SHZ207U-SOSYAL HİZMET KURAM VE YAKLAŞIMLARI
Ünite 3: Psikodinamik Teoriler
Giriş
Sosyal hizmet uygulama teorilerinin kronolojik sıralamasında ilk sırada psikodinamik teoriler yer alır. Psikodinamik sosyal hizmet uygulaması özünde, kişilerin geçmiş yaşantılarının ve içsel duygusal deneyimlerinin şimdiki etkileşimlerine ve sosyal koşullarına olan etkisini ele alır. Geçmişi Sigmund Freud’un psikanalitik teorisine dayanan psikodinamik teoriler, sosyal hizmet mesleğine ‘psikososyal vaka çalışması’ ya da ‘psikososyal uygulama’ olarak formüle edilen bir yaklaşımla uyarlanmıştır. İnsanlar geçmiş yaşantıların örseleyici etkilerine maruz kalmış olabilir. Bu kişilere yönelik müdahale yaklaşımları, geçmiş-bugün ilişkisini esas aldığında daha yararlı olacaktır. Bu yaklaşımların başında da literatürde derin psikoloji kavramsallaştırması yapılan psikodinamik uygulama yer almıştır.
Temelleri ve Ayırt Edici Özellikleri
Sosyal hizmetin mesleki gelişiminin başından itibaren -özellikle de 1920’lerden 1950’lerin sonuna kadar- disipliner gövdesini çok büyük oranda psikodinamik görüşler biçimlendirmiştir (Healy, 2012).
Tarihçe
19. yüzyılda temellenen sosyal hizmetin bilimsel bir mesleğe dönüşmesi tarihin akışına göre gerçekleşen bir süreçtir. Bu süreç Batı’da 1900’lerin başında büyük oranda tamamlanmıştır. Türkiye’de ise 1960’larda başlamıştır. Anglo-Amerikan dünyada ve Avrupa’da sosyal hizmet okulları hızla açılmış ve o dönemde popülerliği artmakta olan psikanaliz yöntemine başvurulmuştur. Sigmund Freud’un psikanaliz sosyal hizmet mesleğinin üzerinde çok büyük etki yaptı. Böylece, psikanaliz sosyal hizmetin bilimsel temellerini atan ilk bilimsel çerçeve olmuştur.
Psikanalizin sosyal hizmeti nasıl etkilediğini yanıtlarken öncelikle müdahale, serbest, açık ve aktif dinleme odaklı bir ilişki anlayışına dönüşmüştür. Uzmanın direktif veren, düzeltici, kontrol edici öğretmen rolü yerini anlayış ve kabule dayalı iletişime bırakmıştır (Tuncay ve İl, 2009). Bilinçdışı, içgörü, agresyon, hostilite, çatışma, anksiyete, anne-çocuk ilişkisi, aktarım gibi birçok psikanalitik terim ve fikir alanın ve mesleğin diline yansımıştır. Özellikle çocukluk dönemine ilişkin ‘anne yoksunluğu’ kav- ramsallaştırması öncelikli hizmet alan grubu olan çocuklarla ve ergenlerle çalışmada etkili olmuştur.
Günümüz sosyal hizmet literatüründe psikanalizin etkileri güçlüdür ve ‘derin vaka çalışması’ olarak ifade edilir. Bununla birlikte, 1970’lerden itibaren sosyal hizmet bilim çevrelerinde meslek, ‘teşhisçi ekol’ olmakla da eleştirilmiştir (Tuncay, 2018).
Mesleğe empatinin, içgörünün, geçmiş yaşantıların gözden geçirilmesinin ve de duyguların incelemesinin girişi bu teoriyle olmuştur. Diğer taraftan, sosyal hizmetin ilk eğitimcilerinden Mary Richmond, psikoloji ve psikiyatriden ziyade, sosyoloji ve ekonominin başat
olduğu sosyal bilim alanlarını teorik bilgi temeli olarak ele almayı tercih etmiştir (Richmond, 1917). Onun sosyal teşhis yaklaşımı, sorunları mutlaka daha geniş toplumsal, ekonomik ve politik bağlamları içinde değerlendirmeyi önermiştir. Ne var ki 1950’lerin sonuna değin sosyal hizmetin bilgi temelini büyük oranda psikodinamik teori oluşturmuştur. Donald Winnicott ve John Bowlby gibi psikodinamik teorisyenlerin geliştirdikleri yaklaşımlar sosyal hizmet uygulamalarında doğrudan kullanılmıştır. Psikodinamik teorilerden bağlanma teorisi yoğun biçimde kullanılmıştır.
Öne Çıkan Kavramlar
Psikodinamik teoriler denildiğinde psikanalizin yanı sıra ego teorisi, nesne ilişkileri psikolojisi, kendilik psikolojisi ve ilişkisel uygulama gibi güncel kuramsal gövdeler de dikkate alınarak çalışılır (Payne, 2014). Örneğin psiko- dinamik uygulamanın, ilişkisel uygulama versiyonu çok daha popüler bir alt kuramsal yaklaşım olarak gelişmiştir. Bağlanma kuramı bugün sosyal hizmet uzmanları tarafından psikodinamik uygulamalar çatısı altında en çok tercih edilen uygulamadır.
Psikodinamik teorilerin ana unsurlarından ego teorisi özü itibariyle kişilerin bilişsel çerçevelerinin davranışlarını nasıl yönlendirdiği ile ilgilidir ve burada özellikle bilinç düzeyindeki dinamikler üzerinde odaklanılır. Aile-çocuk alanında uygulaması çok etkili olan nesne ilişkileri teorisinde insanların çevrelerindeki nesnelerle olan ilişkilerinin kişisel davranışlarını nasıl etkilediği inceleme konusudur.
Sosyal hizmet uzmanları John Bowlby’nin bağlanma teo- risini dayanak alarak çocukların yatılı kuruluş bakımından ziyade koruyucu aile ve evlat edindirme hizmetlerine yönlendirilmeleri, anne-çocuk ilişkisinin işlevsel biçimde sürdürülebilmesi için destekleyici veya tedavi edici psikososyal müdahalelerin yapılması konusunda yoğun bir çaba harcamışlardır. Tüm bunların kuramsal temeli psikodinamik teorinin gövdesi içindeki bağlanma teorisi olmuştur (Bowlby ve King, 2004). Heinz Kohut’un çok önemli katkılar verdiği kendilik teorisinde de insanın kimlik inşasının çevresiyle olan etkileşimlerini nasıl biçimlendirdiği resmedilmektedir. ‘Ayna benlik’, ‘ideal benlik’ gibi kavramlarla aktarımlar buradan doğmaktadır.
İd-Ego-Süperego
Sigmund Freud’un mimarı olduğu kişilik tipolojisi kuramı, id, ego ve süperego arasındaki bilinçdışı dengeleri ve çatışmaları açıklayan Freudyen ilkelere dayalıdır. Kişiliğin yapısını oluşturan bu bileşenler, kişilerin gelişiminde farklı dönemlerde oluşmakta olup, karşılıklı etkileşim halinde çalışmaktadırlar.
İd, kalıtımla gelen, doğuştan var olan ve ruhsal enerjinin kaynağını oluşturan kişiliğin ilkel bileşenidir. İd, biyolojik özellikle dürtüsel davranış kalıplarını içerir. Yeme, içme, cinsellik, saldırganlık gibi. İd, içsel dürtülerine doyum bulma çabası içerisinde hareket eder. İd, haz alma ilkesi çerçevesinde hareket eder. Ego, haz alma ilkesi yerine,
gerçeklik ilkesine göre hareket eder. Ego; gerçekçi, mantığa uygun, akılcı bir biçimde davranan, gerçek dünyayla temas ederek bilinci kontrol eden kişilik parçasıdır. Ego; id’in isteklerine doyum bulma çabasını kontrol etmeye ve denetim altında tutmaya çalışır. Süperego, toplumun ve ailenin kurallarını temsil ettiği için, kişiliğin ahlaki, yargısal ve vicdan yanını oluşturur. Süperego, egonun ahlaki kurallar ve değerler doğrultusunda hareket etmesine çalışarak mükemmel olmak ister. Bu nedenle, süperego ideal ve kusursuz olma ilkesine göre çalışır. Freud’un yapısal kuramına göre, sağlıklı bir kişilik gelişimi için egonun gerçeklik ilkesi çerçevesinde hareket ederek yönetim görevini üstlenmesi, idin ve süperegonun istekleri arasındaki uzlaşmayı sağlayarak kişinin gereksinimlerine akılcı biçimde doyum yolları bulması gerekir. Böylece, ego, id ile süperego arasında denge sağlayacak ve uyumlu bir kişilik ortaya çıkacaktır. Ancak, egonun dengeyi sağlayamadığı durumlarda kişinin id ya da süperego bileşenleri baskın olabilecek ve sağlıksız bir kişilik yapısı ortaya çıkabilecektir.
İd-ego-süperego tipolojisini bilinç ve bilinçdışı kavramları izler. Öyle ki Freud, ‘bilinçdışının kaşifi’ olarak tanımlanmıştır ve insanların psikiyatrik bozukluklarının bilinçdışı çatışmaların ürünü olduğunu savunan bir ana teori ile psikanalizi temellendirmiştir (Breger, 2000). Bilinç ve bilinçdışı ile ilgili temel varsayımlara göre, bilinç insan zihninin yalnızca küçük bir bölümünde işlev görür. Geri kalan çok daha büyük bir bölümde ise bilinçdışı vardır. İnsanlar genellikle bilinçdışının kontrolünde hareket edebilirler ve yaptıkları şeyleri neden yaptıklarını bilemeyişleri de sebebin bilinçdışında saklı olmasından kaynaklanır. Geleneksel psikanaliz bilinçdışı süreçlerle ilgili olarak ‘dürtü’ kavramını kullanmıştır. Bilinçdışına itilen her şey için bilinçdışı dürtüler denilmiştir. Bunların çoğunluğunun cinsellik ve saldırganlıkla ilgili olduğu öne sürülmüştür.
Psikanalizin özü karmaşık birçok kavramla ifade edilir. Bu kavramsal yapıların yanı sıra anksiyete, bağlanma, başa çıkma stratejileri (sorun odaklı ve duygu odaklı), savunma mekanizmaları, direnç kavramı, aktarım ve karşı aktarım, ilişki, derinlemesine çalışma, analitik tarafsızlık, yorumlama ve empati psikanalitik kuramsal çerçeve içindeki çok sık tekrar edilen ve bilinen kavramlar olarak yer alıyor.
Savunma Mekanizmaları ve Baş Etme
Egonun bilinçdışından gelen baskıları, id ve süperego arasındaki dengeyi göz etmek için kullandığı araçlar için savunma mekanizmaları kavramsallaştırması yapılmıştır. Zihinsel işlevler, geri dönme (regresyon), yansıtma, ayırma, yüceltme, mantığa büründürme, baskılama, bastırma gibi bazı temel savunma mekanizmaları aracılığıyla sürdürülmektedir. Daha sonra baş etme (coping) stratejileri olarak yeniden yapılandırılan bu araçlar soruna yönelik olan ve duyguya yönelik olan olmak üzere iki boyutta tasnif edilmiştir. Lazarus ve
Folkman (1984)’a göre, kişiler stresli durumlara maruz kaldıklarında stresle yüzleşerek stresi ortadan kaldırmaya yönelik çabalar sergileyebilirler. Bu grup stratejiler için sorunla yakınlaşmayı gerektirdiğinden, sorun odaklı ve uyuma dönük stratejiler tanımlaması yapılmaktadır. Bu stratejiler arasında, aktif baş etme, kabullenme, planlama, strateji yapma, duygusal ve maddi destek kullanımı ve din- maneviyat gelmektedir. İlaveten kişiler stresli durumlara maruz kaldıklarında bazen de duyguya yönelen, uyuma dönük olmayan fakat kişiyi stresten, sorundan uzaklaştıran rahatlatıcı araçlara da başvurabilirler. Bu araçlar arasında ise, inkâr, zihinsel boş verme, davranışsal boş verme, kendini suçlama, şakaya vurma, alkol ve diğer rahatlatıcı maddelere yönelme gibi davranışsal araçlar yer alır (Carver, 1997).
Psikososyal Vaka Çalışması
Psikodinamik teorilerin sosyal hizmet uzmanları tarafından kullanımı psikososyal vaka çalışması yaklaşımı ile başlamıştır (Turan, 1999). Psikososyal vaka çalışması kişilerin sorunlarını çözebilmek için etkili baş etme stratejileri geliştirmesini sağlayan bir müdahale yaklaşımı olarak tasarlanmıştır (Watson ve West, 2006). Florence Hollis (1907-1987) bu yaklaşımı psikodinamik teorilerden yararlanarak geliştirmiş ve sosyal sorun alanlarına uyarlamıştır. Hollis’in çalışmaları ile psikososyal yaklaşıma kaybettiği popülariteyi yeniden kazandırmak mümkün olmuştur. Hollis psikososyal uygulamada temel olarak, kişilerin dış çevreleriyle (aile, okul, iş, kültür, toplum vb.) ilişkileri analiz edilmekte, bu unsurlarla nasıl bağlantılar kurduğu anlaşılmakta ve bu ilişkilere bakılarak kişiliklerinin nasıl geliştiğine ilişkin bir ‘içgörü’ oluşturulmaktadır. Sosyal hizmet müdahalesinde psiko- sosyal yaklaşım bugünkü davranışın oluşmasına neden olduğuna inanılan geçmiş yaşantılara yönelir. Yaklaşım kişilerin düşüncülerini ve duygularını gözden geçirmesini sağlamayı hedefler. Psikososyal yaklaşımın uygulama süreci için bakınız Sayfa 61, Şekil 3.2.
Psikososyal çalışmanın özünde, temellerini Sigmund Freud’un ortaya attığı kişilik ve gelişim teorileri yer almaktadır. Bu teorilerde anılan önemli kavramlar şöyle sıralanabilir:
• Geçmişin bugüne etkileri • Savunma mekanizmaları • Bilinçdışı ve bilinçdışının eylemlerimizi ve yanıtlarımıza yaptığı etkiler.
Görüldüğü gibi psikanalizin birçok temel kavramı psikososyal yaklaşıma uyarlanmıştır. Sosyal hizmet uzmanları müdahalelerinde bu kavramları dikkate alırken farklı yaklaşımlar sergileyebilirler. Fakat önemli olan kişinin geçmiş deneyimlerine bakıldığında bağlanma, çözülme ve kayıp yaşantılarının incelenmesidir.
Kişi kendisini tehdit altında hissettiğinde, kişilik, inkâr, yansıtma, akılcılaştırma ve aktarım gibi savunma mekanizmaları geliştirir. Bu mekanizmaların bazıları kişinin sorunlarıyla etkili olarak baş etmesini ve
sorunlarının üstesinden gelmesini sağlamada bazen yeterli olmayabilir. Sosyal hizmet uzmanının kişinin belirli durumlara yanıt olarak önceden geliştirmiş olduğu savunma mekanizmalarını ortaya çıkartması ve etkili olmayanların yerine daha uygun olan savunma mekanizmaları geliştirmesi için kişiyi desteklemesi gerekir.
Nasıl Uygulanır?
Psikodinamik teorilerin en çok kullanıldığı alan ruhsal tedavi ve rehabilitasyon alanıdır. Psikiyatrinin tarihi içerisinde kurumsal bakımdan toplum tabanlı bakım hizmetlerine doğru önemli bir dönüşüm yaşanmıştır. Dünyanın birçok yerinde toplum tabanlı ruh sağlığı hizmetlerinde bir araç olarak çevre terapisi ve terapötik (tedavi edici) topluluklar gibi kavramsal çatılar altında hasta ve yakınlarına yönelik grup ölçekli psikososyal müdahaleler ve hizmetler yürütülmüştür.
Psikodinamik teorilerin uygulama alanlarının içinde, aile ve çocuk hizmetleri de gelir. Özellikle gelişim kuramları ve bağlanma ile ilgili bilgiler anne-çocuk ilişkilerinin profesyonel sosyal destek araçlarıyla güçlendirildiği müdahalelerde kullanılabilir. Ayrıca sosyal hizmet uzmanları çocuklardaki travmatik yaşantılarla ilgili çalışmalarında bu teoriden yararlanmaktadırlar. Psikodinamik teorinin çok önemli varsayımlarından bir tanesi, erken dönem çocukluk yaşantılarının yetişkinlerin ruhsal sağlığı üzerindeki derin etkileridir. Tam burada Winnicott’ın çalışmasında yer alan ‘yeterince iyi ebeveynlik’ kavramı, ebeveynlerin çocuklarının sağlıklı gelişimi için ortalama şartlara sahip olmaları gereğini hatırlatmaktadır.
Psikodinamik uygulama duyuşsal yönelimlidir. İnsanların problemlerini analiz etmek için duyguları anahtar olarak kullanılır. Uygulamada profesyonel, ilk dönem psikanalitik çalışmada bir metafor olarak ‘boş ekran’ biçiminde tanımlanmıştır Bunun anlamı duygularını ve tepkilerini olabildiğince gizleyen, analitik tarafsızlığını koruyan bir analist idi. Günümüzde ise empatik bağlantının merkezde olduğu, derin sorgulamaya önem verilen ve danışandan alınan bilgilerden yola çıkarak kişinin içinde bulunduğu süreç ve sorunları hakkında yorumlama yapılan bir görüşme dinamiği gerçekleşir. Psikodinamik uygulamada çok bilinen bir diğer müdahale kavramı olarak aktarım yer alır. Danışanların bilinçdışı duygularını profesyonele aktarması sayesinde kişinin bilinçdışında yaşadığı dinamik zihinsel süreçleri açığa çıkartabilmesi sağlanmış olur.
Bugün sosyal hizmet uzmanları ölçülü bir biçimde kişilerin içsel süreçlerini ifade etmelerini kolaylaştıran destekleyici görüşmeler yapar ve ‘burada ve şimdi’ ilkesine uygun olarak ilişkisel sorunlar, özellikle çevreyle bağlantıda yaşanan zorlayıcı deneyimler gözden geçirilerek kişi ve sosyal çevre bağlantısının onarılması ve gerektiğinde güçlendirilmesi yönünde bazı çabalar sergiler.
Sık Kullanılan Teknikler
Maroda (Akt., Payne, 2005) psikodinamik uygulamada güncel bir teknikler listesi hazırlamıştır. Bu listede hem geçmiş psikanaliz teknikleri, hem de güncel diğer teorilerle bütünleşik bir çerçeve sunulmuştur (2010):
• Duygusal katılım • Karşılıklı etkileme • Geri dönme • Müdahaleleri değerlendirme • Kendini açma • Duyguları yönetme • Yüzleştirme
Yukarıda verilenlere ilaveten psikodinamik uygulamada sıklıkla kullanılan başka bazı teknikler de vardır. Bunlardan bir tanesi derinlemesine çalışmadır. Derinlemesine çalışma danışan ile görece geniş bir zamana yayılan ve dinamik psikolojik süreçlerin nasıl bir süreç izlendiğini anlamayı kolaylaştırmaktadır. Bunu ta- mamlayan diğer psikodinamik teknikler; keşfetme, ventilasyon, açıklık getirme ve sürdürmedir. Keşfetmede danışanların kendilerini daha iyi tanımalarını sağlayacak davranışlar ve olaylar gözden geçirilir. Ventilasyon istenmeyen duyguların danışan tarafından dışa vurulmasının teşvik edilmesidir. Açıklık getirmede ise çevrenin kişi üzerindeki etkileri ve kişinin çevresel durumlara verdiği yanıtlar resmedilmeye çalışılır. Son olarak sürdürme tekniği profesyonelin gösterdiği ilgi ve yardım etme çabası ile danışanın davranışlarına uyumlu bir şekilde güvene dayalı ilişkinin sürmesini sağlamaktır (Brandell, 2004).
Uygulama Süreci
Uygulama sürecinin öndeğerlendirme aşamasında kişinin ego güçleri üzerinde durulur. Stres veya anksiyete yaratan durumlarla ne ölçüde baş edilebildiği belirlenir. Bu değerlendirme müdahalenin odağını belirler. Kişilerin verdikleri tepkinin kaynağında bilinçdışına itilmiş yaşantılar yer aldığı için bu tepkiler gelişmiş olabilir. Dolayısıyla psikososyal müdahalede hiçbir mesele göründüğü haliyle kabul edilmez. Arka plan incelenmesi mutlaka yapılır. Psikodinamik çalışan sosyal hizmet uzmanının öz-farkındalığının gelişmiş olması gerekir. Bunun içinde psikodinamik çalışan profesyonellerin düzenli bir süpervizyon almasında yarar bulunmaktadır.
Uygulama süreci diğer yaklaşımlarda olduğu gibi, öndeğerlendirme, müdahale, sonlandırma ve son değerlendirme aşamalarını içerir (Watson ve West, 2006).
Öndeğerlendirme
Öndeğerlendirmede mevcut durumu içinde kişiyi tanımaya vurgu yapılır (Hollis, 1964). Buna diğer bir ifadeyle, ‘burada ve şimdi’ de denileblir. Geçmişin bugüne, güncel sorunlara etkisini anlamak için çalışmaya kişinin bulunduğu yerden başlanır. Kişinin içsel ve dışsal dünyalarının sistematik bir analizi yapılır. Öndeğerlendirme süreci şu ögeleri içerir:
1. Sorunun ne olduğunu anlama 2. Soruna katkıda bulunan şeyleri belirleme 3. Neyin değiştirilebilir veya düzeltilebilir olduğunu belirleme.
Bu sürecin merkezinde danışan ve sosyal hizmet uzmanı arasında karşılıklı güvene ve anlayışa dayalı bir ilişki yer alır. Öndeğerlendirmede önemli olan, her geçmiş yaşantıyı bugüne bağlama eğilimi göstermeden anlamaya çalışmak ve ancak ilgili olduğundan emin olunan yaşantılar üzerinde vurgu yapmaktadır.
Öndeğerlendirme aşamasında sosyal hizmet uzmanı danışanın sosyal destek algısını artıran bir mesleki ilişki geliştirir. Öndeğerlendirme süreci belirli bir zaman sınırına sahip değildir. Zamanlama aynı zamanda danışanın da tasarrufundadır. Kişi istediği derinlikte paylaşma özgürlüğüne sahiptir.
Sorunlar üzerinde danışanla bir anlaşmaya varıldığında, yaşamını işlevsel olarak sürdürmesini sağlayacak bir çalışma planı oluşturulması aşamasına geçilir.
Müdahale
Durum değerlendirmesi yapıldıktan sonraki aşama danışanın değişimini sağlayacak uygun tekniklerin belirlenmesidir. Sosyal hizmet müdahalesinde kullanılan diğer teorilerden farklı olarak psikodinamik çalışmada, tüm durumlarda kullanılabilir genel geçer bir uygulama şablonu veya çerçevesi kullanmak son derece zordur. Bunun nedenle bazı genel müdahale teknikleri geliştirilmiştir.
Bu tekniklerden iki tanesi olan sürdürme ve düzeltme uzman ve danışanın belirlenmiş hedefler üzerinde çalışmasında oldukça kolaylaştırıcı olabilir.
Sürdürme: Sürdürme tekniğinde sosyal hizmet uzmanı, kişinin durumuna ilgi gösterir, duygusal ve pratik destekler önerir. Aslında, kurulmuş olan mesleki ilişkinin sağladığı güvenli ortam yoluyla danışanın konuşmasına, düşünmesine, yansıtmasına ve durumuyla ilgili planlar yapmasına olanak tanınmaktadır.
Sürdürme tekniğinin danışan üzerindeki en olumlu etkilerinden birisi katartik olmasıdır. Yani danışan boşaldığını ve rahatladığını duyumsar. Sürdürme tekniğini kullanan sosyal hizmet uzman, kişiyi destekleyici başka tekniklerden de yararlanır. Bunlar; olumsuz duyguların aktarımı, gerçekçi umut verme, kabul etme, mantıksal tartışma, rol model olma, bilgi verme, öneri sunma, rehberlik etme, çevresel düzenleme yapma olarak sıralanabilir. Bu çerçevede sürdürmenin bir tür “konuşma ilacı” olduğu belirtilebilir.
Ayrıca bireyle ilgili psikiyatrik bozukluk şüpheleri asla göz ardı edilmemelidir. Eğer kişide psikotik bir bozukluk şüphesi oluşursa bu kişinin ruh sağlığı uzmanı bir profesyonel tarafından değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Düzeltme: Düzeltmede kişilerin, ego güçleri geliştiril- mekte ve baş etme yetenekleri dış çevrenin yarattığı baskılara uygun yanıtlar verecek düzeyde artırılmaktadır. Düzeltme tekniğinin kullanımı sosyal hizmet uzmanı için sürdürme tekniğine göre daha zor olabilir. Bu teknikte, kişilerin kendilerine ve dünyaya ilişkin algılarının gözden geçirilmesi ve değiştirilmesi yapılmaktadır. Düzeltme tekniği kullanan sosyal hizmet uzmanı şunlara başvurmaktadır:
• Kişinin öz-farkındalığını artırmaya yarayan geri bildirime dayalı iletişim kurma • Duygu ve düşünce kalıplarını göstermek için yüzleştirme yapma • Geçmişle bugün arasındaki bağlantıları açığa çıkartma.
Sürdürme veya düzeltme tekniklerinin kullanımı danışanın durumuna, baş etme becerilerine ve ego güçlerine bağlı olarak değişebilmektedir. Bununla birlikte müdahalede hangi teknik kullanılırsa kullanılsın niyet aynıdır:
• Davranışlarının kökenleri hakkında kişilerin içgörü geliştirmesini sağlamak, • Kullanılan savunma mekanizmalarını göstermek, • Değişim sağlamak için gerekli adımları keşfetmek.
Psikodinamik çalışma oldukça zaman alıcıdır. Kişilerin duygu ve düşünce birikimleri bir anda ortaya çıkmaz ve çıktığında da bir anda değişmez. Müdahalenin temel amacı kişide olumlu değişimler sağlamak olsa da bu her zaman doğrusal bir çizgide gerçekleşmez.
Müdahale sürecinde kişiler, dışarıdan bir gözle kişisel hayat hikayelerini sözlü veya yazılı olarak aktararak içgörü geliştirirler. Sürdürme ve düzeltme teknikleri hayat hikayesi çalışması sürecinde kullanılabilmektedir. Süreç şöyle sıralanabilir:
1. Sürdürme aşamasında, sosyal hizmet uzmanı danışanın önceden bastırmış olduğu duygularını dışa vurması için geçmiş olayları dökmesini ister. 2. Danışan anlattıkça duyguları da yeniden canlanır ve dillenerek ortaya çıkar. 3. Süreçte bilgi desteği sağlanarak geçmiş olaylara ilişkin yetersiz algıların yeniden gözden geçirilmesi sağlanır. 4. Uzman desteğiyle geçmiş olaylara daha gerçekçi ve akılcı açıklamalar getirilir. 5. Ardından kişilerin sorunlu olarak algılanan davranışlarının düzeltilmesine geçilir. Bunu gerçekleştirecek olan danışandır.
Sonlandırma
Psikodinamik çalışmada sonlandırmanın bir zaman çizelgesi yoktur ve görüşmenin başında, müdahalenin ne zaman sona ereceği üzerinde plan yapılmamaktadır. Danışanın sorunlarıyla ve çözüm yollarıyla ilgili içgörü geliştirmesi ve istenen değişimleri gerçekleştirmesi beklenir. Sosyal hizmet uzmanının yardımıyla kişinin
ilerleme kaydetmesi sağlanır ve bu başarıldığında müdahalenin sonlandırılması aşamasına geçilir.
Son Değerlendirme
Psikodinamik uygulamada son değerlendirme güçlükleri olan bir aşamadır. Yapılandırılmış bir çalışma çerçevesi ve zaman çizelgesi olmadığı için müdahalenin değerlendirme ölçütlerini basitçe ortaya koymak mümkün değildir. Sonuçta müdahale vurgusu içgörüye yapılmaktadır. İçgö- rünün ise istenen düzeyde geliştiğini söylemek mümkündür ama bunu ölçmek zordur.
Zamanla, psikiyatride olduğu gibi sosyal hizmette de psikanalitik dünya görüşünden uzaklaşılarak insan sorunlarına etki eden sosyal, politik ve kültürel çevre faktörlerine ağırlık verildi. 1970’lerden itibaren bir hareket olarak radikal sosyal hizmetin gelişmesi ile birlikte sosyal vaka çalışması özellikle, kişinin istenmeyen tutum ve davranışlarına etki eden yapısal sorunlar üzerinde durmaması, toplumsal sınıf konusunu göz ardı etmesiyle eleştirilir. Sorunun kaynağını ve çözümünü yalnızca bireyde gören bireyci-liberal dünya görüşüne meydan okunur. Sosyal hizmet kurumlarının yönetiminde ortaya çıkan ve örgütsel verimliliğe odaklanan yönetişim anlayışının etkisiyle, görev-merkezli ve davranışçı yöntem gibi kısa süreli müdahale araçlarına olan ilgi artar. Bugün sosyal hizmet mesleği müdahalelerini çoğunlukla çevresi- içinde-kişi ve güçler perspektifleri temelinde tasarlıyor (Tuncay, 2018).
Psikodinamik Uygulamanın Sınırlı Yönleri ve Uygulama Alanları
Çok kapsamlı ve uzun bir geçmişe sahip olan psikodinamik uygulamanın da her uygulama teorisi gibi bazı sınırlılıkları ve kullanıldığı alanlar vardır.
Sınırlı Yönleri
Psikodinamik uygulamanın sınırlılıkları; aşırı içe yönelim, uzman rolü, uzun süreli çalışma gereği ve ölçme zorluğu olarak sıralanabilir.
Psikodinamik uygulamaya getirilen en önemli eleştirilerin başında insanların sorunlarının çözümünde içsel faktörlere çevresel faktörlerden çok daha fazla yer veriliyor olması gelmektedir. Oysa sosyal hizmet mesleği tipik bir klinik uygulamadan farklıdır. Kişilerin sosyal çevreleri ile ilişkilerini -uyumlaştırmaktan ziyade- uzlaştırmaya dönük girişimleri daha çok içermektedir.
Psikodinamik uygulama kişilerin bireysel kapasitelerini geliştirmeleri ve içsel tutarlılıklarını artırmalarını gerek- tiren problemlerde daha etkili bir yaklaşım olarak görülmeye devam ediyor.
Sosyal hizmet bilim çevresinde psikodinamik uygulamayla ilgili yürütülen tartışmaların merkezinde yer alan ikinci konu profesyonelin süreçteki “uzman” konumuyla ilgilidir. Profesyonel, uzmanlığını bireye hissettirdikçe onun üzerinde daha çok etki ve güç sahibi olabilir. Kişi ise kendi değişim sürecinde daha pasif
kalabilir. Psikodinamik çalışan bir sosyal hizmet uzmanı meslek değerlerini içselleştirmiş olarak bireye profesyonel yardım sunduğunda, uzman-danışan arasındaki güç eşitsizliği tamamen ortadan kaldırılamasa da azaltılabilir. Yukarıda sözünü ettiğimiz hassasiyetler danışan açısından bir risk olmaktan çıkabilir.
Sosyal hizmet uzmanlarının 1960’larda yaygın biçimde kullandığı psikodinamik yaklaşım (o zamanki terminolojiyle psikososyal yaklaşım) izleyen yıllarda, radikal ve sosyal eylem yaklaşımları tarafından yoğun eleştirilere uğramıştır. Psikososyal vaka çalışması yerine radikal vaka çalışması, baskı karşıtı vaka çalışması gibi farklı yönelimli vaka çalışması yaklaşımları da gelişmiştir.
Psikodinamik uygulamanın diğer belirgin sınırlılıkları, uzun sürmesi, ölçülebilirliğinin zorluğu ve önceden belirlenmiş bir sonunun olmamasıdır. Bu nedenlerle birçok sosyal hizmet kurumu tarafından tercih edilmemektedir. Ne var ki, yaklaşımın bireye içgörü kazandırabilmesi nedeniyle potansiyel olarak güçlü ve etkili bulunmaktadır.
Uygulama Alanları
Sınırlılıklara rağmen, günümüz sosyal hizmet uygulamaları içinde psikodinamik teoriler güçlü konumunu sürdürmektedir. Özellikle bireyle çalışma ölçeğinde, travmatik olaylara yönelik müdahalelerde, bağımlılık gibi dirençli sorunlarda, ruhsal bozukluklarda ve duygusal bağlamı yoğun olan diğer sorunlarda baş- vurulmaktadır. Ayrıca çocuk gelişimiyle ilgili temel bilgiler için, ruhsal sıkıntılar ve psikopatoloji konu- larındaki tanımlayıcı bilgiler için psikodinamik teori gövdesinden yararlanılmaktadır. Planlı değişim süreci olarak formüle edilen sosyal hizmet müdahalesi sürecinin öndeğerlendirme aşaması için gereken bilgi gereksinimi psikodinamik teoriden yararlanarak karşılanmaktadır.
Bu nedenle adı geçen ülkelerde sosyal hizmet eğitim programlarında, Ruhsal Bozuklukların Tanısal Rehberleri (DSM ve ICD) kullanılmaktadır (Healy, 2014). İçinde Türkiye’nin de olduğu, ülkelerde ise, sosyal hizmet uzmanları genelde devlet kurumlarında ve sivil toplum örgütlerinde sosyal koruma hizmetlerinde çalışmaktadırlar. Bu hizmetlerde sosyal hizmet uzmanlarından ruhsal sağaltımdan ziyade psikososyal geliştirme talep edilmektedir. Psikodinamik uygulamanın kullanımı haliyle daha az sıklıktadır.
Sosyal hizmet uzmanları müdahalelerinde psikodinamik çalışmanın kendisini doğrudan kullanmasalar da tekniklerinden oldukça sık yararlanmaktadırlar. Bu yönüyle yaklaşım, diğer birçok teorinin tekniklerine katkılar sağlamaktadır. Sonuçta, psikodinamik teoriler sosyal hizmet mesleğinin kullandığı tüm müdahale yaklaşımlarında mevcuttur.