AÖF Soru Bankası
SHZ207U · Ünite 6

Kısa Süreli Müdahale Yaklaşımları: Kriz Müdahalesi, Görev Merkezli Uygulama ve

Sosyal Hizmet Kuram ve Yaklaşımları dersi, ünite 6 özeti

SHZ207U-SOSYAL HİZMET KURAM VE YAKLAŞIMLARI

Ünite 6: Kısa Süreli Müdahale Yaklaşımları: Kriz Müdahalesi, Görev Merkezli Uygulama ve

Motivasyonel Görüşme

Kriz Müdahalesi

Kriz aniden ortaya çıkan ve başa çıkmakta zorlandığımız durumları anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Kriz kavramı, çoğunlukla yaşamın normal seyrinden farklılaşan, beklenmeyen ve aniden ortaya çıkan durumları nitelemektedir. Ancak kriz kavramına çoğunlukla negatif anlamlar yüklense de kriz durumunun tehlikeli olma ihtimalinin yanında kriz, kişisel gelişim ve olgunlaşma açısından bir fırsat olarak da görülebilir.

Sosyal hizmet alanında krizin kullanımına bakıldığında ise ruh sağlığı alanındaki kriz kavramının öncelikli olarak sosyal hizmet müdahalelerine konu edildiği dikkat çekmektedir.

Sosyal hizmet uygulayıcısı Lydia Rapaport’un sistem kuramının temel kavramlarını kullanarak yaptığı çalışmalar krize müdahalenin gelişmesinde önemli bir yer tutmuştur.

Kriz ve Kriz Türleri

Kriz, bir olay ya da duruma bağlı olarak ortaya çıkan, bireyin başa çıkma becerilerini geçici olarak yetersiz kılan, yoğun bir belirsizliğin yaşandığı karmaşık bir dönemi anlatır.

Bu noktada yaşanılan bir durumun bir kriz durumu olup olmadığının ayırt edilmesi özellikle bu durumu yaşayan bireyle çalışacak profesyoneller açısından önemli bir gerekliliktir. Kriz durumunun dört ayırt edici özelliği şu şekilde belirlenmiştir:

• Tetikleyici özellikte bir olayın ya da durumun meydana gelmesi, • Bu durum ya da olayla ilgili öznel stres durumunun yaşanması, • Olağan baş etme yöntemlerinin yetersiz kalması, • Bu durumu ya da olayı yaşayan bireyin psikolojik, duygusal ya da davranışsal işlevselliğinin bozulması.

Krizlerin sınıflandırılması ile ilgili birçok farklı yaklaşım bulunmaktadır. Caplan krizleri gelişimsel ve rastlantısal krizler olmak üzere iki farklı şekilde ele almıştır. Krizlerin sınıflandırılması ile ilgili bir başka yaklaşım ise Baldwin (1978) tarafından gerçekleştirilen ve altı farklı kriz türünü belirlediği çalışmadır. Bu çalışmaya göre krizler şöyle sınıflandırılmıştır:

1. Durumsal krizler, 2. Yaşamsal krizler, 3. Travmatik yaşam deneyimlerinden kaynaklanan krizler, 4. Gelişimsel krizler, 5. Bir psikopatolojinin sonucu olan krizler, 6. Psikiyatrik aciller.

Birçok farklı sınıflamada yer verilmesi ve özellikle sosyal hizmet uzmanlarının uygulayacağı kriz müdahalelerinde sıklıkla karşılaşabilecekleri krizleri içermesi açısından kriz

türlerinden gelişimsel ve durumsal krizleri ayrıntılı olarak ele almak uygundur.

Gelişim yaşam boyu sürdüğüne göre, bireylerin gelişimsel krizlerle de yaşam boyu karşılaşmaları mümkündür. Ancak gelişimsel krizler genellikle içsel ve dışsal değişimlerin yoğun olarak görüldüğü yaşam dönemlerinde ortaya çıkarlar.

Diğer yandan insan yaşamı boyunca fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik haline ve işlevselliğini devam ettirmeye ihtiyaç duyar. Ancak yaşamda karşılaşılabilecek bazı durumlar bu gereksinimleri karşılanamaz hâle getirebilir ya da gereksinimlerin karşılanması ile ilgili sürekliliği tehdit edebilir. Bu tür krizler durumsal krizler olarak adlandırılır.

Kriz Müdahalesinin Uygulanması

Bireyin tümüyle krizle baş etmesinde ya da sadece içsel kaynaklarını kullanma, sosyal destek mekanizmalarını harekete geçirme konusunda da profesyoneller tarafından desteklenmesi, bu süreçle başa çıkmasını kolaylaştırabilir. Bu süreç, kriz durumlarında gözlediğimiz semptomlar, hastalıklar ve sağlıksız davranışların psikososyal tedavi edilmesi, yani kriz müdahalesi şeklinde tanımlanmaktadır.

Kriz müdahalesinde bir yandan kişinin kendi kendisine yardım etme becerisi geliştirmesi desteklenirken bir yandan da çevresinin kriz durumundaki bireye yardımı desteklenir. Yardım sürecinde yardım edenin işlevi, kriz durumunu ya da tetikleyici olayı görmezden gelmek ya da kaybedilenin yerini doldurmak değildir. Duygusal destek vermek, empati kurmak ve duyguların ifade edilmesi konusunda bireyi cesaretlendirmektir. Bu çerçevede kriz müdahalesinin iki temel amacı vardır. Bunlar:

• Duygusal ve çevresel alandaki acil ilk yardımla bireyin ve çevresinin acısını azaltmak, • Kriz sırasında bireyin uyum ve mücadele gücünü arttırmak.

Kriz müdahalesinin uygulaması ile ilgili farklı modeller bulunmaktadır. Burada sosyal hizmet alanında sıklıkla tercih edilen bir model olması nedeniyle Roberts’ın yedi aşamalı modeline yer verilmiştir.

• 1. AŞAMA: Planlama ve Kriz Değerlendirmesi (Öldürücülük Derecesi Ölçümleri Dahil) • 2. AŞAMA: Uyumun ve Terapötik İlişkinin Kurulması • 3. AŞAMA: Problemler ve Tetikleyici Olayları Tanımlamak • 4. AŞAMA: Duyguları ve Hisleri Keşfetmek • 5. AŞAMA: Müracaatçının Güçlü Yönlerini ve Önceki Zamanlarda Var Olan Savunma Mekanizmasını Tanımlayarak Alternatifler Keşfetmek • 6. AŞAMA: Müdahale Planının Uygulanması • 7. AŞAMA: Takip Planı ve Anlaşma Oluşturma


Kriz müdahalesi kısa süreli bir müdahale olmasına karşın, bu kısa sürede birçok farklı bilgi toplamayı, değerlendirme yapmayı, planlamayı ve uygulamayı içinde barındırır. Yaşanan kriz durumu orta yaş bunalımından yaşamsal bir tehdidi içeren doğal afetler, cinsel saldırı ya da intihara kadar çok farklı durumları yansıtabilir. Bu nedenle kriz durumlarıyla çalışan sosyal hizmet uzmanının kriz müdahalesini kullanılırken dikkat edilmesi gereken önemli noktalar bulunmaktadır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

• Müracaatçıya çabucak ulaşma ve yardım edenin hızlı yanıtı, • Kriz dönemi boyunca sık irtibat (örneğin dört haftalık periyotta beş altı danışma seansı), • Tetikleyici olaya ve bunun müracaatçı için taşıdığı öznel anlama ilginin verilmesi, • Müracaatçının karar almasına ve eyleme geçmesine yardım, • Müracaatçının sosyal ağı ile irtibat.

Görev Merkezli Uygulama

Görev merkezli uygulama modeli 1970’lerin başında Chicago Üniversitesi Sosyal Hizmet Yönetimi Okulu’nda görev yapan William Reid ve Laura Epstein tarafından klinik sosyal hizmet uygulamalarında sorunların çözümüne yönelik ve test edilebilir bir teoriye duyulan ihtiyaçtan yola çıkarak geliştirilmiştir.

Yaklaşık yarım yüzyıllık bir geçmişe sahip olan görev merkezli uygulama, uluslararası alanda sosyal hizmet okullarının eğitim müfredatında yer bulmuş ve sosyal hizmet uzmanları tarafından benimsenmiştir. Görev merkezli uygulama artık bir sosyal hizmet uygulama modeli olarak müracaatçıların çeşitli sorunlarını çözmeleri için kullanılabilecek bir genelci sosyal hizmet uygulama aracı olarak kabul edilmektedir.

Görev merkezli uygulamada çalışılabilecek sorunlara bakıldığında, ilk olarak bireyler arasındaki çatışmalardan kaynaklı sorunların yer aldığı görülmektedir. Eşler arası çatışma, ebeveyn-çocuk arasında yaşanan anlaşmazlıklar, öğretmen-öğrenci ilişkisinde yaşanan sorunlar bu kapsamda değerlendirilebilir.

İkinci olarak sosyal ilişkilerde yaşanan doyumsuzluktan kaynaklı olarak yaşanan sorunlar bu modelde üzerinde çalışılabilecek sorunlar arasında yer almaktadır (Bakınız: Sayfa 141, Şekil 6.2).

Görev Merkezli Uygulamanın Dayandığı Temel İlkeler ve Özellikleri

Görev merkezli uygulamanın en belirgin özelliği ve uygulamaya yansıyan temel ilkesi araştırma ve değerlendirme çalışmalarına verilen özel önemdir. Ampirik yönelimli bir yapıya sahip olan görev merkezli uygulama ortaya çıkışından itibaren araştırmalardan elde edilen sonuçlar ile kendini yenilemeye devam etmiştir. Ayrıca görev merkezli uygulama kısa süreli bir uygulamadır ve belirli uygulama basamaklarını içeren bir yapı içinde gerçekleşir.

Görev merkezli uygulama temel olarak müracaatçıların tanımladıkları ve çözmeyi istedikleri psiko-sosyal sorunların çözümünde onlara yardımcı olmayı hedefler. Müracaatçının kendisi tarafından sorunlar üzerine odaklanma, uygulamanın temel ilkesi olarak ele alınır. Görev merkezli uygulamada en fazla üç sorun üzerinde çalışılması önerilmektedir. Sosyal hizmet uzmanı müracaatçının problem çözme davranışını anlamaya çalışır.

Tanımlanan problemlerin çözülmesi ve belirlenen amaçlara ulaşılması için belirli görevlere (eylemlere) odaklanılır. Problemlerin belirlenmesindeki işbirliğine dayalı süreç görevlerin belirlenmesi sürecinde de geçerlidir.

Görev merkezli uygulamanın bir diğer ilkesi ise müracaatçı ile uygulayıcı arasında işbirliğine dayalı bir ilişkinin oluşturulması ve sürdürülmesidir.

Görev merkezli uygulamada bir diğer öne çıkan ilke güçlendirme temelli bir yaklaşıma sahip olmasıdır. Son olarak ise müracaatçıyı tedavi etmek, iyileştirmek gibi bir amaç yerine müracaatçıya rehberlik etmek amaçlanır (Bakınız: Sayfa 143, Şekil 6.3).

Görev Merkezli Uygulamanın Uygulamada Kullanılması

Görev merkezli uygulama sistematik problemlerin belirlenmesi, amaçları oluşturma ve zaman sınırlarını keşfetme ve görevleri geliştirme olmak üzere üç temel adımdan oluşmaktadır. Görev merkezli uygulamanın amacı müracaatçıyı ilgilendiren sorunların çözümüne yardım etmek ve ilerde karşılaşabileceği sorunlarla baş edebilecek kapasiteye ulaşmasını ve mesleki yardıma açık olmasını sağlamaktır. Görev merkezli uygulama adımları aşağıda kısaca özetlenmiştir.

Hazırlık Aşaması: Hazırlık aşaması müracaatçının ve sosyal hizmet uzmanının yapılacak uygulamaya neden ihtiyaç duyulduğunu açıklığa kavuşturdukları aşamadır. Bu aşamada sosyal hizmet uzmanı müracaatçıyı tanımaya, yapılacak uygulamanın gerekli olup olmadığını, gerekliyse nedenini araştırmaya çalışır.

Adım 1: Problemin Belirlenmesi: Müracaatının liderlik ettiği bu aşamada problemin ne olduğunun keşfedilmesine çalışılır. Genel olarak müracaatçının yaşamında ya da içinde bulunduğu durumda neyin yanlış gittiğine odaklanılır. Problemin belirlenmesi adımı görev merkezli uygulamada sorunun belirlenmesine ilişkin tasarlanmış bir dizi faaliyetten oluşur. Bunlar sorunun taraması, sorunun detayları ve öncelikleridir.

• a. Sorunun taraması: Sorunun belirlenmesine ilişkin ilk aşama olan sorunun taranması aşamasında müracaatçıya yaşamındaki zorlukları geniş bir çerçevede tartışma olanağı sunulur. Yaşadığı mevcut sorunların bir tablosu oluşturulmaya çalışılır. • b. Sorunun Detayları: Bir önceki aşamada belirlenen sorunların detayları üzerinde çalışılan


aşamadır. Açık uçlu sorular sorarak belirlenen sorunun detaylandırılmasına yardımcı olan sosyal hizmet uzmanı, bu soruların cevaplanması için müracaatçıyı destekler. • c. Sorun Öncelikleri: Bu aşamada sosyal hizmet uzmanı ile müracaatçı daha önceki aşamada belirledikleri ve detaylandırdıkları sorunları öncelik sırasına koyarlar. Üzerinde çalışılacak en fazla üç problemin belirlenmesi aşamasında müracaatçının öncelikleri esas alınır.

Adım 2: Amaçları ve Zaman Sınırını Belirleme: Bu aşamada bir yandan amaç ya da amaçlar belirlenirken bir yandan da bu amaçlara yönelik olarak çalışmanın zaman sınırı belirlenir. Öncelikle amaçların belirlenmesinde, bir önceki adımda belirlenerek detaylandırılan ve önceliklerine göre sıralanan sorunların çözümüne yönelik amaçlar ifade edilir.

Adım 3: Planlama ve Görevleri Belirleme: Daha önceki aşamada belirlenen amaçlara ulaşmak için görevlerin geliştirilerek planlandığı aşamadır. Amaçları belirleme sürecinden başlayan ve amaçlara ulaşmak ile biten süreç görev adı verilen küçük adımlar üzerinden ölçülür. Görevler, amaca ulaşılması için gidilen yoldaki merdivenin basamakları olarak düşünülebilir. Görevler müracaatçı ile sosyal hizmet uzmanı tarafından belirlenen amaçlara ulaşılmasını sağlayacak, sorunu azaltacak ya da sorunu çözecek işlerdir.

Çalışmanın Sonlandırılması: Görev merkezli uygulamada çalışmanın ne kadar süreceği ve ne zaman sonlandırılacağı müracaatçı ile birlikte yapılan sözleşmede belirtilmiştir. Ancak her zaman belirlenen sürenin sonunda amaçlara ulaşmış ve görevler tamamlanmış olmayabilir. Bu gibi durumlarda sürenin uzatılması ile ilgili müracaatçı ile görüşülebilir. Bu aşamada belirlenen amaçlara ulaşılıp ulaşılmadığının bir değerlendirmesi de yapılarak süreç ile ilgili geri bildirimler verilir.

Motivasyonel görüşme, sosyal hizmet müdahalelerinde sıklıkla amaçlanan değişim yaratma fikrine dayanmaktadır. Ancak bu değişimin nasıl gerçekleştirileceği en fazla tartışılan konulardan biridir. İnsanların yaşamlarında değiştirmek istedikleri birçok farklı durum söz konusu olabilir. Ancak bu değişim ile ilgili karar vermek her zaman kolay değildir. Kendisine duygusal şiddet uygulayan eşinden ayrılmak, sigarayı bırakmak, kendisini mutsuz ettiğini düşündüğü için işini bırakmak, kilo vermek, sağlıklı beslenmek, suç işlememek gibi farklı konularda değişimi istemesine rağmen karar vermekte zorlanan, değişmek ve değişmemekle ilgili iki nokta arasında gidip gelen bireylere sıklıkla rastlamak mümkündür. Bu noktada motivasyonel görüşme değişimle ilgili çelişkileri (ambivalansı) keşfedip bu çelişkilerin çözülmeleri konusunda yardım sağlayarak davranış değişikliği yaratmayı amaçlar.

Ambivalans, bir şey ya da biri hakkında iki yönde hissetmek olarak tanımlanır. Kısaca değişim ikilemi olarak da adlandırılır.

Motivasyon, kişinin spesifik değişim stratejilerine girme, sürdürme ve bunlara sıkı sıkıya yapışma ihtimalidir.

Motivasyonel görüşmenin kendine has bir ruhu bulunmaktadır. Müracaatçıyla görüşmeci arasında işbirliğine dayanan, müracaatçının deneyimlerinin ve bakış açısının ön planda olduğu bir ortaklık ruhu olan işbirliği, akla getirme (hatırlatma) ve otonomi (özerklik) olmak üzere üç temel unsurdan oluşur. İşbirliği motivasyonel görüşme sürecinde görüşmeci ile müracaatçının beraber, işbirliğine dayalı bir yapıda çalıştığı anlamına gelmektedir. Bu süreçte müracaatçı üzerinde çalışılacak kişi olmaktan çok birlikte çalışılacak kişi olarak görülür ve tüm süreç boyunca ortak karar alınır. Motivasyonel görüşmenin ruhunu ifade eden ikinci unsur olan akla getirme ise müracaatçıyı kendi yaşamının, kendi durumunun ve dolayısıyla kendi deneyimlerinin uzmanı olduğu fikri üzerine temellenir.

Motivasyonel Görüşmede Temel İlkeler

Motivasyonel görüşme bir dizi temel ilke üzerine inşa edilmiştir. Bu temel ilkeler empatiyi ifade etmek, çelişkileri ortaya çıkarmak, dirençle zıtlaşmamak ve öz etkililiği desteklemek olarak sıralanmaktadır. Motivasyonel görüşmede temel ilkelerin ayrıntıları şu başlıklar altında toplanabilir:

1. Empatiyi ifade etmek, 2. Çelişkileri ortaya çıkarmak, 3. Dirençle zıtlaşmamak, 4. Öz etkililiği desteklemek.

Değişim

Değişim motivasyonel görüşmenin temel kavramlarından biridir ve motivasyon değişim yaratmak için hayati bir öneme sahiptir. Ancak bireylerin nasıl değiştikleri sorusu hâlâ tam olarak cevaplanmış değildir. Ancak bireyin yaşamı boyunca davranış değişikliği yaptıkları ve bu deneyimi yaşadıkları bilinmektedir. Bu değişimlerin çoğu herhangi bir profesyonel yardım almadan doğal sürecinde gerçekleşmektedir. Ancak değişimle ilgili kararsızlığı olan bir birey, profesyonel yardım alarak davranış değişikliği konusundaki kararsızlığı çözebilir.

Değişimi gerçekleştirmek için müracaatçı ile birlikte çalışan profesyonel, Prochska ve DiClemente tarafından tanımlanan değişim aşamaları modelini mutlaka anlamalıdır. Böylece müracaatçının değişimin hangi aşamasında olduğu görülerek, süreç değerlendirilir. Değişim aşamaları modelinin aşamaları şöyle sıralanabilir (Bakınız: Sayfa 149, Şekil 6.4):

• Ön Niyet: Müracaatçının henüz değişim olasılığını düşünmediği aşamadır. • Niyet: Müracaatçı bu aşamada artık sorunun farkına varır ancak değişime henüz hazır değildir ya da değişimi başlatma konusunda kararsızdır.


• Hazırlık: Bu aşama müracaatçının gelecekte değişime karar verdiği aşamadır. • Eylem: Bu aşama harekete geçme, değişimi eyleme dökme aşamasıdır. • Devamlılık: Başlatılan değişimin devam ettirildiği aşamadır. • Tekrarlama (Relaps): Tekrarlama değişim sürecinde beklenen bir süreç olarak değerlendirilir.

Değişim aşamaları modelinde genel olarak niyet aşamasından başlayarak devamlılık aşamasına doğru doğrusal bir ilerlemenin olacağı öngörülür. Ancak bazı durumlarda tekrarlamalar ya da geri dönüşler yaşanabilir.

Motivasyonel Görüşme Süreci

Motivasyonel görüşme süreci dört aşamalı bir yapıya sahiptir. Katılım ile başlayan süreç odaklanma ve ortaya çıkarma ile devam eder ve planlama ile son bulur. (Bakınız: Sayfa 150, Şekil 6.5). Ancak doğrusal gibi görünse de süreç boyunca tekrarlamalar yaşanabilir. Müracaatçının motivasyonunun azaldığı durumlarda planlama sürecinden ortaya çıkarma sürecine geri dönülebilir.

Katılım

Motivasyonel görüşme, müracaatçının katılımının ön planda olduğu birey merkezli bir süreç olduğu için bu süreçte müracaatçının katılımını sağlamak öncelikli bir yere sahiptir. Motivasyonel görüşmedeki temel katılım becerilerine ilişkin ayrıntılar (ADYÖ) şu başlıklar altında toplanabilir:

• Açık uçlu sorular, • Doğrulama, • Yansıtma, • Özet

Bu dört katılım becerisinin yanında görüşme sürecinde bilgi ve tavsiye verme de bir diğer katılım becerisi olarak kullanılır.

Odaklanma

Motivasyonel görüşmede odaklanma karşılıklı olarak kabul edilebilecek hedeflerin tanımlanmasıdır. Hedeflerin tanımlanması sürecinde bazen bağlam müracaatçı ve sosyal hizmet uzmanı tarafından paylaşılmayabilir. Özellikle yasal zorunluluk ya da yönlendirme ile sürece dahil olan müracaatçı için bu durum geçerlidir.

Ortaya Çıkarma

Bu süreçte görüşmeci değişim ile ilgili konuşmak için net bir odak noktası belirleyerek, değişim konuşmasını müracaatçının kendi değişim motivasyonunu bulma ve keşfetmesine doğru yönlendirir. Bu da genel olarak;

• Değişim konuşmasını fark etmek, • Değişim konuşmasını ortaya çıkarmak ve • Değişim konuşmasına yanıt vermek olmak üzere üç beceriyi kapsar.

Planlama

Motivasyonel görüşmenin planlama aşamasında, değişimin ya da değişime ilişkin ilk adımın nasıl uygulanacağı ile ilgili olarak özgül bir planın oluşturulma sürecidir. Müracaatçının genel olarak daha çok harekete geçiren değişim konuşması ve daha az devam etme konuşması yapması planlama sürecine hazır olduğunun göstergesidir. Yapılan planda genel olarak motivasyonel görüşme süreci boyunca kötüye gidişi engellemeyi amaçlayan stratejilere yer verilir. Ancak olası bir kötüye gidişin yaşanması durumunda da neler yapılabileceği, hangi adımların atılabileceği de plan da mutlaka yer almalıdır.

Ünite 6 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç