TAR232U-TÜRK KÜLTÜRÜ VE TARİHİNE GİRİŞ
Ünite 3: Türklerde Siyasi Hâkimiyet
Giriş
Hunlardan beri eski Türk devletinde siyasi iktidar “kut” kelimesi ile ifade edilmiştir. Çünkü Türkleri anlatan en eski belgelerin başında gelen Çin yıllıklarına baktığımızda Türk tarihinin ilk büyük hakanı Börü Tonga (Tokta/Mo-tun) Yabgu’nun unvanı “Tengri Kut” diye geçer. Eski Türk düşüncesinde Tanrı’nın bahşettiği Kut’un sahibi olan devletin de hâkimi idi.
Siyasi Hâkimiyet
Eski Türkçede kut kelimesinin anlamı “devlet, ikbâl, saadet, ruh, baht” gibi anlamlara gelmektedir. Kök Türk Yazıtlarına baktığımızda, “kut” ve “kutluluk” Türk kaganlarına dolayısıyla hükümdar ailesine ve kişilere Tanrı tarafından bağışlanmaktadır. Siyasi hâkimiyetin kişilere Tanrı tarafından bağışlandığı yani karizmatik bir yapısı da olduğu gözden kaçmamaktadır. Bu da “yarlık” terimi ile ifade edilmiştir. Kut gibi menşeî yabancı dillerde aranan Yarlık’ın anlamı “emir, hüküm, irade, ferman, lütûf”tur. Türkler Tanrı buyruğu için, “İdi Yarlıgı” da derler. Tanrı yarlık verdiği için “ülüg” de bahşeder ve bunun anlamı “pay, kısmet, saadet” demektir. O yüzden ülüg sahibi, iktidara da egemen olur.
İktidarın bir göstergesi de “küç” sahibi olmaktır. Gücü veren de Tanrı’dır. O güç verdiği için, İlteriş’in askerleri kurt gibi kuvvetlendiler ve bu sayede o, devletin başı oldu. Türk devleti somut bir varlıktı ama mevkiler gökten yere doğru iniyor; sağa sola, öne ve arkaya dağılıyordu. Hâkimiyetin bu şekil bir silsile takip etmesi Börü Tonga’nın (Tokta/Mo-tun) unvanındaki “Tengrikut” sözünde yatmaktadır. Bütün bunlar Türk ülkesinde, devletin en yüksek makamından, en aşağıdaki görevlisine kadar muazzam bir emir komuta zincirinin var olduğunu ortaya koyar.
Türkler bütün insanlıktan kendilerini mesul görmeleri sebebiyle, devlet ve hâkimiyet mefhumunun temeline cihânşûmûl, yani bütün cihanı içine alan bir devlet fikrini sokmuşlardır. İşte buna bağlı olarak Türk devletinin esas amacı, “Tört bulung” yani dünyanın dört köşesi üzerinde Türklerin kutsal hâkimiyetini sağlamak ve “güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar” her tarafa Türk adaletini yaymaktır. Türk düşüncesinde “devlet-i ebed müddet” şuuru öyle işlemiştir ki bu muazzam devletin de yer yüzünde bazı vazifeleri olduğu ortaya çıkmaktadır. Yani bu savaşçı kavmin işi sadece kılıç sallayıp, harp etmek değildi. Onun başlıca görevi, Tanrı’nın verdiği devlet ve güç ile Tanrı adına dünya nizamını kurmaktır. Bu Türk devletinin başlangıcından, bugüne kadar devam etmiş bir dünya görüşüdür. Türk’ün egemenlik anlayışı bilindiği üzere, daha sonraki yüzyıllarda, özellikle İslamiyet ile birlikte Cihâd fikri şekline dönüşmüş, temeli tarihin çok eski devirlerine kadar inen bu Türk adaletini yayma ülküsü, dinî bir tezahür şeklinde daha da kuvvetlenerek uygulanmaya çalışılmıştır.
Kagan ve Katun
Eski Türk devletinde yönetim gökten aşağıya doğru inen karizmatik ve hiyerarşik bir düzen içerisinde işlemekteydi. Buna bağlı olarak Kök Türk ve Uygurlarda devletin başındaki kişi “kagan” unvanıyla anılmaktadır. Kökü ne olursa olsun, hükümdar anlamına gelen bu terim Türkleşmiş ve Türk kültürünün bir unsuru hâline gelmiştir. Tanrı tarafından bu göreve atandığı varsayılan Türk kaganı bütün yeryüzünün, yani insanlığın hükümdarıdır.
Hakan Olmanın Şartları
Türk devlet yapısına göre bütün insanlığın idarecisi hakan en tepede bulunur ve bu unvan kolay kolay alınmazdı. Herşeyden önce kaganlığın birinci şartı Türk soyundan gelmekti. kaganlığın gerekleri arasında bilge ve alplık önde geliyor. Çünkü Kök Türk tahtına çıkan hakanlar bilge ve alp olduklarından bu makama oturabilmişlerdi.
Akıllı, bilgili, ileriyi gören kişilere aynı zamanda “bilgez er”, “biliglig” ve “tering bilge”, yani engin bilgiye sahip kişi de denmekteydi. İşte tarihte ilk çıktığı günden itibaren büyük fetihler yapan Türk milleti sadece bilek gücüyle değil, bunun yanında bilgi ve onun vasıtasıyla tekniği en iyi biçimde kullandığından cihanı dize getirmiştir.
Kaganın aynı zaman da erdem sahibi olması gerekmekteydi. Erdemsiz (faziletsiz, edebsiz) kişi sadece kaganlık değil, hiçbir önemli işi yapamazdı. Bu özellik ise idareciler ve toplumun bütün fertleri için geçerlidir. Erdem, Kök Türkçe yazıtlarda karşımıza en çok çıkan kelimelerden biridir. İslâmiyetle birlikte erdemin yerini edeb sözü almaktadır.
Kaganın “küç” sahibi olması da lazımdır. Kök Türk Yazıtlarında hakanların güçlülüğüne ve yiğitliğine; “güçlü ve yiğit kaganım” diye işaret ediliyor. Güç yerinde kullanılmalıdır. Hakanlar bunu millet ve devlet yararına sarfetmeliler.
Kagan olmanın bir başka şartı “külüg” yani ünlü olmaktır. Tabi ki sadece hükümdarlar ve beyler değil, sıradan her erkek ve askerin de gerçek ismini kendisi alması gerekmektedir. Türk töresine ve geleneklerine bağlı olarak çocuklar belirli bir yaşa gelip, ülke ve millet için yararlı bir iş yaptıktan sonra unvan ya da adlarına kavuşuyorlardı. Kaganın kut, yarlık ve ülüg gibi Tanrı tarafından verilen özelliklere de sahip olması gerekir. Elbette yöneticilerin birtakım özel hasletleri de bünyelerinde barındırmaları gerekir. Bunlar; halka merhamet göstermek, adaletli davranmak, zâlimlerin zulmüne engel olmak, düşmanın hilelerini anlayacak liyakatta bulunmak, fırsatları değerlendirebilmek şeklindedir.
Hakanların Tahta Çıkış Törenleri
Devletin en yüksek makamındaki kaganın tahtta çıkış töreni kaynaklarda oldukça renkli bir şekilde anlatılır. Herhalde merasimin yapıldığı yer, Orkun Irmağı kıyısındaki “Ata Sini” idi. Tören alanına üstünde altından bir kurt başı olan tug, mehter takımı ve kaganlık arabası
yani iki tekerlekli kağnı önceden getiriliyordu. Türkistan’daki Bezeklik ve Kızıl’da yapılan kazılarda ele geçen minyatürlerde kurt başlı tuglar (örpek) çok açık bir şekilde görülür. Bu tugların ucunda da kotuz veya at kılı olurdu. Kurt başlı sancak (tug, bayrak) ve davul hiç şüphesiz hâkimiyet sembolüydü. Türk düşüncesinde bayrak veya tuglu sancağın alelade bir bez parçası ya da amblem olmadığını söyleyebiliriz. O, dünyaya dikilen ve uzaya doğru yükselen ebedi bir gücü ve ruhu temsil etmektedir. Güneş bütün evreni, Türk’ün bayrağı ise vatanı ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır. Türk kültüründeki güneş, ay, buna bağlı olarak hilal ve yıldızların önemi sanıldığı gibi doğrudan doğruya Maniheizm, İslamiyet ya da başka bir inançla irtibatlandırılamaz. Beline altın kemer (kur) takılan ve altın ayak (kadeh) ile kendisine sunulan kımızı içen yeni kagan bir keçe (kiyiz) veya kalkan üzerine oturtularak, dokuz bakan (kişi) tarafından göğe kaldırılmakta (kagan kötürme), çadırın etrafında, güneş istikametinde dokuz kez döndürülmekteydi.
Hakanı koruyan özel muhafız birliğine eski zamanlarda “Börüler” dendiği gibi, Oguz beylerinin de “çakır” diye anılan özel korucularının olduğundan söz edilmektedir. Bunlar gece ve gündüz nöbetçileri olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı.
Hakanların Görevleri
Kök Türkçe belgelerde kaganın vazifeleri de dolaylı şekilde anlatılmaktadır. Bunlardan birisi, hakan milletin iskânını ve sosyal teşkilatlanmasını sağlamalıdır. Kitabelerde siyasî bir ad yerine geçen Türk’e dâhil olan bütün kavimlere karşı aynı sorumluluk hissedildiği için bunların da kargaşa içerisinde bulunmamalarına özen gösterilmiş ve siyasi teşkilatlanma yapılırken onlar da göz önünde tutulmuştur.
Hakanların bir başka görevi kendinden sonra devletin idari kademesinde yer alacak olanları da seçmesidir. Kagan bağlı boy ve kavimlere de yöneticiler göndermelidir. Kaganın kendi ailesinden başlayarak etrafındakileri çeşitli görevlere getirmesi ve onları her zaman denetlemesi, Türk devletinin cihânşûmûl ve sosyal devlet anlayışından ileri gelmektedir. Dolayısıyla Türk devletinin gayesi, kendi milletinin olduğu kadar, dünyanın da nizamını sağlamaktır.
Bir devletin mevcudiyeti için gerekli şartlardan birisi de kanunlara sahip olmasıdır. İyi bir kagan ülkesinin törelerini, yani kanunlarını da düzenlemeli ve yaymalıdır. Bozulan yasayı düzeltmek Türk kaganlarının en belli-başlı vazifelerinden birisi idi. Bilge Kagan halkının tabi olduğu kanunları, idaresi altına aldığı milletlere beyan ediyor ve bu hükümlere onların da uymasını istediğini “bu zamanda oturup bunca önemli yasayı [töre] dört taraftaki halka yaydım”, sözleriyle belirtiyordu.
Kanun anlamına gelen “törüg”, yani töreye sıkıca bağlılık ve kurulu düzenin bozulmamasına gayret edilmesi, eski Türk düşüncesinde dikkat çeken bir husustur.
Kaganın bir başka görevi de ülkeyi iktisaden refaha ulaştırmaktır. Milletin karnını doyurmak, üstünü giydirmek, halkı zengin yapmak hakanların vazifesidir.
İyi bir kagan kendi adıyla beraber milletinin ününü de yükseltmelidir. Dolayısıyla eğer ortada bir devlet var ise doğudan batıya, kuzeyden güneye dört yandaki herkes onun varlığından haberdar olmalıdır. Türk kaganları gerçekleştirdikleri işleri ve gelecekte karşılaşılabilecek durumları daha sonraki nesillere bildirmeyi bir vazife olarak görüyorlardı. Dolayısı ile büyük bir devletin baştaki yöneticisi ve hükümeti tarafından vatandaşlarına yapılan işlerin anlatılması gerekir. Bunların gelecek nesillerce de öğrenilmesi sağlanılmalıdır. Bu sebeple büyük Türk kaganlarının hepsinin bir yazıtı mevcuttur.
Kaganlık kurumu ve kaganın vazifeleri özellikle Kutadgu Bilig’de çok iyi bir şekilde anlatılır. Nasıl kaganın milletine karşı vazifeleri var ise, milletin de devletine ve hakanına karşı görevleri söz konusudur.
Kagan kut, yarlık, ülüg ve küç gibi Tanrısal mefhumlar ile bilgelik, alplık ve erdemlilik benzeri yaradılıştan kaynaklanan vasıflara sahip olmak yanında; milletin iskânını ve sosyal teşkilatlanmasını sağlamalıdır. Kendinden sonra devletin idari kademesinde yer alacakları seçmelidir. Hakan bağlı boy ve kavimlere yöneticiler göndermelidir. İyi bir hükümdar kanunları düzenlemeli ve bunları her tarafa yaymalıdır. O, ülkeyi iktisaden de refaha ulaştırmak zorundadır. Muteber bir kagan milletinin adını her tarafa duyurmalıdır. Hakanlar yaptıkları işleri ve gelecekte karşılaşılabilecek tehlikeleri sonraki nesillere bildirmeyi bir görev olarak görmelidir. Kimseye ayrıcalık yapmadan adaletle hükmetmeliler. Resmî törenlerde veya toplum içinde ölçüsüz ve seviyesiz hareketlerden kaçınmalıdırlar.
Katunluk Makamı
Türk devletinde kagandan sonra ikinci sırayı “katun” almaktadır. Günümüz Türkçesinde ise bu adı “kadın” şeklinde görmekteyiz. Katunlar, kaganlar gibi töre ile katunluk makamına oturuyorlar ve kaganla beraber idarede bulunuyorlardı.
Tarihte Türk kaganlarının bir-iki kez evlendiklerini, hanede aynı erkekle nikâhlanan kadınların birbirlerine kuma, yabancı bir soydan gelene ise konçuy dediklerini fakat bunlardan sadece birisinin baş hatun olduğunu biliyoruz. Bu da umumiyetle ilk hanımlardı.
Savaşlarda da katunların, kaganların yanında yer aldıkları bilinen bir gerçektir. Türkler kendi aralarında veya başka milletlerle yaptıkları mücadelelerde ele geçirdikleri kadınlara da dokunmazlardı. Hanımlar devlet içinde entrikalara bulaşırlarsa veyahut iktidar hırsı ile devlete zarar vermeye başladıkları takdirde, münasip bir yolla ortadan kaldırılırlardı.
Hanımların devlet meclislerine katıldıklarını ve oy sahibi olduklarını da görüyoruz. Onların da orduları, sarayları, gelirlerini kendilerinin topladığı emlâkları vardı.
Türk kadını her sahada erkeğiyle omuz omuza uğraş veriyordu. Ama başlıca görevi çocuklarını yetiştirme, çadır işçiliği, hayvanlara bakma, yiyecek ve içeceklerin hazırlanmasıydı. Türklerde kadın ve aile kurumu o kadar değerlidir ki, Anadolu’nun bazı yerlerinde erkekler hanımları için “ailem” tabirini kullanırlar. Türk kadını iktisadi hayatta da erkeğin yoldaşı olduğu gibi, kesinlikle eski Türk toplumunda veya ailesinde kaç-göç (haremlik- selamlık) uygulaması yoktu. Çünkü herkes kendine güvenmekle beraber, namusuna da bağlıydı.
Hiç şüphesiz kagan, katun, yabgu ve şadlar hükümetin tabi üyeleri idi. Kagan aynı zamanda hükümet toplantılarına da başkanlık yapıyordu. Kitabelerde bir nevi günümüzdeki bakan anlamında “buyurmak, emretmek” fiilinden gelen “buyruk” kelimesine rastlıyoruz ve buyrukluk son derece önemlidir. Onlar vazifelerini layıkıyla yerine getirirlerse halk ve devlet de iyi oluyordu. Bütün bunlar bir yana, sonuçta herşeye rağmen eski Türk toplumu ve devlet hayatında kadınlar önemli bir konumda olmuşlar, Hunlardan Osmanlı’ya kadar aile ve devletin geleceğinin belirlenmesinde fikirlerine daima kıymet verilmiştir.