AÖF Soru Bankası
MLY408U · Ünite 2

Vergi Yargısı Hakkında Genel Bilgiler

Vergi Yargılaması Hukuku dersi, ünite 2 özeti

MLY408U-VERGİ YARGILAMASI HUKUKU

Ünite 2: Vergi Yargısı Hakkında Genel Bilgiler

Vergi Yargılaması ve Vergi Yargılaması Hukuku Kavramı

Yargı (Yargılama Faaliyeti) Kavramı

Yargı, devletin, genel anlamda hukuk düzeninin devam etmesi ve kişilerin subjektif haklarının korunması amacını güden faaliyetidir. Bu faaliyet, devlet için hem bir yetki hem de yükümlülüktür. Yargı; biri organik-şeklî, diğeri maddî anlamda olmak üzere iki açıdan tanımlanmaktadır. Organik-şeklî anlamda yargı, mahkemelerin yaptıkları tüm iş ve işlemleri kapsamaktadır. Organik-şeklî anlamdaki yargı tanımının ölçüsü, faaliyette bulunan makamdır. Böyle bir tanımın yargı kavramını aydınlatmak için yeterli olmadığı açıktır çünkü mahkemelerin her türlü faaliyeti yargılama faaliyeti değildir; mahkemelerin kalem (yazı) işlerinin yürütülmesi ve personelin yönetimi gibi idarî faaliyetleri de vardır ancak organik-şeklî tanımın başlıca faydası, çoğunlukla yargılama faaliyetinin başlangıcını haber verebilmesidir. Bir mahkemenin faaliyetinin gerçekten yargılama olup olmadığını anlayabilmek için yargının maddî anlamdaki tanımına bakmak gerekir. Maddî anlamda yargı, objektif hukukun bağımsız hâkimler (mahkemeler) tarafından belli bir olaya uygulanmasıdır. Başka bir deyişle maddî anlamda yargı; tarafsız bir mahkeme-hâkim tarafından, yargılama faaliyeti sonunda haklı olan taraf lehine verilen karardır (hükümdür). Bu karar kesinleşince kesin hüküm niteliği kazanmaktadır. Bu bağlamda bir davanın görülmesi ve karara bağlanması, maddî anlamda bir yargılama faaliyetidir. Maddî anlamda yargı; geniş anlamda yargılama fonksiyonu ve faaliyeti yanında, bu faaliyet sonunda ulaşılan kararı da kapsamaktadır. Bu kararın taraflara eşit davranılması için önceden düzenlenmiş birtakım usûl kurallarına uyularak verilmesi hâlinde bu faaliyet bir yargılama işlemidir.

Vergi Yargısı Kavramı

Vergi ödevlisi ile vergi idaresi arasında çıkan anlaşmazlıkların (idarî aşamada) çözümlenmesi, önemli yararları olan bir yoldur ancak bütün çabalara rağmen bu yolun yeterli olmadığı durumlarda, uyuşmazlıkların çözümü için yargı organlarına başvurma ihtiyacı duyulmaktadır. Türk vergi hukukunda anlaşmazlıkların çözümü için benimsenen yolların yanı sıra uyuşmazlıkların çözümü için düzenlenmiş bulunan ikinci yöntem, yargı yoluyla çözüm olarak adlandırılmaktadır. Vergi uyuşmazlıkları konusunda başvurulan yargı yoluna vergi yargısı denilmektedir.

Vergi Yargılaması Hukuku Kavramı

Vergi yargılaması hukuku; vergi yargısı organlarının, vergi ödevlisi ile vergi idaresi arasında vergi uygulamaları ile ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlıkları incelemek ve karara bağlamak suretiyle vergi kanunları hükümlerine uygun bir yargılama tasarrufunda bulunmasına yönelik kuralların uygulamasını inceleyen bir hukuk dalıdır. Vergi yargılaması hukukunun konusunu, vergi ödevlisi ile vergi idaresi arasında vergi kanunlarının uygulanmasından

kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümlenmesi ve bir yargı kararı ile sonuçlandırılması oluşturmaktadır.

Vergi Yargısının Bağımsızlığı

Vergi yargısının bağımsızlığı, vergi uyuşmazlıklarının özel görevli mahkemeler tarafından çözümlenmesi ve bu mahkemelerin verdikleri kararların da sadece bu konuda görevli bir üst mahkeme tarafından kanun yolu denetimine tâbi tutulması anlamına gelmektedir.

Vergi Uyuşmazlıklarının Adlî Yargıda Çözümlenmesi

Vergi uyuşmazlıklarının adlî yargıda çözümlenmesi gerektiği görüşü şu gerekçelere dayanmaktadır:

• Vergi hukuku özel hukuk ile yakın ilişki içerisindedir. • Adlî yargıda görev yapan hâkimler, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde başvurulacak ilke ve kuralları da bilmektedir. • Vergi uyuşmazlıklarının çözümünün kendine göre uzmanlık istemesi, bu uyuşmazlıkların adlî yargının dışında çözümlenmesini gerektirmemelidir. • Genellikle vergi anlaşmazlıkları, vergi ödevlisi ile idare arasında çözülmeye çalışılmaktadır.

Vergi Uyuşmazlıklarının İdari Yargıda Çözümlenmesi

Vergi uyuşmazlıklarının idarî yargıda çözümlenmesi gerektiği görüşü şu gerekçelere dayanmaktadır:

• Adlî yargının dışında ve bağımsız nitelikte bir idarî yargının varlığı, bu iki yargı kolu arasındaki ilke ve yapı farkına dayanmaktadır. • Vergi uyuşmazlıkları da idarî uyuşmazlık niteliğindedir çünkü vergi uyuşmazlığının konusunu, Devlet ve/ya da diğer kamu idarelerinin yaptıkları vergilendirme işlemleri oluşturmaktadır. • İdare hukuku alanı içinde yer alan vergi hukukunun ve vergi yargısının, vergi uyuşmazlıklarının çözümü teknik bilgiler gerektirir düşüncesiyle idare hukukundan ayrılması hâlinde aynı şekilde idare hukuku içinde bulunan ihale hukuku, imar hukuku gibi daha birçok hukuk dalına ilişkin uyuşmazlıkları da idarî yargıdan ayırmak gerekir çünkü bu hukuk dallarının da en az vergi hukuku kadar teknik özellikleri bulunmaktadır. • Vergi kanunlarının uygulanmasının bazı teknik bilgileri gerektirmesi de vergi hukukunun bağımsız bir hukuk dalı olmasını ve aynı şekilde vergi uyuşmazlıklarının idarî yargı dışında bağımsız bir yargı kolu içinde çözümlenmesini gerekli kılmaz. İdare mahkemelerinde görev yapan hâkim, teknik esasları farklı olan vergi uyuşmazlıklarını da idare hukuku esasları içinde çözer. • İdarî yargının yanında ayrıca vergi yargısının kurulması, idarî yargı ve vergi yargısı arasında pek çok görev ve hüküm uyuşmazlığının ortaya çıkmasına yol açacaktır.


• Adlî ve idarî yargının yanında ayrıca bir de bağımsız vergi yargısının kurulması, gereksiz yere Devlete büyük bir malî yük getirecektir.

Vergi Uyuşmazlıklarının Bağımsız Vergi Yargısında Çözümlenmesi

Vergi uyuşmazlıklarının bağımsız bir yargı kolu içinde çözümlenmesi gerektiği görüşü şu gerekçelere dayanmaktadır:

• Vergi uyuşmazlıklarının çözümü, birçok teknik ve muhasebe bilgisine sahip olmayı gerektirmektedir. Adlî yargıda veya idare mahkemelerinde görev yapan bir hâkimin bu bilgilere sahip olması çok kolay değildir. Özellikle vergi kanunlarının iktisadî olaylara bağlı olarak sık aralıklarla değiştirilmesi, bu güçlüğü bir kat daha artırmaktadır. • Bu düşünceye karşılık olarak, böyle bir sebeple vergi uyuşmazlıklarının çözümü için bağımsız bir yargı kolu kurulmasına gerek olmadığı; teknik bilgi eksikliklerinin bilirkişiden yararlanma yoluyla giderilebileceği ileri sürülebilir fakat uyuşmazlıkların bilirkişilere bırakılması; davaların uzamasına, yargılama giderlerinin artmasına, bazen gerçeklerden sapmaya ve hâkimlerin tembelliğe alışmasına sebep olabilir. Bu sebeple yargılama sürecinde bilirkişiye olabildiğince az başvurulmasına ve her davanın bilirkişisinin hâkimin kendisinin olmasına dikkat edilmelidir. Bu da ancak bağımsız bir vergi yargısının kabul edilmesiyle sağlanabilir. • Günümüzde idarî yargıya götürülen davaların önemli bir kısmını vergi davaları oluşturmaktadır. Böyle bir durum karşısında vergi uyuşmazlıklarının çözümünün gereğinden çok yükü olan adlî ve/ya da idarî yargıya bırakılmasının, davaların çözümünde istenilen sonucu sağlaması mümkün değildir. Bu itibarla istenilen sonucu elde etmek için en uygun yol, bağımsız bir vergi yargısı sistemi kurmaktır. • Bağımsız bir vergi yargısı sisteminin kurulması, vergi uyuşmazlıklarının çözümü üzerine daha fazla eğilme ve kararların daha sağlıklı ve hızlı verilmesini sağlayacaktır.

Türk Vergi Yargısının Örgütlenme Modelinin Değerlendirilmesi

Türkiye’de benimsenen model konusunda Cumhuriyet Dönemi boyunca ilginç bir tartışma devam etmektedir. Hukukçuların çoğunluğu, vergi yargısının idarî yargı içinde yer almasını; bazı hukukçular ile maliyeciler ise bağımsız bir yargı kolu olarak ele alınmasını sa- vunmaktadır. Bu tartışmanın temelinde bazı sosyal, siyasî ve iktisadî sebepler yer almaktadır. Hukukçulara göre vergi yargısının idarî yargı içinde yapılanması daha isabetlidir. Ayrıca geleneğe bağlı sebepler de bu modelin benimsenmesini gerektirmektedir. Nitekim, Osmanlı Devleti’nin son döneminden itibaren uygulama bu yönde yapılmıştır ancak bugünkü uygulamanın tek gerekçesi bu

değildir. Bu geleneğe dayanan yapılanmanın teorik bazı sebeplerinin de olduğu bilinmektedir.

Vergi hukuku, idare hukukunun bir alt dalı niteliğini taşımaktadır. Bu itibarla vergi hukuku; genel idare hukukunun pek çok konusu, genel kavramları ve kurumları üzerine inşa edilmektedir. Devlet resen vergilendirme yetkisini kullanarak vergilendirme işlemi yapmaktadır. Vergilendirme alanında resen hareket etme ilkesi geçerlidir ve idarenin, kanunî idare ilkesi çerçevesinde hareket etmesi gerekmektedir. İşte, bu teorik sebeplerden dolayı vergi yargısının idarî yargı içinde yer almasının herhangi bir sakıncası bulunmamakta hatta teorik sebepler bu modelin uygulanmasının daha yerinde olduğunu göstermektedir. Yargı birliği olmayacaksa vergi yargısının ayrı bir yargı kolu olarak örgütlenmesinin yararlı olacağı; bu takdirde birçok kural, kavram ve kurumun daha bir anlamlı hâle geleceği düşünülebilir. Örneğin vergi uyuşmazlığı ya da vergi davası ayrı bir dava türü olarak değerlendirilebilir ve buna bağlı olarak ayrı ve bağımsız birtakım hüküm ve sonuçların doğması sağlanabilir.

Vergi Yargılaması Hukukunun Kaynakları

Hukukun kaynakları dendiğinde yazılı hukuk kuralları, örf ve âdet, yargı kararları ve bilimsel görüşler anlaşılmaktadır. Vergi Yargılaması Hukuku açısından yazılı hukuk kaynak- larının başında İdari Yargılama Usulü Kanunu gelmektedir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda düzenlenmeyen bazı kurumlar için Hukuk (Usûlü) Muhakemeleri Kanunu’na atıf yapılmaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunulan hâller saklı kalmak üzere, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde, Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanır. Ayrıca Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da da yargılama usûlüne ilişkin hükümlerin yer aldığı unutulmamalıdır. İdari Yargılama Usulü Kanunu ve atıf yaptığı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanunu dışında Danıştay Kanunu ile Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun da Vergi Yargılaması Hukukuna ilişkin temel kaynaklar arasında yer almaktadır.

Vergi Yargılaması Hukukunun İşlevleri

Vergilendirme işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimi vergi yargısı organlarınca yapılmaktadır. Bu çerçevede, davacı ile davalı arasındaki uyuşmazlık yargı organınca karara bağlanıp kesin olarak çözüme kavuşturulmaktadır. Dolayısıyla vergi yargısı, idarenin vergilendirme işlemlerinin denetlenmesini sağladığından hukuk devleti ilkesinin gereğinin yerine getirilmesinde önemli işlevi olan bir yargı alanını oluşturmaktadır.

Uyuşmazlıkları Sona Erdirme İşlevi

Vergi yargısı organları, ilgililerin dava açmaları sonucu önlerine gelen vergilendirme işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetlemek ve bakmakta oldukları uyuşmazlıklar hakkında verdikleri kararlarla uyuşmazlıkları kesin bir çözüme kavuşturmak durumundadırlar. Vergi yargısı organlarının, uyuşmazlıklar


hakkında verdikleri kararlarla uyuşmazlıkların sona erdirilmesine vergi yargılaması hukukunun uyuşmazlıkları sona erdirme işlevi denilmektedir.

Menfaatler Dengesini Kurma İşlevi

Vergi yargısı organlarının görmekte oldukları bir uyuşmazlık hakkında verdikleri kararların daha fazla vergi toplanması biçiminde ortaya çıkan kamu menfaati ile ekonomik insan eğilimi gereği daha az vergi ödemek isteyen kişilerin menfaati arasındaki dengeyi hukuk çerçevesi içinde kurmaları ve bunun devamını sağlamaları gerekmektedir.

İçtihat Oluşturma İşlevi

Vergi yargılaması hukukunun düzenleyici işlevi olarak da bilinen bir diğer işlevi, içtihat oluşturmaktır. Vergi yargısı organları; önlerine gelen uyuşmazlıklar hakkında verdikleri kararlar yoluyla esasen karmaşık ve ayrıntılı bir nitelik taşıyan malî mevzuatın boşluklarını doldurmakta, hükümleri açıklığa kavuşturmakta, kanunların hukukî ve ilmî bir anlayışa göre uygulanmalarına ışık tutmakta ve vergi hukuku uygulamalarına yön vermektedir. Vergi yargısı içtihat ve yorum yoluyla vergi hukukunun gelişmesini sağlamaktadır.

Hukukî Güvenlik Sağlama İşlevi

Hukukî güvenlik, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi ve tutum ve davranışlarını buna göre düzenlemesi demektir. Hukukî güvenliğin sağlanmasının en temel şartı ise hukukî istikrardır. Hukukî istikrar, hukuk kurallarının sık sık ve keyfî bir biçimde değiştirilmemesi- nin yanında kazanılmış haklara saygıyı da gerektirmektedir. Hukukî istikrar, hukuk kurallarının doğru ve yeknesak uygulanmasını da içermektedir.

Vergi Adaletini Sağlama İşlevi

Eşit durumda olanlara eşit muamele yapılması yani aynı malî güce sahip olanların aynı vergi yükünü taşıması anlamına gelen vergi adaletinin öncelikle yasama organının çıkarmış olduğu vergi kanunlarıyla sağlanması gerekmektedir ancak vergi adaleti sadece âdil kanunlar çıkarmakla sağlanabilecek bir husus değildir. Dolayısıyla, vergi adaletinin sağlanması yönünde kanunlar dışında başka mekanizmaların da hukuk sisteminde yer alması gerekmektedir. Nitekim, hukuk devleti ilkesinin bir sonucu olarak mükelleflere hukuka aykırı vergilendirme işlemlerine karşı yargı yoluna başvuru hakkı tanımak suretiyle vergi adaletinin sağlanması amaçlanmaktadır.

Vergi Yargılaması Hukukuna Egemen Olan İlkeler

Vergi yargılaması hukuku, kurumlar bakımından medenî yargılama hukukuna; ilkeler yönünden ise, ceza yargılaması hukukuna yakındır.

Yazılılık İlkesi

İdarî yargılama hukukunda kural olarak kabul edilen yazılılık ilkesi, vergi yargılaması hukukunda da geçerlidir. Bu ilkeye göre taraflar iddia ve savunmalarını yazılı şekilde bildirirler. İncelemeler de dosya ve yazılı belgeler

üzerinden yapılır. Vergi yargılaması hukukunda, yazılılık esas olmakla beraber bazı hâllerde sözlü yargılama usûlünün de uygulanabileceği kabul edilmektedir ancak vergi mahkemesinde sözlü yargılama usûlünün uygulanabilmesi; yani, duruşma yapılabilmesi için Kanunda belirtilen şartların gerçekleşmesi gerekir.

Resen (Kendiliğinden) Araştırma İlkesi

Resen araştırma ilkesi; yargı organlarının tarafların ileri sürdükleri delillerle bağlı olmaksızın uyuşmazlık konusu olayın aydınlatılması için kendiliklerinden delil araştırması yapabilmesi, bunları yargılamaya sokabilmesidir.

Resen Araştırma İlkesinin Kapsamı

Vergi yargılaması hukukunda resen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu bakımdan hâkimler, önlerine gelen davada her çeşit incelemeyi kendiliklerinden yapıp gerekli bilgi ve belgeleri taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilmektedir. Keza, taraflarca ileri sürülmese bile dava ile ilişkili hususları, örneğin davada zaman aşımı bulunup bulunmadığını dikkate alması gerekmektedir.

Maddî Vakıaların (Olayların) Belirlenmesi

Vergi mahkemesinin yargılamaya tarafların iddia etmediği maddî olayları dahil etmesi mümkün değildir. Yargı or- ganlarının kendiliklerinden yapacakları belirtilen incelemeler, idarece yapılan işlem ve belirlemelerin doğruluğunu tespit içindir. Yoksa idarenin işlem tesisi için gerekli olduğu hâlde yapmadığı incelemeleri yapmak, görevi yargı organına ait değildir. Vergi yargılaması hukukunda da mahkeme/hâkim yargılamaya yeni vakıalar getiremez çünkü yargılamaya yeni vakıa dahil etmek, ayrı bir uyuşmazlık ortaya çıkarmak demektir.

Delillerin Temini

İktisadî/maddî gerçekle vergiyi doğuran olayı çakıştırmaya çalışan vergi mahkemesi, yargılamaya yeni maddî olaylar getiremeyecek ise de resen araştırma ilkesinden yararlanarak uyuşmazlık konusu olayın aydınlatılmasında yararlanılacak delillerin, dosyada dayanağı bulunup bulunmadığına bakmaksızın yargılamaya dahil edilmesi hususunda serbest davranabilmektedir. Vergi mahkemesi, uyuşmazlık konusu olayın aydınlatılması amacıyla delil araştırmasında yani yeni delillerin temin ve celbinde kural olarak sınırlandırılmamış bir yetkiye sahiptir ancak yargılamanın çoğunlukla duruşmasız yapıldığı vergi yargı- laması usûlünde mahkemenin resen araştırma yapması sonucunda edindiği bilgi ve belgeleri tarafların bilgisine ve tartışmasına sunması gereğidir.

Delil Serbestisi İlkesi

Delil serbestisi ilkesi, bir anlamda resen araştırma ilkesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ilkeye göre, belirli bir uyuşmazlığın kanunda önceden belirlenmiş delillerle ispat edilmesi söz konusu değildir. İspat edilmesi gereken uyuşmazlığın, mahiyetine uygun her türlü delille ispatı mümkündür. Belirli konuların belirli delillerle ispatı söz konusu olmadığı için bu ilkenin tabiî sonucu olarak delillerin sayıca sınırlanması yoluna gidilmemektedir. Bu


itibarla, belirli/sayılı şeylerin değil delil olabilecek her şeyin ispat vasıtası olarak kabulü mümkündür. Bu bakımdan delil serbestisi ilkesi, delillerin sayısı ve sınırlandırılması ile doğrudan ilgilidir. Vergi yargılaması hukukunda delil serbestisi ilkesine belge düzeni, şahit ifadesi ve yemin ile ilgili olarak getirilen sınırlamalar karşısında vergi yargılaması hukukunda tam anlamıyla bir delil serbestisi ilkesinin geçerli olduğunu söylemek oldukça güçleşmektedir. Bu sebeple kısıtlanmış delil serbestisi deyiminin kullanılması önerilmektedir. Bu sınırlama ve istisnaların kabulünün kanunî delil sisteminin benimsendiği anlamına gelmeyeceği gerçeği karşısında vergi yargılaması hukukunda benimsenen delil sisteminin takdirî delil sistemi olduğunun kabulü gerekir. Yemin, vergi yargılaması hukukunda delil olarak kabul edilmediğinden delil serbestisi ilkesine gerçek anlamda bir sınırlama oluşturur. Buna karşılık, belge düzeni ve şahit ifadesinden gerçek anlamda birer sınırlama olarak değil, bunların birer delil olarak vergi yargılaması hukukundaki öneminden bahsetmek daha isabetlidir çünkü belge düzeni ve şahit ifadesi konusunda delil serbestisi ilkesinin sınır- lanmasından çok, bu delillerde aranacak özelliklere ve ispat kuvvetine ilişkin düzenlemeler söz konusudur.

Delillerin Serbestçe Değerlendirilmesi İlkesi

Delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkesi; hâkimin delilleri, önceden konulmuş kayıtlara bağlı olmadan serbestçe değerlendirmesi anlamına gelmektedir. Bu ilke, delillerin sayısı ile değil, değerlendirilmesi ile ilgilidir. Bu yönüyle bu ilke, delilden çok ispat konusuyla bağlantılıdır. Bir delilin uyuşmazlık konusu olayı ispat edip edemediği delillerin değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Delillerin serbestçe değerlendirilmesi, kesin delil kavramının olmadığı durumlarda söz konusudur. Mahkeme her delili serbestçe değerlendirmektedir. Buna karşılık, belirli delillerin varlığı hâlinde uyuşmazlık konusu olayın ispat edilmiş olacağını varsayan bağlı değerlendirme, mahkemenin delili serbestçe değerlendirmesine engeldir.

Ekonomik Yaklaşım İlkesi

Ekonomik yaklaşım ilkesi, vergiyi doğuran olayların belirlenmesinde ve vergi kanunu hükümlerinin yorumlanmasında hukukî biçimlerin ötesine geçilerek gerçek iktisadî nitelik ve içeriklerin esas alınması anlamına gelmektedir. Ekonomik yaklaşım, vergi hukukuna özgü bir yorum yöntemi olup hem maddî olayın belirlenmesini hem de hukuk kuralının yorumunu içeren bir üst kavramdır. Ekonomik yaklaşım, bir üst kavram olarak ekonomik irdeleme ve ekonomik yorum unsurlarını içermektedir. Vergiyi doğuran olayın iktisadî niteliği ve işlerliğine göre belirlenmesine ve değerlendirilmesine vergi hukukunda ekonomik irdeleme, vergiyi doğuran olaya uygulanacak hu- kuk kuralının iktisadî gerçekler göz önüne alınarak belirlenmesine ise ekonomik yorum denilmektedir.

Ekonomik Yaklaşım İlkesinin Diğer İlkelerle İlişkisi

Ekonomik Yaklaşım İlkesi-Resen Araştırma İlkesi İlişkisi: Maddî gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için kabul edilmiş olan resen araştırma ilkesinin, vergi hukukunda ve buna

bağlı olarak vergi yargılaması hukukunda, vergiyi doğuran olay olarak kabul edilen durumların hukukî şekillerine bağlı kalınmayarak iktisadî sonuçlarına göre işlem yapılmasını esas alan ekonomik yaklaşım ilkesi ile yakın ilişki içinde olması kaçınılmazdır. Vergi yargılaması hukukunda kabul edilmiş olan birçok ilkeye olduğu gibi resen araştırma ilkesine de ekonomik yaklaşım ilkesi kaynaklık etmekte ve işlerlik kazandırmaktadır.

Ekonomik Yaklaşım İlkesi-Delil Serbestisi İlkesi İlişkisi: Vergi hukukunda, ekonomik yaklaşım ilkesinin ve vergiyi doğuran olayların bütün gerçekliğiyle kavranması zaruretinin gereği olarak delil serbestisi ilkesi benimsenmektedir. Vergiyi doğuran olayın ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek mahiyetinin ve kapsamının ispat edilmesi konusunda, kural olarak, her türlü delil kabul edilmektedir çünkü malî gücü kavrayarak iktisadî gerçeklere uygun bir vergilendirmenin yapılması amacının zorunlu aracı delil serbestisi ilkesidir. Bu itibarla şeklî olarak değil de malî güç açısından yaklaşılan vergiyi doğuran olayların kavranmasında delil serbestisi ilkesinin benimsenmesi kaçınılmazdır.

Ekonomik Yaklaşım İlkesi-Delillerin Serbestçe Değerlendirilmesi İlkesi: Delillerin serbestçe değerlendirilmesi ile ilkenin kabul edilmesi sayesinde, vergiyi doğuran olaylar gerçek mahiyetleri ile kavranabilmektedir. Vergilendirmenin temel esasını oluşturan malî güç de bu yolla kavranmış olmaktadır.

Usûl Ekonomisi (Çabukluk ve Ucuzluk) İlkesi

Usûl ekonomisi ilkesi, çiğnenen veya çiğnenme ihtimali bulunan bir hakkın tespit ve tesliminin en az giderle, en kısa sürede, en az zahmetle gerçekleşmesini ve boş yere davalar açılmasının önlenmesini sağlamaya yönelik bir usûl ilkesi olarak tanımlanmaktadır.

Adil (Doğru) Yargılanma Hakkı

Adil yargılanma hakkı; tabiî hâkim ilkesine bağlı, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından, makûl sürede, alenî ve hakkaniyete uygun olarak yargılanmayı talep edebilmeyi ifade etmektedir. Bu hak, genel olarak dört unsuru içermektedir. Bunlar şunlardır;

• Kanunî, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, • Makûl sürede, • Alenî, • Hakkaniyete uygun olarak (âdil) yargıla(n)madır.

Buna göre, âdil yargılanma hakkı; tabiî hâkim ilkesine bağlı, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından, makûl sürede, alenî ve hakkaniyete uygun olarak yargılanmayı talep edebilmeyi ifade etmektedir.

Ünite 2 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç