TAR202U-ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ II
Ünite 2: Bir Devlet Kurucusu Olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı ve İlkeleri
Mustafa Kemal Atatürk’ün Ailesi, Öğrenimi, Askeri ve Siyasi Yaşamı
Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik’te dünyaya gelmiştir. Orta hâlli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Mustafa’nın babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanımdır. Mustafa, okul çağına geldiğinde Mahalle Mek- tebine gitmiş, ardından Şemsi Efendi İlkokulunda eğitimine devam etmiştir. 1894 yılında Mülkiye Rüştiyesi (Ortaokul)’nde öğrenimine başlamıştır. Mülkiye Rüştiyesinde okurken Askerî Rüştiye sınavına girmiş ve bu sınavı kazanarak, askerliğe ilk adımını atmıştır. Burada matematik dersinin öğretmeni Yüzbaşı Üsküplü Mustafa Sabri Bey, onun üstün yetenek ve zekâsını tespit ederek hem kendinden hem de sınıftaki Mustafa ismindeki öğrencilerden ayırmak adına ona olgun, eksiksiz anlamına gelen “Kemal” adını vermiştir. Askerî Ortaokulu bitirmesinin ardından girdiği Manastır Askerî İdadisini 1898 yılının Kasım ayında ikincilikle bitiren Mustafa Kemal, 13 Mart 1899’da İstanbul’da Mekteb-i Harbiye diğer bir deyişle Kara Harp Okulu’na girmiştir. Mustafa Kemal, üç senelik başarılı bir öğrenimden sonra 10 Şubat 1902’de Harp Okulu’ndan teğmen rütbesiyle mezun olmuş, aynı yıl öğrenimine Harp Akademisi’nde devam etmiştir. 1903 yılında Harp Akademisi’nin ikinci sınıfına geçen ve üsteğmenliğe terfi eden Mustafa Kemal, Harp Akademisi’nden 11 Ocak 1905’de kurmay yüzbaşı rütbesi ile mezun olmuştur.
Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal’in ilk görev yeri, merkezi Şam’da bulunan 5. Ordu’dur. Mustafa Kemal, Şam’da görevli iken 20 Haziran 1907’de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) rütbesine terfi etmiştir. Mustafa Kemal 1905-1907 yılları arasında görevli bulunduğu Şam’da “Vatan ve Hürriyet” adlı gizli bir siyasi cemiyet kurmuş, daha sonra merkezi Selanik’te bulunan İttihat ve Terakki Cemiyetine katılmıştır. Şam’da 5. Ordu Komutanlığında görev yaparken 13 Ekim 1907’de merkezi Selanik’te bulunan 3. Ordu Karargâhına atanmıştır. Kurmay Kıdemli Yüzbaşı Mustafa Kemal, 3. Ordu’daki görevine ayrıca ek görev olarak Selanik-Üsküp Şark Demiryolu Müfettişliği ile de görevlendirilmiştir. Yüzbaşı Mustafa Kemal 3. Ordu Karargâhında görev yaparken 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinde önemli rol üstlenmiştir. Yüzbaşı Mustafa Kemal, 13 Ocak 1909’da 3. Ordu Redif 11. Selanik Tümeni Kurmay Başkanlığına atanmıştır. Bu görevde iken Yüzbaşı Mustafa Kemal 31 Mart (13 Nisan) 1909 Ayaklanmasını bastırmak üzere Selanik’te teşkil edilen Hareket Ordusu’nun Kurmay heyetinde bulunmuştur. Mustafa Kemal, Osmanlı Ordusunu temsilen 1910 yılının Eylül ayında Fransa’da düzenlenen Picardie Manevralarını izlemek amacıyla Fransa’ya gidecek olan Türk subay heyetine seçilmiştir. Yurda döndüğünde 15 Ocak 1911’de 3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak yine Selanik’te bulunan 38. Piyade Alayı’nda komutan vekili olarak görevlendirilmiştir. Yüzbaşı Mustafa Kemal, 1911 Eylül ayında İstanbul’da Genelkurmay Başkanlığı karargâhına atandıysa da bu
görevde uzun süre kalmamıştır. Çünkü bu esnada İtalyanların Kuzey Afrika’daki son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp (günümüzdeki Libya toprakları)’a yönelmesiyle Osmanlı-İtalyan (Trablusgarp) Savaşı başlamıştır. Mustafa Kemal, 16 Ekim 1911’de Trablusgarp/Tobruk’a gitmiştir. Mustafa Kemal, Trablusgarp’a gittikten yaklaşık bir ay sonra 27 Kasım 1911’de Binbaşı rütbesine terfi etmiştir. Binbaşı Mustafa Kemal, daha önce aşiretler arası husumetleri ve şeyhlerin çıkardığı isyanları bastırmak için genç bir teğmenken Şam’dan göreve geldiği Trablusgarp topraklarını yakinen tanımaktadır. 9 Ocak 1912’de yapılan Tobruk Muharebesi, o bölgede yapılan ilk muharebe ve kazanılan ilk başarı olması açısından önem arz etmektedir. Bu muharebenin ardından Derne’ye giden Binbaşı Mustafa Kemal, 5 Mart 1912’de Derne Komutanlığına atanarak, oradaki kuvvetlerin başına geçmiştir. Binbaşı Mustafa Kemal, Trablusgarp’tayken Balkan Savaşı’nın başladığını haber alınca 24 Ekim 1912’de Trablusgarp’tan İstanbul’a dönmek üzere harekete geçmiştir. Binbaşı Mustafa Kemal Bey’in komuta ettiği Bolayır Kolordusunun bir tugayı ile Gelibolu Kolordusunun birlikte yaptıkları bir taarruz sonunda 22 Temmuz 1913’te Edirne Bulgaristan’dan geri alınmıştır. Bulgaristan ile Eylül 1913’te barış antlaşması imzalanmasının ardından 27 Ekim 1913 tarihinde Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal, Sofya’ya askeri ataşe olarak tayin edilmiştir. 11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Bükreş, Belgrat ve Çetine askerî ataşeliklerini yürütme görevi de kendisine verilmiştir. Sofya’da görevli iken rütbesi 1 Mart 1914’te yarbaylığa yükselmiştir.
Yarbay Mustafa Kemal’in Sofya’da ataşemiliter olarak görev yaptığı esnada 28 Temmuz 1914 tarihinde Birinci Dünya Savaşı başlamıştır. Yarbay Mustafa Kemal derhal İstanbul’a gelerek, 2 Şubat 1915’te 19. Tümen Komutanlığı görevine başlamıştır. İtilaf Devletleri’nin karaya asker çıkardığı ilk gün olan 25 Nisan 1915 tarihinde İngiliz-Fransız müşterek filosunun ve Avustralya ve Yeni Zelanda (ANZAK) Kolordusunun da desteği ile; Arıburnu, Seddülbahir ve Kumkale’den yeniden taarruza geçme teşebbüslerini haber alan Yarbay Mustafa Kemal, Mareşal Liman von Sanders’e rağmen hayati kararlar alarak, emrindeki tümeni Bigalı’dan Conkbayırı’na sevk ederek, İtilaf Kuvvetlerinin Arıburnu’ndan Conkbayırı’na ilerlemelerini durdurmuştur. Mustafa Kemal, Arıburnu cephesinde gösterdiği üstün başarılarından dolayı 1 Haziran 1915’te Albaylığa terfi etmiştir. 8 Ağustos 1915 gecesi Albay Mustafa Kemal, Anafartalar Grubu Ku- mandanlığına atanmıştır. Arıburnu zaferini, 17 Ağustos 1915’te Kireçtepe ve 21 Ağustos 1915’te İkinci Anafartalar Zaferi takip etmiştir. Çanakkale’den İstanbul’a dönen Albay Mustafa Kemal, Ocak 1916’da karargâhı Edirne’de bulunan 16. Kolordu Komutanlığına atanmıştır. Albay Mustafa Kemal’e kısa süre sonra 16. Kolordu ile Kafkas (Doğu) cephesine gitme emri verilmiştir. Albay Mustafa Kemal, 26 Mart 1916’da Karargâhı Di- yarbakır/Silvan’da konuşlandırılan kolordunun komutasını ele almasının ardından 1 Nisan 1916’da Mirlivalığa
(Tümgeneralliğe) terfi etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Diyarbakır’a gelişini takiben 7 Ağustos 1916’da Muş’u, 8 Ağustos 1916’da Bitlis’i Rus işgalinden kurtarmıştır. Mustafa Kemal Paşa, 2 Aralık l9l6’da Ahmet İzzet Paşa’nın izinli olarak bir süre İstanbul’a gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Komutanlığına atanmıştır. 17 Şubat 1917’de Mustafa Kemal Paşa, yeni kurulacak olan Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığına atanmıştır. Mustafa Kemal Paşa 5 Temmuz 1917 tarihli Başkumandanlık emri ile Halep’te oluşturulması kararlaştırılan 7. Ordu Komutanlığına atanmıştır. 7 Kasım 1917’de Ordu Komutanı sıfatıyla Genel Karargâh emrine verilmiştir. 1918 yılının bahar aylarında gün geçtikçe artan böbrek rahatsızlığı sebebiyle Mustafa Kemal Paşa, doktorların tavsiyesi ile Viyana ve Karlsbad’a tedavi olmak üzere gitmiştir. Neredeyse dokuz ay kadar uzun bir süre harp cephelerinden ayrı kalan Mustafa Kemal Paşa, bizzat Sultan VI. Mehmet (Vahdettin) tarafından 7 Ağustos 1918’de ikinci defa Filistin’de bulunan 7. Ordu Komutanlığına atanmıştır. 19 Eylül 1918 tarihinde İngiliz General Allenby komutasındaki İngiliz Seferî Kuvvetlerinin genel taarruzu başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa, olası bir İngiliz saldırısını öngörmüş ve bu öngörü ile önceden tedbir almış; Nablus Meydan Muharebesi olarak adlandırılan savaşta, üç ordu arasından ordusunu en az kayıpla zamanında çekebilmeyi başarmıştır. 26 Ekim 1918’de İngiliz birlikleri ve Şerif Faysal önderliğindeki ayrılıkçı Arapların ilerleyişlerini Halep’in kuzeyinde Katma mevkiinde durdurmayı başarmıştır. “Katma Muha- rebesi” olarak bilinen bu muharebe, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nun son muharebesi ve zaferi olarak tarihe geçmiştir. Mayıs 1919’a kadar İstanbul’da siyasi faaliyette bulunan Mustafa Kemal Paşa, 30 Nisan 1919 tarihinde Samsun ve çevresindeki asayişi sağlamakla görevlendirilmiş ve 9. Ordu Kıtaları Müfettişliğine atanmıştır.
Geniş yetkilerle 9. Ordu Kıtaları Müfettişliği görevine atanan Mustafa Kemal Paşa, İzmir’in 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanlılar tarafından işgal edilmesinden bir gün sonra 16 Mayıs 1919 tarihinde Bandırma Vapuru ile Samsun’a hareket etmiş; 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak basmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Türk halkına ilk seslenişi, 28 Mayıs 1919 tarihinde Havza Genelgesi (Bildirisi) ile gerçekleşmiştir. 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi’nin yayımlanmasını sağ- lamıştır. Bir ihtilal beyannamesi niteliğinde olan Amasya Genelgesi; millî egemenliğe ve millî bağımsızlığa yer vererek, vatanın bir bütün olarak kurtuluşunu savunması açısından önem arz etmektedir. Amasya Genelgesi’nin yayımlanmasının ardından Mustafa Kemal Paşa, 7/8 Temmuz 1919’da Harbiye Nezareti ve padişaha çektiği telgrafta, Ordu Müfettişliği görevi ile çok sevdiği askerlik mesleğinden istifa ettiğini açıklamıştır. Bundan böyle bir millet ferdi sıfatıyla halkın içine katılan Mustafa Kemal Paşa, 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi’nin, 4 Eylül 1919’da da Sivas Kongresi’nin toplanmasına öncülük etmiştir. 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında
toplanan Erzurum Kongresi’nde; vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı, manda ve himayenin kabul edilemeyeceği, azınlıklara ayrıcalıklar verilemeyeceği yönünde kararlar alınmıştır. Ayrıca bahse konu Kongrede alınan kararla oluşturulan 9 kişilik Heyet-i Temsiliye‘nin başkanlığına Mustafa Kemal Paşa getirilmiştir. Ulusal Mücadelenin gücünü artıran ve Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğini güçlendiren Sivas Kongresinde ise ülkenin parçalanmaz bir bütün olduğu kararına sınır olarak Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte elde bulunan topraklar alınmıştır. 16-28 Kasım 1919 tarihleri arasında, Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa ve üst düzey komutanlar ile düzenlenen toplantıda Heyet-i Temsiliye’nin faaliyetlerinin konumu itibariyle güvenli olması sebebiyle Ankara’da sürdürülmesi kararı alınmıştır. 12 Ocak 1920’de toplanan Son Osmanlı Mebuslar Meclisi, 28 Ocak 1920’de Misak-ı Millî’yi ilan etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 23 Nisan 1920 tarihinde açılmıştır. İşgalci Yunan kuvvetlerine karşı Batı cephesinde 1921 yılının Ocak ve Mart-Nisan aylarında Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri kazanılmıştır. Yunanlılara karşı büyük bir mücadele verilen Sakarya Muharebesi 13 Eylül 1921’de Türk Ordusu’nun zaferiyle sonuçlanmıştır. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya 19 Eylül 1921 tarihinde TBMM tarafından Müşir (Mareşal) rütbesi ve Gazilik unvanı verilmiştir. Sakarya zaferinin ardından yaklaşık bir yıl devam eden hazırlık sürecinden sonra 26 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taarruz, Türk topçusunun Yunan mevzilerini vurması ile başlamıştır. Büyük Taarruz, 30 Ağustos 1922’de Yunan kuvvetlerinin büyük bir bölümünün imha edilmesiyle kesin bir zafer ile sonuçlanmıştır. Daha sonra Ankara’daki TBMM Hükûmeti ile İtilaf Devletlerinin askerî yetkilileri arasında 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile barış antlaşmasına giden yol açılmıştır. 20 Kasım 1922’de toplanan Lozan Konferansını takiben de 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla yeni Türkiye Devleti’nin bağımsızlığı tüm dünya tarafından tasdik edilmiştir.
23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nin Ankara’da açılmasının ardından 24 Nisan 1920’de Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçilmiştir. 25 Nisan 1920’de altı kişilik Geçici İcra Heyeti, 3 Mayıs 1920’de de 11 kişilik TBMM Hükûmeti kurulmuştur. Meclis Hükümeti sisteminde Devlet Başkanı ve Başbakan bulunmadığından bu görevleri fiilen Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa üstlenmiştir. I. Meclis’in dağıtılmasından sonra seçimlerin yenilenmesi ile birlikte II. TBMM yeni toplanma yılına 11 Ağustos 1923’te başlamıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa, TBMM Başkanlığına yeniden getirilmiştir. 14 Ağustos 1923’te V. İcra Vekilleri Heyeti seçimleri yapılmış ve Fethi (Okyar) Bey başkanlığında yeni kabine oluşturulmuştur. Bundan yaklaşık bir ay sonra 9 Eylül 1923’te Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, “Halk Fırkası” adıyla siyasi bir parti hâline getirilmiştir. 1927’de kabul edilen Cumhuriyet Halk Fırkası Tüzüğü ile Gazi Mustafa Kemal
Paşa partinin “değişmez genel başkanı” olarak ilan edilmiş ve milletvekili adaylarını seçme yetkisi, hayatı boyunca kendisine tanınmıştır.
29 Ekim 1923 günü 1921 Anayasası’nın birinci maddesinin sonuna, “Türkiye Devleti’nin hükûmet şekli Cumhuriyettir” ilavesi yapılmıştır. Aynı gün devlet şekli olarak Cumhuriyetin ilan edilmesinin ardından gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçiminde Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. 1924 Anayasası gereğince TBMM, 29 Ekim 1923’teki seçimin ardından üç defa daha Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı Cumhurbaşkanlığı görevine seçmiştir. 29 Ekim 1923 tarihinden itibaren Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, hayatının geri kalan kısmını, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak görevine adamış ve 1930’lu yıllarda daha ziyade ekonomik, sosyal ve kültürel ko- nularla ilgilenmiştir. 21 Haziran 1934’te çıkarılan Soyadı Kanunu’nun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 tarihinde TBMM tarafından Gazi Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verilmiştir. Atatürk’ün gayretleriyle Türkiye Cumhuriyeti, 1932 yılında Milletler Cemiyeti’ne üye olmuştur. Türkiye’nin batısında ve doğusunda yer alan sınır komşularıyla 1934 yılında Balkan Paktını, 1937 yılında Sadabat Paktı’nı gerçekleştirmiştir.
Atatürk özel yaşamında da sadelik içinde yaşamıştır. 29 Ocak 1923’de Latife (Uşaklıgil) Hanımla evlenmiş ve 5 Ağustos 1925’te ayrılmışlardır.
Mustafa Kemal Atatürk yaşamının her döneminde kitapla bütünleşmiş ve okumayı bir yaşam biçimine dönüştürmüştür. Bu okuma sevgisinin kendisine sağladığı bilgi birikimini zaman zaman yazmaya dönüştüren Atatürk, yaşamının farklı dönemlerinde farklı alanlarda kitaplar yazmıştır. Atatürk’ün eserlerini; askerlik mesleği ile ilgili çevirileri, yazdığı kitaplar, günlükler olmak üzere çeşitli kategorilerde sınıflandırmak mümkündür. Bunlardan bazıları Takımın Muharebe Talimi, Tâbiye Tatbikat Seyahati, Bölüğün Muharebe Talimi Geometri, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler ve Atatürk’ün Hatıra Defteri’dir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Düşünce Yapısını Şekillendiren Olaylar, Kişiler, Eserler
Atatürk’ün askerlikten tarihe, dilden uygarlıklara, dinden, sosyolojiye psikolojiye, felsefeden ekonomiye kadar uzanan ilgi alanının genişliğini ve okuduğu düşünür ve yazarları en iyi sergileyen kaynak şüphesiz onun özel kütüphanesidir. Atatürk’ün oluşturduğu özel kütüphanesindeki kitapların sayısı 4289’u, bibliyografik künye de 10.000’i bulmuştur. Öncelikle Atatürk’ün yetişmesinde ailesinin ve öğretmenlerinin büyük etkisi olmuştur. Babası Ali Rıza Efendi, üvey babası Ragıp Efendi, Matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Sabri Bey, Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey, Tarih öğretmeni Kolağası Mehmet Tevfik (Bilge) Bey, J. J. Rousseau, Tevfik Fikret, Süleyman Nazif, Abdullah
Cevdet, Celal Nuri, Kılıçzade Hakkı ve Şehbenderzâde Hilmi Bey, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yahya Kemal, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp ve Namık Kemal etkilendiği kişilerdir. Ayrıca Mustafa Kemal’in düşünce ve eylemlerinde Fransız İhtilali’nin etkisi de büyük olmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Hastalığı, Vasiyeti ve Vefatı
Atatürk’ün ölümüne neden olan karaciğer rahatsızlığının ilk belirtileri önce aralıklarla daha sonra sık sık görülen burun kanamaları ve bacaklarında kaşıntı ile ortaya çıkmıştır. Hastalığı sırasında uygulanan tedavi Atatürk’ün sağlığında kısmî bir rahatlama meydana getirmiş olsa da durumun yeniden kötüye gitmesi üzerine 8 Kasım 1938’de ikinci kez ağır bir komaya giren Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzu beş geçe hayata gözlerini yummuştur.
Atatürk, yaşarken Ankara’daki Gazi Orman Çiftliği ile Yalova, Silifke, Dörtyol ve Tarsus’ta bulunan çiftlik ve bahçelerle bunların üzerindeki her türlü tesisi ve malları devlete bağışladığını bildirmiştir. Bu taşınmazlar dışında çeşitli kuruluşlar ya da bölge halkınca kendisine armağan edilmiş olan evler ve onun adıyla kurulan müzeler de hazineye veya yerel yönetimlere geçmiştir. Ayrıca Atatürk, 5 Eylül 1938’de kendi el yazısı ile kaleme aldığı vasiyetnamesinde Çankaya’daki küçük köşkte hayatta olduğu sürece kız kardeşi Makbule Hanım’ın oturmasını istemiştir. İş Bankasındaki payının yıllık gelirlerinden kız kardeşi Makbule Hanım ile manevi kızları Afet İnan, Sabiha Gökçen, Rukiye, Nebile ve Ülkü’ye ödenecek aylık miktarlar dışında kalan büyük kısmının kurucusu olduğu Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu arasında bölüştürülmesini vasiyet etmiştir.
Atatürk İlkelerinin Tanımı
Atatürk ilkeleri, tümüyle akılcı ve gerçekçi bir temel üzerine ortaya konulmuştur. Zira bu ilkeler, Türk milletinin özellikleri, bugünkü ve yarınki gereksinimleri göz önüne alınarak çağdaş yaşamın gereklerine uygun olarak belirlenmiştir. Atatürk temel ilkeleri Cumhu- riyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik ve İnkılapçılık olarak adlandırılmaktadır. Tam bağımsızlık, çağdaşlaşma, akılcılık ve bilimsellik, demokrasi ve ulusal egemenlik bütün ilkelerin içinde bulunan ortak özelliklerdir.
Cumhuriyetçilik: Cumhuriyetçilik ana ilke ve esas değerdir. Kavram olarak bakıldığında Cumhuriyet, demokrasinin devlet şekline uyarlanmış hâlidir. Cumhuriyet kavramı tarihi gelişim sürecinde halkın kendisini yönettiği, demokratik rejimleri ifade etmek için kullanılmıştır. Atatürk’ün Cumhuriyetçilik anlayışı, demokrasi ve ulusal egemenlik olmak üzere iki temel esas üzerine inşa edilmiştir.
Milliyetçilik: Atatürk milliyetçiliği, din, dil, tarih ve kültür bağlarına dayandırılmış, bu bağlar milleti bir arada tutan bir üst yapı oluşturmuştur. Bu ilkede ortak geçmiş,
ahlak, kültür ve hukuk, Türk milletini oluşturan değerlerdir.
Halkçılık: Halkçılık ilkesi genel anlamda, Türk toplumunda birey, aile, zümre ve sınıf egemenliğinin olmayacağı, bütün millet bireylerinin kanunlar önünde eşitliği esasına dayanmaktadır. Atatürk’ün halkçılık anlayışına göre toplumda sınıflar yoktur, meslekler vardır. Bu nedenle de sınıf çatışması söz konusu değildir. Mesleki zümreler arasında iş bölümü ve dayanışma bulunmaktadır. Halkçılık, sınıfsız, ayrıcalıksız ve kaynaşmış bir toplum yaratmanın temel anahtarıdır. Atatürk, halk ile milleti eş anlamlı olarak kullanmıştır.
Laiklik: Laiklik, “dini, devlet işlerinden ayırma” şeklinde tanımlansa da esas itibariyle laiklik bir düşünce sistemidir; her şeyden önce bir zihin ve düşünce özgürlüğüdür. Yasalar önünde kişilerin dinsel farklılıklar gösterilmeksizin eşit olmasıdır.
Devletçilik: Devletçilik, özel teşebbüsün gücü ve yetkisi dışında kalan alanlarda, devletin inisiyatifi ele alarak girişimlerde bulunması anlamına gelmektedir. Devletçi- liğin öncelikli olarak birinci amacı, geri kalmış bir ülkeyi hızla kalkındırmak, refah seviyesini artırmaktadır. İkinci amacı ise, toplumsal alanda sosyal adaleti sağlayacak yöntemler uygulamaktır.
İnkılapçılık: Devrim ya da inkılap; var olan siyasal, ekonomik ve toplumsal yapının kısa zamanda zorla ve tümüyle yıkılarak, yerine yeni bir yapının, yeni bir düzenin oluşturulmasıdır. Atatürk’ün inkılap uygulamalarında “zemin ve zaman” daima çok önemli bir yer tutmuştur.
Atatürk ilkeleri, Türk inkılabının içinden doğmuş, gerek anlamları ve gerekse amaçları bakımından birbirleriyle ilişkili ve birbirlerini tamamlayan Atatürk inkılaplarına temel teşkil eden fikir ve düşüncelerdir. Bunlara ilaveten bu ilkeleri destekleyen, besleyen ve onlara uygulama yolunu açan ilkeler de vardır ki bunlara, “Bütünleyici İlkeler” adı verilmektedir. Bütünleyici ilkeler, tüm ilkeler için temel teşkil eden genel ve ortak esaslardır. Atatürkçü düşünce sisteminin temel özelliklerini destekleyen bütünleyici ilkeler; tam bağımsızlık, millî egemenlik, çağdaşlaşma, akıl ve bilim olarak belirlenmiştir.