SOS305U-AİLE SOSYOLOJİSİ
Ünite 7: Dijital Toplumda Aile İlişkileri
Dijital Toplumsallaşma (Sosyalizasyon) ve Aile İşlevlerinde Yaşanan Dönüşümler
Toplumsallaşma sosyal çevreden öğrenilen rollerin içselleştirilmesi ve uyum sağlama sürecidir. Toplumsallaşma süreci boyunca bireyler toplumsal sistem içindeki davranış standartlarını değerler, normlar ve tutumlar olarak adım adım öğrenir, içselleştirir ve kendi kişisel düşünce ve eylemleri için kullanırlar. Toplumsallaşma artık sadece çocukluğu kapsayan bir olgu olarak görülmemektedir. Toplumsallaşmanın tüm yaşam boyunca devam ettiği; ayrıca, bireylerin topluma uyum sağlamayı öğrenecekleri tek yönlü bir süreç olmadığı, insanların da kendi toplumsal rol ve yükümlülüklerini yeniden belirleyebilecekleri artık genel kabul gören bir düşüncedir.
Dijitalleşen Toplumda Sosyal İlişkilerin Dönüşümü
Dijital enformasyon teknolojilerinde yaşanan devrimlerin insan etkinliğinin ve sosyal ilişkilerin tüm alanlarına yayılma özelliği nedeniyle, dijitalleşmenin ve ağ toplumu özelliklerinin yeni toplumsal, kültürel ve ekonomik ilişkilerin ve bütünlüğün çözümlenmesinde başlangıç noktasıdır. Sürekli gelişen teknolojiye bağlı olarak tüm sosyal ilişki biçimlerimiz de radikal olarak değişmektedir. Bu bakımdan hayatlarımızın dijital araçlarla kuşatılması, ailedeki sosyal ilişkilerimizi de geri dönülmeyecek bir biçimde değiştirmektedir.
Dijital araçların bireysel olarak gündelik yaşamımızı kuşatmış olmasından kaynaklı olarak aile-çocuk, arkadaşlık, akrabalık ilişkilerimiz, boş zaman etkinliklerimiz, hobilerimiz ve sosyal eylem biçimlerimiz dönüşüme uğramaktadır. Çocuklar açısından özellikle yaş gruplarını dikkate alarak ve çocuklarla güçlü bir güven ilişkisi ve iletişim kurarak internet kullanımına belli sınırlılıklar ve düzenlemeler getirmek önemli bir ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır.
Bireyler aynı evde yaşıyor olsa bile kolektif olarak birlikte geçirdikleri etkileşim zamanlarından daha fazla, dijital platformlarda vakit geçiriyor. Bu durum zaman zaman aile içi iletişimde bazı sınırlılıklar ve zorluklar yaratabilmektedir.
Dijital platformlarda zaman geçirdikçe, gerçek sosyal ilişkilerimize geri dönmemiz, zaman ayırmamız, emek ve çaba sarf etmemiz güçleşebiliyor. Dijital platformlarda vakit geçirme sıklığımız arttıkça bu bir kısır döngüye dönüşerek aile bireylerine, arkadaş ve meslektaşlarımızla geçirdiğimiz etkileşimler hem süre olarak hem de nitelik olarak azalma eğilimine girmektedir. Bu durum bir süre sonra doğal olarak teknolojik bağımlılıkların adresi haline gelmektedir.
Dijital Sosyalizasyon ve Aile İlişkileri
Aile ve okula ek olarak 21. yüzyılda dijital iletişim araçlarının yaygınlaşması ve erken yaşlardan itibaren kullanılmaya başlanması sayesinde birey bazı davranış normları ve değerlerini ailenin yanı sıra bu platformlardan
kazanabilmektedir. Bu anlamda dijital iletişim platformları bireylerin çok fazla vakit geçirdiği alanlar olduğundan, bazı norm ve değerleri bireylerin bu platformlardan öğrenebileceğini varsayabiliriz. Bu duruma dijital sosyalizasyon adı verilebilir.
Dijital sosyalizasyon ya da toplumsallaşma, aile ve okulun dışında, bireylerin çocukluktan itibaren dijital ortamlarda dış dünya ile kurduğu ilişkiler üzerinden girdiği kültürel ve sosyal ilişki ve pratikler yoluyla kazandığı bilgi, beceri, norm ve kuralları içselleştirmesidir. Başka bir deyimle, dijital ortamlarda erken yaştan itibaren ve gençlik yıllarında kazanılan bilişsel, duygusal ve düşünsel becerilerin geliştirildiği süreçtir. Küreselleşen ve internet teknolojilerinin yaygınlaştığı 21. yüzyılda artık farklı bilgi, kültür ve normlar hem çok hızlı yayılıyor hem de çok hızlı değişiyor.
Dijital ortamlarda insanların becerileri kullanarak dört tip akış oluşturduklarını tespit etmektedir: Akran akışı, ebeveyn akışı, eğitim akışı ve teknoloji akışı. Bunlardan akran akışı, gençlerin şahsen tanıdığı yakın akranlar ve dijital medyadaki paylaşımları takip edilen uzak akranlar olarak ikiye ayrılmaktadırlar. Çocuğun dijital ortamdaki akranlarıyla olan sosyalizasyonu bu türden bir takipleşme aracılığıyla olabilmektedir. Ebeveyn akışı, çocukların teknoloji bilgisini ebeveynlerine aktarmasıyla ve nadiren de olsa ebeveynlerin bu türden bilgileri çocuklarına aktarmasıyla ilgilidir. Eğitim akışı, teknoloji ve medyaya yönelik bilgilerin ders olarak okullarda işlenmesini ifade etmektedir. Teknoloji akışı ise teknik işlevsel becerilerin kullanımıyla ilgilidir. Ancak son derece kullanıcı-dostu olarak tasarlanmış platformları kullanmak bu becerilerin tam anlamıyla kullanıldığı anlamına gelmemektedir.
Dijital sosyalizasyon bireyin dijital medyayı kullanımı sırasında maruz kaldığı dijital içeriklerin ve görüntülerin sonucu gerçekleştirdiği öğrenme sürecidir. Dijital medya araçları sosyal ilişkiler ve sosyalizasyon sürecinde daha önceleri olmadığı kadar büyük bir etkiye sahip olmaktadır ve çocukların/ gençlerin önemli bulduğu fikirler ve insanların yaygınlaşması ve bilinirliği için etkili bir platform işlevi görmektedir.
Dijital medya platformları, aile, okul ve akranlar gibi “birincil sosyalizasyon” aktörlerinden biri haline gelmiştir. Kişiliklerin dijital sosyalizasyonu süreci, bireylerin ilgi, hedef ve farkındalıkları hakkında değerlerin, kuralların ve tutumların inşa edilebildiği bir süreçtir. Yeni medya iletişim teknolojilerinin dijital platformları sosyal toplulukları etkileyebiliyor, bireysel davranışları ve tutumları etkiler ve bu sosyalizasyon sürecine çok önemli bir katkıdır. Bu yeni toplumsal durum, dijital becerilerin ve bilgilerin etkin kullanımını ve kazanımını gerektirmektedir.
Ebeveyn Çocuk İlişkileri ve İnternet Kullanımı
Dijital çağda ebeveyn ve çocuk olmak, dijital platformların sağladığı fırsatların ve risklerin gölgesinde farklı anlamlar kazanmaktadır. dijital iletişim araçlarının
ve internet kullanımının bebeklik dönemine kadar uzandığı dijitalleşme çağında, ebeveyn çocuk ilişkisinin nasıl dönüştüğü ve çocuklar için internette mahremiyetin ve özerkliğin nasıl tesis edilebileceği ve güvenli bir internet ve ebeveyn çocuk ilişkisinin hangi parametreler ve ilkelere göre düzenleneceği oldukça önemli bir mesele hâline gelmiştir.
