AÖF Soru Bankası
TAR202U · Ünite 6

Türkiye Cumhuriyeti Siyasi Hayatında Özallı Yıllar (1980-1991)

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi II dersi, ünite 6 özeti

TAR202U-ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ II

Ünite 6: Türkiye Cumhuriyeti Siyasi Hayatında Özallı Yıllar (1980-1991)

Giriş

Türkiye’de 1980 öncesi dönemde yaşanan siyasal istikrarsızlık, devlet kurumlarında siyasallaşma, devlet otoritesinin zayıflaması, ideolojik bölünmeler ve fraksiyonların çatışması, Türkiye’nin içinde bulunduğu jeopolitik konumu, Çorum ve Maraş olayları gibi dinsel ve etnik ayrımcılık üzerine oynanan oyunlar, hızlı nüfus artışı ile yoğunlaşan işsizlik, hızlı iç göç ve yaşanan ekonomik ve toplumsal dönüşüm siyasal çatışmalara zemin hazırlayan etkenlerden önemlileri olmuştur.

Türkiye’de yaşanan 12 Eylül Askerî Darbesi ise yeni bir siyasi iklimin, ekonomik yapılanmanın ve toplumsal değişimin başlangıcı olmuştur. Turgut Özal’ın bütün eğilimleri birleştirmesi, ANAP dönemi olarak da bilinen dönemin şekillenmesinde etkili olmuştur.

12 Eylül 1980 Askerî Darbesi ve Ara Rejimi

Cumhuriyet’in çok partili hayata geçiş döneminde 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası sonrasında siyasete etki eden üçüncü askerî müdahale 12 Eylül 1980 darbesidir.

Askerî yönetim, 1970’li yılların koalisyon döneminde yaşanan istikrarsızlık ve çatışmalardan sonra üç yıllık bir sürede toplumsal hayatı kısıtlayan düzenlemelere gitmiş, genellikle cezai uygulamalara dayalı 1982 anayasasını hazırlamıştır. Darbenin sebepleri arasında siyasi istikrarsızlık ile cumhurbaşkanının seçilememesi de gösterilmiştir. 25 Mart’ta Mardin bağımsız milletvekili Nurettin Yılmaz, Adalet Partisi’nden Sadettin Bilgiç ve Cumhuriyet Halk Partisi’nden Muhsin Batur’un aday olduğu seçim sürecinde hiçbir aday çoğunluğu sağlayamadığı için cumhurbaşkanlığına İhsan Sabri Çağlayangil vekâlet etmiştir.

Darbe Süreci ve Yaşanan Olaylar

24 Ocak kararlarıyla faizlerin serbest bırakılması toplumda önemli bir rağbet gören bankerlerin iflaslarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. 12 Eylül Askerî Darbesi’ne sebep olan olayların bir diğeri de faili meçhul cinayetler olmuştur. Darbeye giden süreci hızlandıran bu cinayetlerin ilki 1977 yılında kurulan Milliyetçi Cephe Hükûmetinde Gümrük ve Tekel Bakanlığı yapan Gün Sazak cinayeti olmuştur.

Sağ sol çatışmaları bölgeden bölgeye, ideolojik, dinî ve etnik olmak üzere, içeriği değişmiş ise de ülkenin bölünmesinin zeminini oluşturmaya başlamıştır. Askerî müdahalenin de en önemli dayanağını oluşturan bu olaylar sonucunda şehirlerde kurtarılmış bölgelerin kurulduğu emniyet ve huzurun kalmadığı görülmüştür. 29 Mayıs’ta başlayan olaylar 11 Temmuz’a kadar sürmüştür.

Türkiye’de kaos ortamının giderek şiddetini arttırması üzerine Genelkurmay ve kuvvet komutanları, 11 Temmuz’da askerî müdahale kararı almış ise de Süleyman Demirel Hükûmeti’nin meclisten güvenoyu alması üzerine bu karar ertelenmiştir.

Ancak Ordu Fatsa’da 1979 yerel seçimlerinde Fatsa Belediye Başkanlığını bağımsız Fikri Sönmez’in kazanması ve 11 Temmuz 1980 tarihinde Fatsa’da sosyalist bir yönetim kurduğunu ilan etmesi sonucu TSK’yi rahatsız etmiştir ve Fatsa’da askerî müdahale yaşanmıştır. Fatsa’da yaşanan sıkıyönetim kararı 12 Eylül 1980’de askerî darbe olarak tüm yurtta uygulanmıştır.

Millî Güvenlik Konseyi ve Ara Rejim

Askerî darbenin ilk günlerinde uygulamaların amacı darbenin ve darbe yöneticilerinin meşruluğunu tesis etme yönünde olmuş, darbenin gerekçelerine dayanarak kaos içindeki siyasal hayatı tekrar düzene sokabilmek ve rejimin olması gerektiği gibi işlerliğinin sağlanabilmesi amaçlanmıştır. Darbe yönetici kadrosu TBMM’de yemin ederek meclisin onayını almışlar ancak siyasete müdahale edilmeyeceği düşüncesinin oluşması için emekli Amiral Bülent Ulusu’nun hükûmet kurması sağlanarak meclisten güvenoyu alınmıştır. Kenan Evren başkanlığındaki Millî Güvenlik Konseyi üyeleri, darbe sonrası süreçte hükûmet görevini üstlenmiş, serbest seçimlere kadar Bülent Ulusu tarafından 21 Eylül 1980 tarihinde kurulan hükûmet görev yapmıştır.

MGK siyasi ve ekonomik önlemleri bir an önce hayata geçirebilmek amacıyla kurumsal yapılanmaya gitmiş yeni bir anayasa hazırlamak, seçim kanunu ve siyasi partiler kanununu düzenlemek amacıyla 40 üyesinin MGK tarafından, kalan diğer üyelerinin de valilikler tarafından belirleneceği 160 üyeden oluşan bir Danışma Meclisi kurulmuştur. Bu düzenlemeler sırasında rejimi tekrar işlerliğine kavuşturmak amacıyla Anadolu’daki bütün mülki idare yetkilileri lağvedilerek yerlerine buralarda bulunan subaylar atanmıştır.

12 Eylül Askerî Darbesi sonrasında Bülent Ulusu tarafından kurulan hükûmetin bir an önce ekonomide yapısal düzenlemelere gitmesi istenmiş ve Turgut Özal’ın siyaset sahnesine çıkmasının ilk adımı bu yıllarda atılmıştır. Bu süreçte Başbakan Süleyman Demirel’in danışmanlığını da yaparak devlet idaresine de giriş yapan Özal daha sonra iki yılı Dünya Bankasında olmak üzere bankacılık ve sanayi sektöründe birçok kuruluşta çalıştıktan sonra 1977 yılında Millî Selamet Partisinden siyasete atılmış ise de seçilememiş ancak 1979 yılında Devlet Planlama Teşkilatı ve Başbakanlık Müsteşarı olarak görev yapmış ve ekonomiye yön veren kişi olmuştur.

24 Ocak kararları ile Türk ekonomisinde radikal düzenlemelere gidilmiş, Kamu İktisadi Teşekküllerine verilen devlet desteği kaldırılmış, dönemin IMF görevlisi Kemal Derviş’in hazırladığı bu kararlar ile Türkiye dışa dönük yani liberal bir ekonomiye dönüşmüştür. 24 Ocak kararları, içe dönük ulusal ekonomiye dayalı Türkiye’yi rekabetçi, liberal ekonomiye entegre olmuş bir Türkiye’yi hazırlama amacını taşımıştır. 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi sonrasında ekonomideki etkin konumunu koruyan Özal, 24 Ocak kararlarını uygulanması amacıyla ekonomiden sorumlu devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak 14 Temmuz 1982 tarihine kadar görev yapmıştır.


1982 Anayasası ve Referandumu

Referandum ile onaylanan ilk anayasa, güçler ayrılığını sağlaması, çoğulcu demokrasiyi benimsemesi, sendikalaşma hakkını vermesi, üniversitelerin özerk kurumlar olması gibi birtakım düzenlemelerle daha özgürlükçü bir anayasa olarak tanımlanmaktadır. MGK üyeleri, ülkenin bir daha benzer kaos ortamına düşmemesini sağlamak ve bir önceki anayasada oluşan boşlukları düzenlemek için yeni bir Anayasa hazırlama sürecini, 27 Ekim 1980 yılında «Anayasa Düzeni Hakkında Kanunu» ile başlatmış, bu yasal düzenlemeye dayanarak MGK ve Danışma Meclisi üyelerinden oluşan bir Kurucu Meclis oluşturmuştur.

Yeni bir Anayasa yapmakla görevlendirilen Danışma Meclisi, 23 Kasım 1981 tarihinde bir Anayasa Komisyonu oluşturmuş ve anayasa yapım sürecini başlatmıştır. 1982 yılında düzenlenen anayasa ise yaklaşık %92 kabul oranıyla referandum ile kabul edilen ikinci anayasadır. Bu anayasa ise siyasi yasaklar getirmesi, cumhurbaşkanına da yürütme yetkisi vermesi ve önceki yıllarda yaşanan kaos ortamından dolayı devletin temel felsefesinin yasayla belirlendiği ve buna göre denetlendiği sınırlayıcı ve kapsayıcı bir anayasa olmuştur.

Turgut Özal’ın Başbakanlık Dönemi

Turgut Özal, Ulusu Hükûmeti sürecinde yaptığı ekonomik düzenlemeler sırasında ülkenin temel ihtiyaçlarını tespit etme fırsatını bulmuş bu zeminde kurulacak bir siyasi partinin hem ülkenin siyasal istikrarında hem de bu parti vasıtasıyla ekonomik istikrarın sağlanabileceğini görmüştür. Özal, 20 Mayıs 1983 tarihinde kurduğu Anavatan Partisi’nin kurucuları arasına bütün siyasi eğilimlerden insanları dâhil etmiştir. Turgut Özal parti programında ANAP’ı «milliyetçi, muhafazakâr, sosyal adaletçi, rekabete dayalı serbest pazar ekonomisini esas alan bir siyasi partidir» ifadeleriyle tanımlamıştır.

1983 seçimlerinde karşısında eski aktörlerin siyasi yasaklı olması, var olan siyasi partilerin de emekli askerlerden oluşan daha doğrusu devletçi bir bakış açısına sahip olması ANAP ve Turgut ÖZAL’ın siyasi geleceğini olumlu şekillendirmiştir.

İç Politik Gelişmeler

7 Kasım 1982 tarihinde hazırlanan anayasanın, referandum ile halk tarafından onaylanmasıyla Kenan Evren Cumhurbaşkanı makamına gelmiş, MGK ülke üzerindeki gücünü korumuştur. Bu çerçevede siyasi partiler ve seçim kanunu yeniden düzenlenmiştir. Evren, seçimlerde %10 barajının uygulanmasını ve ABD modeli iki partili bir sistemin kurulmasıyla ve iki parti arasındaki iktidar değişimiyle bir siyasi istikrarın sağlanacağını savunmuştur. Kenan Evren’in bu tutumundan dolayı merkez sağ seçmene hitap eden Milliyetçi Demokrasi Partisi emekli asker olan Turgut Sunalp tarafından, ikinci parti de 20 Mayıs 1983’te Turgut Özal tarafından, Anavatan Partisi kurulmuştur. Evren’in iki partili

kurgusuna göre de merkez sol veya sosyal demokrat seçmene hitap eden parti olan Halkçı Parti (HP) olmuştur.

6 Kasım 1983 Seçimleri Başbakan Turgut Özal

Kenan Evren’in yurt gezilerinde MDP’yi işaret etmesi siyasi partinin bir vesayet partisi olacağı hissiyatını doğurmuş, Sunalp’ın meydanlarda sık sık beka vurgusu yapması bu algıyı güçlendirmiştir. ANAP’ın aldığı oyun yaklaşık yarısının Adalet Partisi olmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi ve Millî Selamet Partisi seçmeninden alındığını yaklaşık %28’inin de Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni olduğu vurgulanarak Özal’ın uyguladığı seçim propagandasının başarılı olduğu belirtilmiştir.

25 Mart 1984 Seçimleri

ANAP’ın iktidar olmasını ardından yerel seçim sürecine girilmiş bu süreçte seçimlerde ifade ve vicdan özgürlüğü ile uzlaşma temasını işleyen Başbakan Özal, 5 Ocak 1984 tarihinde seçim kanununda düzenlemeye giderek yerel seçimlere daha çok siyasi partinin katılabilmesinin önünü açmıştır. Bu seçimlerde liderleri yasaklı olup kapatılan siyasi partiler yeni adları ve başkanlarıyla yeniden siyasete girmiş Adalet Partisi yerine Hüsamettin Cindoruk liderliğinde Doğru Yol Partisi, Millî Selamet Partisi yerine Ahmet Tekdal liderliğinde Refah Partisi ve Kenan Evren’in bir önceki seçimlerde siyaset izni vermediği Erdal İnönü tarafından kurulan Sosyal Demokrat Halkçı Parti seçimlere katılabilmiştir. Türkiye’de çok partili hayata geçiş ile birlikte istisna bir kaç seçim haricinde seçmen dağılımında oluşan sağ ve sol seçmen oranının netleşmeye başladığı ve ANAP’ın merkez sağ olmak üzere toplamda sağ seçmenin oylarını alarak kuruluş felsefesini halka aktarabildiği görülmüştür.

Özal, bu süreçte liderlerin siyasi yasaklarının kaldırılmasına dair baskılara karşı meclisteki gücünü arttırabilmek ve ekonomik uygulamalara daha güçlü devam edebilmek için ara seçim kararını hızlı almıştır. Seçim sonuçlarına bakıldığında ise sınırlı yerlerde olmasına rağmen DYP’nin ve bir önceki seçime giremeyen Milliyetçi Çalışma Partisi ile Refah Partisi’nin önemli oranda oyunu arttırdığı görülmüştür.

6 Eylül 1987 Referandumu

Reklamlar referandumun ilk ve yeni iletişim aracı olmuş burada Özal yaptığı faaliyetlerden bahsederek 1980 öncesi çatışma ve istikrarsız dönemi işaret etmiş, 2000’li yılların Türkiye’sini inşa etmek için eskiye dönmenin tehlikelerine vurgu yapmıştır. Siyasi yasaklı liderler de demokrasinin yasak ile bağdaşmayacağı vurgusunu yaparak «Yasaksız Türkiye» sloganıyla meydanlara inmişlerdir. SHP ve DYP ise yasaklara vurgu yaptıkları gibi işsizlik ve hayat pahalılığı gibi toplumsal konulara da değinmiş genel seçim havasında propaganda yapmış siyasi yasaklı olmayan Erdal İnönü liderliğindeki SHP’nin «Türkiye’ye Nefes Aldırmak için Evet!» sözü kampanya sloganı olmuştur. Referandum sonucunun %50,16 Evet oyu, %49,84 Hayır oyu olarak sonuçlanması Türkiye’yi yasakçı bir ülke imajından kurtarmış ancak Özal’ın başlattığı


değişim ve Yeni Türkiye söylemi yasaklı liderlerin seçmen tabanlarına olan hâkimiyetleri yüzünden etkili olamamıştır.

29 Kasım 1987 Seçimleri

6 Eylül referandumu sonrasında yasaklı politikacıların partilerinin başına geçmeleri ve oyların neredeyse aynı olacak kadar yakın çıkması üzerine erken seçim kararı alan Özal seçim sisteminde de değişikliğe gitmiştir. Referandum sonucunda burada Bülent Ecevit’in ve Necmettin Erbakan’ın aldığı oy oranlarının bir sonraki seçimlerde ANAP’ın oylarındaki erimenin artacağını göstermiştir. Şehirli sosyal demokrat sınıfın ve muhafazakâr kasaba sınıfı oylarının eski yerlerine dönmeye başlaması erimeyi göstermiş ise de Özal’ın seçim sistemindeki değişiklik hamlesiyle bir sonraki seçime kadar da olsa meclisteki milletvekili sayısının oy oranının aksine artmasını sağlamıştır.

26 Mart 1989 Yerel Seçimleri

1987 yılındaki genel seçimlerden sonra sayıca çoğalan siyasi partiler, siyasi rekabetin artmasını ve devlet imkânlarıyla da olsa seçmeni ikna etmenin zorlaştığını da ortaya koymuştur. Yerel seçimler her ne kadar bölgenin toplumsal yapısından doğan etkilerden, adayın kişiliğinden ve iktidar partisinin gücünden dolayı genel seçimin aksine farklı sonuçlar ortaya çıkarsa da bu seçimler iktidar bağlamında oy oranındaki azalma veya artmanın değerlendirilebileceği bir seçimdir. 1987 genel seçimlerinde %36.3 oy oranı ile birinci parti olan ANAP’ın genel seçim oranlarıyla kıyaslanan İl Genel Meclisi oranlarında %21.8’e gerilediği kazandığı il sayısının da 67 vilayetten 3 vilayete kadar düştüğü görülmüştür. ANAP’ın dayandığı seçmen tabanında yeni kurulan siyasi partiler ile rekabetin artması, doğu illerinde kimlik siyasetine dayanan yeni siyasi partilerin çıkması oy oranındaki azalmanın başlıca sebeplerinden olmuştur. Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı süresinin dolması üzerine, aday olarak Başbakanlık sürecine son vererek Cumhurbaşkanlığına aday olmuştur.

Dış Politik Gelişmeler

İç politikada önemli ekonomik değişime imza atan Özal, Ortadoğu devletleriyle özellikle de komşu devletler Irak ve İran ile sorunların çözümü üzerine ve ticaret hacmini arttırmaya yönelik politikalar izlenirken petrol üreten ülkeler arasında etkili olan Suudi Arabistan ve Libya ile de ilişkileri geliştirmiştir. Özal bölgesel politikalarda bu adımları atmaktayken küresel anlamda da Avrupa Birliği ile olan sorunlu süreci tekrar rayına oturtmak için bir dizi önlemler alarak 14 Nisan 1987 tarihinde tam üyelik başvurusunu yapmıştır. Avrupa hatta Arap dünyası ile olan ilişkilerde de belirleyici olan Kıbrıs konusu, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin Kuzey Kıbrıs Türk Devleti adını almasıyla yeni bir boyuta geçmiştir.

Ortadoğu Politikası

Turgut Özal’ın Ortadoğu’ya yönelmesinde ekonominin yanı sıra Türkiye’nin Kıbrıs Türklerine yapılan baskılara

karşı müdahale kararının Birleşmiş Milletlerin 18 Aralık 1965 kararı ile yasadışı kabul edilmesi ve Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Johnson Mektubu ile uygulanan ambargo sürecinde Libya’nın yardımları etkili olmuştur. Bu süreçte Türkiye’nin Filistin Meselesinde Arap Dünyası tarafında yer alması, 1979 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü’ne temsilcilik açma izni vermesi 1981 yılında Türkiye’nin İslam Konferansı Örgütü’ne Başbakan düzeyinde katılımı ile daha sıcak bir sürece girmiştir. Tüm bu gelişmeler arasında Arap sermayesinin ülkeye çekilmesi ve bölgedeki ihracat hacminin arttırılması hedefi de etkili olmuştur.

Özal’ın Başbakanlığı döneminde, Ortadoğu ile ilgilenmesinin iki önemli sebebi; İran’da Humeyni ile birlikte gelen İslam Devrimi ve peşi sıra yaklaşık 8 yıl süren İran-Irak Savaşları olmuştur. İran ile savaşlarında Halepçe’de Saddam’ın kimyasal silah kullanmasıyla yüz binlerce insanın Türkiye’ye göç etmesi ve bu göç dalgasıyla PKK faaliyetlerinin Türkiye içine yayılması önemli bir sorun olmuştur. Özal, daha çok ekonomi odaklı olduğu ve bölücü terörün kalkınma ile etkisiz hâle getirilebileceğine inandığı için, Güneydoğu Anadolu Projesi’ne ağırlık vermiş, PKK faaliyetlerini hafife alarak kendisinin de Kürt olduğunu ifade etmesi ve konuyu iç politikaya dâhil etmesi de yanlış bir hamle olmuştur. Koruculuk sistemine geçilmesi ve Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine yaptığı askerî operasyonlar Irak ile ilişkilerin sağlıklı ilerlemesinde olumsuz etkiler bırakmıştır. Irak’ta Türkmenlere uygulanan baskılar demografik uygulamalar iki ülke arasındaki önemli sorunlardan olmuş Körfez krizinde de Saddam yönetimiyle bozulan ilişkilerden dolayı petrol boru hattının kapatılması tehdidi ilişkileri olumsuz etkilemiştir.

Suriye ile olan ilişkilerde, PKK’nın faaliyetleri ile Fırat ve Dicle nehirleri, yani su kullanım sorunu önemli olmuştur. Suriye ile ilişkilerde asıl belirleyici olan unsur Fırat ve Dicle’nin sularıdır. Türkiye bu bağlamda her iki nehrin suyunun paylaşılmayacağını iddia etmiştir. 1986 yılında sorunun çözümü için «Su ve Elektrik Komitesi» kurulmuş, Komitenin görüşmelerinde Suriye Heyeti’nin Atatürk ve Karakaya barajlarının doldurulması sırasında yeterli oranda suyun bırakılması talebi üzerine Türkiye yıllık ortalama 500 m3/sn su bırakılması konusunda taahhütte

bulunarak sorunu çözüme kavuşturmuştur.

Arap Dünyası ile daha sıcak ilişkiler kurmak isteyen Özal, Arap sermayesini Türkiye’ye çekmek istemiştir. Yapılan yasal düzenlemeyle yabancılara mülk satın alma kararı çıkmış, Bakanlar Kurulu Kararı ile Faysal Finans Kurumu ve Al Baraka Türk Özel Finans Kurumunun kurulmasıyla Suudi sermayesi Türkiye’ye girmiştir.

ABD ve AB Politikası

Özal, Dış Politikada Türkiye’nin, Soğuk Savaş sonrasında yer aldığı liberal ekonomi ve demokratik çok partili sistemde ABD’nin önemli bir güç olduğunu Türkiye’nin kalkınma sürecinde bu sistemde ağırlığı olan ABD bankalarının desteğine ihtiyaç olacağını görmüştür. Ayrıca


Türkiye’nin dış politikadaki sorunları olan Kıbrıs, sözde Ermeni Soykırımı konularında ve Rusya sınırında güvenlik konusunda ABD’nin desteğine ihtiyaç olduğu tespitinde bulunmuştur. Türkiye’nin ihtiyacı olduğu konularda ABD’nin ikircikli tutumu üzerine ÖZAL’ın AB ile de ilişkileri geliştirerek ABD’ye alternatif ortaya koyduğu görülmüştür.

ABD’nin Ortadoğu’da Türkiye’nin beklediği desteği vermemesi, AET üyeliği başvurusu sürecinde de Yunanistan’ın sert muhalefeti, Avrupa Topluluğu Bakanlar Konseyi’nin 5 Şubat 1990 tarihinde Türkiye’nin başvurusunu askıya alması ve diğer üye ülkelerin ikircikli tutumları sebebiyle Özal’ın Orta Asya devletleri ile ilişkileri geliştirmek gibi alternatiflere yöneldiği görülmüştür.

Sosyo-Kültürel ve Ekonomik Gelişmeler

12 Eylül 1980 askerî darbesiyle kurulan hükûmette ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı olan Özal’ın, liberal ekonominin temellerini atacağı 24 Ocak Kararlarını almıştır. 24 Ocak Kararları ile enflasyonu kontrol altına alma, sıkı para politikası ile bütçe açıklarını kapatmak hedeflenmiştir. 1983-1987 yılları arası Başbakan olan Özal ile Türkiye’nin dünyaya entegre olduğu ve liberal ekonomiye geçiş dönemidir. Özal, ekonomik kalkınmayı başlatmak amacıyla, sabit kurdan esnek döviz kuru politikasına geçmiş, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasını kurmuş, vergi kaçakçılığının önüne geçebilmek amacıyla katma değer vergisini getirmiş, ithalat ve ihracatta serbestleşmeye gidilmiş, tasarruf sahiplerini korumak için faiz kurunda düzenlemeye gitmiş ve yabancı yatırım teşvikleri ile kamu iktisadi teşekküllerinin özelleştirme çalışmalarını hızlandırmıştır.

1984 ve 1986 yıllarında özelleştirme kanunu ile ilgili yasal düzenlemelerin uygulanması Başbakanlığının ikinci döneminde olmuştur. 1987 yılında erken seçime gidilmiş ve Turgut Özal, İkinci Özal Hükûmeti’ni mecliste güçlenerek kurmuştur. ANAP, özelleştirmeyi parti programı olarak da belirttiğinden bu amaçla Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı idaresi kurularak özelleştirme ile ilgilenmesi planlanmıştır.

Özal’ın dış ticarete dayalı büyüme politikası dış borç ve dış ticaret açığını hızla arttırmıştır. Özal dışa dönük ekonomi politikasıyla ve yap-işlet-devret modeliyle birçok yatırıma imza atmış ancak ekonomideki devlet elinin azaltılması politikası tam anlamıyla uygulanamamıştır.

Bulgaristan Türklerinin Türkiye’ye Göçü

Sovyet blokunun yıkılma sürecine girmesi ile üye ülkeler topraklarında homojen toplum yaratma çabalarına girişmiş, bu bağlamda Bulgaristan vatandaşı olan Türkler yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklardan göçe zorlandıkları gibi kalanlar kimliklerini değiştirmeye yani asimilasyona zorlanmıştır. Turgut Özal’ın Başbakan olmasıyla konuyu diplomatik yollardan çözmek istemiş, konuyu Avrupa Konseyi, İslam Konferansı Örgütü, Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Helsinki izleme

Komitesi ve Uluslararası Af Örgütü gibi üyesi olduğu bütün platformlarda gündeme getirmiştir. 1985 yılında Bulgaristan’a nota veren Türkiye sorunun bir göç anlaşmasıyla çözülmesini istemiştir.

Başbakanlık Döneminde Kürt Meselesi 1983-1989

1970’li yılların baskı ve kaos ortamından hareketle düşünce, inanç ve teşebbüs özgürlüğü fikrinin savunucusu bir siyasi parti ile iktidar olan Özal, ülkenin temel sorunlarının bireyin özgürleşmesi ve kalkınmasıyla çözüleceğini, bireyi refah içinde olan devletlerin de kalkınmış güçlü devlet olacağına inanmıştır. Bu sebeple köy koruculuğu sistemini getirmiş bu güvenlik uygulamaları 10 Temmuz 1987 yılında 11 ili kapsayan Olağanüstü Hâl Bölge Valiliğinin kuruluşuna kadar uzanmıştır.

Suikast Girişimi

18 Haziran 1988 günü ANAP Olağan Kongresinde konuşmak için kürsüye çıktığında Kartal Demirağ tarafından Özal’a suikast girişiminde bulunulmuştur. Suikastı kimin yaptığı ortaya çıkarılamamış suikast girişiminin arkasında devlet içinde yapılanmış kliklerin olduğu iddia edilmiştir.

Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı Dönemi

Turgut Özal’ın Mart 1989 tarihindeki yerel seçimlerde oy oranının düşmesi ama 1987 genel seçimleri öncesinde seçim kanunundaki düzenlemelerle meclis çoğunluğunu sağlaması muhalefet partileri tarafından eleştirilmiştir. Kenan Evren’in yedi yıllık Cumhurbaşkanlığı görevinin bitmesinin ardından, 31 Ekim 1989 tarihinde Mecliste cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılmıştır. Özal bu durum üzerine ANAP Burdur Milletvekili Fethi Çelikbaş’ın da aday gösterilmesini sağlayarak iki adaylı rekabet ortamını sağlamıştır ve Özal, Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı dönemi, iç politikadaki bölücü terör sorununun Körfez Savaşı ile birlikte uluslararası bir sorun hâline geldiği, Türkiye’nin siyasi ve iktisadi bağlamda politikalarında etkili olduğu bir dönem olmuştur.

İç Politik Gelişmeler

Turgut Özal, felsefesini kendisinin oluşturduğu ANAP ile olan bağlarını koparmamış, Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez Yıldırım Akbulut’u ANAP Genel Başkanı olarak atamıştır. Tarafsız bir cumhurbaşkanı olduğunu sık sık vurgulamış ise de 1991 ANAP kongresine müdahil olması ve Semra Özal’ın İstanbul İl Başkanı yapılması muhalefet için önemli bir koz olmuş, Özal’ın partili cumhurbaşkanı olduğu iddiası sık sık gündeme getirilmiştir. Hatta Körfez Savaşı sürecinde hükûmete müdahalesi sürecin iyi yönetilmediği eleştirisi üzerine, Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay istifa etmiştir.

20 Ekim 1991 Seçimleri

ANAP içinde kliklerin oluşması, Özal’ın partiye müdahalesinin getirdiği rahatsızlıklar ve DYP’nin Özal’ın doldurduğu seçmen profilinin ilgisini çekmeye başlaması,


ANAP’tan istifa eden milletvekillerinin ve Bedrettin Dalan’ın başkanı olduğu Demokratik Merkez Partisi’nin DYP’ye katılması seçimin sonucunu belirleyen unsurlardan olmuştur. 1990’lı yıllar seçim ittifaklarının Türk siyasetinin değişime uğradığı yılların da işaretini vermiştir. 20 Ekim 1991 seçim sonuçlarına göre DYP’nin, merkez sağı çatısı altında toplamaya başlaması ANAP’ın oylarındaki erimeyi hızlandırmıştır. 1999 yılından sonra ANAP ve DYP’nin siyaset sahnesinde dinlenmeye çekileceği yıllar olacaktır.

Dış Politik Gelişmeler

Özal, bu dönemde Soğuk Savaş aktörlerinin özellikle Kürt meselesinde gösterdikleri güvensiz tutumdan dolayı, Türkiye’nin bölgesel bir güç hâline gelmesi için komşularıyla aktif bir politika izlemesi gerektiğine inanmış bu bağlamda Kürt Sorununun bir an çözülmesi gerektiğini savunmuştur. Aynı zamanda Türk Cumhuriyetlerinin Türkiye’nin önderliğinde dünyaya entegrasyonuna önem vermiş özellikle bu konuda vefatına kadar geçen süreçte daha yoğun ilgilenmiştir.

Türk Cumhuriyetleri Politikası

Bölgedeki belirsizlik ve kaos ortamında Türkistan coğrafyasındaki Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanması Özal’ın yeni ve çok yönlü dış politika hedefleri için bir umut olmuş basına verdiği bir demeçte 21. Yüzyılın bir Türk yüzyılı olacağı temennisi bölgenin geleceği ile ilgili beklentilerinin dışa vurumu olmuştur. Özal da Türk cumhuriyetlerinin serbest piyasa ekonomisine entegrasyonunda Türkiye’nin öncülük ve yol göstericilik yapabileceği bu sayede Türkiye’nin bölgede söz sahibi ülke olacağı varsayımını yapmıştır. Bu bağlamda 30- 31 Ekim 1992 tarihleri arasında düzenlenen I. Türkçe Konuşan Devletler Zirvesinde açılış konuşması yapan Özal; yaklaşan yüzyılın Türk yüzyılı olduğunu belirterek Türk Ortak Pazarının ve bir bankanın da kurulmasını önermiştir.

Özal, Türk Cumhuriyetlerinin Rusya’nın ekonomik kontrolünden kurtulması ve liberal ekonomiye entegre olabilmeleri ve ulusal kalkınmalarını sağlayabilmeleri için 1964 yılında Türkiye, İran ve Pakistan arasında imzalanan protokol ile kurulmuş olan Bölgesel İşbirliği Örgütü ECO’ya 1992 yılında Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan’ın katılımını sağlayarak önemli bir adım atmıştır.

Özal, hem Türkiye’nin bölgesel güç hâline gelebilmesi hem de Türkistan coğrafyasındaki kardeş ülkelerin dünya ekonomisine uyum sağlamasında önderlik yapabilmesi için başlattığı ikili görüşmeler sonucunda Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı kurulmuştur.

Avrupa Birliği İlişkileri

Başbakanlığı döneminde Avrupa Topluluğu’na tam üyelik başvurusu askıya alınmış Turgut Özal da çok yönlü dış politika felsefesiyle alternatif bölgesel birliklere yönelmiştir. Cumhurbaşkanlığı döneminde ise AB ile ilişkiler yeni bir sürece girmiş Türkiye’ye tam üyelik

statüsü yerine Gümrük Birliği teklifi getirilmiştir. ANAP tam üyelik hedefinden ayrılmamak için bu teklife sıcak bakmış ise de Avrupa ile bütünleşme bağlamında Avrupa’daki diğer ekonomik birliklerden olan Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi EFTA ile iletişime geçmiştir. Özal, bölgesel birlik ve işbirliği politikalarına yönelmiş olsa da ülkenin ekonomik ve siyasi bağlamda yönünü Batı’dan çevirmemiş, Avrupa ile uyum bağlamında her fırsatı değerlendirmeye çalışmıştır. Bu girişimlerden bir diğeri de Batı Avrupa Birliği (BAB) üyelik girişimi olmuştur.

NATO üyesi olup da AB üyesi olmayan ülkelerin kurduğu bu birliğin Roma’da 20 Kasım 1992 tarihinde düzenlediği Bakanlar Konseyi toplantısında, kendileriyle benzer statüde olan yani NATO üyesi olup AB üyesi olmayan Türkiye’ye ortak üye statüsü vermiştir.

Sosyo-Kültürel ve Ekonomik Gelişme

Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı dönemindeki en önemli sorunlar ekonomik ve terör olayları olmuştur. PKK’nın siyasi hareket olarak da meclise girmesi, Kürt sorununa yeni bir boyut kazandırmış, Özal’ın ekonomik yatırımlar ve refahın yükseltilmesine dayalı sorun çözme pratiği koalisyon hükûmetleri döneminde yeni bir boyut kazanmıştır. AB’nin yanlı tutumundan dolayı dış politikada değişen eksen ile Turgut Özal’ın sık sık vurguladığı Türkistan cumhuriyetlerinin bağımsızlığını kazanması toplumda Türk cumhuriyetlerine olan ilginin artmasına sebep olmuştur.

Özal’ın cumhurbaşkanlığı dönemi koalisyon hükûmetlerinin yönetimde yarattığı ikilemlerle ekonomi politikalarında başarısızlıklarla geçmiştir.

Özal’ın Ölümü

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin gölgesinde siyasete atılan ve ANAP ile bütün eğilimleri birleştirerek sivil demokrasinin gelişiminde öncü olan Özal, Türkiye’de rekabetçi ekonominin gelişmesinde de önemli kararlara imza atmıştır. 1989 yılında itibaren dünyanın iki kutuptan çoklu kutuplaşmaya doğru gittiği süreçte müttefik olarak kabul edilen Avrupa ülkeleri ve ABD’nin Türkiye’nin aleyhine olan karar ve uygulamaları Onu dış politikada yeni arayışlara itmiştir.

Özal’ın 17 Nisan 1993’te kalp krizi sonucu vefat ettiği bildirilmiş ise de ölümünün zehirlenme ile olduğuna dair pek çok görüş ortaya atılmıştır.

Ünite 6 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç