AÖF Soru Bankası

Vergi Yargılaması HukukuÜnite 3 Özeti

Vergi Yargısı Organları ve Görevleri Vergi Davasının Konusu ve

MLY408U-VERGİ YARGILAMASI HUKUKU

Ünite 3: Vergi Yargısı Organları ve Görevleri Vergi Davasının Konusu ve

Kapsamı-Niteliği-Tarafları

Vergi Yargısı Organları ve Görevleri

Genel Açıklama

Türkiye’de mevcut vergi yargısı 6.1.1982 tarihinde kabul edilmiş bulunan üç kanunla düzenlenmektedir. Bunlar, 2575 sayılı Danıştay Kanunu (DşK.); 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun (BİMK) ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK)’dur. Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş genel görevli bağımsız mahkemelerdir (BİMK.m.1).

Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri, bölgelerin coğrafî durumları ve iş hacmi göz önünde tutularak Adalet Bakanlığı tarafından kurulmakta ve yargı çevreleri belirlenmektedir. Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin kuruluş ve yargı çevrelerinin belirlenmesinde İçişleri, Hazine ve Maliye ile Ticaret Bakanlıklarının görüşlerinin alınması gerekmektedir. Bu mahkemelerin kaldırılmasına veya yargı çevrelerinin değiştirilmesine İçişleri, Hazine ve Maliye ile Ticaret Ba- kanlıklarının görüşleri alınarak Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından karar verilmektedir. 18.6.2014 tarih ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (RG. 28 Haziran 2014-29044) ile idarî/vergi yargısında köklü bir değişiklik ile idarî yargının-vergi yargısının üç mercili ve iki dereceli olmaktan çıkarılarak üç mercili üç dereceli hale getirilmesi sağlandı.

Vergi Mahkemeleri

Vergi uyuşmazlıklarında ilk derece mahkemesi olan vergi mahkemeleri, bölgelerin coğrafî durumları ve iş hacmi göz önünde tutularak, Adalet Bakanlığınca kurulur ve yargı çevreleri tespit olunur (BİMK.m.2/1). Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak bakması gerekenler dışında kalan vergi uyuşmazlıklarına ilk derece mahkemesi olarak bakma görev ve yetkisi vergi mahkemelerine aittir. Nitekim, vergi mahkemeleri;

• Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri malî yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları, • Yukarıda belirtilen konularda Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un uygulanmasına ilişkin davaları, • Diğer kanunlarla verilen işleri çözümler (BİMK.m.6).

Bölge İdare Mahkemeleri

Bölge idare mahkemeleri; başkanlık, başkanlar kurulu, daireler, bölge idare mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşur. Bölge idare mahkemelerinde biri idare diğeri vergi olmak üzere en az iki daire bulunur. Gerekli hâllerde dairelerin sayısı, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca artırılıp

azaltılabilir. Dairelerde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Bölge idare mahkemesi başkan ve üyeliklerine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca atama yapılır. (BİMK.m.3/1-4). Bölge idare mahkemeleri, Kanunda belirtilen görevleri yerine getiren mahkemelerdir. Vergi yargılaması hukuku bakımından bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesi olarak herhangi bir görevi bulunmamaktadır. Bölge idare mahkemeleri istinaf mercii olarak vergi mahkemelerinin kararlarının kanun yolu denetimini yapmakla görevlidir.

Danıştay

Genel Olarak

Anayasa’nın 155’inci maddesinde, “Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son derece inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.” denilmek suretiyle bir yüksek mahkeme olarak kabul edilmektedir. Bu yüksek mahkemenin kuruluş kanunu 2575 sayılı Danıştay Kanunu’dur. Bu Kanun, “Danıştay, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş yüksek idare mahkemesi, danışma ve inceleme merciidir” (DşK.m.1) demek suretiyle bu yargı organının niteliğini belirtmektedir.

Vergi Dava Daireleri

Danıştay Kanunu’nun Dava Dairelerinin Görevleri başlıklı 27’nci maddesine göre;

• Dava dairelerinden Üçüncü, Dördüncü, Yedinci ve Dokuzuncu daireler vergi dava dairesi; diğer dava daireleri ise idarî dava dairesi olarak görev yapmaktadır. • İdarî dava daireleri ile vergi dava daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışmaktadır. • Dairelerden birinin yıl içinde gelen işleri normal çalışma ile karşılanamayacak oranda artmış ve daireler arasında iş bakımından bir dengesizlik meydana gelmiş ise takvim yılı başında ikinci fıkrada belirlenen usûle göre bir kısım işler başka daireye verilebilir.

Vergi Dava Daireleri Kurulu

Vergi Dava Daireleri Kurulu, vergi dava dairelerinin başkanları ile her vergi dava dairesinden iki yıl için Başkanlık Kurulu tarafından görevlendirilen üç asıl ve üç yedek üyeden oluşmaktadır. Vergi Dava Daireleri Kuruluna Danıştay Başkanı veya vekillerinden biri; bunların yokluğunda daire başkanlarından en kıdemlisi başkanlık eder (DşK.m.17/2). Vergi Dava Daireleri Kurulu için toplantı ve görüşme yeter sayısı on birdir. Vergi Dava Daireleri Kurulu; (Vergi) Bölge idare mahkemelerinden verilen ısrar kararlarını ve vergi dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararları temyiz mercii olarak inceleyip sonuçlandırmakla görevlidir (DşK.m.38/2).

İçtihatları Birleştirme Kurulu

İçtihatları Birleştirme Kurulu; Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, dava daireleri başkan ve üyelerinden


oluşmaktadır. Toplanma ve görüşme yeter sayısı en az otuz Vergi Davasının Niteliği birdir. İçtihatları Birleştirme Kurulu, dava dairelerinin Türk hukuk sistemi içinde vergi uyuşmazlıklarına

veya İdarî Dava Daireleri Kurulu ile Vergi Dava Daireleri Kurulunun kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü zaman toplanmaktadır.

Vergi Davasının Konusu ve Kapsamı

Genel Açıklama

Dava; bir başkası tarafından subjektif hakkı ihlâl edilen veya tehlikeye sokulan veya kendisinden haksız bir talepte bulunulan kimsenin, mahkemeden hukukî koruma istemesidir. Bir subjektif hakkın mahkemeler aracılığıyla ileri sürülmesi yetkisine dava hakkı denilmektedir fakat dava hakkı, asıl haktan ayrı bir hak değildir. Bu sebeple dava hakkı, yalnız başına başkasına devredilemez ancak asıl hak ile devredilebilir. Dava hakkı, Anayasa ile teminat altına alınmaktadır. Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile âdil yargılanma hakkına sahiptir (Any.m.36/I).

Vergi Davasına Konu İşlemler

Vergi Usul Kanunu ile Gümrük Kanunu hükümlerine tâbi vergi, resim, harç gibi kamu gelirlerine ilişkin vergilendirme işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar vergi davasının konusunu oluşturmaktadır. Vergi davası, tarh-tahakkuk aşamasında açılabileceği gibi tahsil aşamasında da açılabilmektedir. Verginin ikmalen, resen ya da idarece tarh edilmesi; vergi dairesince ceza kesilmesi, takdir ve tadilat komisyonu kararlarına dayanarak vergi salınması, tevkif yoluyla vergi alınması hâllerinde vergi davası açılabilmektedir ancak vergi davası açılabilmesi için verginin tarh edilmiş, cezanın kesilmiş, tadilat ve takdir komisyonu kararlarının tebliğ edilmiş olması, tevkifat yoluyla alınan vergilerde ise, istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması gerekmektedir (VUK.m.378).

Vergi kabahatlerinin tespiti ve bunlara ilişkin cezaların uygulanması da yine vergi idaresi ile vergi ödevlisi arasında bazı uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına kaynaklık etmektedir, ancak hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir vergi suçu için açılacak davaya bakmakla görevli yargı organı, ceza mahkemesidir.

Takdir komisyonu kararına karşı vergi ödevlisi tarafından dava açılamamasının bazı istisnaları bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, emsal bedelinin vergi ödevlisinin başvurusu üzerine takdir komisyonu tarafından belirlenmesi hâlidir. İkincisi, mücbir sebep hâlinde beyan edilecek matrahın belirlenmesi için takdir komisyonuna başvurulması hâlidir. Üçüncüsü, takdir komisyonlarının arsalara ve araziye ait asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin dört yılda bir yapacakları takdirlere karşı, kendisine karar tebliğ edilen idareler ve odalar gibi mükelleflerin de dava açması mümkündür (VUK. Mük.m.49/b).

idarî yargıda bakılmakta ve idarî dava türleri

içinde sonuca ulaşılması kabul edilmektedir.

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idarî dava

türleri;

• idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları ile • idarî eylem ve işlemlerden dolayı şahsa özgü (kişisel) hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları olarak belirtilmektedir (İYUK.m.2/1,a,b).

İptal davalarında yargı denetiminin konusunu idarî işlem oluşturmaktadır. Bu sebeple yargılama sonunda bir hakkın yerine getirilmesi ya da yükümlülüğün ifasının sağlanması değil idarî işlemin hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. İptal davalarında, idarenin kusurunun olup olmadığı değil işlemin hukuka uygun olup olmadığı araştırılmaktadır. Tam yargı davalarında ise hukuka aykırı eylem ve/ya da işlem yaptığı ileriye sürülen idarî makam yargılanmaktadır. Davacı, iptal edilen işlem sebebiyle verginin tahsilinden vazgeçilmesini; tahsil edilen verginin ise iadesini isteyebilmektedir. Önceden tahsil edilmiş vergilere ilişkin olarak idarenin vergiyi iade etmek istememesi hâlinde, ilgili tam yargı davası açmak hakkına sahiptir. Hazinece alınmış verginin iadesine yönelik davalar dışında, vergi idaresi idarî bir eylemle ilgilileri zarara uğratmışsa bu eylemden doğan zararların telâfisi için açılacak davalar da tam yargı davası olmaktadır.

Vergi Davasında Taraflar

Taraf Kavramı

Vergi davalarında da biri davacı, diğeri davalı olmak üzere iki taraf vardır. Davacı veya davalı tarafta birden fazla kişi bulunabilirse de davada ikiden fazla tarafın bulunması mümkün değildir çünkü dava, iki taraf sistemi üzerine kurulmaktadır. Buna göre, tarafların başka başka kişiler olması gerekir. Aynı ilkenin sonucu olarak bir kimse kendi aleyhine dava açamaz. Dava, mahkemeden hukukî koruma talep etmek anlamına gelmektedir. Dava, davacının subjektif hakkını ihlâl eden veya tehlikeye sokan veya davacıdan haksız bir talepte bulunan kimseye karşı açılır. Dava açarak mahkemeden hukukî korunma talep eden ki- şiye davacı; kendisine karşı hukukî korunma talep edilen kişiye ise, davalı denilmektedir. Taraf, mahkemeden hukukî korunma talep eden ve/ya da kendisine karşı hukukî korunma talep edilen kişidir. Bir kimse, dava dilekçesinde bir talepte bulunmakla davacı; davalı gösterilmekle ve kendisine dava dilekçesi tebliğ edilmekle de davalı olmaktadır.

Taraf Ehliyeti

Taraf ehliyeti, davada taraf olabilme; yargılama usûlüne ilişkin hukukî ilişkinin süjesi olabilme ehliyetidir. Taraf


ehliyetine sahip olan kişi, davada davacı veya davalı olabilmektedir. Bu sebeple taraf ehliyeti usûlî bir kavramdır. Taraf ehliyeti, medenî (maddî) hukuktaki medenî haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin yargılama hukukunda büründüğü şekildir.

Dava Ehliyeti

Dava ehliyeti, kişinin kendisinin bizzat veya yetkili kılacağı bir temsilci (vekil) aracılığı ile bir davayı, davacı veya davalı olarak takip etme ve usûl işlemlerini yapabilme ehliyetidir. Fiil ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler, dava ehliyetine de sahiptir (HMK.m.51). Başka bir deyişle dava ehliyeti, fiil ehliyetinin (TMK.m.9) yargılama hukukunda büründüğü şekildir (HMK.m.38). Buna göre reşit ve temyiz kudretine sahip olan kişiler, fiil ehliyetine ve dolayısıyla dava ehliyetine de sahiptir.

Taraf Sıfatı (Husumet)

Sıfat, dava konusu subjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti ve dava ehliyeti, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde taraf sıfatı (husumet) dava konusu olan subjektif hakka ilişkindir. Davacı tarafta yer alan taraf için aktif taraf sıfatından, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilmektedir. Sıfat yerine, kanun (İYUK.m.14,3/f) ve uygulamada husumet terimi kullanılmaktadır ancak İslâm Hukuku’ndan gelen bir terim olan husumet, sıfat yanında taraf ve dava ehliyeti için de kullanılmaktadır. Bu sebeple, sıfat yerine husumet denilmesi, kavram karışıklığına yol açabilmektedir. Taraf sıfatı dava şartı değildir çünkü bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usûl hukuku meselesi olmayıp dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddî hukuk meselesidir.

Vergi Davasının Tarafları

Davacı, subjektif hakkı ihlâl edildiği veya tehlikeye sokulduğu ya da kendisinden haksız bir talepte bulunulduğu iddiasıyla dava açarak mahkemeden hukukî korunma talep eden kişidir. Vergi Usul Kanunu’nun 377’nci maddesi, mükelleflerle adına ceza kesilen kişilerin vergi davası açabileceğini belirtmektedir. Vergi dairesi başkanlığı ile vergi dairesi müdürlüğü dava açabileceği gibi, il özel idareleri ve belediyeler de dava açabilmektedir ancak vergi dairesi başkanlıkları ile vergi daireleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığınca belirlenen tutarları aşan davalarda Gelir İdaresi Başkanlığının (il özel idareleri ile belediyeler, valilerin) muvafakatini almadan vergi (bölge idare) mahkemesi kararları aleyhine temyiz yoluna gidemezler (VUK.m.377/IV).

Davalı, bir subjektif hakkı ihlâl ettiği veya tehlikeye soktuğu veya haksız bir talepte bulunduğu gerekçesiyle kendisine karşı hukukî korunma talep edilen kişidir. Genel olarak vergi davalarında, idare davalı durumundadır. Bu durum, idarenin kesin ve yürütülmesi gereken işlem düzenleme ya da kendiliğinden yürütme yetkisine sahip olduğu durumlarda kendini göstermektedir. Vergi yargılaması hukukunda davalı mutlaka idaredir.

Davaya Vekâlet

Vergi hukukunda vekil aracılığıyla temsil anlamında vekâlet ile vergi yargılaması hukukunda vekâlet birbirinden farklıdır. Vergi hukukunda vergi ödevlisini temsil etmek için hukukçu ve/ya da avukat olmak gerekli değildir. Başka bir deyişle, vergi hukukuna ilişkin işlemlerde birine vekil olabilmek için avukat olma şartı bulunmamaktadır. Avukat, vergi yargılaması hukukuna davaya vekâlet çerçevesinde dahil olmaktadır ancak İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda davaya vekâlet konusunda özel bir düzenleme yer almamaktadır.

Avukatlık Kanunu’na göre, “Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalâa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir” (AvK.m.35/I). İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31’inci maddesinde tarafların vekilleri hakkında Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir. İdari Yargılama Usulü Kanunu bu genel nitelikteki atıftan başka, 15’inci maddesinde, “Ehliyetli şahsın avukat olmayan vekili tarafından dava açılmış ise otuz gün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçenin reddine” karar verileceği hükmüne yer vermektedir.

Davanın, dava açma ehliyeti olan kişinin avukat olmayan vekili tarafından açılması hâlinde, otuz gün içinde bizzat veya avukat aracılığıyla dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verilmesi gerekir (İYUK.m.15-1/d). İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14’üncü maddesinin 3’üncü bendinde, dava dilekçelerinin maddede yedi bent hâlinde sayılan yönlerden sırasıyla inceleneceği; bu bendin (c) alt bendinde ise dilekçenin ehliyet yönünden incelemeye tâbi tutulacağı belirtildikten sonra aynı Kanun’un 15’inci maddesinin 1/d bendinde de 14’üncü maddenin 3/c bendin- de yazılı hâllerde ehliyetli olan şahsın avukat olmayan vekili tarafından dava açılmış ise otuz gün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verileceği hükme bağlanmaktadır. Bu hükümlerin amacı, idarî/vergi davasına konu işlemin asıl muhatabı yerine avukat olmayan vekili tarafından dava açılması hâlinde asıl muhatabın dava açma hakkının bizzat veya bir avukat tarafından kullanılması suretiyle korunmasına yöneliktir.

Üçüncü Kişilerin Tarafların Yanında Yer Alması

Genel Olarak

Davanın konusunda ve taraflarında herhangi bir değişme olmaksızın, üçüncü kişilerin tarafların yanında yer alması imkânı vardır. Üçüncü kişilerin taraflar yanında yer alması iki yoldan gerçekleşebilmektedir. Bunlardan birine davaya katılma ya da davaya müdahale; diğerine davanın duyurulması ya da davanın ihbarı denilmektedir.


Davaya Katılma

Davaya katılma (müdahale) konusunda, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır ancak İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31’inci maddesinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na yaptığı atıf sebebiyle davaya katılma konusunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanmaktadır. Başkası tarafından açılmış bir davanın sonucundan etkilenecek olan bir kimsenin, davacı veya davalının yanında yer almasına davaya katılma ya da kısaca müdahale denilmektedir. Katılma şartları şunlardır;

• Davaya katılma, ancak davanın taraflarından olmayan kimseler yani üçüncü kişiler tarafından istenebilmektedir. • Üçüncü kişiler, ancak açılmış bir davaya katılabilmektedir. Dava açılmadan önce ya da hüküm verildikten sonra davaya katılma mümkün değildir. • Davaya katılan, katıldığı tarafın yardımcısı olduğundan katıldığı tarafın talebinden farklı bir talepte bulunamamaktadır. • Davaya katılacak kişinin katıldığı tarafın durumuna göre ya davanın kazanılmasında ya da davanın reddedilmesinde meşrû bir menfaatinin bulunması gerekir çünkü meşrû olmayan menfaat katılma hakkı vermemektedir.

Davaya katılma, ayrı bir dilekçe ile yapılır. Dava dilekçesinde yer alması gereken hususlar, kural olarak katılma dilekçesinde de yer alır. Davaya katılan; hangi tarafa katıldığını, katılma talebinin sebeplerini, katılma dilekçesinde açıkça belirtmelidir. Davaya katılma, davanın her aşamasında olabilir. Davaya katılmanın bazı hukukî sonuçları vardır:

• Katılma talebi, davanın sona ermesine kadar herhangi bir aşamada yapılabilir. Temyiz aşamasına kadarki her aşamada davaya katılmak mümkündür. Katılan yalnız başına temyiz yoluna başvuramaz, duruşma yapılmasını talep edemez. • Davaya katılan kimse, davanın tarafı sıfatını kazanamaz. Bu kimse, sadece katıldığı taraf ile birlikte davayı yürütür. Katılan, yardımcı konumunda olduğu için mahkeme kararının katılan lehine ya da aleyhine olması mümkün değildir. • Dava sırasında taraflara hangi bildirimler yapılıyorsa aynı bildirimlerin davaya katılan kimseye de yapılması gerekir. • Dava sonunda katılan adına hüküm verilemez. Hüküm, davacı ve davalı adına verilir çünkü davaya katılma, davaya katılan kimseyi taraf konumuna getirmemektedir.

Davanın İhbarı

Davanın ihbarı, davanın üçüncü kişiye bildirilmesidir. Buna, davanın duyurulması da denilmektedir. Davanın ihbarı yolu ile üçüncü kişinin ihbarı yapanın yanında yer

alması, davaya katılması, ona yardımcı olması, hatta onun yerini alması istenmektedir. Taraflar; ihbar yolu ile dava sonunda kendilerine düşmesi ihtimali bulunan bir sorumluluğu üçüncü kişilerin paylaşmasını sağlamak, üçüncü kişinin verilen karara karşı itirazını önlemek istemektedir. Davanın ihbarı ile ilgili esaslar şunlardır;

• İhbar, üçüncü kişilere yapılabilir. • İhbar, ancak açılmış bir dava dolayısıyla yapılabilir. Dava açılmadan ya da dava karara bağladıktan sonra davanın ihbarı yoluna gidilemez. • İhbar, davanın her aşamasında yapılabilir. Özel süresi yoktur. • Davanın ihbarı, yargı organı tarafından resen yapılır. Tarafın isteğine bağlı değildir (İYUK.m.31).

Davanın üçüncü kişilere ihbar edilmesinin mahkeme tarafından resen yapılması gerekir (İYUK.m.31/1). Kendisine ihbar yapılan kimsenin katılma ile yetinmesi durumunda, ihbar yapılan kimse hakkında katılmaya ilişkin kurallar uygulanır. İhbar yapılan kimsenin katılma talebinde bulunması ve talebinin de yargı organınca kabul edilmesi gerekir. İhbar yapılan kimsenin, ihbar yapanın yerine geçerek davayı yürüteceğini bildirmesi durumunda, ihbar edilen kimse taraf sıfatını kazanamaz. Katılanın/Müdahilin, tarafla rücû ilişkisinde, asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar verildiği iddiası dinlenilmez ancak katılanın, zamanında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkânlarını kullanmasını engellediğini ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkânlarının, tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığını belirterek yanında katıldığı tarafın yargılamayı hatalı yürüttüğünü ileri sürmesi mümkündür (HMK.m.69/2).

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında