TAR202U-ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ II
Ünite 1: Türk İnkılabı ve İnkılap Hareketleri
Türk İnkılabının Hedefleri
İnkılap; bir milletin sahip olduğu siyaset, eğitim, hukuk, ekonomi ve sosyal hayat gibi alanlardaki kurumlarının, devlet eliyle köklü bir biçimde değiştirilerek yenileştirilmesidir. Osmanlı Devleti’nde 17. yüzyılda yapılan yenileşme hareketleriyle başlayan modernleşme çalışmaları ise ıslahat olarak adlandırılır.
Türk inkılabı, bağımsızlık olgusunun öne çıktığı 20. Yüzyılda, emperyalizme karşı verilen en önemli ulusal mücadelelerden birinin sonucunda ortaya çıkar. Rus Devrimi ve Fransız Devrimi’nden farklı olarak bir sınıf mücadelesi için değil, ulusun her anlamda bağımsızlığı için mücadele edilir. Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında yapılan ıslahatlar, Kemal Atatürk’ün liderliğinde gerçekleştirilen Türk İnkılabının hazırlık evresidir.
Atatürk, Türk İnkılabını üç aşamada gerçekleştirir. Birinci aşamada; Türk Kurtuluş Savaşı ile tam bağımsızlık kazanılır, Misak-ı Millî sınırları içerisinde yeni bir Türk Devleti kurma yolunda önemli bir adım atılır. İkinci aşamada; Anadolu’yu işgalden kurtaran TBMM karşısında işlevi ve gücü kalmayan Osmanlı saltanatı kaldırılarak monarşiye son verilir. Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması ile Türk devletinin siyasi ve iktisadi bağımsızlığı emperyalist devletlerce resmen tanınır. Ardından Cumhuriyet’in ilanı ile demokratik bir devlet kurulur. Üçüncü aşamada ise inkılap hareketlerine girişilir.
Türk inkılabının temel hedefi; tam bağımsız, çağdaş, laik, yeni bir devlet ve toplum yaratmaktır. Bu hedef doğrultusunda her alanda yapılan inkılaplarla Türk milletini çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak amaçlanır. Modernleşme ile gelenekçilik arasında bocalayan toplum, bu ikilikten kurtarılarak Türkiye’nin yüzü batıya çevrilir. Eski kurumların yerini yenileri alır ve çağın gereklerine uygun yeni bir hayat görüşü ve düzen benimsenir.
Hukuk Alanında Yapılan İnkılaplar
Osmanlıdan Cumhuriyete geçilirken öncelikle hukuk alanında yaşanan çeşitliliğe son verip birlik sağlamak amaçlanmıştır.
3 Mart 1924’te Şer’iye Mahkemeleri kaldırılır ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adıyla 20 Nisan 1924’te 1924 Anayasası kabul edilir. Modern bir devletin ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte yapılan, altı bölüm ve yüz beş maddeden oluşan 1924 Anayasası ile devletin kuruluşu, organları ve bunların işleyişi düzenlenirken hak ve özgürlüklerle ilgili hükümlere de yer verilir. 1960 askerî darbesi ile yürürlükten kaldırılan 1924 Anayasası’nda; kuvvetler birliği ilkesinin benimsenmesine devam edilir, yargının bağımsız mahkemeler tarafından kullanılacağı kabul edilir, Devletin bir Cumhuriyet, egemenliğin de kayıtsız şartsız ulusa ait olduğu belirtilir. 10 Nisan 1928’de, Anayasada bir değişiklik yapılarak “devletin dini İslam’dır” maddesi çıkarılır.
Cumhuriyet rejiminin benimsenmesi ile çağdaş hukuk ilkelerinden uzak ve İslami nitelik taşıyan Mecelle yerine, yeni bir medeni kanun hazırlanması yoluna da gidilir. Bu amaçla İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak hazırlanan kanun taslağı “Türk Medeni Kanunu” adıyla 17 Şubat 1926’da TBMM’de kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ile kadın hakları güvence altına alınır ve aile hayatı ile ilgili evlenme/boşanma işleri düzenlenir. 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu, 22 Kasım 2001’de kabul edilen Yeni Türk Medeni Kanunu ile 2002 yılından itibaren yürürlükten kaldırılır.
3 Nisan 1930’da kabul edilen Yeni Belediye Kanunu’nda, seçme ve seçilme şartı olarak “Türk olmak” maddesine yer verilmesi, Türk kadınının siyasal hayata girişinde bir başlangıç noktası olur. 1930 yılı belediye seçimlerinde kadınlar ilk defa seçme ve seçilme haklarını kullanırlar.1933’te Köy Kanunu’nda yapılan değişiklikle Türk kadınlarına, muhtarlığa ve köy ihtiyar heyetlerine seçme ve seçilme hakkı tanınır. TBMM’nin 5 Aralık 1934 tarihli oturumunda anayasada yapılan değişiklikle de 30 yaşını bitiren kadınlara milletvekili olma, 22 yaşını bitiren kadınlara da seçme hakkı tanınır.
Hukuk birliğini sağlamak ve laik hukuk düzenini kurmak için hukukun diğer alanlarında da Batılı devletlerin hukuklarına dayanarak temel kanunlar hazırlanır.1 Mart 1926’da Türk Ceza Kanunu, 22 Nisan 1926’da Borçlar Kanunu, 9 Haziran 1932’de İcra ve İflas Kanunu, 3 Mart 1926’da Hâkimler Kanunu kabul edilir.
Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan İnkılaplar
Cumhuriyet dönemi eğitim politikasının temel hedefi, eğitim ve öğretimi yaygınlaştırmak, çağdaş ve laik Türk eğitim sistemini kurmaktır. Bu hedef doğrultusunda çok çeşitli inkılaplar yapılır.
3 Mart 1924 tarihinde, Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılır. 11 Mart 1924’te de medreseler kapatılır. Eğitimin belli esaslara göre düzenlenmesi amacıyla 2 Mart 1926’da Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun kabul edilir. Maarif Vekâleti bünyesinde bir “Dil Heyeti” ve “Talim Terbiye Dairesi” kurulur. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve ardından yapılan düzenlemelerle eğitim işleri tek elden yürütülerek eğitim sistemindeki ikiliğe son verilir, eğitimde laiklik ilkesi benimsenir. Türk eğitim sistemi millî esaslara dayandırılır. Sıbyan mektepleri kapatılır, iptidai mektepler de “ilk mektep” adını alır. İlköğretimde karma eğitim sistemine geçilir. İlköğretimin amacı, temel yurttaşlık bilgileriyle donatılmış, Türk inkılabını benimsemiş yurttaşların yetiştirilmesi olur. Okul ve öğretmen temini ise Cumhuriyetin ilk yıllarında ilköğretimle ilgili temel sorunlar arasındadır.
Cumhuriyet döneminde rüştiye, idadi ve sultani gibi okullarda verilen ortaöğretimde de önemli düzenlemelere gidilir. Ortaöğretim; üçer yıllık ortaokul ve lise olmak üzere altı yıldan oluşan iki ayrı devreye ayrılır. Ders programlarında değişiklikler yapılır ve yeni kitaplar
yazılır. 1926-1927 eğitim-öğretim döneminden itibaren orta öğretimde karma eğitime geçilir.
Ülke kalkınması için mesleki ve teknik eğitime de önem verilir. Bu konudaki bilgi ve tecrübelerinden yararlanmak üzere yabancı uzmanlar Türkiye’ye davet edilir. Alfred Kühne, Türkiye’de teknik eğitimin geliştirilmesi yönünde görüş ve önerilerini içeren bir rapor sunar. Okullarda öğrencilere pratik, faydalı bilgiler aktarılmasını, demiryolları gibi çeşitli kurumlara bağlı okullarda çıraklık eğitimi verilmesini, kadınların da çocuk bakımı, biçki- dikiş gibi mesleki eğitim almalarını önerir. Omar Buyse ise mesleki ve teknik eğitim veren okullarda sanayinin ihtiyaçlarına göre programların yeniden hazırlanması ve öğretilmesi gerektiğini, öğretmenlerin yanı sıra usta öğreticilerin de derslere girmesini tavsiye eder. Buyse’nin raporu doğrultusunda, Ankara’da mesleki eğitime yönelik olarak 1928 yılında İsmet Paşa Kız Enstitüsü açılır.
Cumhuriyet döneminin ilk yükseköğretim kurumu ise 1925 yılında Ankara’da öğretime başlayan Hukuk Mektebi’dir. 1933 yılında Darülfünun kapatılır ve İstanbul Üniversitesi açılır. 1946’da Hukuk Mektebi, Ankara Yüksek Ziraat Mektebi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi bir çatı altında toplanarak Ankara Üniversitesi kurulur.
Cumhuriyetin ilk yıllarında nitelikli öğretmen yetiştirmeye de önem verilir, öğretmenlik bir meslek hâline getirilmeye çalışılır. İllerde bulunan Erkek ve Kız İlk Muallim Mektepleri, 1923’te Maarif Vekâlet’ine bağlanıp genel bütçe içine alınır. Eğitimin yaygınlaştırılması için kırsal kesime yönelik öğretmen yetiştirilmesi üzerinde durulur.
1937’de, deneme niteliğinde Eskişehir Çifteler, İzmir Kızılçullu, Edirne Kepirtepe ve Kastamonu Gölköy’de, dört adet Köy Öğretmen Okulu açılır. Bu okullar daha sonra Köy Enstitülerine dönüştürülür.
1926’da Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü ve 1933’te İstanbul’da Yüksek Öğretmen Okulu açılır. 1950’lerden sonra bu okulların sayısında artış yaşanır.
Eğitim alanında gerçekleştirilen faaliyetler kapsamında, azınlık ve yabancı okulları denetim altına alınır.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile millî kimliğe sahip vatandaş yetiştirme yolunda önemli bir adım atılır. 1927’de ilk defa ülke genelinde bir yaygın halk eğitimi programının uygulanmasına başlanır. Harf İnkılabından sonra yeni Türk alfabesini halka öğretmek için 1 Ocak 1929’da Millet Mektepleri açılır. Millet Mektepleri 1936 yılından sonra da Ulus Okulları adıyla 1950 yılına dek halkın eğitimi için faaliyetlerini sürdürür.
1912 yılında İstanbul’da kurulan Türk Ocakları ise 1931’de kendisini feshettikten sonra daha kapsamlı yeni bir yaygın halk eğitimi faaliyetlerinin yürütüleceği Halkevleri açılır. Halkevleri, Cumhuriyet ideolojisini halka tanıtmaya, yaygınlaştırmaya ve toplumun kültür yapısını canlandırmaya yönelik faaliyetler yürütür.
Kültür Alanındaki Faaliyetler
Cumhuriyet döneminde kültür alanındaki faaliyetlerin başta geleni, alfabe değişikliği ile ilgilidir. Bu dönemde eğitimin yaygınlaştırılamamasının en önemli sebebinin, kullanılan Arap alfabesi olduğuna inanılarak alfabe değişikliğinin yapılmasına karar verilir. Bu yönde atılan ilk önemli adım, uluslararası rakamların 20 Mayıs 1928’te kabul edilmesi olur. Aynı yıl Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla birçok batı ülkesinde kullanılan Latin alfabe örnekleri incelenir, yeni Türk alfabesini belirlemek üzere bir dil heyeti kurulur. Kısa bir sürede hazırlanan yeni alfabe, Mustafa Kemal Paşa tarafından 9-10 Ağustos 1928 gecesi, Gülhane Parkı’nda kamuoyuna tanıtılır. Harf inkılabının uygulanması için bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra kanun, TBMM’de, 1 Kasım 1928 günü kabul edilir. Yeni alfabeyi daha kolay öğretmek amacıyla bastırılan broşürler ve kitapçıklar yanında, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Zeki Üngör tarafından, harfler marşı bestelenir.
Türk inkılabı sürecinde Atatürk’ün en çok üzerinde çalıştığı konulardan biri de tarihtir. Ulusal kimlik yaratmada tarihin önemli bir unsur olduğuna inanan Atatürk, 1930’ların başında tarih çalışmalarını kurumsal bir yapıya kavuşturmak ister. Bu amaçla Türk Ocakları bünyesinde, 28 Nisan 1930’da, Türk Tarihi Tetkik Heyeti kurulur. Ancak Türk Ocaklarının kapatılması kararı üzerine, 15 Nisan 1931’de, Türk Tarihi Tetkik Heyeti yerine, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kurulur. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin adı da 1935 yılında “Türk Tarih Kurumu” olarak değiştirilir. Türkiye’de modern tarihçiliğinin gelişmesi ve Türk Tarih Tezi’nin oluşturulmasına katkıda bulunan Türk Tarih Kurumu, bilimsel araştırma ve yayınların yanı sıra, uluslararası Türk Tarih Kongreleri ile Türkiye’nin pek çok yerinde arkeolojik kazılar yapılmasına öncülük eder. Türk tarihinin ve kültürünün bilimsel yöntemlerle araştırılması amacıyla da 9 Ocak 1936’da Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğretime başlamıştır.
Atatürk ulusal kimlik yaratmada tarih kadar dilin de önemli bir unsur olduğuna inanan bir liderdir. Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra Türkçe, önce Arapçanın sonra da Farsçanın etkisinde kalır. Osmanlı Devleti’nde yazı dili ve konuşma dili diye bir ayrım ortaya çıkar, Türkçe-Arapça- Farsça karışımı olan Osmanlıca, yazı dili olarak kullanılır. Saray çevresi ve aydınlar Arapça ve Farsça kelimelerin ağırlıklı olduğu bir dil konuşur ve yazarken halkın dili ise sade Türkçe olur. Meşrutiyet döneminde de bazı aydınlar tarafından dilde sadeleştirmeye gidilmesi ve Türkçenin yabancı kelimelerden arındırılması üzerinde durulur. Cumhuriyet döneminde Türkçeyi yabancı dillerin etkisinden kurtararak dilde birliği sağlamaya yönelik çeşitli çalışmalar yapılır. Konuşma dili ile yazı dili arasındaki ayrılığa son verilerek dilde millîlik ilkesi benimsenir. Yeni Türk alfabesinin kabulü, dil alanında yapılacak yeniliklerin başlangıcı olur. Bilimsel yöntemlerle Türk dilini incelemek ve elde edeceği sonuçları yayınlayıp yaygınlaştırmak amacıyla Atatürk’ün önerisiyle 12 Temmuz 1932’de Türk
Dili Tetkik Cemiyeti kurulur. Cemiyet, 1936’daki kurultayda Türk Dil Kurumu adını alır. Dil alanında yapılan çalışmalarla dilde sadeleşmeye gidilir, Türkçe kelimelerin kullanımı yaygınlaştırılır. Türk Dil Kurumu tarafından sözlük çalışmaları yapılır, Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçe karşılıkları bulunur. Pek çok alanda Türkçe terimler üretilir.
Türk inkılabı sürecinde, cumhuriyet ideolojisini halka benimsetmek, çağdaş uygarlığa ulaşmak için güzel sanatlara ve sanatçıya da önem verilir. Halkevleri bu doğrultuda “güzel sanatlar kolu” çalışmaları ile genç yetenekleri eğiten bir okul niteliği kazanır. Halkevlerinde düzenlenen sergiler, konferanslar, sinema gösterileri, tiyatro etkinlikleri, ülke genelinde güzel sanatların tanınmasına ve sevilmesine katkı sağlar.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte, Türkiye’de resim ve heykel alanındaki çalışmalara da ağırlık verilir. Ankara’da 1926 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü bünyesinde bir resim bölümü açılır. İstanbul’daki Sanayi-i Nefise Mektebi, Güzel Sanatlar Akademisi’ne dönüştürülür. 1937’de İstanbul’da Resim ve Heykel Müzesi açılır.
1933 yılından itibaren inkılap sergileri düzenlenir. Yabancı sanatçılara Kurtuluş Savaşı anıtları ve Atatürk heykelleri yaptırılır.
Cumhuriyetin ilanından sonra ulusal Türk müziğinin yaratılması, öğretilmesi ve yaygınlaştırılması çalışmalarına da başlanır.1924’te Musiki Muallim Mektebi açılır. Muzıka-yı Hümayun 1924 yılında İstanbul’dan Ankara’ya taşınır ve “Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası” adını alır. Orkestranın adı 1958’de Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası olarak değiştirilir. Darülelhan da 1926’da kapatılarak İstanbul Belediye Konservatuvarına dönüştürülür. Çok sesli müzik alanında besteci ve yorumcuları yetiştirmek üzere bir konservatuvar kurmak amacıyla Alman müzik adamı Profesör Paul Hindemit Türkiye’ye davet edilir. Hindemit’in hazırladığı rapor doğrultusunda, 1935’te Musiki Muallim Mektebi içinde Millî Musiki ve Temsil Akademisi kurulur.
Çok sesli batı müziğinin yaygınlaşmaya başlamasıyla Türkiye’de opera da gelişme gösterir. Opera kurmaya büyük önem veren Atatürk, bu konuda sanatçıları teşvik eder. Konusunu Atatürk’ün belirlediği ilk Türk operası olan “Özsoy Operası” da 19 Haziran 1934 günü İran Şahı Rıza Pehlevi ve Atatürk’ün huzurunda sergilenir.
Bir devlet tiyatrosu kurma düşüncesi ise II. Meşrutiyet döneminde gerçekleşir ve Darülbedayi (Güzellikler Evi) adıyla 1914 yılında bir tiyatro kurulur. Darülbedayinin kuruluşundan sonra sahneye çıkan ilk Türk kadını Afife Jale olur. Darülbedayi’nin yönetimine 1927 yılında Muhsin Ertuğrul Bey getirilir. Darülbedayi, 1934’te yeniden düzenlenerek İstanbul Şehir Tiyatrosu adını alır. Ankara’da da müzik ve sahne sanatları dallarında öğretmen ve sanatçı yetiştirmek üzere Millî Musiki ve Temsil Akademisi oluşturulur. Akademinin adı 1936’da,
Ankara Konservatuvarı olarak değiştirilir. 1949’da da özel bir yasa ile Devlet Tiyatrosu Genel Müdürlüğü kurulur.
Sinema ise Cumhuriyet ideolojisini halka benimsetmede ve yapılan inkılapları tanıtmada önemli bir araç olarak kullanılır. Bu nedenle ulusal kimlik inşasında daha çok Kurtuluş Savaşı yıllarını ve inkılapları konu alan film çalışmalarının yapılması devlet tarafından desteklenir.
İktisadi Alanda Yapılan İnkılaplar
Millî Mücadele zaferle sonuçlandıktan sonra öncelikle iktisadi bağımsızlık için mücadele edilir. Lozan Barış Antlaşmasının 28. Maddesi kapitülasyonların her bakımdan kaldırıldığını hükme bağlarken yeni Türk Devleti ekonomik bağımsızlığıyla birlikte tam bağımsızlığını da kazanır. Bu gelişme ile birlikte, ulusal ekonominin güçlendirilmesi için yeni bir iktisadi sistem kurma çalışmalarına başlanır.
Lozan görüşmeleri sürerken 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihlerinde İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nin amacı, yeni Türk Devleti’nin izleyeceği iktisat politikasını belirlemek ve ekonomik kalkınmayı hızlandıracak önerileri belirlemektir. Kongrede devlet destekli, özel sektör ağırlıklı millî ve liberal bir ekonomik politikanın izleneceği karara bağlanır ve ülkenin kendi kaynaklarına dayanan bir banka kurulması düşüncesi de dile getirilir. Cumhuriyetin ilanından hemen sonra da özel sermayeli bir anonim şirket olarak Türkiye İş Bankası kurulur. 1925’te kurulan Sanayi ve Maadin Bankasına bağlı fabrikalar ise bankanın kendine devredilen kamu fabrikalarını anonim şirkete dönüştürüp özel sektöre devredememesi, 1929 Dünya Ekonomik Krizi gibi olumsuzluklardan dolayı, 1932’de Devlet Sanayi Ofisine devredilir. Böylece işletmecilik görevi sona eren bankanın adı Türkiye Sanayi ve Kredi Bankası olarak değiştirilir. Bu iki kuruluş 1933’te Sümerbank adı altında birleştirilir.
28 Mayıs 1927’de çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu ile özel sanayi kuruluşları ve maden işletmelerine geniş çapta muafiyet ve imtiyazlar tanınır. Kanun bazı değişikliklerle 1942 yılına dek uygulanır.
Lozan Barış Antlaşması ile kapitülasyonların kaldırılması, Türkiye’ye denizlerde de bağımsızlığını kazanma yolunu açar. Türk sahillerinde deniz taşımacılığı hakkı sadece Türk bayrağı taşıyan gemilere tanınır. Ancak bu hak, 19 Nisan 1926’da TBMM’de kabul edilen Kabotaj Kanunu ile kullanılmaya başlanır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında demiryolu, karayolu ve denizyolu taşımacılığına da önem verilir. Yeni demiryolu hatları, karayolları ve limanların yapımı ve mevcutların genişletilmesi için çalışılır. Posta hizmetleri artırılır, bataklıklar kurutulur, barajlar ve içme suyu tesisleri inşa edilir.
Bu dönemde, ticarete millî bir nitelik kazandırarak iç ve dış ticaretin artırılması için de çalışılır. Dış etkilerden arınmış 1929 tarihli Gümrük Tarife Kanunu ile korumacı bir dış ticaret politikası izlenmeye başlanır. Gümrükler
üzerindeki kısıtlamalar kalkar ancak aynı yıl başlayan dış 26 Aralık 1925 tarihli kanunla rumi ve hicri takvimler borç ödemeleri ve 1929 Krizinin ilk etkileri, bütçe kaldırılarak sadece miladi takvimin kullanılması kabul kaynaklarının gelişmesine imkân vermez. 1923-1932 edilir. Saat alanında yaşanan karışıklıklara son vermek yıllarında, millî sermayeye ve özel teşebbüse öncelik için de 26 Aralık 1925 tarihli yasa ile alafranga saat veren bir politika uygulanır. İhracat desteklenerek lüks sistemine geçilir. ithalattan kaçınılır. 1929 yılından itibaren, dış borç İktisadi faaliyetlerin giderek artmasıyla ölçülerin ödemeleri bütçedeki en büyük paylardan birini oluşturur. standardizasyonunun yapılması da gerekli görülür. Bu Borç ödemelerine, 1929 Krizinin çıktığı yıl başlanır, amaçla 26 Mart 1931’de “Ölçü Kanunu” kabul edilerek Osmanlı borçları 1954 yılında tamamen tasfiye edilir. okka yerine kilogram, dirhem yerine gram arşın yerine Vergi alanında gerçekleştirilen ilk büyük değişiklik ise 17 metre ölçek yerine de litre kullanılır. Şubat 1925’te kabul edilen bir kanunla Aşar Vergisi’nin 20 Mayıs 1928’de kabul edilen yasa ile rakamlarda da kaldırılmasıdır. Aşar Vergisi’nin kaldırılması üzerine uluslararası standart yakalamak amacıyla bir düzenlemeye kazanç vergisi, muamele vergisi, veraset ve intikal vergisi gidilir ve rakamların yazılışında uluslararası simgelerin gibi yeni vergiler getirilerek yeni gelir kaynakları yaratılır. kullanımına geçilme kararı alınır. Ayrıca mevcut vergilere de zam yapılır. Aynî vergiler yerine nakdi vergiler uygulanır. 1935’te millî bayramlar ve genel tatiller hakkında bir kanun çıkarılır. 29 Ekim, 30 Ağustos, 23 Nisan günlerinin 1929’da “Menkul Kıymetler ve Borsalar Kanunu” ulusal bayram olarak kutlanması, dinî bayramların yanı çıkarılarak Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk kambiyo denetimi sıra 1 Mayıs ve 1 Ocak günlerinin de tatil kabul edilmesi başlatılır. Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu da kararlaştırılır. Hafta tatili cumadan pazara alınır. 25 Şubat 1930 tarihinde yürürlüğe girer. Kimlik tespitinde yaşanan karışıklıklara son vermek, kişi 11 Haziran 1930’da devlet adına para basmak, Türk ve sınıf üstünlüğü ifade eden lakapları kaldırmak amacıyla lirasının değerini korumak ve diğer bankalara destek da 21 Haziran 1934’te Soyadı Kanunu kabul edilir. olmak üzere T.C. Merkez Bankası kurulur. Ülke kalkınması için devlet eliyle sanayiyi kurmak amacıyla 1930 yılında Umumi Hıfzıssıhha Kanunu çıkarılır. Sağlık iktisat politikası olarak devletçilik ilkesi benimsenir. hizmetlerinin anayasası niteliğinde olan bu kanun, sağlık hizmetleri ağırlıklı yeni düzenlemeler yanında, çocuk ve 17 Nisan 1934’te uygulamaya konan Birinci Beş Yıllık gençliğin korunması ile sosyal güvenlik konularında da Sanayi Planı çerçevesinde 1935’te, maden ve enerji önemli yükümlülükler getirir. kaynaklarını bulmak ve bunları işletmek için Etibank kurulur. Aynı yıl Maden Tetkik Arama Enstitüsü de açılır. Bakırköy Bez Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, Kayseri Dokuma Fabrikası, Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası, bu planla kurulan fabrikalardan bazılarıdır.
İlk millîleştirme de 1924’te çıkarılan bir kanunla Anadolu Demiryolları ile Haydarpaşa Liman ve rıhtımının satın alınmasına ilişkin Hükümete yetki verilmesiyle gerçekleşir.
Nüfusun sayısını ve niteliğini öğrenmeye yönelik bilimsel çalışmaları yürütecek istatistiki bilgiler toplamak için de 1926’da İstatistik Umum Müdürlüğü kurulur.
Sosyal, Sağlık ve Gündelik Hayat Alanında Yapılan İnkılaplar
Cumhuriyet döneminde sosyal, sağlık ve gündelik yaşamda görülen sıkıntıları ortadan kaldırmaya yönelik olarak da düzenlemelere gidilir. Çağdaş kıyafetlerin benimsenmesini gerekli gören Atatürk, fes yerine şapka takılmasını uygun bulur. Kamuoyunun şapkaya ilgi göstermesi üzerine 25 Kasım 1925’te çıkarılan Şapka Kanunu ile Türk vatandaşlarına şapka giyme zorunluluğu getirilir.
30 Kasım 1925’te ise tekke ve zaviyelerin kapatılmasına, türbedarlık gibi unvanların yasaklanmasına ve kaldırılmasına dair kanun kabul edilir.