SAĞ104U-TEMEL SAĞLIK VE HASTALIK BİLGİSİ
Ünite 4: Yaşlılık ve Yaşlanma Fizyolojisi
Giriş
Yaşlanma, değişen koşullara uyum yeteneğinin azaldığı ve benzer değişikliklerin görüldüğü kaçınılmaz bir fizyolojik süreç olarak tanımlanmaktadır. İçsel ve dışsal etmenlerden etkilenen biyolojik yaşlanmanın hücreler, organlar ve dokular üzerinde etkileri olmaktadır. Çevresel, sosyoekonomik ve kültürel etmenler dışsal etmenleri oluştururken, genetik, telomer hasarı, inflamasyon gibi etmenler içsel etmenleri oluşturmaktadır.
Yaşlanma ve Yaşlılık Kavramları
Yaşlanma, kişilerde psikolojik, zihinsel ve sosyal olarak değişikliklerin meydana geldiği çok boyutlu doğal bir süreçtir. Bu süreç içerisinde organizma, doku, hücre ve organlarda geri dönüşü olmayan yapısal ve fonksiyonel değişimler olmaktadır. Dolaşım, boşaltım, solunum, sindirim, kas iskelet, sinir ve bağışıklık sistemlerinde olumsuz değişimler meydana gelmektedir.
Yaşlılık tanımlamalarında genellikle 65 yaş üstü olan kişiler olarak tanımlanarak kronolojik bir tanım yapıldığı görülmektedir. Ancak yaşlılık sürecinde biyolojik, psikolojik, sosyal ve çevresel faktörlerin etkileri bireysel farklılıkları ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle stres, hayat tarzı, beslenme, ekonomik ve genetik faktörler yaşlılık kavramının toplumdan topluma göre değişiklik göstermesine neden olmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yaşlılığı, 65 yaşında başlatmış ve çevresel faktörlere uyum sağlayabilme yeteneğinin azalması olarak tanımlamıştır. Birleşmiş Milletler (BM) ise yaşlılığı 60 yaşında başladığını kabul etmektedir.
Yaşlanma Çeşitleri
Birbiriyle bağlantılı olarak kronolojik, biyolojik, psikolojik ve sosyal yaşlanma olmak üzere dört boyutu üzerinde durulmaktadır.
1. Kronolojik Yaşlanma: Kronolojik yaşlanma, genellikle takvim yaşı olarak nitelendirilmektedir. 2. Biyolojik (Fizyolojik) Yaşlanma: Biyolojik yaşlanma, bireylerin vücutlarında organların işlevlerini yerine getirme durumuna göre tanımlanmaktadır. Biyolojik yaşlanmada, Kalp- damar sistemi, sindirim sistemi, sinir sistemi, kas iskelet sistemi, endokrin sistemi, üreme sistemi ve hormonal sistem üzerindeki değişiklikler üzerinde durulmaktadır. 3. Psikolojik Yaşlanma: Kişinin kendini hissettiği yaş olarak tanımlanan psikolojik yaşlanma, davranışsal uyum, problem çözme ve bellek gücü gibi kişinin bilişsel özelliklerindeki değişimlere odaklanmaktadır. 4. Sosyal Yaşlanma: Bireylerin yaşla birlikte sosyal rolleri ve statülerinde değişimler meydana gelmektedir. Bu durumlar bireylerin topluma uyum sağlama noktasında sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır.
Yaşlanma ile İlgili Teoriler
İç ve dış birçok etkiye maruz kalınarak oluşan yıpranma sürecinin yenilenmeden daha çabuk olması nedeniyle yaşlanma olgusu gerçekleşmektedir.
İmmünite Teorisi: Yetişkinlik döneminden sonra bireylerin hastalıklara karşı savaşan sistemi olan immün sistem fonksiyon kaybına uğramaya başlar. Bağışıklık sistemi olarak da bilinen sistem, gerilemeye ve etkinliğini kaybetmeye başlar. Yaşlılıkla birlikte hastalıklara yakalanma durumu kolaylaşmaktadır. İmmün sistemin zayıflamasında stres, beslenme alışkanlıkları, uykusuzluk gibi faktörler etkili olmaktadır.
Otoimmün Teorisi: İmmünite teorisinin tersi olarak söylenebilir. İmmün sistemin normal bir şekilde çalışmasıyla vücut hücreleri tanımakta ve reaksiyon vermektedir.
Serbest Radikaller: Teorisi Denham Harman tarafından geliştirilen teoriye göre yaşlanma, kimyasal yapılarında elektron bulundurmaları nedeniyle oldukça aktif maddeler olan serbest radikallerin dokularda birikmesiyle birlikte oluşan hasarlar nedeniyle olmaktadır.
Genetik Yaşlanma Teorileri: Canlıların yaşlanma süreci hakkında bilgiler dış faktörlerde göz önünde bulundurularak genler üzerinden belirlenmektedir. Genetik faktörlerin diğer faktörlere göre daha etkili olduğu düşünülmektedir.
Yaşam Hızı/Enerjisi Teorisi: Max Rubner tarafından geliştirilmiş olan Yaşam Hızı/Enerjisi Teorisi, her canlının yaşama başlarken belli bir enerji ile hayata başladığını, yaşam biçimine göre bunları harcadığını ve metabolizma hızının yüksek olanlarda tükenmenin daha çabuk olduğunu ifade etmektedir. Bu durum yaşam süresini kısaltmaktadır.
Hormon Teorisi: Hormon teorisine göre, endokrin bezleri hormon salgılamalarındaki düzensizliklerinin yaşlanmayı harekete geçirmektedir. Uyku düzeninde etkili olan melatonin hormonunun yaşlanmanın nedeni olarak ileri sürülmüştür.
Yaşlanmanın Sistemler Üzerine Etkileri
Bireysel farklılıklar olmakla birlikte yaşlılıkla birlikte genel olarak yaşlılıkta kan damarları, sinirler, vücut derisinin elastikiyetini kaybettiği, damarlarda sertlik, eklemlerde dejenerasyon meydana geldiği, iskelet yapısının bozulduğu, kemiklerin inceldiği ve kırılganlaştığı, reflekslerin yavaşladığı, yürüme, koşma işlevlerinin yavaşladığı, boşaltım, hormon ve üreme etkinliklerinde yavaşlamanın oluştuğu bellek kaybı ve unutkanlık geliştiği görülür.
Kas-İskelet Sistemi
Kas atrofisi ile kas yapısı ya da çevresinde yağ birikimi artmaktadır. Kemik yapımı azalırken yıkımı artmaktadır. Kadınlarda menopozla birlikte kemik kayıpları sıklıkla görülmektedir. Hormonal dengenin bozulması, mineral atılımının artması kemik yoğunluğunun azalmasında etkili
olmaktadır. Kemikler zayıf ve kırılgan olmakta ve vücut postürü bozulmaktadır. Boy kısalmakta, diş kayıpları ve kamburlaşma artmaktadır.
Kas gücüyle birlikte sağlıklı kemik yapısı günlük yaşamın gerektirdiği fiziksel aktiviteleri yerine getirilmesini sağlar. Sarkopeni 70 yaşından sonra bireylerin %7’sini, 80 yaşında ise %20’sini etkilemektedir. Kas kuvvetlerindeki azalma 60 yaşından sonra %3’e kadar çıkmaktadır.
Endokrin Sistem
Endokrin bezlerinde ağırlık kaybı, vaskülarizasyonda azalma ve yer yer atrofi gözlenir. Total vücut ağırlığında yaşla birlikte değişim söz konusudur ve yağsız vücut kitlesinde 40 yaşından itibaren her on yılda ortalama %6 kayıp ortaya çıkmaktadır. Yaşlanmayla birlikte pankreas insülin salınımı artarken, insülin duyarlılığı azalmaktadır. Bu durum diyabete yatkınlığı arttırmaktadır. Yaşlılıkla birlikte östrojen ve testosteron, dehidro epiandrosteron, büyüme hormonu/insülin benzeri büyüme faktörü olmak üzere üç hormonal sistemde ciddi azalmalar olmaktadır.
Solunum Sistemi
Yaşlılarda akciğerlerde atrofi, alveollerin genişlemesi ve alveol duvarının incelmesi belirgindir. Solunum fonksiyonu 20-25 yaş arasında maksimum kapasiteye eriştikten sonra azalmaya başlar. Yaşlılarda meydana gelen solunum sistemi hastalıkları morbidite ve mortalitenin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır.
Kalp ve Dolaşım Sistemi
Kırk yaş ile seksen yaşındaki olguların anjiyografileri karşılaştırıldığında yaşlı grupta üç damar ve sol ana koroner arter hastalığının iki kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Sol atrium genişliğinde artış, sol ventrikül genişliğinde azalış, sol ventrikül kitlesinde azalış endokard kalınlığında artış, kalp kapakçıklarında kalsifikasyon şeklinde kendini gösterir. Ayrıca büyük arterial damar duvarlarında kalınlaşma, damarlarda kıvrıntı, uzama ve dilatasyon gibi değişiklikler meydana gelir. Yaşlılarda hipertansiyon, felç ve koroner arter hastalığı görülme riski fazladır. Koroner arter hastalığına bağlı ölümlerin ¾’ü 65 yaş üzerindeki hastalardan oluşmaktadır.
Sindirim Sistemi
Yaşla birlikte çene kemiklerinde ve dişlerde olan değişikliler çiğneme fonksiyonunu bozar. Yaşlanmayla birlikte özofagus kaslarının daha az kasılması, emilimde azalma, mide elastikiyetinin azalması, reflü artışı, laktaz üretiminin azalması, bağırsak motilitesinin yavaşlaması, bazı enzimlerin etkinliğinin azalması gibi değişimler olabilir.
Üriner ve Genital Sistem
Erişkin bir insanda 270-300 gram olan böbrek ağırlığı yaşla beraber azalır. Otuz yaşından sonra böbrekler daha az kan filtre etmeye başlamaktadır. Aynı zamanda kan daha az temizlenmekte ve böylece daha çok kalıntı kanda kalmaktadır. Yaşla birlikte mesane kapasitesi de azalır ve
idrar yapma hissi sıklıkla hissedilir. Kadınlarda menopoz olarak adlandırılan over fonksiyonlarının döngüsünün kesilmesi yaşlanma sürecinde doğal olarak kabul edilir. Menopoz yaşı kalıtsal olarak belirlidir ve ortalaması 51’dir.
Sinir Sistemi
Genel olarak, beynin ağırlığı nöron ölümlerinden dolayı 40 yaşından sonra her on yılda yaklaşık %5 oranında azalmakta ve 80 yaşındaki bir bireyin beyin ağırlığının ortalama %15 oranında azaldığı kabul edilmektedir. Yaşa bağlı gelişen beyin ağırlık ve hacim azalmasının en sık nedeninin nöronların sayısının azalması olduğu bilinmektedir. Yaşlanmayla birlikte zihinsel değişiklikler ya da gerileme ortaya çıkar. Sinir sistemi fonksiyonlarında görülen bu gerileme önemli bireysel değişikliklerle ortaya çıkabilir. Tüm yaşam boyunca devam etmekte olan düzenli nöron kaybına, beyni besleyen damarların dejenerasyonunun da eşlik etmesiyle, yeni olayların hatırlanmasında güçlük biçiminde ortaya çıkan hafıza kaybı, yüksek entelektüel fonksiyonlarda azalma, istemli hareketlerin yapılması sırasında hareketlerin yavaşlaması gibi klasik yaşlılık bulguları ortaya çıkar.
Görme ve İşitme
Lens elastikiyeti ve kornea duyarlılığı azalmış, gözyaşı azalmış, irisin rengi kaybolmuştur. Bu durumlar görme azlığı ve yakını görme sorununun önde gelen nedenlerini oluşturmaktadır.
Anatomik lokalizasyonlarından dolayı işitme ile ilgili patolojilerde denge sistemi de etkilenmekte ve yaşla bu risk artmaktadır. Kulak zarının esnekliğinin ve kulağa giden damarların elastikiyetinin bozulması gerekli kanın taşınmasında sorun yaşanmasına neden olmaktadır.
Deri ve Eklenti Organlar
Cilt ve cilt altı dokusu, kaybolan kolajen ve elastin lifleri nedeniyle sarkmaya başlar. Kuru, mat bir cilt, donuk ve solgun bir görünüm, ince çizgiler ve kırışıklıklar, derin kırışıklıklar ve sarkmalar, kalınlaşan cilt dokusu, genişleyen gözenekler, elastikiyet kaybı, yaşlılık lekeleri olarak adlandırılan renk değişiklikleri, kılcal damar çatlamaları yaşlanan bireyde görülebilen diğer cilt belirtileridir.
Bazı kıl köklerinin yeni kıl üretememesi nedeniyle yaşlanan bireyde saç kaybı başlar, her iki cinsiyette yaşlandıkça saç azalır, yaşa bağlı saç uzaması da yavaşlar. Tırnakların uzama hızı yavaşlar ve daha kolay kırılabilir. Renkleri değişerek sarı ve opak bir görünüm alır.
Yaşlılıkta Beslenme
Yaşa göre alınması gereken besin ögeleri aşağıda belirtilmiştir:
a. Karbonhidrat: Karbonhidratlar yaşlılık döneminde önemli bir besin kaynağıdır ve günlük enerjinin %50-60’ının karbonhidratlardan karşılanması tavsiye edilmektedir.
b. Protein: Yaşlılıkla birlikte vücut ağırlığının kilogram başına 1 gram protein tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Proteinler tercih edilirken et ve et ürünleri, balık, yumurta ve peynir yüksek kaliteli protein içerirken, bitkisel kaynaklı proteinler ise düşük kaliteleri protein içermektedir. c. Yağ: Yaşlılık döneminde sıklıkla karşılaşılan kolesterol ve kardiyovasküler hastalıklar göz önüne alınarak yağ tüketiminin toplam alınan enerjinin %8’ini geçmemesi ve günlük enerjinin en fazla %30’unun yağlardan alınması tavsiye edilmektedir. Yağ alımında düşük yağ oranı içeren süt ve süt ürünlerinin tercih edilmesi kalp ve damar hastalıkları riskini azaltacaktır. d. Vitamin ve mineraller: Vitamin ve mineraller yaşlı bireylerde herhangi bir sağlık problemi yoksa D vitamini dışında sağlıklı ve dengeli beslenme ile alınabilmektedir. Haftada 2-3 kez, 20-30 dakika güneşlenilmesi D vitamini için faydalı olacaktır. e. Su: Fiziksel aktivite, hastalık, iklim gibi durumlara göre değişiklik göstermekle birlikte yaşlı bireylerde günde 2-2,5 litre (8-10 bardak) sıvı tüketmesi tavsiye edilmektedir. f. Posa: Sindirim sistemi büyük önem taşıyan posalı yiyecekler günde 25-30 mg tüketilmesi tavsiye edilmektedir.
Yaşlılarda Egzersiz
Yaşlı popülasyonda fiziksel inaktivitenin koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, diyabet, obezite gibi birçok hastalık için risk unsuru olduğu ve artmış fiziksel aktivitenin ise mortalite ve yaşa bağlı morbiditeyi azalttığını göstermektedir.
Tablo 4.2’de 30-70 yaş arası fizyolojik değişiklikler ve bu değişikliklerin %si verilmiştir.
Düzenli egzersiz programlarının sağlıkla ilgili yararları olduğu kadar yaşlı bireylerin bağımsız yaşam tarzı sürdürmeleri, günlük yaşam aktivitelerine güvenli ve etkili katılımlarını sağlamak gibi fonksiyonel yararları da bulunmaktadır. Direnç ve aerobik egzersizlerinin yaşlılık ile birlikte ortaya çıkan kas yaşlanmasının etkilerini azaltmaktadır. Yaşlı bireylerin haftada birkaç kez en az 30 dakikalık orta yoğunlukta egzersiz yapmaları aynı zamanda kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır.