AÖF Soru Bankası
SHZ207U · Ünite 2

Öncelikli Paradigmalar: Güçlendirme ve Ekolojik Sistem Teorileri

Sosyal Hizmet Kuram ve Yaklaşımları dersi, ünite 2 özeti

SHZ207U-SOSYAL HİZMET KURAM VE YAKLAŞIMLARI

Ünite 2: Öncelikli Paradigmalar: Güçlendirme ve Ekolojik Sistem Teorileri

Güçlendirme Teorisi

Güçlendirme teorisi ve ekolojik sistem teorileri, sosyal hizmet uzmanlarının öncelikle başvurdukları değerlendirme ve müdahale teorilerdir. Güçlendirme teorisi, hem kontrolü ve çeşitli olaylar üzerindeki etki kapasitesini elde tutmayı hem de bireyin kendi yaşamı üzerindeki kontrolü elde etmesini kolaylaştırmayı amaçlayan, bağlama göre değişen, dinamik ve eleştirel bir kavramsal tasarımdır.

Güçlenme deneyiminin temel bileşenleri arasında ruhsal belirtilerin azalması, ihtiyaçların karşılanması, öz- yeterliliğin artması, kişinin çevresindeki kaynakları kullanımı, yaşamıyla ilgili karar verme süreçlerinde rol alabilmesi, sorunlarının yarattığı engeller karşısında saklı güçlerini harekete geçirmesi ve bir bütün olarak süreçte kontrol sahibi olabilmesi yer almaktadır.

Sosyal hizmet disiplini ve mesleği, güçlendirmenin çok disiplinli yapısına kişisel, kişiler arası ve sosyo-politik boyutlarda güçlenme çerçevesi oluşturarak sistematik bir kuramsal katkı sağlamıştır.

Psikoloji disiplini içinde yer alan Albert Bandura, geliştirdiği öz-yeterlik kavramıyla bireyin ileride karşılaşması olası sorunların üstesinden gelebileceğine ilişkin inancı vurgulamıştır. Bandura’ya göre birey, yaşamında baskı veya tehdit oluşturan bir durum karşısında güçlenmek için öncelikle öz-yeterliliğe ihtiyaç duyar. Öz-yeterliği, bireyin kişiliğinde ve çevresel ilişki ağında tesis eden unsurlar birbirine bağlı olarak inanç ve motivasyondur. Kişinin herhangi bir psikososyal sorunla yüz yüze gelmesinin ardından başlayan güçlenme sürecinde kişinin öz-yeterliğinin artması, bu sorunlarla baş etmesini kolaylaştırmaktadır. Psikoloji alanında çalışan Zimmerman ise daha geniş çağrışımlara başvurarak güçlendirmeyi, “kendi kaderlerini kontrol etme ve kendi yaşamlarını etkileyen kararları belirleme fırsatı verilen insanların yaşadığı süreçler” olarak tanımlar.

Birey üzerindeki toplumsal baskının ortadan kaldırılması, bireyin haklarının korunması ve geliştirilmesi için gerektiğinde sosyal hizmet uzmanlarının savunuculuk yapması temel bir sorumluluktur. Savunuculuk, güçlendirmenin toplum ölçeğindeki uygulamasıdır. Bir kişinin, grubun ya da bir topluluğun sosyal haklarının ve refah hizmetlerine erişim kapasitesinin artırılması yönündeki aktif girişimlerdir.

Güçlendirme teorisinin temelinde sorun değil, çözüm odaklı bir teori olma iddiası yer alır. Güçlendirme teorisine dayalı bakışa göre, bireyin diğer bireyle, bireyin aile ya da sosyal çevreyle, bireyin sağlık sistemiyle ve benzerleri gibi her tekil ilişki, güç farklılıklarına göre şekillenir. Yaş, toplumsal cinsiyet, renk, inanç, dil, sosyal statü, ekonomik konum ve benzeri değişkenler, gücün ve güçlünün belirleyicisidir.

Sosyal hizmetin konusuna giren sorunlar da güç eşitsizliklerinden kaynaklanır ve güçlü olanların,

kendisinden daha az güçlü olanlar üzerinde meydana getirdiği baskı, sosyal sorunların yaratıcısıdır. Bu anlamda müdahalenin nihai amacı, güç eşitsizliklerini ortadan kaldırmak olmalıdır.

Güçlendirme büyük ölçüde Paulo Freire’nin eğitim felsefesinden beslenmiştir. Freire’nin 1972 yılında yazdığı “Ezinlenlerin Pedagojisi” adlı kitabı, güçlendirme teorisinin kuramsal temellerinin atıldığı çalışmalardan biri olarak kabul edilmektedir. Kitabında, kendi eleştirel bilinçlerini ve eşzamanlı eylemlerini geliştirerek baskı altındaki insanların nesneleştirilmesine ve insanlıktan uzaklaştırılmasına karşı özgürleştirici bir pedagoji öne sürer. Freire’ye göre, dezavantajlı ya da baskı altındaki bireylerin güçlenmeleri, sosyal eşitsizlik konusunda bilinçlenmelerine ve sosyal eşitliğin sağlanacağına ilişkin güven duygularının gelişmesine bağlıdır.

Sosyal hizmet disiplini bağlamında önemli çalışmalardan biri de Barbara Solomon’un 1976 yılında yazdığı “Siyahi Güçlendirme: Ezilen Topluluklarla Sosyal Hizmet” adlı kitabıdır. Solomon çalışmasında güçlendirmeyi, ırkçılıkla mücadele eden siyahi gruplar, diğer azınlıklar ve “onlar adına” değil, “onlarla birlikte” hareket eden sosyal hizmet uzmanları için kuramsal ve felsefi bir bakış olarak yapılandırır. Bununla birlikte Solomon, güçlendirme teorisini özellikle toplumsal damgalamaya maruz kalan nüfus gruplarıyla etkili olan sosyal hizmet müdahale ve stratejilerini geliştirmek amacıyla kullanmıştır.

Güçlendirme teorisini sosyal hizmetin diğer yaklaşımlarından ayrıştıran özelliklere sahiptir. Bunlardan birincisi, güçlendirme psikolojik, toplumsal kültürel ve politik bağlamlarda var olan çok boyutlu bir yapıdır. İkincisi, güçlendirme birey, grup, aile ve toplum düzeylerinde görünür olmaktadır. Üçüncüsü, güçlendirme çevresel unsurlarla ilişkiler yoluyla gelişen bir süreçtir. Dördüncüsü, güçlendirme hem bir süreç hem de bir nihai sonuç olarak okunabilir. Süreç olarak güçlendirme, bağlama göre sürekli değişim gösteren dinamik bir kavramsal tasarımdır. Sonuç olarak güçlendirme ise belirli kriterlere göre ölçülen ve değerlendirilen bir değişkendir.

Güçlendirme uygulamasının bileşenleri şunlardır:

• Motivasyon ve becerinin artırılması • Aktif katılım sağlanması • İşbirliği inşa edilmesi • Önleme sağlanması • Mevzuattan yararlanılması • Toplumsal bilinçlenmenin artırılması • Öz-yeterliğin ve öz-güvenin geliştirilmesi • Sosyal değişim için uygun eylemlerin keşfedilmesi • Karşılıklı yardımın ve akran desteğinin geliştirilmesi • Ortak aktivitelerde pratik destek sağlanması • Olayları çok boyutlu değerlendirmenin desteklenmesi


Ekolojik Sistem Teorisi

Ekolojik sistem teorileri, insanların aralarındaki etkileşimlerin, ihtiyaçların ve sorunların tümünde sistemik bir yapı olduğunu kabul eder. Bir kişinin bireysel gibi gözüken herhangi bir sorunu, birçok durumla ilişkilidir ve etkileşimde bulunduğu her yapıyı bir biçimde etkiler. İnsan sistemlerini anlamanın ve bu sistemlere müdahale etmenin en etkili yolu, büyük sistemik resmi görmek, bütüncül ve birbiriyle bağlantılı müdahaleler tasarlamaktır.

Birbiriyle ilişkili olan sosyal sistemlerden herhangi birindeki değişim diğerini etkiler. Bu durum, Fritjof Capra’nın “Yaşam Ağı” isimli kitabında kullandığı metafora dayanarak kelebek etkisi olarak da adlandırılır. Sosyal hizmetin ilk bilimsel eserleri arasında yer alan Sosyal Teşhis adlı kitabında Mary Richmond, sosyal hizmet uzmanlarının mesleki müdahalelerinde kişisel değişim ve toplumsal değişim dengesini gözetmesi gerektiğini ve ikisinin birlikte düşünülmesinin zorunlu olduğunu vurgulamıştır.

Sistem teorileri, sosyal hizmetin disipliner temeline psikanalizin ardından en önemli katkıyı veren ikinci teori olarak kabul edilmektedir. Ekolojik sistem teorisini tarihsel kronolojisine göre iki akımda incelemek mümkündür.

Birinci akım olan genel sistemler teorisinin doğuşu biyolog Ludwig von Bertalanffy tarafından gerçekleştirilmiştir. Von Bertalanffy, sosyal ve biyolojik sistemlerin karmaşık etkileşimlerini açıklamada klasik ‘neden-sonuç’ yaklaşımlarından ziyade ‘sistemik’ yaklaşımın etkili olduğunu belirtir. Kişisel davranışın, bağlama ve sistemik bağlantılara göre değişebilir olduğunu öne sürer.

Genel sistemler teorisinin içerdiği teknik kavramlardan en çok kullanılanlar arasında transaksiyon, homeostazi, entropi, eşsonluluk ve geribildirim yer almaktadır.

Transaksiyon, organizmalar arası çok yönlü etkileşimlerin oluşturduğu örüntüyü ifade etmektedir. Kişi ve çevresi arasındaki transaksiyonlar sistem teorisinin merkezindedir.

Homeostazi, denge durumudur. Bir biyolojik organizmanın değişen koşullara sürekli uyum sağlamak için iç koşullarında değişiklik yaparak yaşamını devam ettirmesidir.

Entropi, evrende her sistemin sonlu olması ve zamanla çözülmeye başlamasına dayalı olarak sistemin bozulması anlamına gelir.

Eşsonluluk, herhangi bir problemin her zaman birden çok çözüm alternatifinin olmasıyla birlikte, birden çok çözüm seçeneği arasından seçim yaparak istenen sonuca ulaşılmasını ifade eder.

Geribildirim, bir sistemin tipik işleyiş döngüsünde, girdi- işlem-çıktı sıralamasının ardından gelerek her zaman bir sonraki girdiyi etkileme gücüne sahip olan ve bir sistemin kendisini sürdürülebilmesi için gerekli olan bileşendir.

Sistemlerin bir diğer özelliği açık veya kapalı olmasıdır. Açık olan sistemlerde parçaların etkileşimi esnek ve karşılıklıdır. Sisteme dışarıdan bilgi girişi de yoğundur. Kapalı sistemlerde ise kurallar bellidir ve hiyerarşi vardır. Dış sosyal sistemlerle iletişim sınırlıdır.

Psikiyatri, psikoloji ve sosyal hizmet gibi insan odaklı meslek ve disiplinler için uygun olan sistem teorisinin bir diğer alanı da aile terapisidir. Aile terapisinin kurucuları arasında yer alan Virginia Satir, ailelerdeki sorunların hiçbirinin bireysel problemler olmadığını savunan aile sistemleri teorisinin öncülerinden olmuştur.

Sistem teorisinin uyarlandığı bir diğer çalışma alanı yatılı kuruluş bakımı sitemidir. Çocuk, engelli, yaşlı vb. özel gereksinim gruplarına yönelik sosyal hizmet yatılı bakım kuruluşları, belli ölçüde kapalı, normları ve sınırları belirli olan, riski asgari düzeye indirmeye çalışan, homeostazı korumaya programlı ve kendi kendini düzenleyen sistemlerdir.

İkinci bir akım olan ekolojik sistem teorisi, parça ve bütün arasındaki karşılıklı bağlantılara ve adaptasyona odaklanır. Uric Bronfenbrenner’in geliştirdiği ekolojik sistemler teorisinden etkilenmiştir. Sosyal hizmet uygulamasına uyarlanması, Germain ve Gitterman tarafından tasarlanan “sosyal hizmet uygulamasında yaşam modeli” ile yapılmıştır. Ekosistem perspektifi olarak da adlandırılır.

Bronfenbrenner’in ekolojik sistem teorisi, sürekli etkileşim halinde olan, her biri insani gelişimin anahtarları olarak işlev gören iç içe geçmiş beş sistem içerir. Bunlar; mikrosistem, mezzosistem, egzosistem, makrosistem ve kronosistemdir (zamansal değişimler).

Ekolojik sistem teorisi, canlıların hem kendi aralarında hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen ekolojiyi, bir metafor olarak kullanılır. Her iki akım sistem teorilerinin güçlü yönleri, kişileri ve sorunları çevresi içinde ele almalarıdır. Sistematik sosyal hizmet uygulaması belirli sistem kavramları kullanılarak yürütülür. Bunlar;

• Müracaatçı sistemi, • Hedef sistemi, • Değişim sistemi ve • Eylem sistemidir.

Ekosistemik müdahalenin temel amacı, transaksiyonları artırarak kişi-çevre uyumunu sağlamaktır. Uygulamada ise uzman-hizmet alan mesleki ilişkisi ortaklı temelinde kurulur. ‘Kişi-çevre’ uyumunu olumsuz etkileyen bir olay ya da geçiş durumu anlamına gelen yaşam stresörleri, başlangıç aşamasında belirlenir.

Ekolojik değerlendirmelerde en sık kullanılan görsel araçlar; bir sınır dahilinde vaka sistemini etkileyen bağlantılı tüm bileşenlerin gösterildiği grafik biçimi olan eko-haritalar ve genelde aile sistemini ve ilişkilerin özelliklerini gösteren genogramlardır.

Ünite 2 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç