AÖF Soru Bankası
SOS305U · Ünite 6

Aile, Yaşlılık ve Değişme

Aile Sosyolojisi dersi, ünite 6 özeti

SOS305U-AİLE SOSYOLOJİSİ

Ünite 6: Aile, Yaşlılık ve Değişme

Temel Yaşlılık Kavramları

Dünyada canlılar doğar, büyür, gelişir, olgunlaşır, yaşlanır ve ölür. Yaşlanma; döllenme ile başlayıp yaşam boyu devam eden bir süreçtir. İnsanın yaşlanması, yaşamın ilk yıllarında büyüme ve gelişme olarak ifade edilirken; daha ileri dönemlerde önceden var olan belli özelliklerin ve becerilerin zamanla zayıflaması, kaybolması gerileme olarak değerlendirilir.

İnsanların yaşamlarındaki dönemler gelişimsel olarak bebeklik, çocukluk, erinlik, ergenlik, gençlik, genç yetiş- kinlik, orta yaşlılık ve yaşlılıktır. Sekiz basamaklı bu yaklaşımın yanında yaşamı üç dönemde ele alan gençlik, yetişkinlik ve yaşlılıktan oluşan yaklaşım ise canlılar ve toplumlar için geçerli olan gelişme, duraklama ve gerileme dönemlerini daha genel bir biçimde sunmaktadır.

Yaşlanma bir süreç, yaşlılık bir dönemdir. Doğumdan başlayarak kat edilen dönemlerde bir öncekine göre daha yaşlı olunmasına rağmen yaşlılık 65 yaşında başlayan bir dönemdir.

Yaşlılığın Alt Dönemleri

Yeterlilikler ve kapasiteler açısından karşılaştırıldığında yaşlılar arasında belirgin farklar olduğu dikkati çeker. Bu nedenle yaşlılık kendi içinde kategorilere ayrılmıştır:

1. Genç-yaşlılar/yaşlı (65-74 yaş arası) 2. Orta-yaşlı/ileri yaşlı (75-84 yaş arası) 3. En yaşlı/çok ileri yaşlı/kırılgan yaşlı (85 yaş ve üstü)

Yaşlanma Türleri

Yaş, doğuştan itibaren her bir yıllık birim ile ölçülen zamandır. Bu geçen zamanda oluşan değişmeler “yaşlı olma” durumu ya da yaşlanma olarak adlandırılır.

• Nüfus yaşlanması, toplam nüfus içinde yaşlı nü- fusun oranı ile belirlenir. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %5’ten düşükse genç nüfuslu, %6-%9 arasında ise yetişkin nüfuslu, %10 ve üzerinde ise yaşlı nüfuslu bir toplumdan söz edilir.

• Sosyal yaşlanma, içinde yaşanılan toplumun üyelerinden beklentileri ile ilgilidir.

• Psikolojik yaşlanma, bireylerin duyuları, algıla- ma, zihinsel işlevler, uyum ve baş etme becerileri ve ruhsal durumları ile ilgili değişikliklerin kro- nolojik yaşa göre farklılık gösterdiğinde söz ko- nusudur.

• Biyolojik yaşlanma, organizmanın ve organların zamanla işlevlerini yeterince yerine getirememesi fiziksel olarak yetersiz kalması bedensel olarak bozulması veya sağlıklı olması ile ifade edilir.

Gerontoloji

Gerontoloji, yaşlanmanın ve yaşlılığın pek çok yönünün bilimsel yöntemlerle çalışıldığı çok disiplinli bir alandır.

Bu alanın temel soruları yaşlanmanın ne olduğu ve yaşlılık döneminin ne zaman başladığı ile ilgilidir. Gerontolojinin Türkçe anlamı yaşlılık bilimidir.

Geriatri

Geriatri, yaşlıların hastalıklarında ve sağlık sorunlarında tıbbi bakımı ve tedavi uygulayan bir tıp dalı olup yaşlı tıbbıdır.

