırdı.

Donanma ve Denizcilik Faaliyetleri

Her ne kadar Türkler İslâm öncesi devirlerde nehir filolarına sahip olmuşlarsa da Türklerin açık denizlerle tanışmaları ve burada deniz kuvvetleri oluşturmaları, kısacası denizcilik faaliyetleriyle ilgilenmeleri Orta Çağ’da İslamî dönemde başlamıştır. (Yazıcı, 1992) Anadolu’da Türkiye Selçukluları ve Türk beyliklerinden başka, Mısır ve Suriye bölgesinde de Eyyûbîler ve Memlûkler tersane inşa ederek donanmalar kurmuşlardı.


Askerî Gelenekler devşirme sistemi yüzyıllarca Acemi Ocağı’nın en önemli Türklerin yaşadığı tabiat ve iklim şartlarında meydana asker kaynağı oldu.

gelen bozkır kültürü çevresinde doğan ve İslam öncesi Eyalet Askerleri dönemde Türk ordularında görülen pek çok Türk askerî Osmanlıların geleneği, Türklerin İslam dini ve medeniyeti dairesine askerlerinden ba girdikten sonra da yeni şartlara uygun olarak gelişmiş ve savaş gücü yüksek kısmını eyalet askerleri oluşturuyordu. uygulanmaya devam etmişti. Prof. Dr. Salim Koca, Bunların da en önemlisi tımarlı sipahi denilen askerlerdi. Selçuklu devri özelinde yaptığı araştırmada (Koca, 2005; Öteki Koca, 2021), Türk ordularında uygulanan Türk askerî kullanılan akıncı, azeb, gönüllü, deli gibi ya geleneklerini şu şekilde tespit edip bölümleyerek ele de eyalet askeri statüsündeydiler. almıştır: Savaştan önce gösterilen faaliyetler ve gelenekler, savaş sırasında gösterilen faaliyetler ve gelenekler, Deniz Kuvvetleri savaştan sonra gösterilen faaliyetler ve gelenekler. Osmanlı askerî sisteminde kapıkulu ve eyalet askerlerinden

Kuruluş Devrinde Osmanlı Askeri Teşkilatı başka, üçüncü olarak da deniz kuvvetlerinden söz edilebilir. Küçük Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemi, devletin kuruluş sahillere ulaştı tarihi olan 1299’dan başlayarak II. Mehmet tarafından 1453 devamlı şekilde arttıran Osmanlılar, bu sahillerdeki denizci yılında İstanbul’un fethine kadar devam ettiği kabul edilen beyliklerden miras dönemdir. yararlanma yoluna gitmişlerdi.

Aşiret Kuvvetleri ve Gönüllüler

Kuruluş yıllarında Osmanlılarda düzenli askerî birlikler yoktu. Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi (1302-1324) zamanlarında, savaşa gücü yeten kimseler gerektiğinde silahaltına alınırdı. Böylece oluşturulan ordu, tamamı atlı olan aşiret kuvvetleriydi.

Yaya, Müsellem ve Diğer Yardımcı Kuvvetler

Beyliğin nüfusu artıp sınırları genişledikçe fetihlerdeki aksaklıklar görülmeye başlanmış ve savaşa her daim hazır yaya ve atlı düzenli bir orduya olan ihtiyaç kendisini iyiden iyiye hissettirmişti. İlk düzenli birlikler Orhan Gazi (1324- 1362) zamanında, Bursa’nın fethinden sonra kuruldu. Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil’in teklifiyle yaya ve müsellem adı verilen iki sınıf, yani piyade ve süvari birlikleri oluşturuldu. Bunlar sadece savaş zamanında ücret alacaklar, barış zamanında da kendilerine gösterilen toprakları işleyip vergiden muaf olacaklardı.

Kapıkulu Askerleri

Yaya ve müsellem askerler gittikçe büyüyen bir devletin ihtiyacını karşılayamaz hale gelince daha güçlü ve daimi bir ordunun teşkili kararlaştırıldı. Bunun için savaş esirlerinden faydalanma yoluna gidildi. I. Murat (1362- 1389) döneminde Pençik Kanunu çıkarıldı. Yine Çandarlı Kara Halil ve Molla Rüstem’in tavsiyeleri üzerine 1361 yılında çıkarılan bu kanuna göre, savaş esirlerinin beşte biri devlete ait olacaktı. Siyasî gelişmelerden ötürü gerek ordu mevcudunun azaldığı ve gerekse fetihlerin durakladığı dönemler de oluyordu. Böyle zamanlarda fetihler yoluyla elde edilen esirlerin temini de imkânsızlaşıyordu. Bundan dolayı asker kaynağı için yeni bir uygulama başladı. Bu uygulama, II. Murat devrinde (1421-1451) kanunlaşan Osmanlı Devleti’nde başta askerlik olmak üzere çeşitli devlet hizmetlerinde kullanılmak için Osmanlı tebaası bazı Hristiyan çocuklarının bir kanun dâhilinde toplanarak eğitildiği devşirme sistemiydi. Zamanla önemi azalan Pençik Kanunu’nun yerini Devşirme Kanunu aldı ve

merkez kuvvetlerini oluşturan kapıkulu şka, Osmanlı ordusunun asıl kalabalık ve

taşra kuvvetlerinden öncü ve geri hizmetlerde rdımcı birlikler

bir kara beyliği olarak kurulmasına rağmen, ktan sonra denizcilik bilgi ve tecrübesini

aldıkları donanma ve denizcilerden

Ünite 2 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç