AÖF Soru Bankası
TAR202U · Ünite 5

Darbelerin Gölgesinde Yoluna Devam Eden Türkiye (1960-1980)

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi II dersi, ünite 5 özeti

TAR202U-ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ II

Ünite 5: Darbelerin Gölgesinde Yoluna Devam Eden Türkiye (1960-1980)

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ve Sonrasında Yaşanan Gelişmeler

14 Mayıs 1950 Genel seçimleri sonunda iktidara gelen DP’yi askerin büyük bir kısmı desteklemişti. Ancak ordu içindeki tasfiyeler, alt rütbeli subayların rahatsızlığının büyümesi, ekonomik sıkıntıların büyümesi huzursuzluğun artmasına neden oldu. Artan huzursuzluk karşısında ordu, DP’nin demokrasiyi raydan çıkardığını otoriter bir idareye yöneldiğini ve hükûmete müdahale etmesi gerektiğine karar verdi.

Darbe ve Darbenin Kadrosu

27 Mayıs 1960 günü sabaha karşı komuta zinciri dışında harekete geçen ordu, yönetime el koydu. Darbeye karşı herhangi bir güçten ve halktan bir mukavemet olmadığı için darbe kısa sürede kan dökülmeden tamamlandı. DP iktidarını deviren kadro General Cemal Gürsel liderliğinde 8 yüzbaşı, 10 binbaşı, 7 yarbay, 8 albay ve 5 generalden oluşmuştur.

İlk olarak TBMM ve hükûmet feshedildi. Her türlü siyasal faaliyet yasaklandı. Hareketin hiçbir şahıs ya da zümreye yapılmadığı açıklansa da Cumhurbaşkanı Celal Bayar, TBMM Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar Kurulu üyeleri ve Demokrat Partili milletvekilleri tutuklanarak Yassıada’ya gönderildi. Gürsel, Devlet Başkanı, Başbakan, Başkomutan ve MBK başkanı yapıldı. Ardından teknokrat bakanlardan oluşan bir kabine kuruldu. Bu hükûmet 5 Ocak 1961 tarihine kadar görevde kaldı. 12 Haziran 1960’ta İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’ın başkanlığında geçici bir anayasa komisyonu oluşturuldu ve hazırlanan geçici anayasa ile askerî yönetimin hukuki çerçevesi belirlendi.

MBK’nin Yapmış Olduğu Tasfiyeler

MBK (Milli Birlik Komitesi)’nin 1960 yazında aldığı iki önemli karar, hayli yankı uyandırdı. Bu kararlardan ilki, Türk silahlı kuvvetlerinde yapılan geniş bir tasfiye hareketi idi. Emekliye ayrılan 235 generalin isimleri 3 Ağustos’ta açıklanmış, bir ay içerisinde 5 bini aşkın subay emekliye sevk edilmiştir. MBK’nin Türk Silahlı Kuvvetlerinde gerçekleştirdiği tasfiyeden sonra ikinci büyük tasfiye girişiminin merkezi üniversiteler oldu. 27 Mayıs 1960 darbesinin hemen başından itibaren üniversitelerin büyük bir kısım darbeye destek vermişti. 28 Ekim 1960’ta MBK’nin üniversitelerden sorumlu üyesi İrfan Yılmazer ile Prof. Cihat Abaoğlu’nun üniversitelerden ihracı için hazırladıkları 147 ismin yer aldığı liste Resmî Gazete’de yayımlandı.

14’lerin Tasfiyesi

İlk günden itibaren MBK’nin içinde iki farklı yaklaşım bulunuyordu. En kısa sürede iktidarı sivillere devretmek isteyenler ile partilerin politik faaliyetlerine izin verilmeden önce ülkenin siyasi yapısını değiştirecek reformları gerçekleştirmek isteyenler. İlerleyen yıllarda her iki grup da kendi başına hareket etmeye başladı.

Sonuçta 13 Kasım 1960 tasfiye için harekete geçilerek radikal olarak değerlendirilen MBK’nin 14 üyesi tasfiye edilerek çeşitli görevlerle yurt dışına gönderildi.

Silahlı Kuvvetler Birliği

14’lerin tasfiyesi MBK içerisindeki güç dengelerini derinden sarstı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaşananlar karşısında derin bir endişe duyduğunu da kanıtladı. Bu endişeleri gidermek için bir çatı örgütü olarak Silahlı Kuvvetler Birliği kuruldu. Böylece hem endişe giderilmiş hem de muhtemel cunta girişimlerine engel olunmuştu.

Silahlı Kuvvetler Birliği kısa süre içinde MBK’nin hâkimiyeti kaybetmesine neden olacak bir hızla güçlendi ve kaçınılmaz bir şekilde MBK ile karşı karşıya geldi. Silahlı Kuvvetler Birliği, 28 Haziran 1961 tarihinde yaptığı toplantı sonrasında bir genelge yayımladı. Bu genelge ile Millî Birlik Komitesi üzerinde bir güç hâline geldiğini deklare etti. 27 Mayıs 1960 darbe sonrası süreci yeniden şekillendirmiş olan bu genelge, Birliğin süreçte etkin güç olduğunu vurguluyordu.

Yassıada Yargılamaları ve İdam Kararları

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra DP mensupları tutuklanarak Yassıadaya gönderilmişlerdi. Adada 592 kişi 19 farklı davadan yargılanmak üzere bulunuyordu. Yargılamaları yapmak üzere Yüksek Adalet Divanı kuruldu. Yüksek Adalet Divanı, 14 Ekim 1960’ta başladığı duruşmaları 15 Eylül 1961 tarihinde yani yaklaşık olarak 11 aylık yargılama sonrası kararlarını açıkladı. Yargılamalar neticesinde 15 idam kararı çıktı. MBK tarafından yapılan görüşmede de Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam kararları onaylanmış, diğer idam kararları ise ömür boyu hapse çevrilmişti. Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın cezaları 16 Eylül 1961’de, Adnan Menderes’in cezası ise 17 Eylül 1961’de infaz edildi.

Sivil Siyasete Geçiş Çabaları

27 Mayıs darbesinin yapıldığı ilk günden itibaren yeni bir anayasa için çalışmalara başlanmıştı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 7 öğretim üyesi daha sonra ise Ankara Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinden üç öğretim üyesinin katıldığı bir Anayasa Komisyonu hemen çalışmalarına başladı.

Yeni Bir Anayasa (1961 Anayasası) ve Kurucu Meclis (6 Ocak 1961)

MBK’nin sivil yönetime geçiş sürecinde ilk ciddi adımı 6 Ocak 1961 Kurucu Meclis ile güç ve yetkilerini paylaşması oldu. Milli Birlik Komitesi, yeni anayasanın ülkedeki siyasi güçlerin ve baskı gruplarının daha geniş temsiline dayanan bir Kurucu Meclis tarafından görüşülüp kabul edilmesinden yanaydı.

Anayasa komisyonu kısa süre içinde çalışmalarına başladı ve 9 Mart 1961’de bitirdi. 1961 Anayasası Başlangıç bölümü dışında 157 esas ve 22 geçici madde olarak düzenlendi. Anayasa metninde “Genel esaslar, Temel Hak


ve Ödevler, Cumhuriyetin Temel Kuruluşu (Yasama, Yürütme, Yargı) Çeşitli Hükümler, Geçici Hükümler ve Son Hükümler” olmak üzere altı kısım yer aldı. 1961 Anayasası bireysel hak ve özgürlükleri genişleten bir anayasa idi. Yeni Anayasa 9 Temmuz 1961 tarihinde halkoyuna sunuldu. Halk yeni anayasayı %61.5 evet oyuyla kabul etti. Bu Türkiye’de bir anayasa için yapılan ilk halkoylamasıydı.

Yeni Siyasi Partiler

MBK, 13 Ocak 1961 tarihinde siyasal partilerin faaliyetlerine sınırlı ölçüde izin verdi. Karar sonrasında DP’nin kapatılmasından sonra partinin oylarına talip olmak amacıyla merkez sağda 11 Şubat 1961’de Ragıp Gümüşpala’nın (emekli orgeneral) başkanlığında Adalet Partisi (AP) kuruldu. Siyasi faaliyetlere izin verildikten sonra kurulan diğer bir parti de 13 Şubat 1961’de Ekrem Alican’ın başkanlığında kurulan Yeni Türkiye Partisi (YTP) oldu. 13 Şubat 1961 tarihinde kurulan diğer bir parti de Türkiye’nin o güne kadar gördüğü en güçlü sosyalist parti olan Türkiye İşçi Partisi (TİP) idi.

Darbe sonrasının siyasal ortamında DP’nin oylarına talip olma noktasında yeni kurulan partiler arasında en etkili olan iki parti AP ve YTP oldu. Bu iki partiye 16 Ekim 1958’de Cumhuriyetçi Millet Partisi ile Türkiye Köylü Partisi’nin birleşmesi ile oluşan ve Genel Başkanlığını Osman Bölükbaşı’nın yaptığı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ile birlikte siyasal yaşamlarında Demokrat Parti’nin mirasçısı olduklarını belirterek faaliyetlerini sürdürdüler.

Darbe Sonrası İlk Seçimler (Ekim 1961)

Darbe sonrasında ilk seçimler, 15 Ekim 1961 tarihinde yapıldı. Ancak 1961 yılı genel seçimleri sonucunda hiçbir parti meclisteki çoğunluğu elde edemedi ve Türkiye ilk defa koalisyon ile tanıştı. Bu sonuçlar içeride ve dışarıda, Menderes’in bir zaferi ve 27 Mayıs rejimine karşı bir tepki olarak yorumlandı. DP’nin devamı niteliğindeki AP’nin mecliste CHP’ye yakın bir sandalye sayısına sahip olması Silahlı Kuvvetler Birliği içindeki bir grubun harekete geçmesine neden oldu.

Silahlı Kuvvetlerde Hareketlilik ve 27 Ekim Protokolü

Seçim sonuçları karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri alınması gereken tutum konusunda bölündü. 21 Ekim 1961 tarihinde 10 general 28 albayın katıldığı Harp Akademileri toplantısı sonrasında “21 Ekim Protokolü” olarak anılan bir protokol imza edildi. Buna göre Meclis toplanmadan önce 25 Ekim’de yönetime el konulacaktı. MBK dışında şekillenen bu girişim, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay’ın devreye girmesi ile engellendi.

Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Hükümetin Kurulması

26 Ekim 1961’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini Senato ve Millet Meclisi’nin ortak oturumunda darbenin lideri Cemal Gürsel kazandı. Cumhurbaşkanı seçilen Cemal Gürsel, hükûmeti kurma görevini CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye verdi. CHP’nin meclisteki sandalye sayısı tek başına hükûmeti kurmaya yetmiyordu.

Uzun pazarlıklar sonucunda darbe sonrasının ilk hükûmeti CHP ve AP’nin üye vererek aktif katılımı ve YTP ve CKMP’nin dışarıdan desteklediği koalisyon hükûmeti ile kuruldu.

Albay Talat Aydemir Olayı, Koalisyon Hükümetinin İstifası ve Yeni Koalisyon Hükümetleri

9 Şubat 1962’de İstanbul’da yapılan toplantıda 57 general ve albaydan 37’si 28 Şubat’a kadar bir müdahalenin gerçekleşmesi gerektiğini öngören bir protokol imzaladı. Alınan karar uyarınca grup, Genelkurmay Başkanlığına 15 Ekim seçim sonuçlarının tanınmamasını isteyen bir muhtıra verdi. Cevdet Sunay bu protokolü onaylamadı ve durumu Başbakan İsmet İnönü’ye bildirdi. Başbakan İnönü ve Genelkurmay Başkanı Sunay’ın krarlı ve ödün vermeyen tavrı üzerine İstanbul grubu protokolü uygulamaktan vazgeçti. 20 Şubat günü başlatılan atama ve gözaltılarla Türk Silahlı Kuvvetler Birliği tasfiye edildi. Böylece hareket “Albaylar Cuntası” olarak bilinen Albay Talat Aydemir ve arkadaşlarının kontrolüne geçti. Talat Aydemir, yeni atanan Harp Okulu V. Muhafız Alay Komutanları’nı gözaltına alarak hareketini başlattı. Ancak ilerleyen saatlerde Aydemir, meydana gelebilecek olayları dikkate alarak harekâtı durdurdu. 22 Şubat’ı 23 Şubat’a bağlayan gece Aydemir, silah bırakma koşuluyla ve affedilme şartıyla İnönü-Sunay ile anlaştı.

Başarısız darbe girişimi hem koalisyon ortakları hem de siyasi muhalifleri karşısında İsmet İnönü’nün elini kuvvetlendirdi. Hem ekonomik problemler hem de koalisyon ortakları arasındaki anlaşmazlık ve görüş ayrılıkları nedeniyle 30 Mayıs 1962 tarihinde İsmet İnönü istifa etti. Ardından da CKMP, YTP ile 24 Haziran 1962’de yeni bir koalisyon hükûmeti kurdu. Bu koalisyon da küçük ortakların yerel seçimlerde başarısızlık yaşamasıyla sona erdi. İnönü üçüncü koalisyonu YTP’nin dışarıda desteği ve bağımsız milletvekilleriyle kurdu ancak bu koalisyon da uzun ömürlü olmadı.

Albay Talat Aydemir’in İkinci Darbe Girişimi: 20-21 Mayıs 1963

Talat Aydemir, başarısız ilk darbe girişiminden sonra da çalışmalarına devam etti ve 21 Mayıs 1963’te harekete geçti. Ancak Talat Aydemir bu ikinci darbe girişiminde de başarılı olmadı. Darbeciler tutuklanarak Mamak Cezaevine gönderildi ve Fethi Gürcan 27 Haziran Talat Aydemir ise 5 Temmuz’de idam edildi.

27 Mayıs 1960 Askeri darbesi Sonrasında Sol ve Liberal Çevrelerde Canlanma, Yeni Oluşumlar, Forum Dergisi

1961 Anayasası temel hakları güvenceye almış; düşünce, sanat, bilim ve basın özgürlüğünü düzenlemiştir. Öte yandan devlet tarafından ılımlı bir sosyalist partiye izin verilmiş ve TİP (Türkiye İşçi Partisi) kurulmuştur. Siyasal hayatta TİP ile kendini gösteren sosyalist eğilimler yayın hayatında Yön Dergisi, toplumsal hayatta ise Sosyalist Kültür Derneği ile yer almaya başladı. 27 Mayıs sonrasında sol ve liberal çevrelerin toplandığı en etkili iki platform Yön ve Forum Dergileri oldu.


Yön Dergisi ve Sosyalist Kültür Derneği

Yön dergisi hareketi, iki askerî darbe arasını kapsayan 1960-1971 döneminde Türkiye İşçi Partisi ve Millî Demokratik Devrim ile birlikte Türkiye sol hareketinin üç ana akımından biri olmuştur. Dergi, sol Kemalistleri, Sosyal Demokratları, Komünist partilileri bir araya getiren bir tartışma platformu haline gelmiştir.

İşçi Hareketleri

27 Mayıs 1960 darbesi sonrası dönem işçiler ve sendikalar açısından da bir canlanma dönemi oldu. Bu düzenlemelerle birlikte TİP’in kurulması ile ilk kez işçi sınıfının siyasallaşması noktasında önemli bir adım atılmış oldu. Zira İşçi sınıfının siyasallaşması ile birlikte işçi eylemlerinde de belirgin bir yükseliş yaşandı. Bu eylemler düşük ücretlerden, kötü çalışma koşullarına grev yasasının çıkarılmasına kadar geniş bir yelpazede yapıldı.

Öğrenci Hareketleri

27 Mayıs darbesi sonrasının değişen siyasal ve toplumsal ortamında öğrenci hareketleri de yükselişe geçti. Darbeye giden süreçte hareketli ve organize olan üniversite gençliği darbe sonrasında da bu yapısını korudu. 1960’lı yıllardaki öğrenci hareketleri sadece Türkiye’de değil başta Avrupa olmak üzere Amerika ve dünyanın her yerinde aynı zaman diliminde başlamış ve hızla yayılmıştı.

Küba Krizi, 1963 Kıbrıs Olayları ve III. Koalisyon Hükümeti

Sovyetler Birliği’nin Küba’ya füze rampaları kurduğunun Ekim 1962’de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) istihbaratı tarafından tespit edilmesi sonucu ABD, Küba’yı ablukaya alarak, füzelerin sökülmesini talep etti Buna karşılık olarak, Sovyetler Birliği Lideri Nikita Kruşçev, ABD’nin de Türkiye’deki Sovyet topraklarına yöneltilmiş füzeleri kaldırmasını istedi. İki güç bu şekilde anlaşarak bunalım aşılmış olsa da Türkiye’nin böyle bir krizde pazarlık konusu olması dönemin hükûmeti için de bir uyarı niteliğindeydi.

1962’de Cumhurbaşkanı ve Başpiskopos Makarios Lefkoşa, Limasol, Magosa, Baf ve Larnaka’da bulunan Türk nüfusa baskı yapmaya başladı. Türkler karşı koyunca da iki taraf arasında 21 Aralık 1963’te çatışmalar başladı. Çatışmalar Kıbrıslı Türkler aleyhine gelişmeye başlayınca hükûmet 24-25 Aralık 1963’te müdahale gerçekleştirildi. Ancak bu olay bir müdahale sayıldığı için diğer iki garantör devlet Yunanistan ve İngiltere de devreye girmiş oldu. Böylece Kıbrıs Krizi çözümü zor uluslararası bir sorun olarak ortaya çıktı.

1964 Kıbrıs Olayı ve Johnson Mektubu

Ancak Kıbrıs’ta olaylar durulmadı ve Rumların Türk nüfusa yönelik şiddetli saldırıları artarak devam etti. 4 Nisan 1964’te Makarios’un Zürih Antlaşması’nı tek taraflı olarak feshetmesi ve amaçlarının adanın Yunanistan’a ilhakı yani Enosis olduğunu açıklaması ipleri koparan gelişme oldu. Bu gelişme üzerine 16 Nisan 1964 tarihinde Times dergisine bir demeç veren Eski

Cumhurbaşkanlarından İsmet İnönü, Kıbrıs konusunda İngiltere ve ABD’nin Rum-Yunan tarafına ılımlı davranışını eleştirerek Batı bloğundan ayrılabileceğini ima eden meşhur; “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye bu dünyada yerini alır” sözünü dile getirdi. Bu gelişme üzerine 5 Haziran’da ünlü Johnson Mektubu geldi. Mektupta diplomatik olmayan bir yaklaşımla İnönü’nün imasına karşılık veriliyordu.

Adalet Partisi İktidarı ve 12 Mart Muhtırası (1965-1971)

Büyük sorunlarla boğuşan İnönü’nün azınlık hükûmeti, 7 Haziran 1964 tarihinde yapılan ilk senato üçte bir yenileme seçimlerinde başarılı olamadı. AP, bu seçimlerde de birinci oldu. Ragıp Gümüşpala’nın ansızın ölmesi üzerine Süleyman Demirel, 27 Kasım 1964 tarihinde AP Genel Başkanı olarak seçildi. 10 Ekim 1965 tarihinde yapılan genel seçimler sonucunda AP, %52, 9 oy oranı ile birinci parti olarak oldu. 27 Ekim 1965’te Demirel’in sunduğu kabine Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. AP iktidarı pek çok yönden DP iktidarının devamı gibi oldu.

1965 Genel seçimleri sonrasında Cumhurbaşkanı Gürsel’in sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine bir Cumhurbaşkanlığı seçim krizi gündeme geldi. Ordu bu makamı sivillerin eline bırakmak istemiyordu. AP bu baskıya direnemedi. Böylece Başbakan Demirel’in önerisi ile meclis 28 Mart 1966’da Cevdet Sunay’ı Cumhurbaşkanı seçti.

AP Hükümeti Dönemi Siyasal Gelişmeler

CHP’nin 18. Kurultayında 24 Ekim 1966’da Bülent Ecevit CHP Genel sekreteri seçildi. İnönü kurultayda Ecevit’i destekledi. Ecevit’le birlikte CHP ortanın solu hedefiyle yavaş yavaş daha sol politikalara dönmeye başladı. Kıbrıs Sorunu, AP iktidarını da zorlayan bir konu oldu. 1967 yılında Kıbrıs’ta olaylar yeniden patlak verdi. Kıbrıslı Rumlar adada bulunan Türklere karşı saldırıya geçtiler. Hükümet Rum yetkililere verdiği ikinci ültimatom ile köylerin boşaltılmasını istedi. Aynı gün Türk ordusu Akdeniz’e açıldı ve adaya çıkarma yapacağını ilan etti. Gerginlik NATO ve ABD’nin araya girmesi ve Yunan kuvvetlerinin adayı boşaltma kararı ile geçici olarak halledilmiş oldu.

1969 Seçimleri ve 12 Mart 1971 Muhtırası

Türkiye 1969 seçimlerine özellikle öğrenci olaylarının gölgesinde gitti. 12 Ekim 1969’da yapılan seçimlerde AP %46,6 oy alarak 256 milletvekili çıkararak birinci parti oldu. II. Demirel Hükûmeti, 12 Kasım 1969’da meclisten güvenoyu alarak göreve başladı.

Seçimler sonrasında AP içindeki huzursuzluklar daha da arttı. 1968’de itibaren yeni sağ partilerin kurulması ve partinin kendi içinde bölünmesiyle AP güç kaybetmeye başladı. AP içindeki muhalifler 18 Aralık 1970’te Demokratik Parti’yi kurdular. DP’nin kuruluşundan sonra AP’den ciddi ayrılmalar da oldu. Böylece Demirel meclisteki çoğunluğunu da kaybetti.


Süleyman Demirel sağ ve sol öğrenci grupları arasındaki çatışmaları ve işçi mitinglerini, ekonominin kötü gidişatını önleyemiyordu. Durum ordu içinde de rahatsızlıklara ve müdahale fikrinin gündeme gelmesine neden oldu. Gelişmeler üzerine Orgeneral Memduh Tağmaç, başta Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur olmak üzere kuvvet komutanlarının desteğini alarak harekete geçti. Genişletilmiş Komuta Konseyi Toplantıları sonucunda hükûmete verilmek üzere bir muhtıra hazırlandı. 12 Mart 1971 günü TRT’nin Ankara merkezinden haberlerde okunan muhtırada ordu, hükûmet ve parlamento suçlanarak mevcut durumun sorumluları olarak gösteriyordu. Partiler üstü bir anlayışla kuvvetli ve inandırıcı bir hükûmete ihtiyaç olduğu, aksi takdirde idareyi doğrudan üzerlerine alacaklarını açıkladılar. Başbakan Demirel, 12 Mart Muhtırasına fazla direnmeden istifa etti. Hemen arkasından da 11 ilde sıkıyönetim ilan edildi.

12 Mart 1971 Muhtırasından 1980 Askeri Darbesine Kadar Türkiye

12 Mart Muhtırası’ndan kısa süre sonra Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, hükûmeti kurma görevini 19 Mart 1971 günü CHP’den istifa ettirilerek bağımsız görüntüsü verilen Kocaeli Senatörü Nihat Erim’e verdi. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, parlamentodaki partilere tek tek mektup yazarak hükûmete güvenoyu vermelerini istedi. Erim hükûmeti meclisten güvenoyu alarak görevine başladı. Ancak aydınlara ve solculara yönelik baskılar, tutuklamalar, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının eylemleri, Efraim Elrom’un öldürülmesi gibi olaylar Erim hükûmeti içinde huzursuzluğa neden oldu. 11 Bakan kabineden istifa etti. Cumhurbaşkanı yeni hükûmeti kurma görevini bir kez daha Nihat Erime verdi.

II. Erim hükûmeti döneminde de olaylar durulmadı. 10 Ocak 1972’de Askerî Yargıtay Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’a verilen idam cezalarını onayladı ve 6 Mayıs 1972’de Gezmiş, İnan ve Arslan Ankara Merkez (Ulucanlar) Kapalı Cezaevi’nde idam edildiler. II. Erim Hükûmeti de beklentilere cevap vermekten uzaktı. Özellikle Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararlarından sonra yaşananlar Erim Hükûmeti için büyük tepkilere sebep oldu. Nihat Erim başarısız ikinci başbakanlık görevinden 17 Nisan 1972’de istifa etmek suretiyle ayrılmak zorunda kaldı.

Ferit Melen ve Naim Talu Hükümetleri

Nihat Erim’in istifasından sonra 19 Mayıs’ta yeni hükûmeti kurma görevi Ferit Melen’e verildi. Yeni kabine 5 Haziran 1972’de güvenoyu alarak göreve başladı. Melen Hükûmeti döneminde sıkıyönetim rejimine devam edildi. Çeşitli gerekçelerle yazar, gazeteci ve siyasetçilerin tutuklanmalarına devam edildi. Başbakan Melen 7 Nisan’da istifa etti. Yeni Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, hükûmeti kurma görevini Merkez bankası eski Başkanı, Maliye Bakanı ve iş dünyasının temsilcisi olarak bilinen Naim Talu’ya verdi. Yeni hükûmet bir AP ve

Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) koalisyonu gibiydi. Yaklaşık olarak altı ay kadar görev yapan Talu Hükûmeti, ülkeyi seçimlere taşıyarak görevini tamamladı.

1973 Seçimleri ve Koalisyon Dönemi: (1973-1980)

15 Ekim 1973’te yapılan seçimlerden sonra hiçbir parti tek başına iktidara gelebilecek meclis çoğunluğuna sahip olamadı. Uzun süren pazarlıklar sonrasında 26 Ocak 1974’te CHP-MSP koalisyonu kuruldu. Bülent Ecevit Başbakan, Necmettin Erbakan da Başbakan Yardımcısı oldu. Ancak koalisyon ortaklarının doğasından kaynaklanan uyumsuzlukların yanında koalisyonu çatırdatacak gelişmeler de kısa süre içinde yaşanmaya başladı.

Kıbrıs Barış Harekâtı

Hükûmet içinde anlaşmazlıklar artarken 1974 yılının yaz aylarında Yunanistan’daki askeri cuntanın desteği ile adayı Yunanistan’a bağlamak için çalışan EOKA önderliğinde 15 Temmuz 1974’te Makarios yönetimi devrilerek Nikos Sampos başkanlığında bir darbe idaresi kuruldu. Başbakan Ecevit’in emriyle ilki, 20 Temmuz 1974 ve ikincisi 14 Ağustos 1974’te olmak üzere yapılan iki askerî müdahale sonucunda adanın yaklaşık %40’ı kontrol altına alındı.

Bülent Ecevit’in Azınlık Hükümeti ve 12 Eylül 1980 Askeri Darbesine Doğru

Ecevit Hükûmeti 17 Ocak 1978’de güvenoyu alarak göreve başladı. Bu arada terör artarak devam ediyordu. Başbakan Ecevit güvenlik ve ekonomi alanında tedbirle almak için çabalasa da başarılı olamadı. 14 Ekim 1979’da yapılan kısmi senato ve ara seçimlerde CHP’nin büyük başarısızlık yaşaması üzerine Başbakan Ecevit istifa etti. 12 Kasım 1979’da Demirel, AP azınlık hükûmetini kurdu. Hükûmet ilk işi olarak anarşinin önüne geçmek için sıkıyönetimi genişletti, fakat olayların önüne geçemedi.

Ülkenin çözümsüz kalan bu siyasi ve ekonomik sorunlarına yeni cumhurbaşkanlığı sorunu da eklendi. 6 Nisan 1980’de Cumhurbaşkanı Korutürk’ün görev süresi doldu. Cumhurbaşkanlığı için 115 tur yapıldı ancak hiçbir aday seçilemedi. Ordu üst yönetimi 6 Eylül 1980’de MSP’nin düzenlediği Konya Mitingi’nde İstiklal Marşı’nın okunmasının reddedilmesini, mitingdeki görüntüleri ve “tek halife-tek devlet-tek millet” gibi sloganları güçlü bir irtica tehditi olarak algıladı. Ordu 12 Eylül 1980 günü askerî müdahaleyle iktidara el koydu. Darbeyle birlikte ülke yönetimini Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in liderliğinde kuvvet komutanlarından oluşan Millî Güvenlik Konseyi (MGK) aldı. Konsey, emekli asker Bülent Ulusu’ya yeni hükûmeti kurma görevini verdi.

Ünite 5 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç