AÖF Soru Bankası
KMT103U · Ünite 2

Sözlü Gelenekler ve Anlatım

Türkiye'nin Somut Olmayan Kültürel Mirası dersi, ünite 2 özeti

KMT103U-TÜRKİYE’NİN SOMUT OLMAYAN KÜLTÜREL MİRASI

Ünite 2: Sözlü Gelenekler ve Anlatım

Giriş

Somut olmayan kültürel mirasımızın en önemli unsurlarından birini sözlü gelenekler ve anlatımlar oluşturmaktadır. Başta destan, halk hikâyeleri, masal, efsane, memorat, fıkra, bilmece, ninni, ağıt, atasözleri ve deyimler gibi türler sözlü anlatı geleneğimiz içerisinde çok önemli bir yere sahiptir. Kuşaktan kuşağa değişerek ve dönüşerek aktarılan bu yaratmalar, zengin kültürel belleğimizin en önemli taşıyıcıları arasındadır. Hayat karşısındaki tutumumuzun, duygularımızın, düşüncelerimizin, pratiklerimizin ve daha birçok konudaki tecrübelerimizin izdüşümlerini bu sözlü gelenek yaratmaları üzerinden takip etmek mümkündür.

Sözlü Anlatım

Sözlü anlatı geleneği kapsamında aşağıda öncelikle Türk destanları, halk hikâyeleri, masal, efsane, memorat, fıkra, ninni, ağıt, atasözü ve deyimler konularına yer verilmiştir.

Türk Destanları

Sözlü anlatıma dayalı türlerden biri olan destanlar, somut olmayan kültürel mirasımız açısından büyük bir değere sahiptir. Bağlam, yapı ve şekil, içerik ve işlev özellikleri göz önünde bulundurulduğunda destanları şu şekilde tanımlamak mümkündür: Destanlar bir millet veya toplumun hayatında derin izler bırakmış olaylardan kaynaklanmaktadır. Bu metinler çoğunlukla şekil bakımından manzum, bazen de manzum-mensur karışık bir yapıdadır. Birden fazla olayın aktarımına izin veren bu anlatı geleneği, usta bir anlatıcı tarafından veyahut da ustalardan öğrendiğini aktaran bir çırak tarafından icra edilmektedir. Dinleyici kitlesi önünde ve bir müzik aleti eşliğinde ya da sadece bir ezgiyle anlatılırlar. Destan türü sözlü olmakla birlikte bazıları yazıya geçirilmiştir. Destan türü dinlendiğinde veya okunduğunda milli değerleri, şahsi değerlerin üstünde tutan bir üsluba sahip olduğu görülür.

Halk Hikâyeleri

Somut olmayan kültürel mirasımız içerisinde anlatıma dayalı türlerden biri olan halk hikâyeleri, Türk dünyası coğrafyasının büyük bir kısmında bilinmekte ve sözlü geleneğinde yaşaya gelmektedir. Pertev Naili Boratav başta olmak üzere İlhan Başgöz, Muhan Bali, Fikret Türkmen, Ensar Aslan, Doğan kaya, Ali Berat Alptekin, Nerin Köse, Ali Duymaz ve Esma Şimşek gibi değerli bilim insanları halk hikâyeleri üzerine önemli çalışmalarda bulunmuşlardır. Bu türü daha ziyade nazım-nesir karışımı, âşıklar ve meddahlar tarafından anlatılan, göçebelikten yerleşik hayata geçişin ilk yaratmalarından olan, aşk, kahramanlık ve sosyal olayları kendine konu edinen anlatmalar olarak tanımlamak mümkündür.

Masal

Masal kavramı sözlüklerde, “1. Genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa sürüp gelen, çoğunlukla insanların ve tanrıların başından geçen olağan dışı olayları anlatan hikâye; 2. Öğüt verici, ahlak dersi veren alegorik eser; 3. Boş ve yalan söz (Türkçe Sözlük, 1988: 992.)”

şeklinde tarif edilmektedir. Pertev Naili Boratav masalı edebî bir tür olarak, “Nesirle söylenmiş, dinlik ve büyülük inanışlarından ve törelerden bağımsız, tamamıyla hayâl ürünü, gerçekle ilgisiz ve anlattıklarına inandırmak iddiası olmayan kısa bir anlatı (Boratav, 1982: 75)” şeklinde tarif ederken; Saim Sakaoğlu ise, “Kahramanlarından bazıları hayvan ve tabiatüstü varlıklar olan, olayları masal ülkesinde cereyan eden, hayâl mahsulü olduğu halde, dinleyicileri inandırabilen, bir sözlü anlatım türüdür (Sakaoğlu, 1973:5)” şeklinde tarif etmektedir.

Efsane

Halk biliminin bir bilim dalı olmasından önce, anonim halk edebiyatı nesir türlerinden birini ifade eden “efsane” teriminin yerine Osmanlı dönemi kültür ortamlarında; kıssa, hikâyet ya da rivayet kelimelerinin kullanıldığını görmekteyiz (Aslan, 2012: 85). Türkiye Türkçesinde kullanılmakta olduğumuz efsane terimi dilimize Farsçadan geçmiştir. Farsça sözlükte efsane kelimesinin karşılığı, masal, hikâye ve öykü (Kanar, 2000: 102) şeklindedir verilmiştir. Arapçada efsane kelimesi, esâtir veya ustûre; İngilizcede, legend; Almancada, sage; Fransızcada, légende; İtalyancada, leggende; İspanyolcada, leyenda efsane karşılığında kullanılan terimlerdir.

Memorat

Memorat, “tabiatüstü ferdi bir tecrübenin yaşayan ya da ondan dinlemiş birisi tarafından anlatılan şahsa bağlı hikâye (Çobanoğlu, 2003: 21)” olarak tanımlanmaktadır.

Fıkra

Türk dilinin yazılı kaynaklarında fıkra ile ilgili ilk kayda Kaşgârlı Mahmud’un Divânü Lügâti’tTürk adlı eserinde rastlamaktayız. Kaşgârlı, “küg” ve “külüt” kelimelerini “Halk arasında ortaya çıkıp insanları güldüren şey; halk arasında gülünç olan nesne (DLT, 2006: 357.)” şeklinde tanımlamıştır. Bu kelimeler, İslamiyet öncesi Türk hayatında anlatılan fıkralara verilen isimler olmuştur (Eker, 2003: 78). Gerard Clauson An Etymological Dictionary of Pre–Thirteenth Century Turkish isimli çalışmasında, “küg” kelimesine “şarkı, melodi; muhtemelen anlam değişikliğine uğrayarak şaka, espri (Clauson, 1972: 709b.)” anlamını yüklemiştir. İslamiyet’ten sonra bu türden hikâyeler, Türk dilinde, hikâye, kıssa, mizah, nükte, lâtife, masal gibi isimler altında da anlatılmış ve yazıya geçirilmiştir. 13. yüzyıldan itibaren fıkralar dinî, ahlakî ve tasavvufî mahiyette yazılmış eserlerde sıkça yer almaya başlamıştır. Özellikle dönemin yazar ve düşünürleri, halka bazı konu ve meseleleri daha açık izah etmek için sık sık bu yola başvurmuşlardır.

Ninni

Kaşgârlı Mahmut, Divânü Lügâti’t-Türk’te ninni karşılığı olarak; balu balu veya bulu bulu olarak okunabilecek bir kavram kullanmıştır (DLT, 1992: C. III: 232). Türk boylarında ninni teriminin karşılığı Azerbaycan’da layla, laylay; Başkurtistan’da sangildak yırı; Çağatay Türkçesinde elle elle; Kazakistan’da besik jırı, eldi eldi, eldim, eldiy; Kerkük’te, leyle, leyley, leylev; Tataristan’da,


bişik cırı (beşik türküsü), bölü cırı; Kırgızistan’da, alday alday, aldey aldey, beşik ırları; Kırım’da ayya ayya (nanıy); Özbekistan’da elle, alla; Doğu Türkistan’da allay alay, alley; Türkmenistan’da hu-di (Allah de), alley, hüvdi, huvdu şeklindedir. Ninnilerin en büyük işlevi, çocuğun susmasını, uyumasını, oynatılmasını veya sevilmesini sağlamaktır. Ninniler ayrıca çocukların, anneleri ile psikolojik bir bağ kurmalarını sağlar. Bu nedenle ninniler, sadece bebeği uyutmak için icra edilen ritmik ses unsurları değildir. Ninniler ayrıca; bebeği besleyip büyütürken, korku, stres ve endişeden koruyan, rahatlatan ve anne çocuk arasındaki iletişimi kuran güçlü bir bağdır.

Ağıt

Ölümün, ayrılığın ya da benzeri bir durumun ardından geride kalanların, kederleri ile yüzleşmelerinin ya da baş etmelerinin birçok farklı yolu vardır. Bu bağlamda ölüm veya benzeri bir olay üzerine icra edilen halk türküsüne ağıt denmektedir. Ağıt söyleyen kişi için ise ağıtçı sözcüğü kullanılmaktadır. Ağıtların kafiye ve mısra düzeni koşma ve destanlarla benzerlik göstermektedir. Konuşma dilinin bütün zenginlikleri, ayrıntıları, dilin özü, hiçbir yapmacığa, ustalığa başvurmadan olduğu gibi ağıtlarda ortaya çıkar. Ağıtların en ilgi çekici unsurlarından birisi de ezgi yapısında yatmaktadır. Bu melodilerin çok bariz özelliği ise “iniltili ve tiz yas nidası” vasfını taşımasıdır.

Atasözleri

Türk Dili Kurumu’nun yayınladığı Türkçe Sözlük’te atasözü, uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş öz, darbımesel (Ankara, 1998: 155) şeklinde tanımlanmıştır. Atasözleri, atalarımızın uzun gözlem ve tecrübeler sonunda vardıkları hükümleri hikmetli düşünce, öğüt ve örneklemeleri içermektedir. Atasözlerinin birçoğu mecazi anlam taşımakta ve yüzyılların oluşturduğu biçimle kalıplaşmış durumdadırlar. Atasözleri, daha çok sözlü gelenek içinde nesilden nesile aktarılarak yaşayan ve anonim nitelikteki özlü sözlerdir.

Deyimler

Deyimler, genel olarak asıl anlamlarından uzaklaşarak yeni kavramlar meydana getiren kalıplaşmış sözlerdir. İki veya daha çok kelimeden kurulu bir çeşit dil ifadesi olan bu sözler, duygu ve düşüncelerimizi, dikkati çekecek biçimde anlatan isim, sıfat, zarf, basit ve birleşik fiil görünüşlü gramer unsurlarıdır.

Âşıklık Geleneği

Türk halk kültüründe önemli yeri olan ozanbaksı edebiyat geleneğinin bir devamı olan âşıklık geleneği, köklerini Orta Asya’dan almış ve geçmişten günümüze Türk kültürüne ait unsurları bünyesinde mayalayarak varlığını günümüze kadar sürdürmüştür (Bayraktar, 2014: 22). Âşıklık geleneği hakkında yapılan çalışmalarda pek çok araştırmacı, Türk edebiyatının ilk temsilcileri olan ozan baksı şair tipinin meydana getirdiği edebiyat geleneğinin Anadolu’daki tasavvuf cereyanları ile tekke edebiyatının da tesiri altında kalarak İslamî kaidelere uygun yeni bir terkiple âşık edebiyatının meydana geldiğini kabul etmiştir (Oğuz, 1995:

423-425). Âşık terimi bu bağlamda, Anadolu coğrafyasında ilk zamanlar Yunus Emre tarzında tasavvufi şiirler ve ilahiler söyleyen şairler için tanımlayıcı bir kavram olarak kullanılmış ve zamanla daha geniş bir anlam kazanarak halk şiiri tarzında şiir söyleyen tüm şairler için kullanılan bir terim haline gelmiştir. Âşıklar genel olarak idealist dünya görüşüne bağlı olmakla birlikte Selçuklu ve Osmanlı devletleri döneminde egemen kültür İslamî nitelik taşıdığı için halk şiirinin idealizmi de dinsel bir nitelik göstermiştir. Bu yönüyle tasavvuf düşüncesini doğrudan yansıtmayan âşıklar da genelde İslamî dünya görüşüne bağlı olmuşlardır.

Dede Korkut

Dede Korkut/Korkut Ata Geleneği, sözlü ve yazılı yaratıcılığı ile bütün Türk Dünyası’nı sarıp sarmalayan bir kültür ve medeniyet yaratma geleneğinin adıdır. Bu gelenek, sadece bir medeniyet yaratmamış; dünyaya yön veren bir milletin yaşam tarzını ve bu tarz içinde yaşadığı ve tecrübe ettiği pek çok unsuru da beraberinde taşımıştır. Bu gelenek içinde yaratılan her unsur, özgün ve değerli olup bu değerler, sözlü gelenekten alınmış ve zaman içinde yazılı metinlere dönüştürülerek kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Köklü bir geçmişe dayanan bu medeniyet unsurlarının yeni aktarım şekli ise yazılı edebî eserler olmuştur (Ekici, 2019: 17). UNESCO tarafından bir kültürel miras olarak kabul edilen “Dede Korkut/Korkut Ata Geleneği”, Türk kültürü ve edebiyatının en değerli eserlerinden birini üretmiş özel bir araştırma alanıdır. Dede Korkut veya onun dilinden ozanlar tarafından söylenmiş soylama ve boylar, edebî yaratıcılığın özgün yaratmaları olarak uzun zamandır incelenmektedir.

Islık Dili

Islık dili dünyanın engebeli ve zor arazi şartlarında insanların birbirleri arasında iletişimi sağlama amacı taşıyan, coğrafyanın insanlara bıraktığı kültürel bir zenginliktir. Yapılan araştırmalarda ıslık dilinin Kanarya Adaları, İspanya, Yunanistan, Papua Yeni Gine, Fransa, Guyana, Vietnam, Nepal, Çin, Meksika, Senegal gibi dağlık bölgelerin çok olduğu yerleşim yerlerinde varlığını gösterdiği anlaşılmıştır (Uzun vd., 2021: 106). Bu alanlar dışında ıslık dilinin en etkin olarak kullanıldığı yerlerden biri de Karadeniz’in Doğu Karadeniz Bölümü’nde yer alan Giresun-Çanakçı ilçesine bağlı Kuşköy’dür.

Nasreddin Hoca Fıkra Anlatı Geleneği

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’la birlikte sunulan Nasreddin Hoca Fıkra Anlatı Geleneği adlı çok uluslu adaylık dosyası, 28 Kasım-3 Aralık 2022 tarihlerinde Fas’ın başkenti Rabat’ta düzenlenmekte olan Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Hükümetlerarası Komitesinin 17. oturumunda UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne kaydedilmiştir. Somut olmayan kültürel mirasımızın önemli bir parçası olan Nasreddin Hoca ve fıkraları sadece Türk Dünyasında değil aynı zamanda diğer coğrafyalarda da hayatiyet gösterme kabiliyetine sahip önemli bir değerdir. Nasreddin Hoca,


öncelikle Türk insanının bilinçaltının sözcüsü olmuş, sonrasında ise farklı kültürlere mensup toplumlarla entegre olarak Türk kültürünün evrensel yüzü haline gelmiştir. Nasreddin Hoca fıkralarında temelde insana ait tüm unsur ve durumlar hoşgörü çerçevesinde tartışılır ve çözüme bağlanır. Bu fıkralarda insanlar ayrıştırılmaz, ötekileştirilmez, din, dil, cinsiyet, ırk ve mezhep ayrımına tabi tutulmazlar. Aksine bu anlatılarda insan olmanın evrensel normları yüceltilir ve tavsiye edilir.

Ünite 2 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç