SHZ207U-SOSYAL HİZMET KURAM VE YAKLAŞIMLARI
Ünite 7: Postmodern Yaklaşımlar: Çözüm Odaklı Kısa Terapi ve Anlatı Terapisi
Postmodernizm
Postmodern teoriler sosyal hizmet uygulamalarında 1990’lardan itibaren görülmeye başlar (Moffatt, 2019). Postmodernizm, kavramsal olarak modernizm sonrası anlamına gelen ve modernizme ait tanımlamalar, tespitler ve bakış açılarını yadsıyan, aydınlanmacı modernizme ait her ne varsa onları eleştirel bir tarzda ele alan, varlığını modernizmin açmazlarıyla temellendiren geniş kapsamlı bir kültürel harekettir (Gül, 2011).
Postmodernizm sosyal bilimlerde yoğun bir etkiye sahip olmuştur. Michel Foucault gibi öncü entelektüeller toplumsal yapıda yaşananları anlamlandırmada çok farklı bakış açıları sunmuştur.
Gerçekliğin Sosyal İnşası
Toplumsal ilişkiler dünyasında gerçeklikler çoğuldur. Diğer ifadeyle sosyal olarak inşa edilmiştir. Bunun anlamı gerçekliğin herhangi bir nesnellik oluşturmadığıdır. Toplumsal dünyada her şey değişkendir. Daha basit bir ifadeyle söylersek olup biten her şey bizim ona bakış açımızın ürünüdür. Örneğin stresi ele alırsak, insanın stres düzeyini arttıran en önemli faktör olayın kendisi değil, olay hakkında kişinin ürettiği düşünceleri olmaktadır. Dolayısıyla bireysel zeminde dahi gerçeklik algısı gerçekliğin kendisinden bağımsız olarak zihinsel olarak inşa edilir.
Sosyal inşa bilgisi sosyal hizmet uygulamasına çeşitli şekillerde yansır. Sosyal sorunların gelişmesinde etkili olan yapısal ve öznel faktörlerin daha iyi analizi sağlanır. Örneğin bugün birçok sorunda toplumsal cinsiyetin çok önemli bir etkisi vardır. Sosyal inşacı perspektif okunduğunda fark edilecektir ki sadece biyolojik olarak kadın cinsiyetine sahip olmak dahi bir sosyal statü problemi yaratır.
Postmodernizmin Kavramsal Araçları
Postmodern uygulamanın kavramsal çerçevesini belirleyen bazı kavramlar vardır. Bunlardan çok kullanılan dört tanesi;
• Diskur (söylem), • Öznellik, • Güç ve • Yapısökümdür (Healy, 2014).
Diskur, postmodern düşüncenin temel kavramlarından biridir. Kullanılan dil yoluyla gerçekliğin nasıl inşa edilebileceğini gösterir. Diskur kavramsal özelliği bakımından bir konudaki genel fikir manzumesini ifade eder.
Öznellik, postmodern düşüncenin dünyasında sabit ve tekdüze bir gerçeklik ifadesini reddetmektir. Toplumsal yaşamın ve insanlar arası ilişkilerin en önemli özelliklerinden bir tanesi değişken olmasıdır.
Güç, özellikle eleştirel postmodern düşüncenin temsilcilerinin üzerinde durduğu bir kavramdır. Toplumsal
sorunların çok önemli bir nedeni çok geniş bir cephede derinleşmiş olan güç eşitsizliklerinden, güç ve yetki ilişkilerinden kaynaklanmaktadır.
Yapısöküm, bir kavramı karşıt kavramını dikkate alarak yeniden tanımlama girişimidir. Normal-anormal, doğru- yanlış, erkek-kadın, varsıl-yoksul gibi kavramların anlamını inşa eden yapıları anlayabilmek için bu kavramların karşıtlıklarına bakmak gerekir. Böylece kavramla ilgili üretilmiş olan gerçekler eleştirel bir bilinçle sorgulanabilir hâle gelir. Kavramların karşılıklarını bulmak aynı zamanda kavramlar arasında oluşan hiyerarşiyi de görmeyi sağlar.
Uygulamaya Yansımalar
Uygulamada postmodern fikirler kullanıldığında geleneksel güç ilişkilerine meydan okunabilir. Toplumda belirli grupların edinmiş olduğu ayrıcalıklı pozisyonlar ve bunun karşısında görece daha dezavantajlı konuma düşen kişiler arasındaki eşitsizliklere (örneğin siyah-beyaz ırklar arasındaki yapısal sorunlar veya etnik ayrımcılıklar) daha güçlü ve çözüm odaklı bir biçimde yaklaşılabilir.
Postmodernizm toplum, kültür, tarih ve sanat alanlarının tümünde vardır. Avrupa’da 1970’li yıllardan itibaren yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Önce mimaride, sonra dansta, tiyatroda, resim ve müzik gibi alanlarda kullanılmıştır. Postmodernizmin mimarideki etkilerini binaların tasarımlarında görmek mümkündür.
Eleştiriler
Postmodernizm ve sosyal hizmetler bağlantısı üzerinden iki temel eleştiriyi vermemiz gerekir:
• Birincisi bu fikrin öncü entelektüellerinin sosyal hizmetlerin amacıyla ilgili eleştirileridir. • İkincisi ise, postmodernizmin kendi içine dönük bir eleştiridir.
Postmodern uygulamaya getirilen eleştiriler arasında yer alan ve postmodernizmin savunduğu bir fikir olarak ifade edilen; “Her şey bilinmezdir, herkesin mutabık kalacağı bir gerçek yoktur, sosyal dünyaya görelilik hâkimdir.” varsayımının geçerliliğini birçok yazar eleştirir. Postmodernizmin görüşlerinin saptırıldığını savunurlar.
Postmodern Müdahale Yaklaşımları
Postmodern müdahale yaklaşımları ve terapiler özünde insanların yaşamı ile ilgili yerleşik inançları sorgulatan ve yapısökümüne uğratan araçlar içerirler. Örneğin ruhsal hastalık sahibi olmanın şeytani özelliklerle ilişkili olduğuna ilişkin çarpık bir inanç olabilir.
Postmodern terapilerin tümünün temelinde şu varsayımın olduğu savunulabilir: “Aslında sorun sorun değildir, sorun, sorunun değerlendirilme biçimidir, kullanılan dildir.” Postmodern müdahaleler stresin azaltılmasında, farkındalığın artmasında, kişilerarası çatışmaların çözülmesinde, mutluluk ve yaşam doyumu gibi genel göstergelerin artmasında yararlı olabilir. Gerek çözüm odaklı kısa terapi gerekse anlatı terapisi sorun çözme
yaklaşımları olmaktan ziyade ileriye dönük, pozitif değişimi ve baş etme kapasitesini artırmayı hedefleyen yaklaşımlardır.
Çözüm Odaklı Kısa Terapi
Çözüm odaklı uygulamanın temel hedefi danışanların getirdiği problemlerin olabildiğince hızlı bir şekilde çözülmesidir.
Uygulama süreci, danışanın temel yakınmasının kısa tanımının alınmasıyla başlar. Ardından hızla çözüm sürecine geçilir. Danışan sistemine, sorun ortadan kalktığında yaşamın nasıl olacağını keşfeden sorular sorulur. Sorunun yaşanmadığı ya da daha az olduğu zamanlara dikkati çeken sorular yöneltilir. Danışana soru sorarken onun duygularından çok algılarını inceleyen soruların tercih edilmesi çok önemli bir seçimdir. Bu seçim aynı zamanda çözüm odaklı uygulamanın temel yönelimidir.
Tarihçesi ve Temelleri
Çözüm odaklı kısa terapi 1980’lerin başında her ikisi de sosyal hizmet uzmanı olan Steve de Shazer ve Insoo Kim Berg tarafından geliştirilmiş bir müdahale teorisidir.
Çözüm odaklı terapide temel vurgu, nedenlerden ziyade olumluya yapılır (Murdock, 2017). Şimdiye değin ele aldığımız psikososyal müdahale teorilerinin içinde belki de en iyimser olanı bu yaklaşımdır. Diğer birçok yaklaşımda danışan bir sorun ortaya koyar ve profesyonelin görevi sorunun nedenlerini bulmak ve böylece nasıl çözüleceğine ilişkin yolları danışanın görmesini sağlamaktır.
Bu yaklaşımda, çok önemli bir varsayım, insanların zaten içinde bulundukları ve belki çok uzun sürse de sorunlarıyla ilgili her zaman çözümleri içlerinde potansiyel olarak taşıyor olduklarıdır (Murdock, 2017).
Ayırt Edici Özellikleri
Bu teorinin temel varsayımlarına bakıldığında ayırt edici özelliklerini gösteren şöyle bir özetleme yapılabilir:
1. İnsanlar yaşamlarında sorun istemezler. 2. İnsanlar gerçekten değişmek isterler. 3. Her sorunda istisnalar vardır. 4. Küçük adımlar büyük değişimler yaratır. 5. Olumluya sürekli vurgu yapmak gerekir. 6. Nedenlere odaklanmanın bir yararı yoktur. 7. İnsanlar kendi sorunlarının uzmanıdır.
Nasıl uygulanır?
Çözüm odaklı uygulama çok pratik bir uygulama teorisi olduğu için teknikleri aşağıda kısaca açıklanan başlıklar halinde verilebilir (De Shazer ve ark., 2007; Healy, 2014; Payne, 2014).
Danışan Dilini Kullanma
Müdahalede danışanın dilinden konuşmak çok kritik bir tekniktir. Profesyonelin danışanın düzeyine inmesi onunla birlikte, onun kelimelerini kullanarak konuşmaya
başlaması, hem onu ciddiye aldığını gösterir, hem de süreçte danışanın özne rolünü pekiştirir.
Yeniden Çerçeveleme
Hemen hemen bütün psikoterapötik yaklaşımlarda yararlı bir teknik olarak başvurulmaktadır. Bu teknik sayesinde insanların sorunlarının yükünden kurtulmaları sağlanmaktadır. Sorunun kendisine ilişkin bakışları yeniden biçimlenmektedir. Soruna eşlik eden ve de istenmeyen duyguların (kızgınlık, öfke, ümitsizlik, çaresizlik gibi) sıklığının azalması sağlanır.
Mucize Sorular
Çözüm odaklı yaklaşımın ayırt edici bir tekniği, müdahalede mucize sorularının kullanımıdır. Bu tekniğin kullanılması ile kişinin sorununun üstesinden gelmek için yapabileceklerine ilişkin seçeneklerin yaratıcı bir biçimde artırılması sağlanabilir.
Derecelendirme Soruları
Çözüm odaklı terapinin belki de en dikkat çekici tekniklerinin başında derecelendirme soruları gelir. Şiddetini veya sıklığını derecelendirilerek herhangi bir sorunun kişiyi nasıl etkilediği konusunda matematiksel bir kavrayış oluşturulur. Sıfırdan ona kadar yapılması yaygın bir yoldur. Sıfır her şeyin en kötü olduğu nokta olabilir. On ise her şeyin mükemmel olduğu bir noktadır. insanların yaşamında hiçbir şey ‘0’ yani ne çok kötü, ne de ‘10’ harikuladedir.
İstisnaların Pekiştirilmesi
İnsanların sürekli sürdüğünü düşündüğü sorunlarında sorunun görülmediği yaşantıyı tespit etmek ve bunların nasıl gerçekleştiğini görerek pekiştirmeye yönlendirmek yararlıdır. Danışanlar sorun yaşamadıkları yakın zamanları bulduklarında ellerinde zaten potansiyel çözümler olduğunu göreceklerdir.
Davranışsal Yönergeler
Danışanın yaşamında olumlu pekiştirme için her görüşme aralığında olumlu davranışlar ile ilgili pratik ödevler verilmesi gerekir. Bu ödevler günlük yazma, sinemaya gitme, yakın çevre etkileşimlerini zenginleştirme ve diğer pratik davranışlar olabilir. Böylece insanların yaşamında gözle görülür davranış değişikliklerinin geliştirilmesi teşvik edilmiş olur.
Övgüler
Çözüm odaklı uygulamada çok işe yarayan ve kullanılması gereken bir teknik övgülerdir. Fakat övgünün çok önemli bir özelliği kişinin kendisini değil, yalnızca olumlu davranışlarını övmektir. Elbette bilişsel-davranışçı terapide ifade edildiği gibi, bir davranışın sıklığını artıran en önemli faktör o davranışın sonucudur. Danışan uzman tarafından kendisine verilen bir davranışsal yönergeyi tamamlamışsa hızlıca ona bu olumlu durumu pekiştirmek için olumlu geri bildirim verilir.
Sınırlılıkları
Çözüm odaklı terapi, çağın doğasına uygun olarak hızlı bir uygulama aracıdır. Bu nedenle adında kısa vardır. Kısa sürmesi sosyal sigortalar kapsamında psikoterapi ve danışmanlık hizmetlerinin yer aldığı ülkelerde bu teorinin sigorta şirketleri tarafından daha çok önerilmesini de beraberinde getirmiştir. Çözüm odaklı uygulama bir sağaltım yaklaşımından ziyade baş etmeye odaklanan pragmatik bir yaklaşımdır. Bu açıdan profesyonel duygusal destek arayan ve görece travmatik deneyimleri yoğun olan danışan sistemlerinde danışanın duygusal ihtiyaçlarını karşılama konusunda etkili olmayabilir.
Teknik yönü ağırlıkta olan bir yaklaşım olduğu için teknikten ibaret mekanistik bir model olarak olduğu yönünde eleştiriler almaktadır.
Anlatı Terapisi
Anlatı esasında, kişilerin hayatları ve çeşitli yaşantıları hakkında geliştirdikleri hikâyelerdir. Bu hikâyeler yoluyla özgün ve de göreli bir gerçeklik inşa edilmektedir. Anlatıyı ortaya koymak için kullanılan dilin ve kelimelerin seçimi öncelikli ilgi konusudur. Hikâyeyi inşa eden ana unsurları, diğer ifadeyle toplumda baskın olan kültürel, toplumsal ve politik söylemlerin kişinin kişisel yaşantısını hikâyeleştirmesi üzerindeki etkisi dikkate alınır. Böylece maruz kaldığı problemlerle baş etmenin önündeki güçlükler ve engeller, daha geniş bir bağlam içinde okunabilir.
Tarihçesi ve Temelleri
Sosyal hizmetin modernist doğasına mesleğin içinden 1980’lerin sonunda yükselen en güçlü alternatiflerden biri anlatı terapisidir (Healy, 2012, 2014).
Burada yaklaşıma adını veren anlatı kavramı üzerinde durmak gerekir. Anlatı, edebiyatın içinden gelen bir kavramdır. İngilizcedeki ‘narrative’ kavramının karşılığıdır ve hikâye anlamına gelir. Sosyal bilimlerde yorumsamacı yaklaşımların popülerlik kazanması ile birlikte, anlatının yalnızca sosyal hizmet disiplinine değil aynı zamanda sosyoloji, antropoloji ve psikolojiye yayıldığını söylememiz mümkündür.
Yorumsamacı yaklaşım, sosyal gerçekliğin göreli olduğu ve keşfedilmesi gereken örtülü bir halde olduğunu savunan ve sayısal genellemeci sosyal bilim geleneğine eleştirel duran yaklaşımdır.
Ayırt Edici Özellikleri
Anlatı terapisinin özü insanların yaşam hikâyelerini yeniden yazmaktır. Bilgilerin keşfedilmediğini, inşa edildiğini varsayım olarak kabul eden bir yaklaşımdır. Böyle olduğu için insanların davranışları yerine anlamı nasıl inşa ettiklerine odaklanan bir müdahale süreci vardır.
Anlatı teorisinin ayırt edici bir özelliği, diğer psikoterapi yaklaşımlarına getirdiği temel eleştiridir. O da -daha önce ifade ettiğimiz gibi- insanların problemlerinin fazlasıyla bireyselleştiriliyor olmasıdır.
Nasıl Uygulanır?
Anlatı teorisine dayalı bir uygulama süreci, sorunun tanımlanması ve çeşitli sorularla genel resmin ortaya konulmasının ardından daha geniş bir bağlamda adlandırılma aşamasına geçilir. Elbette bu sorundan etkilenen ve soruna etkide bulunan çeşitli ilişkiler ve insanlar olacaktır. Bu süreçte kimlerin ilgili olduğu üzerinde durulur. Bununla birlikte problemin kişinin kimliğinden bağımsız olarak tanımlanması sağlanır. Anlatı terapisinde çok kullanılan üç teknik olan; dışsallaştırma, istisnalar ve yapısöküm üzerinde durmamızda yarar vardır.
Dışsallaştırma
Anlatı terapisinin en etkili tekniklerinin başında dışsallaştırma gelir. Örneğin çocuklarının isyankâr ve söz dinlemez olduğundan şikâyet eden bir anne babayla yürütülen bir aile çalışmasında, ailenin tüm üyelerinin katıldığı bir oturumda ortak bir problem tanımlaması yapılabilir.
Dışsallaştırma, hem bir teknik ve felsefe hem de problem hakkında alternatif bir düşünme biçimidir (Fırat, 2019). Dışsallaştırma sayesinde problem, üzerinde çalışılabilir bir nesne olarak algılanabilir hale gelir.
İstisnalar
Postmodern yaklaşımların tümünde görülen ve anlatı terapisinde de yer alan bir teknik istisnalara odaklanmaktır. Buna ‘eşsiz sonuçlar’ adı da verilmektedir. Çözüm odaklı uygulama da bu tekniğe yer vermiştik. Burada da geçerlidir. İnsanların yaşamında istisnai olumlu durumlar fark edilebilirse bunların çoğaltılması problemlerin üstesinden gelinmesinde anahtar işlevi görebilir.
Yapısöküm
İnsanların sorunlarının sürmesine neden olan hâkim anlatının yapısökümüne uğratılması bir diğer önemli tekniktir. İstisnaların öne çıkartılması sorunun sanıldığının aksine yaşanmadığı durumları danışanın bulmasına yardımcı olabilir. Böylece sorunun yaşanma yoğunluğuyla ilgili oluşan genel anlatı yapısökümüne uğratılarak sorun yeniden tanımlanabilir hale gelir.
Anlatı teorisine dayalı sosyal hizmet uygulamasını üç aşamada özetlemek mümkündür (Akt. Fırat, 2019; Roscoe ve Madoc, 2009):
1. Bağlantı ve anlaşma aşaması. 2. Probleme doygun anlatının eleştirel sorgulama yoluyla yapısökümüne uğratılması aşaması. 3. Yeniden yazma konuşmaları aşaması.
Sınırlılıkları
Postmodern teorilerin tümüne getirilen eleştiriden nasibini anlatı terapisi de alır. Görelilik vurgusu nedeniyle toplumun genel normlarına uygun davranışın pekiştirilmesi konusunda kabul edilebilir bir etkisi olmadığını savunanlar vardır (Payne, 2014).
Anlatı terapisine getirilen eleştiriler içerisinde en dikkat çekeni, okunmasının ve anlaşılmasının çok kolay olmamasıdır. Bu da büyük oranda kullanılan dil ile ilgilidir. Alışılagelmiş danışmanlık ve psikoterapi dilinde yer alan kavramlara ilaveten, yapısöküm, dışsallaştırma, diskur, görünür kılma gibi kavramların öne çıkmış olması başlangıçta uygulayıcıyı ve hizmet alanı bir miktar şaşırtabilmektedir.
Anlatı terapisi 1990’larda sosyal hizmetlerde büyük ilgi uyandırmıştır. Modern psikoterapinin literatürü içerisinde de yer almaya başlamıştır. Bununla birlikte çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır. Kimileri çok karmaşık olduğunu söylerken bazıları süreci çok basit bulmaktadır (Murdock, 2017). Bilişsel terapinin farklı bir biçimi olduğunu düşünenler vardır. Bazıları ise yalnızca hikâyelerle ilgili bir uygulama gibi görmektedir. Esasında anlatı terapisinin iki en güçlü bileşeni iyileştirme metaforu ve dışsallaştırmadır. Bu ikisi başlı başına bu yaklaşımı özgün kılmaktadır. Son olarak, anlatı terapisinin en büyük katkısının, “sorunları, kişileri kuşatan bağlamlar çevresinde değerlendirebilmesi” olduğu belirtilebilir.