Ailede Dijital Ortam
Günümüzde enformasyon ve iletişim teknolojilerinin her yanımıza kadar sızdığı bir ortamda ebeveyn ve çocukların eğitimini bu gelişmelerden bağımsız ele almak neredeyse imkânsız hale gelmiştir. İletişim teknolojilerindeki gelişmeler, daha geniş sosyal ve yapısal ilişkileri etkisi altına girmiştir.
Çocukların internet kullanım süreleri arttıkça,
• Aileleriyle geçirdikleri zamanın azaldığı • İnternetin aile içi çatışmaya daha çok neden olduğu • İnsanların yüz yüze zaman geçirmelerini daha fazla engellediği • Günlük ilişkileri daha çok aksattığı • Daha fazla zaman kaybına neden olduğu • Çevrenin çocuğun bilgisayar başında çok vakit geçirdiği şikâyetini arttırdığı belirlenmiştir.
Ebeveynler, internet kullanma süresi arttıkça çocuklarında depresyon, izolasyon, agresifleşme gibi bazı sorunlara neden olabildiği gibi genel sağlık durumlarını da olumsuz şekilde etkileyeceği endişesi yaşamaktadırlar. Yaygın internet kullanan ve bilgisayar oyunları ile zamanını geçiren çocukların sosyal gelişimlerinin önemli ölçüde gerilediği, bu çocukların özgüvenlerinin düşük, sosyal kaygı düzeylerinin ve saldırganlık davranışlarının yüksek olduğu belirlenmiştir.
Aile ortamı çocukların sosyalleşmesinde ve olumlu/bilinçli davranışlar kazanmasında belirleyicidir. Çalışmalar internet ve dijital oyun bağımlılığı gibi bozuklukların aile içi çatışmaların olduğu ortamlarda daha çok beslemektedir. Ergenler kendilerini zorlayan topluma ve ebeveynlerine karşı interneti ve dijital oyunları isyan aracı olarak da kullanabilmektedir. Bu nedenle gençlerde bilinçli ve kontrollü internet ve dijital oyun kullanma davranışlarının oluşmasında temel ilke ailede güven, demokrasi, destek, güçlü iletişim ve olumlu ebeveyn- çocuk ilişkisinin geliştirilmesidir.
Çocukların İnternet Kullanma Pratiklerinin Boyutları
Küçük yaştaki çocukların çocukluk döneminde henüz interaktif medyayı kullanamazken erken ve orta dönem çocukluktaki çocukların video oyunlarını günlük hayatlarına dâhil etmekte oldukları, ergenliğe geldiğinde ise sosyal medya kullanımının günlük bir rutine dönüştüğü anlaşılmaktadır. Çocukların çevrimiçi deneyimleri son on yılda önemli ölçüde değişmiştir. Çocuklar genellikle internete evlerindeki bilgisayarlardan, okuldan, arkadaşlarının bilgisayarlarından, cafelerden, anne-
babalarının ya da yaşına göre kendi cep telefonlarından rahatlıkla erişme imkanına sahip olabilmektedir.
İnternet kullanıcılarının mevcut riskleri ve bu risklerle nasıl başa çıkılabileceğini öğrenmeleri gerekmektedir. Özellikle çocukların bu tür risklere karşı, yetişkinlere nazaran daha savunmasız kaldıkları aşikardır. Çocukların sıklıkla kullandığı iletişim araçlarından biri olan İnternet, iletişim kurulan kişinin kimliğini ve fiziksel özelliklerini tanımlamayı zorlaştırmakta ve çocukların çevrimiçi risklerle karşılaşmasını kolaylaştırmaktır. İnternet’te yer alan çocuklara yönelik olmayan zararlı içerikler, internet üzerinden zorbalık ve yüz yüze tanışılmamış kişilerle İnternet’te iletişim kurulması gibi durumlar kaygı yaratan başlıca riskler olarak görülmektedir.
Dijital Dünyada Ebeveyn Çocuk İlişkileri: Gözetim ve Özerklik Dengesi
Boş zamanı olmayan ve sürekli yorgun olan anne-baba giderek çocuğu evdeki iletişim araçlarına doğru itiyor. Çocuk anne-babasından çok gününün büyük kısmını bu araçların “gözetiminde” geçiriyor.
İnternet, Riskler ve Farklı Ebeveyn Tutumları
Çocuklar, eğer kendilerine biraz kontrol verilirse ve en azından kurallar ve sınırlamalar konusunda ebeveynleriyle müzakere ve anlaşma yapma yoluna gidilirse, bir problemle karşılaşmamak için ebeveyn filtresi uygulamalarını severek kullanabilmektedirler. Sonuç olarak, ebeveyn filtre uygulamasının sınırları çocuklarla konuşulduğunda ve müzakere edildiğinde dijital platformlara ilişkin online güvenlik meselesinde pozitif bir ebeveyn-çocuk ilişkisi kurulabileceği söylenebilir.
Ailelerin teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmek için belirli bir bilgi birikimine sahip olmaları gerekirken, özellikle ülkemizde çocukla vakit geçiren ebeveynlerin, bu konuda bilgi birikimleri ve eğitimleri yeterli değildir. Ailelerin bu konuda yetersiz olması çocuklarını korumak konusunda ciddi bir bilgi eksikliği ile yüz yüze olduklarının göstergesidir. Çocukların teknoloji gelişmelere yatkınlıkları göz önüne alındığında, aileler, bilişim teknolojileri konusunda çocuk zaman çocuklarının yardımına ihtiyaç duymaktadırlar. Çocuklarını dijital platformlarda korumanın bir yolu olarak ebeveyn filtresinin ne işe yaradığı konusunda bile pek bir fikri olmayan ailelerin internetin sadece okul için bir ihtiyaç olduğu gibi genel bir kanaate sahip olmaları durumun yeterince zor ve vahim olduğuna işaret etmektedir.
İnternet çağında sosyal ilişkiler açısından mahremiyet, bireysel ve kamusal haklar, özel alan/kamusal alan olgularını gittikçe iç içe geçen karmaşık bir denkleme dönüşmüştür. Bu yüzden, teknolojik dönüşümlerle birlikte çocuklara verilecek özerklik, bireysellik ve mahremiyet eğitiminin hangi ilkeler etrafında gerçekleştirildiği oldukça önemlidir.
Çocukların dijital risklere karşı korunmasına yönelik ebeveyn tutumları farklılaşmaktadır. Ebeveyn-çocuk
arasındaki güç ilişkileri, ebeveynlerin çocukları koruma ve kontrol etme tutumlarında açıkça görülür hale gelmektedir. Serbest (permissive), otoriter (authoritarian) ve buyurgan (authoritative) olmak üzere üç tip kontrol modeli bulunmaktadır.
• Serbest modeli benimseyen ebeveynler cezalandırıcı bir yaklaşıma sahip değildir, çocuklarının istek ve eylemlerine karşı kabul edici ve olumlu bir tutum sergilemektedir. Karar almada çocuğa danışmaktadır ve bilgilendiricidir. • Otoriter modeli benimseyen ebeveyn, çocuğu belli kurallara göre şekillendirmeye ve kontrol etmeye çalışır, bu kurallar genellikle daha yüksek bir otorite tarafından belirlenmiş teolojik standartlar olabilmektedir. Çocuğun itaat etmesini bir erdem olarak değerlendirir ve cezalandırıcı ve zorlayıcı önlemler kullanır. • Buyurgan ebeveyn ise çocukların etkinliklerinin akılcı ve sonuç odaklı olmasına dikkat eder, kararlarının arkasında yatan nedenleri çocukla paylaşır, sonuç olarak kendi yetişkin görüşünü dayatır, ancak çocuğun bireysel ilgilerinin de farkındadır.
Ebeveynler çocuklarını korunmuş çocukluk (protected childhood) veya hazırlanmış çocukluk (prepared childhood) anlayışıyla yetiştirmektedir.
• Korunmuş çocukluk anlayışıyla yetiştiren ebeveynler çocuklarını yetişkin dünyasının sorunlarından yalıtmakta, toplumsal hayatın gerçeklerini televizyon aracılığıyla öğretmekte ve yalnızca okul gibi kurumlarda sosyalleşmelerini sağlamaktadırlar. • Hazırlanmış çocukluk anlayışıyla yetişen çocuklar ise sosyal yaşama karışarak ve modern çağın sosyal gerçekliğiyle tanışarak toplumsallaşmaktadır.
Ailede İnternet: Gözetim ve Özerklik Dengesi
Çocukların ve gençlerin ekranla çok temas etmesinin, getireceği fırsatlar ve riskler bir tarafa, en önemlisi, hayal gücünü harekete geçirmesinin sınırlanacağı ileri sürülmektedir. Sosyal yönden oluşturduğu olumsuzluklar göz önünde bulundurularak yapılmış birçok çalışmada internet kullanımının toplumdan bireyin yalıtılması, yalnızlık hissi ve depresyon gibi bazı sonuçlara sebep olduğu belirlenmiştir. Bu araştırmalara göre ayrıca internette çok fazla zaman geçirilmesinin insanları yalnızlığa sürüklediği, bireyleri ait olduğu sosyal çevreden kopardığı, akrabalık ve arkadaşlık ilişkilerini zayıflattığı, gerçek yaşamda kendini ifade edemeyen bireylerin sanalda daha rahat hareket ettiği gibi konular tartışılmaktadır. çocukların %60’ı sosyal ağların ders çalışma sürelerine olumsuz etkisi olduğunu söylerken yaklaşık %25’i ise arkadaşlarına ve ailelerine daha az zaman ayırdıklarını ifade etmişlerdir. Ergenlik çağına girmiş çocukların online güvenlikleri ve özel alanlarının
korunması meselesi aileler için oldukça zor ve problemli bir konu haline gelmiştir. Bu zorluğun nedenlerini şu şekilde açıklayabiliriz:
1) Akıllı telefonlar iletişim için en verimli ortamı sağlamaktadır. 2) Bu araçlar başka herhangi bir aracıya ihtiyaç duymaksızın internete girmek için en yakın seçenektir. 3) Erişim çoğunlukla ailelerin kontrolünde değildir.
Gençler mahremiyetlerine, duygularına ve özel ilişkilerine oldukça değer ve önem atfediyorlar ancak Facebook gibi platformlarda bu mahremiyeti nasıl koruyabileceklerine ilişkin güçlü bir zemine ve kurallar silsilesine sahip değillerdir.
Ebeveynler dijital dünyada çocuklarıyla kurdukları ilişkilerde şu ilkelerle hareket etmeyi bir alışkanlığa dönüştürebilirse çocuklara güvenli bir internet ortamı ve güvene dayalı bir ebeveyn-çocuk ilişkisi tesis edebilir:
• Çocukların dünyasını benimsemek ve kabullenmek, • İletişim araçlarını kullanırken saygılı olmayı öğretmek, • Birlikte ekransız zamanlar formüle etmek ve deneyimlemek, Bilgisayar ve benzeri araçlarda ebeveyn kontrol araçlarının nasıl kullanılacağı ve sınırları hakkında çocuklarla anlaşma yaparak çocukları bu araçları kullanmaya özendirmek, • Sosyal medyadaki dijital kapsama alanını ve ününü yönetebilmesine yardım etmek, • Eğer yüz yüze iken söyleyemeyeceğin/ yapamayacağın bir şey varsa bunu Skype, Facebook ya da herhangi bir sosyal medya platformunda da yazmama/yapmama kuralı, • Hangi siteden hangi oyunların ve programların indirileceği konusunda anlaşmak, • İnternete girilecek zamanı ve bu araçları nerede kullanacağı hakkında ilkeler belirlemek, • Fişi çekmekle tehdit etmek yerine onu korkutan, şüpheye düşüren, utandıran, alaya alan şeyler olduğunda bunları paylaşabilmesi için ona güven vermek.
İnternette Çocukları Bekleyen Riskler ve Risklerin Yönetimi
Ebeveynlik, dijital çağda yeni bir biçime doğru evrilmektedir. Ebeveynler çocuklarını internetteki risklere karşı koruma gibi bir meydan okumayla karşı karşıyadır.
Çocukların online olarak karşılaşabilecekleri ve telafisi güç ve ciddi sonuçları olabileceğini düşüneceğimiz iki tip risk vardır: Bunlardan biri pedofili (çocuğun cinsel istismarı) diğeri ise zorbalıktır. Her iki risk de korkunç bir cinsellik talebi ve şiddetli saldırganlık karşısında çocukları korunmasız ve çaresiz bir kurban durumuna düşürmektedir. Pedofili tehdidi genellikle çocuklara bilinmeyen ve kimliği tanımlanamayan bir yetişkinden
gelirken, zorbalık tehdidi çocuğun tanıdığı akranlarından gelebilir. Birinci risk durumu çocuklar için ciddi bir risk olarak ikincisine oranla nadiren gerçekleşirken, zorbalık oldukça yaygın ve çok çeşitleri olabilen bir durumdur; ayrıca hızlıca yaygınlaşıp kamusallaşabilir. İnsanların tanıdıklarıyla ya da yabancı kişilerle kişiler arası ilişkilerini gerçek dünyada davranışlarını düzenleyen ve yöneten normlar, herhangi bir yasağın ihlal edilmesi durumunda kolayca ve açıkça internet dünyasında uygulanamamaktadır. Zorbalığın çeşitli biçimleri bu tür belirsiz durumlarda daha çok yaygın bir problem hâline gelebilmektedir. Sosyal ilişkilerin suç teşkil eden birçok çeşidi dijital dünyada içerik ve ilişki riski açısından farklı yeni bir takım zorbalık ve saldırganlık biçimleri doğurmaktadır: Çocuklar yalnızca kurban olarak değil, fail olarak da online dünyanın içinde zorbalığın bir aracı hâline gelebilmektedir.
Çağımızın çocukları günlük olarak Facebook’tan Instagram’a, alışverişten dijital oyunlara ve sohbete internetin tüm alanlarında etkileşim içine girebiliyor. Sonuç olarak, bu çocuklar ve gençler okuldaki zorbalar yerine internette siber zorbalarla ve sokaktaki yankesiciler yerine dijital dolandırıcılarla baş etmek zorunda kalmaktadır. Ancak bitmek bilmeyen siber suç, veri istismarları ve siber zorbalık haberlerine rağmen, ebeveynler internete ve onun tehlikelerine halihazırda alışmış gibi görünmektedir. Çocukların internette en fazla aşağıdaki durumlara maruz kaldıklarını tespit etmektedir;
• Zorbalık ve alay, • Hoş olmayan yönlendirmeler, • Küçük düşürücü ve saldırgan görüntü ve içerikler, • Kötü ve argo sözler ve zararlı içerikler, • Her türlü cinsel istismar, • İstenmeyen kişisel bilgi, içerik ve görüntülerin izinsiz yaygınlaştırılması, • Şiddet içerikleri (gerçek ve kurgu olarak her türlü içerik ve görseller).
Araştırmaların gösterdiği kadarıyla, gerçek şiddet, gerçekçi şiddet görüntüleri ve hayvan istismarı görüntüleri, şiddet pornografisi görüntüleri internet dünyasının dijital platformlarından çocukları bekleyen çok önemli risklerdir.
Sosyal Medya Ortamlarında Çocuklar ve Mahremiyet
Mahremiyet hakkı, insanların kamusal yaşama katılırken bedensel, düşünsel, duygusal açılardan tamamen özerk olması ve toplumsal yaşama katılımın ne yönde ne ölçüde ve nasıl gerçekleşeceğine bireylerin kendisinin karar verdiği bir durumunu anlatır. Mahremiyet, birey ile başkaları veya toplum arasındaki sınırların ne olduğu ne olması gerektiği konusunda varılması gereken bir uzlaşımsal bir alandır. Özellikle, kişinin cinsel yaşamı ve cinsel tercihleri, dinsel tercihleri, etnik kökeni, sağlık bilgileri vb. konular hassas verilerdir ve özel korumayı hak ederler.
Bireyin insan olmasından kaynaklı, insan onuru temelinde yatan özel yaşamın gizliliği hakkı yeni medya ortamlarında çeşitli şekillerde ihlal edilmektedir: Görsel- işitsel malzeme paylaşımı, etiketleme özelliğinin kullanımı veya e-posta içeriklerinin izinsiz aktarılması, sosyal medya ortamlarındaki paylaşımların izinsiz aktarılması vb. Bu hak ihlalleri hem yeni medya profesyonelleri tarafından hem de kullanıcı türevli içerik üretimini gerçekleştiren kullanıcılar tarafından gerçekleştirilmektedir.
Çocuklar ve genç insanlar özellikle sosyal ağlara daha fazla ilgili gösteriyor; öğrenme, sosyal ilişki geliştirme, tüketim, alışveriş ve yaratıcı uygulamalarla daha fazla vakit geçirmektedir. Sosyal ağ sitelerinde çocukların ve gençlerin yaptığı etkinlikler genellikle iletişimi kurmak, oyunlar, video klipler izlemek, fotoğraflara bakmak, duygu ve düşüncelerini paylaşmak şeklinde gerçekleşiyor. Bu durum popüler kültürden ziyade bir tür “kamusal bir kültür” haline gelmiş bulunuyor.
Çocukların İnternet Güvenliği Bilgi ve Becerilerini Geliştirici Ebeveyn Tutumları
Birçok anne ve baba internet konusunda kötü donanımlı ya da online güvenlik açısından huzursuz hissetmesine rağmen, panik yapmadan süreci yönetmelidirler.
• Ebeveynler aslında çocuklarının online risklerini anlamak için basit birçok şey yapabilir. Örneğin ebeveynler çocuklarını güçlü şifreler veya parolalar oluşturmaya teşvik etmeli ve sosyal medyada ya da e-posta yoluyla gelen şüpheli bağlantıları tıklamaktan kaçınması için onlara rehberlik edebilir. • Ebeveynler, hassas bilgilerini ve görüntülerini bilinmeyen ve sahte sayfalarda paylaşmama ve dikkatli olma konusunda hem kendileri bir farkındalık içinde olmalı hem de çocukları ve gençleri bu konuda uyarmalıdır. • Ebeveynler sosyal ağ sitelerinde çok fazla kişisel bilgi göndermenin dezavantajlarını açıklamalıdır. • Siber zorbalığın kurbanı olan çocuklar, aldıkları kötü amaçlı mesajları aileleri, okulları gerekirse çocuk destek grupları ve polisle paylaşmak için muhafaza etmelidir. • Ebeveynler daha ileri düzeyde güvenlik için, çocuklarının bilgisayarının güncel bir güvenlik uygulaması yükleyebilir, saldırganların yazılım güvenlik açıklarından yararlanma olasılığını azaltmak için de güncel bir yazılımla kişisel dosyaları bir sabit disk sürücüsüne veya güvenli bulut hizmeti sağlayıcısına yedeklemesini sağlayabilir. • Ebeveynler çocuklarıyla etkili bir diyalog kurarak güvenlik konusunda bir çözüm yolu ve uyum yakalayabilir. • Dijital dünyada ebeveynler çocuklarıyla güvene dayalı bir sosyal ilişki geliştirebilirlerse, onların internet güvenliği, mahremiyet bilgi ve
pratiklerini de geliştirecek bir zemini oluşturmak dürüstçe konuşabilmeleri için ebeveynlerin sürekli olarak için elverişli bir ortam hazırlayabilirler. iletişime açık olmaları en önemli ilkedir.
Çocukların internet güvenliği, mahremiyet bilgi ve becerilerini geliştirmek için ebeveynler aşağıdaki eylemleri gerçekleştirebilirse, çocukları için güvenli bir internet kullanımının temelini atmış olacaklardır:
• Çocukların mevcut güvenlik kontrolünü ve mahremiyet/özel alan ayarlarını iyi bir şekilde kullanmaları sağlanmalı; • Çocukların özellikle sosyal network sitelerini kullanırken nasıl güvende olunacağının kavraması sağlanmalı; • Dijital dünyanın riskleri karşısında farkındalık geliştirmek, güvenli, saygılı ve esnek olmak ve gerektiğinde ebeveynlerinin çocuklara model olması sağlanmalı; • Okul temelli eğitim programlarından, akran networklerinde küçüklerin yetişkinlerle ilişkilerinde nasıl davranması ve konuşması gerektiğine ilişkin internet güvenliği stratejilerinden faydalanılmalı.
İnternetteki etkileşimler ve sosyal medya yeni bir sosyalleşme biçimidir. Ebeveynlerin bunu yadsımak yerine çocuklar için faydalı hâle getirilmesine çalışması gerekir. Sanal ortamlarda üretilen ve paylaşılan içeriklerin etkili, verimli ve bilinçli kullanımını sağlamak üzere çocukların bilinçlendirme ve farkındalık geliştirmelerine yardım edilmelidir. Sosyal medyanın insanların görünür olma, bilinme, beğenilme gibi psiko-sosyal ihtiyaçlarını karşıladığı göz önüne alınmalı ancak var olmak ile görünür olmak arasındaki ilişki ve ayrım ortaya konulmalıdır. Ebeveynler, sosyal medya ve teknolojinin kullanımı konusunda en önemli rol modelin kendileri olduğunu unutmamalıdır.
Türkiye’de çocukların ve ailelerinin internet güvenliği ve dijital okuryazarlık konularında eğitilmeleri gerekmektedir. Bu konudaki çabalar sadece devlet tarafından değil; sivil toplum örgütleri, medya ve üniversiteler tarafından da gerçekleştirilmelidir.
Güvenli internet kullanımı konusunda kolay kullanılabilir yazılımlar, eğitim materyalleri ile çevrim içi eğitim siteleri, internet servis sağlayıcılar ve diğer kurumlar tarafından ücretsiz bir şekilde ailelerin kullanımına sunulmalıdır. Okullarda da derslerin içine konu ile ilgili içerikler eklenmelidir.
Sonuç olarak, çocuklara sadece internete girdiklerinde dikkat etmeleri gereken etik ve ahlaki ilkeler belirleyerek bunları sadece internete özgü bir durum olarak tanımlamak yerine; başkalarıyla ilişki kurarken ve konuşurken uymamız gereken genel etik ve ahlaki ilkeleri öğretmek, model olmak ve bu ilkeleri internet dünyasındaki ilişki ve iletişim kurallarını yöneten ilkeler olmasını sağlamak oldukça önemlidir. Çocukların belirlenen ortak ilkelerin hayata geçirilip geçirilmediğini ve internette yaptıkları faaliyetler hakkında açık ve