Türkiye’de Yaşlılık ve Yaşlılar

Yakın zamana kadar Türkiye, genç nüfusu ile anılan bir ülke olmuştur. Genç nüfus yapısına uygun olarak eğitim ve sağlık alanlarında yatırımlara ver verilmiştir. Ancak doğum oranlarındaki azalma ile birlikte yaşlı nüfustaki artış Türkiye’nin nüfus yapısının değişmekte olduğunu ve nüfusun hızla yaşlandığını göstermektedir. Türkiye’de yaşlıların artan bir nüfus grubu olarak ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için ekonomik düzenlemelerin yapılması, yaşlılıkta bakım sigortasının hayata geçirilmesi ve yaşlılık farkındalığının artırılarak nüfusun yaşlılık dönemine donanımlı girmesinin sağlanması gerekmektedir.

Türkiye’nin Yaşlı Nüfusu

Türkiye’de yapılan nüfus sayımlarına bakıldığında 84 yılda yaşlı nüfus oranının 2.33 kat arttığı görülmektedir. Özellikle 2010, 2015 ve 2019 yıllarındaki yaşlı nüfus oranlarına dikkat edilirse artışın oldukça hızlı seyrettiği dikkati çekmektedir, bir başka ifade ile Türkiye’nin nüfusu hızlı yaşlanma sürecinde olup yaş yapısı değişmiştir.

Türkiye’nin Nüfus Yapısında Değişim

Türkiye’de nüfusun hızla yaşlanması nüfus yapısının değiştiğini göstermektedir. Nüfus yapısı içinde yaş gruplarının oranları, doğumların azalması, doğumda beklenen yaşam süresinin artmasıyla zaman içinde değişmektedir.

Demografik Dönüşüm

20. yüzyılın başında hem doğum oranlarının hem de ölüm oranlarının yüksek olduğu bir nüfus yapısından 20. yüzyılın sonunda doğum ve ölüm oranlarının düşük olduğu bir nüfus yapısına geçilmesi “demografik dönüşüm” denir.

Küresel yaşlanma süreci olarak adlandırılan “demografik dönüşüm” sürecinde olan Türkiye’de, doğurganlık ve ölümlülük hızlarındaki azalma ile birlikte sağlık alanında kaydedilen gelişmeler, yaşam standardının, refah düzeyinin ve doğuşta beklenen yaşam süresinin artması ile nüfusun yaş yapısı şekil değiştirmiştir. Çocuk ve gençlerin nüfus içindeki oranı azalırken yaşlıların toplam nüfus içindeki oranı artış göstermiştir.

Yaşlılığın Kadınlaşması

Nüfus sayımlarında özellikle 74-85 yaş arası ve 85 yaş ve üstü yaş grupları incelendiğinde kadınların oranının erkeklerden daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu durum “yaşlılığın kadınlaşması” olarak tanımlanmaktadır. Kadınların genel olarak erkeklere göre daha fazla sağlıklı


davranışlara sahip olmaları, örneğin erkeklerin kadınlara göre daha fazla tütün kullanmaları, erkeklerin çalışma şartlarının kadınlara göre daha ağır koşullar içermesi, genel stres durumu gibi faktörler nedeniyle erkekler kadınlara göre daha kısa yaşamaktadır.

Dünyada Yaşlılık ve Yaşlı Nüfus

Dünya nüfusunu etkileyen dört büyük unsur bulunmaktadır. Bunlar nüfusun artması, nüfus yaşlanması, kentleşme ve uluslararası göçtür. Birleşmiş Milletler’in 2019’da yayınladığı raporda dünya nüfusunun yaşlandığı, nüfus artış hızının düşmesine rağmen hayat beklentisinin yükseldiği belirtilmiştir. Dünya nüfusu içinde 65 yaş ve üstü 1990’da %6 iken 2019’da %9’a yükselmiştir. Yaşlı nüfusun ise 703 milyon 711 bin kişi civarında olduğu belirtilmiştir. 2050 yılında ise % 16’ya yükselmesi beklenmektedir. Hâlen dünyada her 11 kişiden biri 65 yaş üstündeyken, 2050 yılında bu oranın altıda bire düşeceği kaydedilmiştir. Yaşlı nüfusta artış görülürken genç nüfusta düşüş görülmektedir.

Geçmişten Günümüze Toplumlarda Yaşlılık

Hareketli bir yaşama sahip olan avcı-toplayıcı topluluklarda yaşlı erkeklerin liderlik şansı olmadığı ve hareket hâlindeki yaşama uyum gösteremeyen yaşlıların öldürüldüğü ve kötü muamele gördüğü, yaşam süresinin çok kısa olduğu arkeolojik çalışmalardan elde edilen verilere dayanmaktadır. Yerleşik toplum düzenine geçilmiş olan bölgelerde besin bulmak kolaylaştığı için yaşam nispeten rahatlamış ve yaşlılar daha iyi yaşama ve saygı görme şansı elde etmiş olsalar da ortalama yaşam süresi 30’lu yaşları geçmez. Tarım devrimi ile ortalama yaşam süresinin neredeyse 19. yüzyıla kadar ancak 40’lı yaşlara yükselebildiği anlaşılmıştır. Antik çağda uzun yaşamın iyi davranışlar için tanrının bir hediyesi olarak kabul edilmiş ve yaşlılık yüceltilmiştir. Ortaçağda Avrupa’da veba salgını nedeniyle ortalama ömrün kısa olduğu, yaşlılıkla ilgili özel bilgilere rastlanmadığı, sanat eserlerinde yaşlıların tasvirinin olumsuz ve çirkin olduğu belirtilmektedir. Ortaçağda Türk İslam toplumlarında ise yaşlıların toplumsal konumunun daha iyi olduğu, yaşlıdan “bilge” ve “aksakal” olarak söz edildiği Dede Korkut destanında geçen hikâyelerden anlaşılmaktadır. Osmanlılarda ise düşkünlere ve yaşlılara yönelik vakıfların kurulduğu göz önüne alınırsa yaşlıların dikkatten kaçmadığı görülmektedir. Sanayileşmenin ürünü olan modern toplumlarda ise 20. yüzyılın başından itibaren toplumların hızlı bir nüfus artışı yaşadığı, nüfusun içinde hızlı bir şekilde yaşlıların artmaya başladığı görülmüştür.

Dünya Yaşlı Nüfusunun Bölgelere Göre Dağılımı

Dünyada yaşlı nüfusun dağılımına bakılacak olursa nüfusun kuzey yarım kürede daha erken yaşlandığı ve dolayısıyla yaşlı nüfusun oranının da yüksek olduğu anlaşılacaktır. 2019 verilerine göre dünya yaşlı nüfusunun % 37’si Asya ve Güney Asya’da yaşamaktadır. İkinci en kalabalık yaşlı nüfus Avrupa ve Kuzey Amerika’da (%

28,5) yaşamakta; fakat 2050’de % 19’a düşmesi beklenmektedir. 2019’da Merkez ve Güney Asya’da küresel yaşlı nüfusun %17’sine ev sahipliği yapmıştır. 2050’de ise %21’ine yapması beklenmektedir. Türkiye’nin yaşlı nüfus oranı 9,1’dir. Türkiye, yaşlı nüfus oranına göre sıralamada 167 ülke arasında 66. sırada yer almaktadır. Yaşlı nüfusun dünya ortalaması 9,3’tür.

Birleşmiş Milletler Nüfus Raporuna göre;

• Nüfus yaşlandıkça çalışan nüfusun (25-64 yaş arası) ve yaşlı nüfusun (65+ yaş) payı yükselirken çocukların (0-14 yaş) ve gençlerin (15-24 yaş) payı düşmektedir. • Nüfus yaşlanması hızı Doğu ve Güneydoğu Asya’da en yüksek orandadır. • Tüm bölgelerde doğuşta yaşam beklentisi 1990 yılından itibaren yükseliyor, en büyük büyüme Sahra-altı Afrika’dadır. • Dünyanın birçok yerinde 65 yaşın üstünde 65 yaşın üstünde hayatta kalma gelişiyor. • Kadınların erkeklere göre uzun ömür avantajı ağırlıklı olarak kadın yaşlı nüfusa neden olmaktadır.

Değişen Toplumda Yaşlılık ve Aile

Toplumsal değişme toplumun bütün kurumlarını ve katmanlarını etkilediği gibi aileyi de etkilemektedir. Modernleşme ile toplumun bütün kurumlarında olduğu gibi aile de değişim sürecine girmiştir. Geleneksel ile modern arasındaki en önemli farklardan biri, geleneksel geniş ailenin kentleşme ile çekirdek aileye dönüşmesine yol açan süreçtir. Kadının iş hayatına girmesi, çocuk sayısının azalması, uzmanlıkların artması, kentsel yaşamın öne çıkması vb. birçok özellik gündeme getirilirken dağılan geniş ailede yaşamlarını sürdüren yaşlıların ne olduğu ve nereye gittiğinden söz edilmemiştir.

Kırsal Geniş Ailede Yaşlı

Geçmişte kırsal ya da geleneksel olduğu vurgulanan geniş aile önemli bir üretim birimi olarak vazgeçilmezdi. Bu ailede temel üretim biçimi tarım ve hayvancılık, ona uygun yaşam biçimi de üretimi ve tüketimi gerçekleştiren aile üyelerinden oluşan geniş aile idi. Toplumda yaşlılar için “kapı kilidi” ve “söz kesen” olduklarından söz edilir. Ayrıca aile içinde en son karar verici, tecrübe sahibi, olarak değerlendirilir. Günümüzde kırsal bölgelerde sağlık, ulaşım, konut, güvenlik gibi refah unsurlarının ye- terli olmayışı nedeniyle kırsalda yaşamını sürdüren yaşlıların sayısı da oldukça azalmıştır.

Kentsel Ailede Yaşlı

Modern toplumda kentsel aile, anne, baba ve onların çocuklarından oluşan çekirdek bir yapıya sahiptir. Böyle bir ailede yaşlının yeri yoktur. Çünkü kentte yaşlı da kendi çekirdek ailesi içinde yaşamaktadır ve bütün ihtiyaçlarını kentsel olarak karşılamaktadır. Eşi ölen yaşlının yetişkin bir çocuğunun yanına taşınması seyrek olarak görülmekle birlikte genellikle yaşlı aileler yetişkin çocukları


tarafından desteklenerek yaşamını kendi çekirdek ailesi içinde sürdürmek durumundadır.

Boş Yuva

Modern toplumlarda toplumsal beklentilere göre belli gelişimlerini tamamlamış kişiler 20’li yaşlarında evlenerek kendi ailelerini oluştururlar. Bu aile çocuk sahibi olur, çocukların sayısı artar ve çocukları büyütme telaşını yaşar. Çocukları büyür, okullarını bitirip iş sahibi olur ve evlenme yaşına gelirler. Ailede en büyük çocuğun evlenmesi ile başlayan yeni bir dönem en küçük çocuğun da evlenip evden ayrılmasına kadar devam eder. En küçük çocuk da evlendikten sonra orta yaş dönemini tamamlamak üzere olan çift için artık evleri “boş yuva” hâlini almıştır.

Yaşlılıkta Sosyal İlişkiler

İnsan toplum içinde var olan sosyal bir varlıktır. Toplumun üyeleri arasındaki sosyal ilişkilerin temeli insanlar arasında karşılıklı etkileşime dayanır. Her yaş döneminde farklı çevrelerle ilişkiler yaşanır ve bu ilişkiler gelişimimiz için önemlidir. Bu bağlamda yaşlılık döneminde de sosyal ilişkiler bireyin gündelik yaşamında oldukça önemli bir yer tutar. Gençlik dönemine göre daha az hareketli bir yaşam biçimi olan yaşlılık dönemi sosyal ilişkileri kısıtlayan bir nitelik taşıyabilir. Yaşlılık döneminde sosyal ilişkiler genellikle geçmişten birikerek getirilmiştir. Bu ilişkiler yaş ilerledikçe çoğunlukla ve yoğunlukla aile üyeleri ve bakım verenlerle sürdürülür. Sosyal ilişkileri sürdürmede yaşlının sağlığı, hareketliliği, ekonomik durumu oldukça önemli olsa da içinde bulunduğu sosyo-kültürel faktörlerin etkisi de çok önemlidir.

Sosyal ilişkiler aşağıdaki gibi gruplandırılabilir:

1. Aile ilişkileri a) Eşler arasında ilişkiler b) Yetişkin çocuklarla ve torunlarla ilişkiler c) Kardeşlerle ilişkiler 2. Arkadaşlarla ilişkileri 3. Komşularla ilişkiler

Aile İlişkileri

Bir ailenin ilişkileri genç yetişkinlik döneminde evlilikle birlikte başlar, her ailenin kendine özgü bir ilişki sistemi vardır. TÜİK 2019 verilerine göre yaşlı bireylerin mutluluk kaynağı %71,4 ile aileleridir.

Aile ilişkilerinin temel belirleyicisi kan bağı olup; birincil akrabalık ilişkileridir. Türkiye’de aile yapısının güçlü olması ve aile ilişkilerinin sık dokulu olması nedeniyle yaşlıların aile içinde yer alması ve her türlü ihtiyacının karşılanması kolaydır. Bu durum ailenin işlevselliğinin geleneksel bir anlayışla devam ettiğini göstermekte ve yaşlıların sosyal ilişkilerini aile çevresi içinde sürdürmelerini kolaylaştırmaktadır.

Eşler Arasında İlişkiler

Yaşlılık döneminde eşler arasındaki ilişkiler gençlikte olduğundan biraz farklıdır. Eğer iki taraf için evlilik

doyum verici olmuşsa, aile olarak başarılması beklenen hedefler yerine getirilmişse yaşlılıkta ilişkiler oldukça sakin karşılıklı anlayışla yürütülebilir. Fakat tam tersi hayal kırıklıkları, kötü anılar, suçlamalar varsa, zoraki yürütülmüş ise eşler artık ilişkileri zorla yürütebilirler. Sağlık nedeniyle kimin bakıma ihtiyacı varsa diğeri ona destek olmaktadır. Çoğunlukla erkek eş kadından daha yaşlı olduğu için kadın tarafından desteklenir ve bakımı sağlanır. Genellikle kadınlar eşleri öldükten sonra uzun bir süre yalnız yaşayabilirler.

Yetişkin Çocuklarla ve Torunlarla İlişkiler

Yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre yaşlıların mutluluk kaynağı 2019 yılında %71,4 ile aileleri, %13,7 ile çocukları, %4,9 ile torunları ve %4,7 ile eşleri olmuştur. Yaşlıların çoğu yetişkin çocuklarıyla ilişkilerini yüksek oranda sürdürmektedir. Yaşlıların çocuklarıyla ilişkilerinde görüşme sıklığı aralarındaki mekânsal mesafeden etkilense de kız evlatların ebe- veynleri ile erkek evlatlara göre daha fazla bağlantı içinde oldukları, kızların anneleriyle erkek evlatlara göre daha yakın ilişki içinde oldukları bulunmuştur. Torunlarla ilişkiler ise yaşlı ebeveynin toruna bakım vermesiyle başlar ve çocuğun annesi çalışırken kendisine bakan anneanne/babaanne ile sıcak ve içten bir ilişki kurulmasıyla devam eder.

Kardeşlerle İlişkiler

Yaşlıların çoğu kardeşleriyle yakın, içten ve vefalı ilişkilere sahiptir. Erkek kardeşler arasındaki kardeş ilişkileri kız kardeşler arasında olduğu kadar yakın değildir. Kız ve erkek kardeşler arasında kardeş daya- nışması bulunur. Kardeşler dışarıya karşı birbirlerini savunurlar. Ebeveynlerinin bakımında birbirlerine destek olurlar. Kadınlar, bekâr veya çocuksuz ise kardeşlerini daha fazla arama eğilimindedir. Evde bakım gereksinimi varsa ve bakıcı sorunu yaşanıyorsa kız kardeş kız kardeşine bakım desteği vermede ilk sırada yer alırken erkek kardeşi için eşten sonra ilk sırada yer alır.

Arkadaşlarla İlişkiler

Yaşlılıkta arkadaşlık iki önemli unsura sahiptir: zorlayıcı olmayan (gönüllü) doğası ve eşitlikçi niteliğidir. Arkadaşlık ilişkisi duygusal yakınlık ve işbirliği sağlama özelliğiyle yaşlıyı depresyon ve yalnızlık duygusuna karşı koruyucudur. Kadınların uzun süreli dayanıklı arkadaşlık ilişkilerini sürdürmenin yanında yeni arkadaşlar edinmeye de erkeklere göre daha açık oldukları belirtilmektedir. Yaşlı kadınların arkadaşları çoğunlukla yakın çevrelerinden ve iyi anlaştıkları komşularıdır. Erkeklerin çalışma hayatı boyunca arkadaşlık ilişkilerinin çoğu iş arkadaşları ile oluştuğundan, emekli olunca arkadaşların sayısı hızlıca azalmaktadır.

Komşularla İlişkiler

Kırsalda genellikle komşuluk ile akrabalık ilişkileri bir arada, köklü bağlara sahipken kentlerde apartman hayatında yakın mekânlarda yaşamak bazı mekânları hiç bir geçmiş bağın bulunmadığı hatta ortak hiçbir özelliği


taşımayan ailelerle ortak kullanmak komşuluk yapmak gerekebilir. Komşuluk ilişkilerine cinsiyet açısından bakıldığında kadınların ilişkilerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir.

Kuşaklararası İlişkiler: Çatışma ve Dayanışma

Kuşaklararası ilişkiler içine doğduğumuz ailede başlar. Toplumda farklı çevrelere girdikçe oralarda da devam eder. Kuşak belli ortak özelliklere sahip belli bir dönemde dünyaya gelenleri veya ortaya çıkanları, üretilenleri temsil eder. Her kuşağın belli bir zaman vurgusu vardır. Kuşaklar arası ilişkilerde geçmiş, bugün ve gelecek bir aradadır. “X” kuşağı (1965-1979 yılları arasında doğanlar-kayıp kuşak), “Y” kuşağı (1980-1999 yılları arasında doğanlar- milenyum kuşağı), “Z” kuşağı (2000 ve sonrası- dijital yerli kuşak) da aynı biçimde belli dönemlerde dünyaya gelenler için kullanılır. Sosyolojik olarak kuşak aidiyeti belli ortak özellikleri temsil eden bir kimlik olarak önemlidir. Bu kuşaklar arasında doğal olarak ortaya çıkan ilişkiler bazı konularda çatışma üretirken bazı konularda dayanışma oluşturmaktadır.

Kuşaklararası Çatışma

Birbirini takip eden kuşakların dünyaya ve olaylara bakışının farklılaşması ile ortaya çıkan uzlaşma yerine çatışma üreten ilişki biçimidir. Bu çatışma “kuşaklararası çatışma” olarak adlandırılır. Genç kuşağın kendini yeterli görmesi ve yetişkin olan ebeveynini o konuda yeterli görmemesi ya da genç kuşağın kendi davranışlarını ebeveyninden daha iyi analiz edememesi ve yetişkin kuşağın müdahale etmek istemesi sonucu kuşak çatışmasının çıktığı ileri sürülür.

Kuşaklararası Dayanışma

Genç kuşağın yetişkinliğe, yetişkin kuşağın da yaşlılığa geçişi ile kuşaklar arasındaki ilişki çatışma olmaktan çıkıp dayanışmaya dönüşmektedir. Günümüzde teknolojinin çok hızlı değiştiği modern toplumda aktarımlar eski üyelerden yeni üyelere olduğundan daha fazla hızlı öğrenen genç üyelerden yavaş öğrenen yaşlı üyelere doğru olmaktadır.

Yaşlılık Sorunları

Sosyal Sorunlar

Yaşlıların sosyal sorunları çok çeşitli olabilir ancak yoksulluk ve yetersiz gelir, medeni durum, yalnızlık, sosyal dışlanma, yaşçı önyargılar, ihmal ve istismar önemli sosyal sorunlardır.

Yoksulluk ve yetersiz gelir: Yaşlılıkta yoksulluk, bireylerin barınma, beslenme gibi hayatta kalmaya yönelik temel ihtiyaçlarını sağlayacak herhangi bir gelire sahip olmama nedeniyle yaşanılan durumdur.

Medeni durum: Yaşlılık döneminde eşler birlikte yaşamlarını sürdürseler de erkeklerin kadınlardan yaşça büyük olması kadınlara göre daha erken ölmelerine neden olmakta ve kadınlar yaşlılık dönemlerini yalnız geçirmek zorunda kalmaktadırlar. Yaşlı kadınların yarısına yakını yaşamlarının üçte birinde yalnız yaşamaktadır.

Yalnızlık: Yalnızlık yaşlıları etkileyen en önemli so- runlardandır. Yaşlılıkta yalnızlığa neden olan faktörler dikkate alınırsa yakın bir duygusal ilişkinin sona ermesi yalnızlığın en yaygın nedenidir. Yaşlıların eş kaybı yalnızlık için tipik bir örnektir.

Sosyal dışlanma ve yaşçı önyargılar: Bir yaş grubuna karşı olumsuz önyargı olumsuz kalıp düşüncedir. Yaşlı ayrımcılığı tamamen sosyokültürel bir gerçek olmakla birlikte bireyselleşme arttıkça artma eğilimi göstermektedir. 2019 yılının sonunda başlayan Kovid 19 virüs salgını bütün dünyayı etkisi altına almıştır. Bu nedenle çeşitli ülkelerde çok sayıda ölüm gerçekleşmiştir. Özellikle Avrupa’da yaşlı nüfusu yüksek ülkelerde salgından etkilenenleri tedavi etmekte sağlık sistemlerinin yetersiz kaldığı görülmüştür. Virüsten etkilenen çok sayıda yaşlı yaşadığı merkez ve bakım evlerinde çalışanlar tarafından ölüme terk edilmiştir.

İhmal ve İstismar: Yaşlı istismarı, yaşlıyı tehdit eden ona zarar veren her türlü davranışı içermektedir. Psikolojik, bedensel, ekonomik ve sosyal yönlerin herhangi biri yönünden tehdit altında olması yaşlının istismar edilmesi demektir.

Yaşlı Bakımı

Yaşlı bakımı, yaşlılıkta fizyolojik açıdan yeterliliğin azalması, dış ortama uyum sağlama potansiyelinin azalması ile kendi kendine bakamaz olan bireye ihtiyacı olan alanlarda bakım vererek yaşamını sürdürmesini sağlamaktır.

Yaşlılıkta bakım konusu geleneksel toplumlarda aile içinde çözümlenmekteyken günümüz modern toplumunda kadının ev dışında çalışması giderek artmakta ve geçmişte kadının evinde esas aktör olarak yüklendiği “bakım verme” rolü bakımla ilgili profesyonel kurumlara ve bu kurumlarda konuyla ilgili eğitimi olan çalışanlara devredilmektedir. Hâlihazırda Türkiye’de yaşlı bakımında eğitim almış çalışanların sayısı yeterli değildir. Türkiye’de yaşlı bakımı ağırlıklı olarak evde aile üyeleriyle yapılmaktadır.

Yaşlıların evde bakımının mümkün olmadığı durumlarda kurumsal bakım devreye girmektedir. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bünyesinde ve özel girişimcilerin açtığı çeşitli illerde yaşlı bakım evleri, huzurevleri bulunmaktadır. Bakanlığa bağlı 153 huzurevinde yaklaşık 14 bin yaşlı kalmaktadır, diğer kamu kuruluşlarının 25 huzurevinde ise yaklaşık 2.500 kişi yaşamaktadır. Geçmişe göre, giderek daha fazla tercih edilmeye başlanan kurum bakımı toplumsal bir değişmenin varlığını, yaşlı kişilerin giderek artan biçimde kurum bakımını da tercih ettiklerini göstermektedir. Gelecekte de yaşlıların tek başına yaşamak yerine bakım veren kurumlarda kalma yönünde tercih yapacakları öngörülmektedir.

Ünite 6 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç