AÖF Soru Bankası
TAR202U · Ünite 4

Türkiye’nin Demokrat Partili Yılları (1950-1960)

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi II dersi, ünite 4 özeti

TAR202U-ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ II

Ünite 4: Türkiye’nin Demokrat Partili Yılları (1950-1960)

Demokrat Parti Döneminde İç Politikada Yaşananlar (1950-1960)

DP, 1946 seçimlerinden itibaren sürekli olarak adil seçimlerin yapılması, sandık güvenliğinin sağlanması konusunu her fırsatta dile getirerek kamuoyu oluşturmayı başardı.

1950’de Seçim Kanunda bazı yeni maddelerin kabul edilmesi ile sonuçlandı. Yeni Seçim Kanununa göre, seçimler liste usulü çoğunluğa dayalı, gizli oy-açık tasnif, tek turlu, yargı denetimine açık şekilde yapılacak, en az beş ilden adayı olan partiler radyodan yararlanabilecekti.

Demokrat Parti’nin Altın Yılları: Demirkırat Şahlanıyor! (1950-1954)

Seçimin yenilenmesine dair önerge, muhalefetin tepkilerine rağmen, 24 Mart 1950’de TBMM’de kabul edilmiştir.

Toprak Mahsulleri Vergisi, Varlık Vergisi ve İhracat Vergisi’ni kaldırdı, Toprak Reformu Yasası’nda da değişiklikler yapıldı. DP’liler ise seçim kampanyalarını kişi üzerine değil, millet üzerine inşa etti. Partinin önderleri ile milletvekili adayları tüm ülkeyi baştan başa gezerek yaptıkları hürriyet ve demokrasi mücadelelerini anlattılar.

1950’de Türkiye’de birçok şey değişmişti. Artık köylünün ayağına kadar giden ve onları dinleyen siyasetçiler vardı. DP, 1950 Seçimlerine Türk siyasi tarihine damgasını vuran «Yeter Söz Milletindir» sloganı ile girdi. DP, milletvekili aday listesini 24 Nisan 1950’de açıkladı. Adnan Menderes, seçimlerde İstanbul’dan ve Aydın’dan aday oldu ve seçim çalışmalarını genellikle Aydın’dan yürüttü.

15 general ve 150 albay emekliye sevk edildi. Ordu ve bürokraside yapılan değişiklerin ardından DP’nin ilk önemli icraatı, 16 Haziran 1950’de «Ezanın Arapça Okunmasını» yasaklayan kanunu kaldırmak oldu. 6 Temmuz’da ise Ankara Radyosu’ndan haftanın üç günü Kur’an-ı Kerim okunmasına karar verilerek, radyodan dinî yayınlar yapılması konusundaki yasak kaldırıldı. DP, 1950’de kendisini iktidara taşıyan halkın özlemlerini tek tek yerine getirmeye başladı. DP, seçim vaatlerini tek tek yerine getirirken, Başbakan Menderes’in bakanlıkların bünyesindeki işlere müdahale etmesi, parti içinde anlaşmazlıklara neden oldu ve bazı bakanlar görevlerinden istifa etti.

Ülkenin çeşitli bölgelerinde 20 kadar Atatürk büst ve heykeli tahrip edildi. Atatürk’ün resim, büst, heykellerini ve Atatürk hakkındaki eserleri kanun yoluyla korumaya yöneltti. CHP milletvekilleri, Halkevlerinin bağımsız kültür kurumları olarak faaliyetlerine devam etmesini istedi.

CHP bu tasarıyı protesto ederek oylamaya katılmamasına rağmen 8 Ağustos 1951’de TBMM’de 11 Ağustos

1951’de yürürlüğe girdi ve Halkevlerinin bütün taşınır ve taşınmaz malları hazineye devredilerek kapatıldı. DP hem de iktidardaki CHP’den bazı siyasetçilerin ağır ithamlarına maruz kalmış, aynı yıl projenin destekçisi olan Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel bakanlık görevinden uzaklaştırılmıştı.

1954-1957 Döneminde Türkiye’de Demokrat Parti: Başarıyla Gelen Özgüven

1954 Seçimleri öncesi iç politikada yaşanan olumsuz gelişmelerin aksine DP Hükümeti, toprak dağıtımına ve tarımın modernizasyon çalışmalarına devam etti. Tarım araçlarında, makinelerinde özellikle de traktör sayısında büyük artış sağlandı. Ekonomi alanında yaşanan bu gelişmelere hava koşullarının uygun gitmesi de eklenince üretim arttı ve buna bağlı olarak halkın refah seviyesi yükseldi. Türk halkı yaşanan bu olumlu gelişmeler nedeni ile DP’ye, özellikle de onun lideri Adnan Menderes’e daha sıkı bağlanmaya başladı.

Türkiye’nin NATO üyeliği ve ABD’den sağlanan ekonomik yardımlar, iktisadi alanda yaşanan gelişmeleri perçinledi.

TBMM’nin 24 Mayıs tarihli oturumunda da hükümet programı okunarak milletvekillerinden güvenoyu istendi. 26 Mayıs 1954 tarihli oturumda güven oyu alan III. Menderes Hükümeti, hemen göreve başladı. Seçim sonuçları muhalefette özellikle CHP’de büyük bir şaşkınlık ve hayal kırıklığı yarattı. Seçimlerde yaşanan başarısızlığın nedenleri parti içinde tartışılmaya başlandı. İlk olarak iktidar partisi ile yaşanan gerginliklerin partiye zarar verdiği düşüncesi kabul edildi.

Taksim Meydanında, Selanik’te yaşanan olayları protesto etmek amacıyla binlerce kişi toplandı; heyecanlı kalabalık İstiklal Caddesi üzerinden Beyoğlu, Şişli, Nişantaşı gibi özellikle Rumların yaşadığı bölgelere doğru yürüyüşe geçti. Bu semtlerde Rumlara ait dükkanlar ve evler yakılıp, yıkılıp yağmalandı. 6 Eylül akşamı olayların çıktığından habersiz Ankara’ya hareket eden Menderes, İzmit’te yaşananları öğrendiğinde derhal İstanbul’a geri döndü ve olayların kontrol altına alınması için gerekli talimatları güvenlik birimlerine verdi. 6 Eylül akşamı İstanbul ve İzmir’de sıkıyönetim ilan edildi.

Namık Gedik; istifa etti, Kıbrıs Türktür Cemiyeti kapatıldı. İstanbul içinde üst düzey bürokraside değişiklik yapıldı. 12 Eylül’de 6/7 Eylül’de İstanbul’da yaşanan olayları görüşmek üzere TBMM toplandı. Hükümet bir yıllığına sıkıyönetim ilan edilmesini istedi. Fakat Meclis bu süreyi altı aylık olarak sınırladı. Başbakan Menderes, 6/7 Eylül olayları sonrasında altı aylık sıkıyönetim nedeni ile il genel meclisi ve belediye seçimlerinin ertelenmeyeceğini duyurdu.

Sert Rüzgârların Esmeye Başladığı Dönem (1957-1960)

Mayıs 1958 de yapılması planlanan genel seçimlerin 5 Eylül 1957 toplanan DPMG’de öne çekilerek 27 Ekim 1957’de yapılması oy birliği ile kabul edildi. Muhalefetin,


iktidarı yıpratıcı-baltalayıcı faaliyetleri seçimlerin erkene alınmasının nedeni olarak gösterildi. Seçim kararının alınmasıyla birlikte muhalefet partileri CHP başta olmak üzere, Hürriyet Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi seçimlerde işbirliği konusunu görüşmeye başladı. TBMM’den geçirdi. Yeni kanunla birlikte bir siyasi partinin seçim bölgesinde diğer bir siyasi partiyi desteklemesinin önüne geçildi.

Hükümet programının özünü iktisadi ve sanayi kalkınma hamlelerine devam edilmesi oluşturdu. Özellikle bu dönemde Millî Koruma Kanunu ile ilgili düzenlemelerin yapılacağı, fiyat artışlarının önleneceği, Türk lirasının değerinin korunacağı belirtildi. Ayrıca 1957 seçimleri sonrasında da DP, muhalefet partilerinin birlikte hareket etmelerini önlemek amacıyla bazı düzenlemeler yaptı.

Binbaşı Samet Kuşçu ile 15. Kolordu Kurmay Başkanı Kurmay Albay İlhami Barut 19 Aralık 1957’de askerî müdahale konusunda görüştü.

1958’de Irak’ta Nuri Said Paşa’ya karşı yapılan askerî darbe, Menderes’i daha da hırçınlaştırmıştır. Muhalefetin, «Güç Birliği» karşısında Başbakan Menderes, CHP’yi halka şikâyet etmek amacıyla yurt gezilerine çıktı.

Bu gezinin ilk durağı Uşak’tı. Uşak, CHP için önemliydi çünkü. 1957 seçimlerini kazandığı Batı Anadolu’daki tek ildi. 30 Nisan 1959’da İnönü’yü Uşak’ta büyük bir kalabalık karşıladı. CHP heyeti, DP binasının önünden geçerken saldırıya uğradı ve garda yaşanan arbedede atılan taşlardan biri İnönü’nün başına geldi.

CHP, İnönü’nün yaşadığı bu olayları 11 Mayıs 1959’da Meclis gündemine taşıdı. Menderes ve Gedik hakkında soruşturma açılmasını istedi.

27 Mayıs 1960 Darbesine Giden Süreç

Ordunun siyasetteki rolü ve etkinliği DP için çok partili siyasal yaşama geçildiği andan itibaren oldukça önemli hatta temel meselelerden biri olmuştur.

1950 seçimleri sonrasında iktidar partisi DP, CHP-Ordu ilişkisinden ve ordunun tepkisinden endişelenmişti. Ankara’da toplanması olmuştu. Alınan istihbarata göre komutanlar, İnönü’yü ziyaret ederek müdahale ile seçim sonuçlarını iptal etmeyi teklif etmişler, fakat İnönü bu teklifi kabul etmemişti. Başta Adnan Menderes olmak üzere DP’li yöneticiler orduda bir tasfiye yapılmasının gerekliliği konusunda birleştiler.

DP’ye karşı darbeci girişimlerin yoğunluk kazandığı açıktı. Ancak darbeciler için hâlâ en büyük problem kendilerini destekleyecek bir general bulamamış olmalarıydı.

Gürsel’in girişimleri ile stratejik mevkiler, başta Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı üzerinde kontrol sağlanmaya başlanıldı. Ancak askeri istihbaratın girişimleri sonucunda Orgeneral Gürsel yıllık izne ayrılıp 4 Mayıs’ta İzmir’e gitmek zorunda kaldı. Darbeciler kısa süreli bir arayıştan sonra aktif bir komuta görevi olmayan

Genelkurmay Lojistik Daire Başkanı, Tümgeneral Cemal Madanoğlu ile anlaşarak onu liderleri olmaya ikna ettiler.

12 Nisan 1960’daki grup toplantısında Tahkikat Komisyonu’nun kurulması konusunda alınan karar, 18 Nisan 1960’ta TBMM’nin onayına sunuldu. Görüşmeler sonunda önergenin kabul edilmesi ile on beş kişiden oluşan komisyon oluşturuldu.

27 Nisan 1960’da Tahkikat Komisyonu’na yetki veren kanunun TBMM’de kabul edilmesi ile 28 Nisan’da İstanbul’da, 29 Nisan’da da Ankara’da üniversite öğrencilerinin katıldığı protesto gösterileri düzenlendi. 28 Nisan saat 9.30’da İstanbul Üniversitesi’nin bahçesinde öğrencilerin toplanması ile başlayan olaylar, polisin müdahalesi ile arbedeye dönüştü. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’ın ve bazı öğretim üyelerinin öğrencilere destek vermesi iki taraf arasındaki gerginliği daha da arttırmıştı.

Başbakan Adnan Menderes, Ankara ve İstanbul’da çıkan öğrenci olayları ile ilgili radyoda yaptığı açıklamada ana muhalefet partisinin üniversite gençliğini kışkırtarak galeyana getirdiğini söyledi. 21 Mayıs’ta Ankara Kızılay Meydanı’nda sıkıyönetim olmasına rağmen gösteriler oldu ve bu gösterilere Harp Okulu öğrencileri de katıldı. Sadece ordu içinde değil, DP içindeki muhaliflerin sesleri de yükselmeye devam etti.

Yırcalı, halkın artık kendilerine inanmadığını ve yeni bir hükümetin kurulması gerektiğini belirtti. Menderes, kesin ve kararlı bir tavırla Türk Ordusunun darbe yapma olasılığının bulunmadığını söyleyerek, Türk Ordusuna söz söyletmedi. Toplantıya katılan Bayar’a göre de durum kritik idi. Menderes ve beraberindekileri 25 Mayıs’ta Eskişehir’de bulunan havalimanında havacı subaylar karşılamak üzere beklemekteydiler. Başbakan Menderes, subayların yanına gelip, elini uzattığında selam durmaları gereken subaylar bir anda arkalarını döndüler. Eli havada kalan Başbakan’a karşı fiilî olarak isyan da başlamış oldu.

27 Mayıs sabahında Ankara’da Silahlı Kuvvetler yönetime el koyduklarında Cumhurbaşkanı Celal Bayar’dan görevinden istifa etmesini istedi. Fakat Bayar, bu göreve millî iradenin vekilleri tarafından getirildiğini ancak millî iradenin isteği ile görevinden ayrılabileceğini ifade ederek istifa talebini reddetti. Başkanı ve üst düzey yetkililer bulundukları yerlerden alınarak 27 Mayıs sabahından itibaren Harp Okulu’na, 30 Mayıs’tan itibaren de Yassıada’ya sevk edilmeye başlandı.

Demokrat Parti Döneminde Dış Politikada Yaşananlar (1950-1960)

Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde siyasal, askerî ve ekonomik açıdan değişimler yaşandı. Bu iki güç, dünya siyasetine hâkim oldu ve bu dönem «Soğuk Savaş» dönemi olarak adlandırıldı.


Türkiye’nin Kore’ye Asker Gönderme Kararı (1950) ve NATO Üyeliği (1952)

Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB’nin askerî açıdan karşı karşıya geldiği ilk bölge Kore Yarımadası oldu. 17 Temmuz 1945’te Postdam’da başlayan konferansta SSCB, Uzakdoğu’daki savaşlara katılma kararı alınca; Kore Yarımadası 38. paralelin kuzeyi ve güneyi olmak üzere ikiye ayrıldı. Fuat Köprülü’nün, TBMM’de Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nin yardım çağrısına kayıtsız kalmayacağını söylediği konuşması hem muhalefet hem de iktidar milletvekilleri tarafından desteklendi. 25 Temmuz 1950’de Türkiye’nin Kore’ye 4.500 asker göndereceği açıklandı. 26 Temmuz’da muhalefette bulunan CHP, TBMM’ye danışılmadan alınan asker gönderme kararının anayasa ihlali olduğunu, asker gönderilmesine değil, sadece gönderilme kararının alınış şekline karşı olduklarını belirtti.

Demokrat Parti Dönemi Türkiye’nin Kıbrıs Politikası (1950-1960)

Türkiye, Lozan Antlaşması’nın 20. maddesi uyarınca Britanya Hükümetince Kıbrıs’ın ilhakını tanımıştı.

ENOSİS’i gerçekleştirmek amacıyla 1950’de Yunanistan’da yapılan mitinglerde dünya kamuoyunun dikkati Kıbrıs üzerine çekildi.

Yunan Meclisi’nde yapılan konuşmada Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakının en büyük dileği olduğu belirtildi. Ayrıca Yunanistan, Ada’nın kendisine ilhakı karşılığında, İngiltere’ye Yunanistan ve Ada’da üsler vereceği teklifinde de bulundu. Anthony Eden, Kıbrıs konusunu görüşmek üzere Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin bir araya gelmesi gerektiği konusunda çalışmalara başladı.

Türkiye ise statüko korunamayacaksa Ada’nın kendisine iade edilmesini istedi. Konferans esnasında, Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalandığı haberinin gelmesi üzerine İstanbul’da 6/7 Eylül’de olaylar çıktı. 13 Haziran 1956’da TBMM’de hazırlanan ve Türklerin Kıbrıs konusundaki haklılığını dile getiren bildiri dünya parlamentolarına gönderildi. Kıbrıs konusu ele alındı ve self- determinasyonun kabul edilmeyeceği ilan edildi. Kıbrıs’ta terör olaylarının artması sonucunda İngiltere, Kıbrıs’a mahalli muhtariyet verilmesi ile ilgili çalışmalara Türkiye ve Makarios’un itirazlarına rağmen devam etti. Ayrıca 16 Aralık 1956’da hazırladığı anayasayı ilan ederek Ankara ve Atina ile görüşmelere başladı.

Yunanistan ise konuyu sürekli uluslararası arenaya taşıma çabasında iken, gelişen olaylar karşısında Türkiye’yi konu ile ilgili taraf olmaktan çıkarmak için konunun İngiltere ve Ada halkını ilgilendirdiğini ve taraf olmadığını açıkladı. 15 Ağustos 1958’de İngiltere hazırladığı yeni planı tarafların önüne tekrar getirdi. Türk ve Rum yerel yönetimlerinin ayrılmasının kabul edildiği plana, Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan şiddetle karşı çıktı. Türkiye bu yeni tasarıyı kabul etmesine rağmen, Yunanistan ENOSİS’te direndi. Menderes ile Karamanlis’in Zürih’te ortak bir

bildiri yayınlayarak çözüm için genel plan konusunda anlaştıkları açıklandı.

Başbakan Menderes’in uçağı Londra’ya inişte düştü ve uçakta bulunan 24 kişiden 14 ü öldü. Menderes kurtulanlar arasında idi. 26 Şubat 1959’da İstanbul’a dönen Menderes’i Yeşilköy Havalimanında büyük bir kalabalık karşıladı.16 Ağustos 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Türkler bir azınlık durumunda değildi. Ada’nın yönetimine Rumlarla eşit koşullarda ve aynı haklarla katılan bir toplum kimliğine sahipti.

Demokrat Parti Dönemi Balkanlar ve Türkiye (1950- 1960)

II. Dünya Savaşı sonrası Balkan yarmadası SSCB ve ABD yanlısı olmak üzere iki bloğa ayrıldı. NATO üyesi olmayan Yugoslavya’nın bu dönemde Moskova ile ilişkileri bozuktu. Bu nedenle Yugoslavya güvenlik endişesi içindeydi. Balkan Yarımadasında 1953’te Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya Ankara’da resmî adı «Dostluk ve İş birliği Antlaşması» olan Balkan Paktı’nı imzaladı. Balkan Paktı ile ortak savunma anlayışı benimsendi. 1953 yılında Stalin’in ölümüyle birlikte Sovyet dış politikasındaki değişme, Balkanlar üzerinde de etkisini gösterdi.

Demokrat Parti Döneminde Türkiye-Sovyet Rusya İlişkileri (1950-1960)

1953 öncesi gergin olan ilişkiler, 1953 sonrası SSCB tarafından atılan dostluk adımları ile geliştirilmeye çalışıldı. Molotov’un Türkiye’ye uzanan dost elin karşılık bulmadığını ifade etmesi, Türkiye’nin Rusya’nın dostça yaklaşımına karşılık vermemesinin arkasında Batılı dostlarını gücendirmeme ve ABD’den gelecek yardımları devam ettirme çabası vardı. Kruşçev’in yumuşama politikasını benimsediğine dair sözleri, Türk-Sovyet ilişkilerindeki olumlu gelişmelerin yaşanmasının yolunu açtı.

Demokrat Parti Döneminde Türkiye’nin, Türkiye-ABD İlişkileri Ekseninde Ortadoğu Politikaları (1950-1960)

1955 döneminde İngiltere, Akdeniz ve Ortadoğu’yu kendi nüfuz alanı içinde görmekteydi. Bu nedenle ABD’nin de içinde olduğu Yunanistan, Türkiye ve bazı Arap ülkelerinin üye olarak yer alacağı Akdeniz Paktı’nı kurma çabası içindeydi.

Türkiye’nin projeye dâhil edilmesinin, bölgedeki Müslüman devletler ile ilişkileri daha da kolaylaştıracağına inanıldı. Ayrıca Ortadoğu’nun savunmasında güçlü ve büyük bir orduya ihtiyaç vardı ki bölgede böyle bir orduya sahip olan devlet Türkiye idi. Ortadoğu’da kurulması planlanan yeni savunma sistemi için ABD Dışişleri Bakanı Dulles, 11-28 Mayıs 1953 Ortadoğu ülkelerini ziyaret etti. Dulles konu ile ilgili hazırladığı raporunda Arap ülkelerinin asla dışlanmaması, özellikle Sovyet tehdidin farkında olan ve Sovyet saldırısının kapsamında bulunan Kuzey Kuşağında yer alan Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve Suriye ile savunma


ittifakının kurulması gerektiğini belirtti. Menderes ve Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü’nün Bağdat ziyaretinde her iki ülke ortak bir güvenlik anlaşması yapılması konusunda anlaşmaya vardı. Menderes, Ortadoğu’da kurulacak savunma paktı konusunu görüşmek için 14-15 Ocak’ta Suriye’yi ziyaret etti. 1960 döneminde Türk dış politikasına Ortadoğu’da yaşanan bunalımlar yön verdi. Bu dönemde bölgede üç önemli gelişme meydana geldi. Türkiye, DP döneminde özellikle 1956 Süveyş Kanalı’nın millîleştirilmesi konusunda yaşanan buhran öncesinde de Mısır ile diplomatik gerginlik yaşadı.

1954 yılında Nasır’ın Suriye üzerinde giderek artan etkisi ve en önemlisi de DP iktidarının Batı destekli Ortadoğu’da kurmak istediği savunma paktının emperyalistlerin çıkarlarına hizmet ettiği düşüncesi, iki ülke arasında yaşanan gerilimlerin ana kaynağıdır.

Süveyş Kanalının BM’ye bağlı uluslararası bir örgüt tarafından yönetilmesini asla kabul etmeyen Mısır’a bu dönemde Bağdat Paktı üyesi olan Türkiye, İsrail’in askerî müdahalesini kınayarak cevap verdi. Ortadoğu’da Türkiye’ye karşı komünizm tehdidine karşı savunma oluşturulduğunu düşünse de Temmuz 1958’de Irak’ta gerçekleşen askerî darbe dengeleri altüst etti. Kasım’ın liderliğinde askerî darbe gerçekleşti. Bu darbe ile sadece Irak’ta monarşi yıkılmakla kalmadı, Ortadoğu’da önemli değişikler meydana geldi. Mısır Cumhurbaşkanı Nasr’ın desteklediği darbe sonrasında General Kasım, 19 Temmuz’da Nasır’ın başkanı olduğu Birleşik Arap Cumhuriyeti ile savunma antlaşması imzaladı.

Demokrat Parti Dönemi Ekonomi Politikaları (1950-1960)

DP’nin kurulduğu 7 Ocak 1946’da parti tüzüğü ve programı da ilan edildi. Liberalizm ve demokrasi partinin genel ilkeleri olarak kabul edildi. Bu ilkeler hem siyasi hem de iktisadi alanda benimsendi.

Ekonomide Altın Yıllar (1950-1954)

14 Mayıs 1950 genel seçimleri öncesinde DP’nin seçim mitinglerinde özellikle üzerinde durduğu konu ekonomiydi. Seçim meydanlarında halkın ekonomik anlamda bütün sıkıntılarını dindirmek için ülkeyi yönetmeye talip olduklarını sürekli dile getirmekteydiler.

Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu» 1 Ağustos 1951’de TBMM’de kabul edildi. Fakat kabul edilen kanunla istenilen sonuca ulaşılamadı. Bu nedenle Türkiye’ye yabancı sermaye akışını hızlandırmak ve yatırımları artırmak amacıyla 18 Ocak 1954’te «Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu» çıkarıldı. Bu kanunla Türkiye’de faaliyette bulunacak yabancı sermayedarlara da yerli sermayedarların sahip olduğu haklar tanındı. 1954 yılının Mayıs ayından itibaren Türkiye’ye yabancı sermayenin giriş hızı arttı. Özel sektörün iktisadi alanda yer alması adına atılan diğer bir adım da 7 Mart 1954 tarihinde TBMM’de kabul edilen Petrol Kanunu’nun yasalaşması ile gerçekleşti. Amaç Türkiye’nin petrol kaynaklarının özel girişimciler tarafından süratli ve

verimli bir şekilde geliştirilmesini ve değerlendirilmesini sağlamaktı. 29 Mayıs 1957 ise kanun tekrar düzenlendi ve daha cazip hâle getirildi. Ziraat Fakültelerin açılması sağlandı.

Ekonomide Sancıların Başladığı Yıllar (1954-1957)

2 Mayıs 1954 seçimlerinde DP’nin seçim kampanyasını şekillendiren konuların başında iktisadi konular geldi. Seçimleri birinci parti olarak kazanan ve iktidara gelen DP’nin 24 Mayıs 1954 tarihinde Adnan Menderes, hükümet programını açıkladığı konuşmasında şimdiye kadar iktisadi alanda gerçekleştirilen icraatlar ve gelecek dönemde atılacak adımlar konusunda milletvekillerine beyanat verdi. Bu dönemde de tarım ve sanayinin öncelikleri olacağını, Türk parasının değerinin korunacağını, ithalatın arttırılarak kaynakların kullanımının daha iyi şekilde sağlanacağını, sosyal adalet prensiplerine göre vergi düzenlemelerinin yapılacağını, toprak dağıtımına ve sanayileşme hamlelerine devam edileceğini, özel girişimcilere destek sağlanarak devlet müdahalesinin en az düzeye indirileceğini belirtti.

Ekonomide Zorlukları Aşamayan Demokrat Parti (1957- 1960)

İktisadi sıkıntılar nedeni ile 27 Ekim 1957 yapılan genel seçimlerde DP istediği başarıyı elde edemedi. 1957-1960 döneminde ekonomik sorunlar kronikleşti ve çözülemez bir hâle dönüştü. 1958 yılının Şubat ayında Maliye Bakanı Hasan Polatkan, hükümetin kalkınma politikasını bütün güçlüklere rağmen «iktisadi istiklal davası» olarak tanımlayarak kendilerinin iktidara geldikleri ilk günden itibaren başarılı olabilmek için büyük bir özveri, azim ve cesaretle çalıştıklarını belirterek, bu alandaki «millî mücadelenin» mutlaka kazanılması gerektiğini savundu.

Sanayi, Ulaşım ve Enerji Sektöründe Yaşanan Gelişmeler (1950-1960)

DP iktidarında Başbakan Adnan Menderes sanayi yatırımları konusunda iki alana yöneldi: Enerji ve Ulaşım. Bu dönemde Türkiye’nin iktisadi ve sosyo-kültürel gelişiminde etkili olan ulaştırma, haberleşme, enerji ve altyapı yatırımları hayata geçirildi. Sarıyer, Seyhan, Kemer, Kesiköprü, Almus, Hirfanlı, Demirköprü, Damsa, Ayrancı barajları, Hazar, Kepez, Göksu, Botan, Ceyhan, Tortum, Kovada, İkizdere, Sızır hidroelektrik santralleri hizmete girdi. Enerji alanında büyük başarılara imza atıldı. Kömür İşletmeleri 1957 yılında tekrar yapılandırılarak Kömür İşletmeleri Kurumu adını aldı. Aynı dönemde 6 çay fabrikası da üretime geçti. Özellikle zirai kalkınmayı desteklemek amacıyla ilk olarak 1950 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü kurularak, yeni karayolları yapımına ve var olanların da yenileme çalışmalarına başlanıldı. Genel Müdürlüğünün hazırlamış olduğu program dâhilinde halkın ihtiyaçları doğrultusunda karayollarının yapımı ve bakımı planlandı. İlk olarak köylünün ürününün şehirdeki pazarlara hızlı ve güvenilir bir şekilde ulaşması için köy ve kasaba yollarının yapımı gerçekleşti.

Ünite 4 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç