SHZ207U-SOSYAL HİZMET KURAM VE YAKLAŞIMLARI
Ünite 4: Bilişsel Davranışçı Uygulama
Bilişsel Davranışçı Uygulamanın Teorik Temelleri
Bilişsel davranışçı yaklaşımda temel olarak bilişin duygu ve davranışı etkilediği varsayılır. Bu temel varsayım üzerine kurulu olan bilişsel davranışçı uygulama, bilişsel ve davranışçı terapilerin temel ilke ve tekniklerinin bütünleştirilmesiyle geliştirilmiştir.
Davranışçı Terapi
Davranışçı terapinin başlangıcı 1900’lerin başında Adler ve Watson ile başlayıp 1940’larda Skinner ile devam eden bir süreci kapsamaktadır. Çağdaş davranışçı yaklaşım 1950’lerde Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Afrika’da eş zamanlı olarak ortaya çıkmıştır. Çağdaş davranışçı terapiyi anlamak için belli başlı üç gelişim alanını incelemek gerekir. Bu alanlar; 1. Klasik koşullanma, 2. Edimsel koşullanma ve 3. Sosyal Öğrenme Kuramı’dır.
Klasik koşullanma, istemsiz, tepkisel bir süreç olarak görülür. Bu model bir uyaranla gelişimsel nedenlerle bağlantılı olan tepki arasındaki bir ilişkinin, daha sonra tepkiyi ortaya çıkarabilecek yeni bir uyaranla bağlantılı hâle gelmesidir. Koşullanma yoluyla öğrenme konusundaki ilk çalışmalar Ivan Pavlov tarafından yapılmıştır. Pavlov’un köpekler üzerinde gerçekleştirdiği çalışmalarda, bir köpeğin ağzına yiyecek konması salya salgılamasına yol açar, bu tepkisel bir davranıştır. Pavlov, köpeğe et vermeden hemen önce zil sesi vermiş ve bu işlemi defalarca tekrarladıktan sonra köpeğin zil sesini duyar duymaz daha et yemeye başlamadan önce salya salgılamasında bulunduğunu gözlemiştir. Bu gözlem, köpeğin zil sesine karşı salya tepkisi vermeyi öğrendiğini göstermektedir.
Edimsel (Operant) koşullanma, Edward Lee Thorndike ve B.F. Skinner’in çalışmalarına dayanır. Bir öğrenme şekli olup, davranışın ardından ortaya çıkan sonuca bağlı olarak oluşan koşullanma edimsel koşullanmadır. Buna göre eğer bir davranışın yol açtığı çevresel değişiklikler pekiştirici özellikler taşıyorsa -yani organizmayı bir dereceye kadar ödüllendiriyor ya da itici uyaranlardan uzaklaştırıyorsa- söz konusu davranışın tekrar ortaya çıkma olasılığı yükselmektedir. Skinner pozitif ya da negatif olsun bir tür pekiştirme olmadan öğrenmenin gerçekleşmediğini ileri sürmektedir. Olumlu pekiştireçler davranışın gerçekleşme olasılığını arttırır, çünkü istenilen davranışın görülmesinin ardından iyi bir şey sunulur. Olumsuz pekiştireçler ise caydırıcı uyaranların kaldırılmasıyla davranışın gerçekleşme olasılığını arttırır. Örneğin bir çocuk odasını topladığı için annesi tarafından sevdiği bir yiyecek ile ödüllendiriliyorsa çocuğun ileride oyuncaklarını toplama olasılığı artacaktır. Kardeşine vurduğu için annesi tarafından azarlanan bir çocuğun da ileride bu davranışı tekrarlama olasılığı azalacaktır.
Sosyal Öğrenme Kuramı; Gözlemsel Öğrenme olarak da adlandırılan kuram, Albert Bandura ve Richard Walters tarafından geliştirilmiştir. Bandura, insanların başka insanların davranışlarını gözlemleyerek öğrenebilecekleri
fikri üzerinde daha çok durmuştur ve bir davranışı dolaylı yolla öğrenmenin, davranışların çevre tarafından tesadüfen kazandırılmasından daha etkili olduğunu belirtmiştir.
Davranışçı terapi, spesifik davranışların değiştirilmesine veya iyileştirilmesine odaklanır. Çocuklarda gözlenen zorbalık, öfke nöbetleri, altını ıslatma gibi davranışlar da karşılaşılan sorunlar arasındadır. Yetişkinlerde gözlenen öfkeyi kontrol edememe, çekingenlik, erteleme, madde kötüye kullanımı ve fobiler gibi davranışlar da davranış te- rapisinin konusu olabilir.
Günümüz davranışçı terapisi bilişsel terapiyle bütünleşme eğiliminde olup çoğunlukla bilişsel davranışçı terapi olarak adlandırılmaktadır. Davranışçılık geleneğinde, uyumlu davranış psikolojik sağlıklılık olarak görülür. Kişinin hayatta kalmasını sağlayan, uyumlu davranışlardır. Psikolojik olarak işlevsiz olmak, uyumsuz bir davranıştır ve bu da uyumlu davranış gibi öğrenilir. Davranışçı terapide değerlendirme çok önemlidir ve hem formel hem de informel değerlendirme kullanılır. Davranışçılar semp- tomların altında yatan nedenleri aramazlar ve kişiliği değerlendirmezler. Davranışçı terapistler özellikle davranışların nasıl öğrenildiğinin veya kazanıldığının, nasıl kalıcı hâle geldiğinin veya sonuçlara ya da pekiştireçlere göre davranışlardaki artma veya azalmaların nasıl oluştuğunun değerlendirilmesi ile ilgilenirler.
Bilişsel Terapi
Bilişsel yaklaşımın temelleri Albert Ellis ile Aaron T. Beck tarafından 1970’li yıllarda atılmıştır. Ellis’in akılcı duygusal davranış terapisi ve Beck’in bilişsel terapisi aralarındaki kavramsal ve biçimsel farklılıklara rağmen bilişsel davranışçı terapiler içinde itici bir güç olarak önemli bir temel oluşturmaktadır. Albert Ellis tarafından geliştirilen Akılcı Duygusal Davranış Terapisi (ADDT), bilişsel davranışçı terapilerin ilki olarak kabul edilmekte ve bilişlerin, duyguların ve davranışların belirgin bir şekilde etkileşime girdiği ve karşılıklı neden-sonuç ilişkisine sahip olduğu varsayımına dayanmaktadır. ADDT kuramının temelinde A-B-C kişilik kuramı yer al- maktadır. Ellis ABC modelini tartışmanın önemini ve irrasyonel inançları alternatifleri olan rasyonel olanlarla değiştirmenin önemini vurgulamak amacıyla ABC-DEF modeline dönüştürmüştür. Genişletilmiş ABC-DEF modeldeki her bir harfin anlamı ise şöyle belirtilmiştir:
• “A” tetikleyici olayı ifade etmektedir. Bir olgu veya olayın varlığı veya kişinin davranışıdır. A’lar, içsel veya dışsal bir olay olabilir, geçmişte, şu anda veya gelecekte olabilir, gerçekte veya hayali olabilir.
• “B” tetikleyici “A”lar hakkında kişilerin rasyonel ya da irrasyonel inançlara sahip olmasıdır. Bireylerin yaşamlarındaki travmatik olayları düzenleme amacıyla kullandıkları inançlar, düşünceler, değerlendirmeler ve çıkarımlardır.
• “C” ise A ile B arasındaki etkileşimin bireylerde duygusal, psiko-fizyolojik ve davranışsal
sonuçlara neden olmasıdır. C; bireyin duygusal veya davranışsal tepkisi veya izleyen sonuçlardır.
• “D” bireyin irrasyonel inançlarının veya düşünce tarzının işlevsiz, engelleyici, kendi kendine zarar verici ve sağlıksız sonuçlarını değiştirmek için müracaatçıların bu inançları aktif bir biçimde tartıştıkları aşamadır. • “E” bireyin sahip olduğu irrasyonel inançları rasyonel inançlarla yer değiştirme aşamasıdır. • “F” ise “E” gerçekleştiğinde oluşan yeni duygu grubudur.
Beck’in Bilişsel terapinin temelini oluşturan bilişsel modeli üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, otomatik düşünceler ikinci bölümünde “ara inançlar” üçüncü bölümünde ise “temel inançlar” bulunmaktadır. Otomatik düşünceler bireyin kendisi, dünyası ve geleceği ile ilgili iç diyaloglarıdır. Kendiliğinden ortaya çıkarlar ve bilinçli olarak yönlendirilmemiştir. Bu düşünceler genellikle mantık süzgecinden geçmeyen hızlı bir şekilde ortaya çıkan, kolaylıkla fark edilmeyen ve bireyler tarafından analiz edilmeden koşulsuz olarak kabul edilen düşüncelerdir. Ara inançlar, otomatik düşüncelerin hemen altında yer alır ve kişinin dile getirmemekle birlikte inanmakta olduğu inançları, kuralları ve varsayımları içerir. Ara inançlar, bireyin kendisi, dünyası ve geleceği ile ilgili kurallar, olması gerekenler, emirler ve şartlı sayıltılar şeklindeki mutlak bileşenlerdir.
Psikolojik sağlığı bozulmuş bireylerde olumsuz ara inançlar söz konusu iken psikolojik sağlığı normal olan bireylerde olumlu ara inançlar gözlenebilir. Temel inançlar, bireylerin kendileri hakkında doğru olduğuna inandıkları en temel fikirlerdir. Temel inançlar sadece kendimiz hakkında değil aynı zamanda başkaları hakkında ya da genel olarak yaşam hakkında sahip olduğumuz fikirlerdir. İlk deneyimlerle biçimlenen ve genellikle hiç sorgulanmamış algı ve fikirlerden oluşan, en derin zihinsel yapılar olarak nitelendirilmektedir. Beck, temel inançları çaresizlik, sevilmeme ve değersizlik temel inançları olarak üç ana grupta kategorize etmektedir.
Bazı kaynaklarda bilişsel kuramı kavramsallaştırırken bilişleri iki ana başlıkta incelemektedir: Otomatik düşünceler ve şemalar.
Şemalar, bizim sürekli olarak karşı karşıya kaldığımız bilgi bombardımanını organize eden, dünyayı algılayışımızı sağlayan bilişsel yapılardır. Psikolojik işlevlerimizin en temel birimi şemalardır. Şemalar; ahlaksal, bireysel, mesleksel, cinsel, ailesel, dinsel vb. olarak gruplandırılabilir. Temel ve ara inançlar ise şemaların kişisel yaşantılara dayalı olan içeriğini oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle temel ve ara inançlar şemaların içeriği, otomatik düşünceler ise şemaların ürün- leri ya da ortaya çıkardığı sonuçlardır. Bireyin çevreye uyumunu sağlamak için gelişmiş bilişsel yapılar olan şemaların içeriği, öğrenme ve yaşantı yoluyla değiştirilebilmektedir. Uyumlu ve uyumsuz şemalar
bireyin işlevselliği üzerinde de etki etmesi açısından oldukça önemlidir. İşlevsel olmayan şemalar, bilgi işleme sürecinde bilişsel çarpıtmalara neden olabilmekte, bu çarpıtmanın sonucunda ise olumsuz otomatik düşünceler ortaya çıkmakta ve döngü tamamlanmaktadır. Şemaların neden olduğu bilişsel çarpıtmalar şu şekilde sıralanabilir:
• Keyfi çıkarım, • Seçici odaklanma, • Aşırı genelleme, • Küçümseme ya da abartma, • Ya hep-Ya hiç şeklinde düşünme, • Kişiselleştirme, • Felaketleştirme, • Olumluyu yok sayma, • Duygusal akıl yürütme, • Etiketleme, • Başkalarının zihnini okuma, • Meli-malı ve gereklilik cümleleri.
Beck ve Ellis’e göre bilişsel yeniden yapılanma üç aşamayı barındırmaktadır. Bunlar;
1) fonksiyonel olmayan bilişleri tanımlama 2) bunları değiştirme 3) fonksiyonel olanları asimile etme
Bunun için öncelikle otomatik düşüncelerin saptanması gerekmektedir. Ardından duyguların belirlenmesi, olumsuz otomatik düşüncelerin değerlendirilmesi, ara inançların belirlenip değerlendirilmesi, ABC modeli ile temel inançlara ulaşma ve alternatif düşüncelerin geliştirilmesini sağlayarak, işlevsel olmayan düşüncelerin işlevsel olanlarla değiştirilmesi söz konusudur.
Bilişsel Davranışçı Uygulamanın Kavramsal Çerçevesi
Bilişsel davranışçı uygulamalar, bilişsel terapi ve davranışçı terapinin temel ilke ve tekniklerinin bü- tünleştirilmesiyle geliştirilmiştir. Dolayısıyla bilişsel davranışçı uygulamalar; Akılcı Duygusal Terapi, Akılcı Davranış Terapisi, Akılcı Yaşam Terapisi, Şema Odaklı Terapi ve Diyalektik Davranış Terapisi gibi pek çok yaklaşımı içinde barındıran şemsiye bir kavramdır. Bilişsel davranışçı uygulamanın tanımlayıcı unsurlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
• Aktif, • Motivasyonel, • Yönerge, • Yapılandırılmış, • İşbirlikçi, • Psikoeğitim, • Sorun odaklı, • Çözüm odaklı, • Dinamik, • Zaman sınırlı.
Bilişsel davranışçı uygulamanın temel teorik ilkeleri şu şekildedir:
• Arabuluculuk modeli, • Bilgi işleme, • Öz düzenleme, • Çevrenin önemi.
Bilişsel Davranışçı Uygulamada Kullanılan Teknikler
Bilişsel davranışçı uygulamada kullanılan teknik ve yöntemler bilişsel teknikler ve davranışçı teknikler olmak üzere iki başlık altında ele alınmıştır.
Bilişsel Teknikler
Bilişsel tekniklerin bir bölümü müracaatçıların otomatik düşüncelerini ortaya çıkarıp mücadele etmeye odaklanırken bir bölümü ise uyumsuz varsayımlara ya da olumsuz bilişsel şemalara odaklanır. Pek çok çeşidi olan bilişsel tekniklerin en çok kullanılanları şunlardır:
• Sokratik sorgulama: Müracaatçının düşüncelerini ve inançlarını anlamak ve bu inançları değiştirmek için yönlendirici sorular sormadır. • Kendine özgü anlamı kavrayabilme: Otomatik düşünce ve bilişsel şemalar çerçevesinde farklı sözcüklerin farklı anlamları olabileceği fikrine dayanır. Terapötik süreçte bu anlamın tam olarak açıklığa kavuşturulması üzerine çalışılır. • İmajinasyon (zihinsel canlandırma): Otomatik düşüncelerin her zaman sözel olarak ifade edilemeyeceği fikrine dayanan bu teknikte stres yaratan ya da üzen bir yaşantıyı o anda yaşıyormuş gibi hayal etmesini, zihninde can- landırmasını istemektir. • Mutlaklarla mücadele: Müracaatçılar sıkıntılarını “herkes”, “daima”, “her zaman”, “asla” “kimse” gibi kesin ve mutlak anlam içeren sözcüklerle ifade edebilirler. Bu ifadeleri sorgulamak müracaatçının içinde bulunduğu durumu tam olarak anlayabilmek için kullanılan bir tekniktir. • Liste tutma: Müracaatçının yaşadığı problemleri yazılı olarak listelemesi ve tek tek bu sorunların çözüldüğünü hayal etmesi istenir. Ardından çeşitli sorularla otomatik düşüncelerin belirlenmesi üzerinde çalışılır. • Yeniden yükleme: Müracaatçılar herhangi bir du- rum ya da olayla ilgili kendi sorumluluklarının ötesinde kendilerine sorumluluk yükleyebilirler. Kendini suçlama sonucunda daha fazla suçlu ya da daha depresif hissedebilirler. Bu noktada yeniden yükleme tekniği kullanılarak gün- demdeki konu ya da durumla ilgili sorumluluğun doğru bir şekilde paylaştırılması sağlanır. • Avantaj ve dezavantajları listeleme: Müracaatçının sahip olduğu belli bir inancın ya da davranışın avantajlarını ve dezavantajlarını yazması ve ardından bunların sorgulanarak
olumsuz temel inançlar yerine konulabilecek alternatif inançların neler olabileceği tartışılarak en uygun inanç belirlenmesi sağlanır. • Bilişsel yeniden yapılandırma: Müracaatçının hatalı ve rasyonel olmayan düşüncelerinin daha doğru ve kabul edilebilir düşüncelerle değiştirilerek mevcut sorununun çözülmeye çalışıldığı bir tekniktir. • Ev ödevi: Müracaatçının bilişsel ve davranışsal değişim için gerekli işleri oturumlar arasındaki boşlukta ve günlük yaşamında da sürdürülmesi sağlanır.
Davranışçı Teknikler
Davranışçı tekniklerin bir kısmı gözlenen davranışa odaklanırken bazıları ise belli bir dereceye kadar içsel olaylara odaklanır. Sosyal hizmet uygulamalarında sıklıkla kullanılan davranışçı teknikler şunlardır:
• Model alma: Müracaatçının başka birinin davranışını gözlemesi ve gözlediği davranışı yapması durumunda ortaya çıkar. • Sosyal beceri eğitimi: Uygun olmayan davranışın belirlenerek hedef davranış ile değiştirilmesini amaçlayan bir tekniktir. • Atılganlık eğitimi: Atılganlık eğitiminde amaç, müracaatçının yaşanılan olaya ya da duruma uygun olan kendini ifade etme becerisini öğrenme- sidir. • Maruz bırakma: Maruz bırakma korkulan uyarana gerçek anlamda maruz bırakmayı içerecek şekilde in-vivo (yerinde) yapılabileceği gibi bunun mümkün olmadığı durumlarda imgesel olarak da yapılabilir. • Gevşeme teknikleri: Müracaatçının stresli ya da kaygılı durumlarda kullanması için gevşeme becerilerinin öğretilmesi esastır. İki tür gevşeme eğitimi kullanılır. Bunlardan ilki belirli kas gruplarının sırasıyla kasılması ve gevşetilmesidir. İkinci yaklaşımda ise germe-gevşeme işleminin ileri bir formu olarak değerlendirilen gevşeme ile rahatlamadır. • Sistematik duyarsızlaştırma: Tekniğin uygu- lanmasındaki ilk adım müracaatçıya aşamalı gevşeme becerisini öğretmek, ardından ise kaygı hiyerarşisi oluşturmaktır. Bu iki adımın ardından gerçek duyarsızlaştırma sürecine geçilir. Müracaatçının gevşemesi sağlanarak hiyerarşik kaygı listesinin en altında yer alan sahneyi ya da aşamayı hayal etmesi istenir. Ardından sosyal hizmet uzmanı müracaatçının tekrar gevşeme durumuna gelmesine yardım eder. Müracaatçının kaygı yaşamadan 10-15 saniye süre zarfında sahneyi hayal etmesi sağlanana kadar süreç tekrarlanır. Daha sonra müracaatçıdan her aşamayı gözünde canlandırması istenir. • Pekiştirme/simgesel ödüllendirme: Bu teknikte edimsel koşullanmanın temel alınarak, iyi ya da
hedeflenen davranışlar için olumlu, iyi olmayan, mevcut davranışlar için ise olumsuz pekiştireç verilmesi esastır.
Bilişsel Davranışçı Uygulama Süreci ve Sosyal Hizmet Uygulamalarında Kullanılması
Bilişsel davranışçı uygulamada genel olarak sosyal hizmet uzmanı müracaatçı ile birlikte müracaatçının olumsuz ve işlevsel olmayan sorunlu düşüncelerini değiştirmek ve olumlu ve işlevsel bilişsel-duygusal ve davranışsal kalıpları geliştirmek ve güçlendirmek amacıyla tasarlanmış bilişsel davranışçı yaklaşımı kullanır. Uygulamanın amacına göre başa çıkma becerileri terapileri, sorun çözme terapileri ve bilişsel yeniden yapılandırma terapileri olmak üzere üç farklı bilişsel davranışçı terapi tanımlanmaktadır. Bu terapilerin amaçları şu şekilde özetlenebilir:
• Kısaca başa çıkma becerileri terapileri, başa çıkma becerilerinin geliştirilmesi ve pekiştirilmesi yoluyla müracaatçıların biyopsikososyal stres etkenlerini ve sorunlarını daha etkin bir şekilde yönetmelerine yardımcı olmayı amaçlar. • Sorun çözme terapileri, müracaatçıların dile getirdikleri sorunlarını çözmek için yeni stratejiler, beceriler ve kaynaklar bulmalarına ve yaratmalarına yardımcı olmayı amaçlamaktadır. • Bilişsel yeniden yapılandırma terapileri, müracaatçıların dile getirdikleri sorunu iyileştirmek için bilişsel değişim yaratmayı amaçlar.
Bu üç bilişsel-davranışçı terapiyi birbirlerinden ayıran belirli stratejiler olsa da bu terapilerin her biri bir dereceye kadar bilişsel yeniden yapılandırmayı içerir. Hangi terapi tipi uygulanacak olursa olsun uygulamanın amacına yönelik olarak gerçekleştirilen bilişsel davranışçı uygulama süreci değerlendirme aşaması, müdahale aşaması ve sonlandırma aşaması olmak üzere üç temel aşamadan oluşmaktadır.
Değerlendirme aşamasında genel olarak müracaatçının duygu, düşünce ve davranışlarının mevcut sorunlarına nasıl katkıda bulunduğu ortaya çıkarılmaya çalışılır. Bu temel amacın yanında değerlendirme seansının hedefleri şu şekilde sıralanabilir:
• Müracaatçının başlangıç bilişsel kavramlaştırmasını oluşturmak ve vakayı formüle etmek, • Vaka için uygun bir terapist olup olmadığınızı belirlemek, • Vaka için uygun zaman ayırıp ayıramayacağınızı belirlemek, • Birleşik tedavi ve hizmetlerin (ilaç tedavisi gibi) sunulup sunulamayacağını belirlemek, • Müracaatçı (ve varsa aile üyeleri ) ile terapötik anlaşma başlatmak,
• Müracaatçıyı terapi yapısı ve sürecine alıştırmak, • Önemli sorunları tespit etmek ve genel hedefler koymak.
Müdahale aşamasının birinci seansının ardından ve ikinci seanstan sonlandırma aşamasına kadar benzer çerçevede devam eden bir yapı ve biçim söz konusudur. Yaklaşık 40- 45 dakika süren ilk seansta öncelikle müracaatçı ile güven temelli bir ilişki oluşturmak ve yakınlık kurmak hedeflenir. Bu noktada müracaatçının yaşadığı zorluklar normalleştirilir ve müracaatçıya umut aşılanır. Ardından müracaatçının içinde bulunduğu zorluklar, bozukluklar (ruhsal bir bozukluk ile çalışılıyorsa) ve terapi süreci ile ilgili müracaatçı bilgilendirilir ve bu konularda eğitim verilir. Müracaatçıyı kavramsal olarak değerlendirmek için ilave veriler de toplayan sosyal hizmet uzmanı ardından müracaatçı ile birlikte bir hedef listesi oluşturmayı hedefler. İlk seansın son hedefi ise müracaatçı için önemli olan bir sorunu çözmeye başlamak ya da müracaatçı için gerekliyse onu davranışsal olarak aktifleştirmektir. Bu hedefler doğrultusunda ilk iki seansın ve sonraki seansların gündemi Beck (2019) tarafından belirlenmiştir (Bakınız: Sayfa 98, Tablo 4.3).
Sonlandırma aşaması bilişsel davranışçı uygulamanın son aşamasıdır. Uygulama süreci müracaatçıların bazı sorunlarının çözüldüğü ve yaşamları boyunca kullanabilecekleri becerilerin öğretildiği bir süreçtir. Sonlandırmanın ardından müracaatçı üç, altı ve on iki ay sonra yapılacak destekleyici seanslarla cesaretlendirilirler. Destekleyici seanslar müracaatçının durumunun değerlendirildiği, öğretilen becerilerin günlük yaşamda kullanımının test edildiği seanslardır. Nükslerin önlenmesi üzerinde terapi süreci boyunca çalışılmış olmasına karşın terapi süreci sonlarında ortaya çıkabilecek güçlüklerle nasıl başa çıkabileceği ve işlevsel olmayan düşünce ve inançlara nasıl cevap vereceğine ilişkin açıklamalar da destekleyici seansların konularındandır. Nüks; bir durumun ya da bir olayın yeniden ortaya çıkmasıdır.
Sosyal hizmet alanında bilişsel davranışçı uygulama depresyon, kaygı, kronik ağrı, madde kullanım bozuklukları, travma ve ilişki sorunları gibi psikososyal arka planı bulunan birçok sorunla çalışırken kullanılmaktadır. Ayrıca araştırmalar, bilişsel-davranışçı terapi ve bilişsel yeniden yapılandırma müdahalelerinin farklı geçmişlere sahip ve farklı gelişimsel yaşam evreleri geçirmiş farklı müracaatçı gruplarına da başarılı bir şekilde uygulanabileceğini göstermektedir.
Özellikle ruh sağlığı alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının sıklıkla tercih ettiği bilişsel davranışçı uygulama alanında uygulayıcı olmak için diğer alanlarda olduğu gibi lisans eğitimine ek olarak bilişsel davranışçı uygulamanın teorik temellerinin, kullanılan tekniklerin terapi sürecinin ayrıntılı olarak öğretildiği ve süpervizyon desteği sunan eğitim programlarına katılmaları önerilmektedir. Ülkemizde de yurt dışı uygulamalara benzer şekilde sosyal hizmet uzmanlarının da katılabileceği ileri eğitim imkânı sunan programlar bulunmaktadır.