AÖF Soru Bankası

Türkiye'nin Somut Olmayan Kültürel MirasıÜnite 3 Özeti

Toplumsal Uygulamalar, Ritüeller ve Şölenler

KMT103U-TÜRKİYE’NİN SOMUT OLMAYAN KÜLTÜREL MİRASI

Ünite 3: Toplumsal Uygulamalar, Ritüeller ve Şölenler

Giriş

Somut olmayan kültürel mirasımızın en önemli unsurlarından birini toplumsal uygulamalar, ritüeller ve şölenler oluşturmaktadır.

Geleneksel Sohbet Toplantıları

Geleneksel sohbet toplantılarından takvime bağlı olmayan Sıra, Barana ve Yaren eğlenceleri, genellikle kırsal yerleşim birimlerinde yaşayan insanlar tarafından kış aylarında gerçekleştirilirler. Bu toplantılar genel olarak perşembe, cuma ve cumartesi günleri yapılır. Akşamüzeri başlayan toplantılar gecenin geç saatlerine kadar devam eder. “Sıra, Barana, Yaren” toplantı ve eğlencelerin düzenleme sistemiyle ilgiliyken amaçları iş dışında kalan zamanlarda eğlenmek, eğlenirken sohbet ederek eğitmektir. Bu toplantılar geleneksel kültürün özellikle genç kuşak tarafından yaşatılmasına, aktarılmasına ve güncellenmesine büyük katkı sunar. Bu vesileyle gençler arasında dayanışma, saygı ve birliktelik duygularının perçinlenmesi sağlanır. Bu toplantılarda grubun üyeleri sosyal statü ve ekonomik olarak ayırt edilmezler. Toplantılara katılan herkes eşit haklara sahiptir. Grubun yaşça küçük olanları, grubun yaşça büyük ve ekonomik olarak güçlü olan kişilerince eğitilmekte, korunup kollanmaktadır.

Eğlencelerin kimin evinde yapılacağı katılımcıların yaşına bakılarak, kura çekilerek veya anlaşılarak belirlenir. Bu toplantılarda genellikle toplu yemek yenir. İçecek olarak genellikle çay-kahve tercih edilir. Müzik, dans, oyun ve sohbet iç içedir. Geleneksel sohbet toplantılarının en büyük özelliği sözlü olarak aktarımının yapılmasıdır. Bu toplantılarda ayrıca geleneksel halk dansları olmak üzere seyirlik oyunlar gibi gösteri sanatları üzerinden toplumsal ritüellerin aktarımı yapılarak gençlerin bu geleneği yaşayarak öğrenmelerine imkân tanınmış olunur. Günümüze kadar sürdürülmüş olan bu geleneksel sohbet toplantılarının 2010 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsilî Listesi’ne kaydettirilmesi, toplumsal hayat içerisinde önemli bir rol üstlenmiş olduklarının göstergesi olmuştur.

Gezek, Sıra Gezmek, Sıralar, Sıra Gecesi, Sıra Daveti

Gaziantep, Akşehir, Konya, Şanlıurfa illerinde insanlar tarafından tercih edilen bir eğlence türüdür. Sıra kelimesinin kullanılması, gecelerin sırasıyla herkesin evinde yapılmasından kaynaklanmaktadır. Genellikle delikanlılar ya da birbirine yakın yaş grupları tarafından gerçekleştirilmekle birlikte, Akşehir’de kadınlar arasında da düzenlendiği belirtilmiştir. Haftanın veya ayın belirli günlerinde gençler, masrafın ev sahibinin karşılamasıyla birbirlerinin evlerinde toplanarak eğlence yaparlar. Ustalar konuşur, çıraklar öğrenir, şairler şiirlerini saz eşliğinde söylerler. Sıra gecelerinin en önemli işlevlerinden biri de sohbet üzerinden insanları birbirine yakınlaştırması ve bu yolla toplumsal barış ve birlikte yaşama kültürüne katkı sunmasıdır. Sıra gecesine gelen herkes öncelikle selamlaşır, birbirinin hâl ve hatırını sorar. Sohbet; iş yaşantısı, aile, sosyal meseleler, ekonomi ve arkadaş konuları üzerine

devam eder. Sıra gecesinde ayrıca edebiyat, sanat, spor ve aktüel konular da konuşulur. Fincan saklama veya tolaka gibi oyunlarda oynanarak vakit geçirilir. Sıra gecesi, musiki, edebiyat ve sohbette insanların arasında bir köprü görevi üstlenir. Bu özel geceler bir yönüyle geleneksel manada halk mektebi vazifesini görmektedir. Eğitim ve öğretim işlevi gören bu türden etkinlikler arkadaşlıkların dostluklara dönüştüğü, dayanışma ve yardımlaşmanın iç içe olduğu anlardır.

Yaren Meclisleri, Sıra Yareni ve Oymak Toplantıları

Kültürümüzde yaren geleneği, başta Çankırı olmak üzere, Konya Akşehir, Manisa-Kula, Kütahya-Simav, Afyon- Sandıklı ve Kastamonu-Tosya’da geleneksel bağlamında yaşatılmaktadır. Yaren geleneğinin belli bir kuruluş düzeni vardır. Kendi hiyerarşik yapısı içerisinde, toplanma şekli, yeri ve zamanı bellidir. Yaren; insan yetiştirme, toplumsal düzeni sağlama, ulusal kültür değerlerini yaşatma ve yeni kuşaklara bu değerleri öğretip miras bırakma gibi görevleri üstlenmiş bir toplumsal kurumdur. Yaren geleneğinin özünde sosyal yardımlaşma, dayanışma ve birlikte yaşama kültürü vardır. Yaren anlamı itibariyle de dost, arkadaş topluluğu demektir. Oğuz boy teşkilatı, Ahilik, fütüvvet ve lonca kültürü, yârenlik geleneğine etki etmiştir. Toplantılarında yüzük oyunu, yanıltmaç, yöresel dans, müzik ve sohbet gibi eğlence araçları yaygındır. Kula’da köy ve ilçe merkezinde sosyal bir kurum olarak devam eden yaren geleneği, katılım ve icra kuralları ile kendine has özellikler taşımaktadır. Bu toplantılarda kurallara uymak zorunludur aksi takdirde cezalandırmalar söz konusu olur.

Barana Geceleri

Çoğunlukla gençler ve yetişkinler arasında yaygın olan ve sosyal dayanışmayı sağlayan barana eğlenceye dayalı geleneksel bir kültür unsurudur. Onlarca yıldır özellikle sohbet ve eğlence amaçlı icra edilen barana toplantıları günümüzde de, Türkiye’nin batısında yer alan Balıkesir ve güneyinde bulunan Konya’da, kendine özgü kurallar çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Baranalar bir terbiyedir. Aynı düşüncedeki arkadaş gruplarının bir araya gelerek oluşturdukları kendi içerisinde yazılı olmayan disiplin kuralları bulunan eğlence ve kültür ocağıdır. Eğitim evi olarak da görülebilir. Adabı-muaşeret kuralları çerçevesinde insan yetiştiren bir sistemdir. Barana her sezon yeniden oluşturulur. Ayın belirli haftasında ya da günlerinde yapılan barana örneğin Balıkesir Dursunbey’de her hafta bir kez, yatsı namazının ardından önceden belirlenmiş bir evde/mekânda gerçekleştirilir. Ev sahibi, evine gelen barana üyeleriyle teker teker selamlaşıp, hâl hatır sorduktan sonra -barana başının işaretiyle- müzik ve eğlenceye başlar. Söylenen türkülerden sonra oyunlar oynanarak eğlence gece yarısına kadar sürdürülür. Eğlenceye son verildikten sonra kurulan yer sofrasında - çorba, tirit, etli pilav, bamya, höşmerim, hoşaf vb.- yemekler yenilir. Barananın üyeleri barana başkanı, barana başkan yardımcısı, kâtip, çavuş, hâkim, ahbaplar ve küçük ahbaplardır.


Türk Kahvesi Geleneği

01-08 Aralık 2013 tarihleri arasında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleştirilen ve 155 ülke temsilcisinin katıldığı UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması 8. Hükûmetler Arası Komite Toplantısı’nın 05 Aralık 2013 tarihli oturumunda Türk Kahvesi Kültürü ve Geleneği adlı aday dosya ile UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsilî Listesi’ne alınan Türk kahvesi, sohbet meclislerinin ve toplantılarının vazgeçilmez içeceğidir. Osmanlı eğlence yaşamında 16. yüzyıldan itibaren çokça tercih edilen Türk kahvesi, uzun zamandır Türk milletinin yaşamında bulunmasından dolayı hatır sayma, gönül alma ve konukseverlik gibi sosyokültürel anlamlar kazandığını söylemek mümkündür.

Kendine has tadı, köpüğü, kokusu, sunuluş biçimiyle özgün bir kimliği olan Türk kahvesi, telvesi ile ikram edilen tek kahve türüdür. Gelenek, aynı zamanda tasavvuf şiirlerinde, dinsel törenlerde, minyatür el sanatları ve resimlerde yer alarak sanatın içindeki varoluşunu da kanıtlar. Evlilik öncesi törenlerde müstakbel damada tuzlu olarak ikram edilmesinde, gelen misafirlere ikram edilmesinde, sohbetlerin vazgeçilmez içeceği olmasında, fincanın dibinde kalan telvedeki şekillerin gelecekten haber verdiğine inanılmasında kahvenin Türk kültüründeki yeri ve kökenindeki silinmez izine şahitlik edilmiştir. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var; kahve dövücünün hınk deyicisi; kahve tütün, keyifler oldu bütün; kahvenin yüzü kara ama meydanı pak; kahve altı olmayınca kahve etmez faide; köylünün kahve cezvesi karaca amma sürece; bir acı kahvemizi içmeye gel; kahve gibi kavrulduk, dumanı ile savrulduk gibi sözler dilimize yerleşmiştir. Almanya, Yunanistan, Portekiz gibi daha birçok ülkede Türk kahvesi içilebilecek yerler vardır. Türk kahvesi yüzyıllardan beri süregelen bir kültür, insanlar arasındaki bir iletişim aracı, keyif verici bir içecek, hazırlanışı bakımından kolay bir içecek olmuştur. Lezzetlerine göre isimler alabilir, bunlar; sütlü Türk kahvesi, menengiç, dibek kahvesi, mırra, Adan gar kahvesi, kervansaray kahve, Tatar kahvesi, aromalı Türk kahvesidir. Her bir isim farklı bir tadın, geleneğin, kültürün, coğrafyanın kapısını aralayarak insanları bir fincanın etrafında bir araya getirir.

Çay Kültürü

Çeşitli bitkilerin kaynatılmasıyla veya haşlanmasıyla elde edilen bir içecek türü olan çay, Türkiye’de sabah, öğle ve akşam vakitlerinde insanlar tarafından tüketilen sıcak içeceklerdendir. Çayın Türkiye’deki insanlar tarafından bu kadar yoğun olarak tüketilmesi, köklü bir “Çay Kültürü” oluşturmakla kalmayıp; 2022 yılında Azerbaycan ve Türkiye’nin ortak başvurusuyla UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesine de girmiştir. Çayın yapılması, tüketilmesi ve insanların çayla etkileşimi her ülkede farklı bir anlamı ifade etmektedir. En çok çay tüketen ülkelerden biri olan Türkiye’de, Karadeniz kıyılarında yetişen siyah çay, toz haline getirilip demlik veya semaverde demlenerek ince belli bardakta servis edilmektedir. Günlük hayatta en çok içilen içeceklerden biri olduğu gibi insanların özel bir

durum için toplandığı Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, söz kesme, geleneksel sohbet toplantıları, çeşitli cemiyetlerde de en çok tercih edilen içecek türü haline gelmiştir. Çayın bu kadar yaygın olarak tüketilmesi diğer içeceklere nazaran daha yumuşak içimli, daha kolay hazırlanabilir ve daha hesaplı olmasıdır. Çay, çok geç bir zamanda Türklerin hayatına girmesine rağmen hemen tutulmuş, her zaman içilecek bir sıcak içecek olarak Türkiye’deki içecek kültürü içerisinde yerini almıştır. Çay kültürü, müşterek yaşamanın ve misafirperverliğin sembolik bir uzantısı olarak birçok etnografik ve düşünsel zenginlik yaratmıştır. Sembol haline gelen çay, dilimize yerleşen sözler arasında da yerini almıştır: Çay koydum, bir çay içelim, çay demledim bu ifadelerden bir kaçıdır.

Nevruz Geleneği

Türk dünyasının kültürel değerlerinden olan Nevruz, geçmişten günümüze Türkler tarafından oldukça geniş bir coğrafyada ortak heyecanlarla kutlanan önemli bir bayramdır. Yeni yılın ve ilkbaharın gelişinin müjdelendiği Nevruz Bayramı, güneşin koç burcuna girdiği 21 Mart günü kutlanmaktadır. Farsça Yeni Gün anlamına gelen Nevruz Bayramı; Kazak, Özbek ve Tatar Türklerinde Navruz, Kırgız Türklerinde Noruz, Azerbaycan Türklerinde Novruz, Başkurt Türklerinde Nouruz ve Türkmen Türklerinde Novruz olarak adlandırılmıştır. İlk olarak nerede ve kimler tarafından kutlandığı bilinmeyen Nevruz’un, mitolojik inanışların ve ritüellerin gerçekleştirildiği sözlü kültür döneminde ortaya çıktığı düşünülmektedir. Türk topluluklarında oldukça eskiye dayanan Nevruz kutlamalarının kaynağı hakkında birçok inanışın bulunduğu görülmektedir. Ebulgazi Bahadır Han’ın Ergenekon destanında Nevruz Bayramı ve kökeninden Ergenekondan çıkış tarihi olarak bahsettiği görülmektedir.

Yeniden doğuşu ve baharın gelişini simgeleyen Nevruz kutlamalarının içeriğine bakıldığında, Türk topluluklarının geleceğe dair dilek ve arzularını barındıran birçok uygulama ile karşılaşılmaktadır. Türklere göre bu kutlu günde yeniden doğan ve yenilenen yalnızca tabiat değildir; insan ruhu ve bedeni de bu yenilenmeye katılmakta, arınarak yeniden doğmaktadır. Türkler, geçmişten günümüze, doğa ve insan tabiatındaki yenilenmeyi bir nevi doğum sevinci ve bayram coşkusuyla kutlamış ve yaşatmıştır. Nesiller arası iletişimin en güzel örneklerinden olan Nevruz kutlamalarında, yeni yıla yönelik yenilenme ve verimlilik temennilerinin kutlamalar içerisinde yer alan ritüel ve geleneklere ortak şekilde yansıdığı görülmektedir. Kutlama alanlarının ve kıyafetlerin rengârenk süslenmesi, uçurtmaların uçurulması, çeşitli renklere boyanan yumurtaların tokuşturulması, gelecek adına çeşitli dileklerde bulunma, insanların büyük bir ateş etrafında toplanması ve ateşten atlaması gibi uygulamalar Nevruz kutlamalarının karakteristik özellikleri arasında yer almaktadır.

Nevruz, 2009 yılında Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan, Hindistan, Pakistan ve İran’ın ortak başvurusu


ile UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsilî Listesi’ne kaydedilmiştir. Böylelikle oldukça zengin bir kültürel hazinesi bulunan Nevruz Bayramı, farklı etnisitelerden gelen, farklı diller konuşan ve farklı dinlere inanan toplumlar arasında bir bağ kurulmasına ve kültürel diyalog geliştirilmesine katkı sağlamıştır. 30-12 Mart 2012 tarihlerinde Kültür ve Turizm Bakanlığı, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu ve Gazi Üniversitesi Türk Halk Bilimi Araştırma Merkezi Nevruz Çalışmaları Uluslararası Semineri düzenleyerek Nevruz dosyasına Tacikistan ve Kazakistan’ın katılmasına vesile olmuş, dosyada bulunan mevcut paydaşlar arasında iş birliğinin arttırılmasını sağlamıştır. 2-6 Mart 2015 yılında Tahran’da gerçekleştirilen ve dosyanın Afganistan, Irak, Kazakistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ı da kapsayacak şekilde genişletilmesi çalışmalarını kapsayan çalıştayın ardından 2016 Kasım ayında Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da gerçekleştirilen UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Hükûmetler Arası Komite Komite Toplantısı kararıyla 2009 yılı kayıtları yenilenerek Nevruz Kutlamaları, 12 ülkeli, çok uluslu dosya olarak Temsilî Liste’ye girmiştir.

Geniş bir coğrafyada Türk insanlarını birbirine bağlayan ve kaynaştıran, bir çeşit kültür ve gelenekler bütünü olan Nevruz, Türk milletinin, millî birlik ve beraberliğinin bir sembolü olarak coşkuyla kutlanmaya devam etmektedir.

Hıdırellez Geleneği

Kültler, sözlü metinlerde ve ritüellerde topluma iletilen ve toplumca yaşanılan örgüler olarak nitelendirilmiştir. Tarihî süreç içerisinde insan toplulukları; ataları, ölüleri, kutsal olarak niteledikleri hayvanları, bitkileri, güneş, ay, yıldız, su, ateş vb. tabiat unsurlarını kült olarak nitelendirmiş ve bunlara bağlılık göstererek bu doğrultuda çeşitli davranışlarda bulunmuşlardır. “Bir kültün oluşabilmesi için külte konu olabilecek bir nesne ve kişinin varlığı, bu nesne ya da kişiden zarar gelebileceğine ilişkin inancın varlığı, bu inancın sonucu olarak zararı uzaklaştırabilecek ziyaretler, adaklar, kurbanlar vb. uygulamaların varlığı gereklidir. Bu noktada Hıdırellez geleneği de yüce ve kutsal olarak bilinen varlıklara karşı gösterilen saygı ve onlara tapınma anlamına gelen birçok kültü bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenle Hıdırellez’i anlayabilmek için temelini oluşturan kökeni mahiyetindeki inanç sistemini de kavramak gerekir. Hıdırellez geleneği; bünyesinde Türkistan kültürü (Şamanizm), Eski Anadolu kültürü (bolluk-bereket törenleri, ölümsüzlük), İslam kültürü (Hızır-İlyas motifi) ve ortak Balkan kültürünü barındıran, zengin kültür değerlerinden oluşan bir şenlik ve bayram bütünü olarak değerlendirilebilir. Eldeki veriler Hıdırellez’in mitolojik kökenlerinin mevcut olduğunu bizlere işaret etmektedir. Evliya ve mezarlık ziyaretleri, subaşlarındaki kutlamalar, ateş yakıp -arındırıcılığına inanılarak- üzerinden atlamak, soğuk suya girmek, su üstünden atlamak şeklindeki uygulamalar Hıdırellez’in mitolojik kökenlerine ilişkin bizlere önemli ipuçları vermektedir. Bu noktada Hızır için olduğuna inanılmasının yanı sıra, tek bir köken veya

kaynağa ait olmadığı; Hıdırellez’in pek çok köken kaynak ve kültürel birikimin katkısıyla oluştuğu söylenebilir.

Hıdırellez’in, Türklerin yaşadığı coğrafyada ve tarihsel serüvende çeşitli kültür ve inanç sistemlerinin katkılarıyla oluşturulan bir gelenekler bileşkesi olduğunu ifade etmek mümkündür. Hıdırellez bir yönüyle, insan doğasının çeşitli ihtiyaçlarına, işlevleriyle yanıt verebilmesi nedeniyle canlı kalabilmiştir. Doğanın canlanmasını, uyanmasını, bolluk ve bereketi simgeleyen Hıdırellez, farklı sosyal gruplarda Hızır ve İlyas peygamberlerin her yıl buluştuklarına inanılan 6 Mayıs günü törenlerle kutlanan takvime bağlı bayramlarımızdan biridir. Hıdırellez yılbaşı veya bahar bayramı olmakla birlikte hem mevsimsel hem de bir dönüşüm ve değişim ritüelidir. Evreni canlandıran güneşin dünyadaki uzantısı ateş olduğu düşünüldüğü için, doğanın uyanması ve canlanması ateş çevresinde oluşturulan ritüellerle kutlanmıştır. Birçok kültürde bu ve benzeri kutlamalar, törenler, geçiş dönemleri, bayramlar milletlerin coğrafi konumlarına, ekonomik yapılarına, yaşam biçimlerine, inançlarına, geleneklerine bağlı olarak farklılık gösterebilmektedir. Türk dünyası kültür coğrafyasında Hıdırellez, bahar bayramı olarak nitelendirilmekte ve mevsimlik bayram olarak kutlanmaktadır. Hıdırellez kışın bitişi, baharın gelişi olarak kabul edilir. Kelime, halk ağzında Hızır ve İlyas sözcüklerinin birleşmesi sonucu Hıdırellez şeklini almıştır. Hıdırellez gününün asıl adlandırması ise Hızır’ın günü anlamına gelen Rûz-ı Hızır’dır. Hıdırellez kutlamaları kültürel gruplara göre değişebildiği gibi yaş gruplarına göre de çeşitlilik gösterebilmektedir. Hıdırellez’de yaşlılar yeni bir yıla erişmenin, yetişkinler geçimleri için gerekli olan hayvansal, bitkisel bolluk ve berekete kavuşmanın, gençler ve çocuklar da eğlenmenin tadını çıkarırlar.

Hıdırellez, toplumsal yaşamın kökleşerek grup kimliğinin ifade edilmesini, kültürel mirasın aktarılmasını sağlayan sosyo-kültürel bir yapı olarak günümüze kadar gelmiştir. Türk dünyası coğrafyasında hayatiyet gösteren Hıdırellez geleneği belli ritüeller ekseninde kutlanmaktadır. “Ortak bilincin ve tekrarların yarattığı, yazılı olmayan; ancak toplumsal bellekte ana hatlarıyla var olan ‘geleneksel bir izlek’ söz konusudur. Hazırlıklar, bu izlek doğrultusunda yapılır”. Türk topluluklarında Hıdırellez kırlara çıkma, şenlik ve oyunlar düzenleme, yiyecek hazırlama, temizlik yapma, giyim kuşam; hediyeleşme, ziyaret, sosyal dayanışma; ad verme; ateş yakma ve üzerinden atlama; Hızır Baba inancı gibi inanç ve gelenekler yanı sıra çok çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Anadolu’da olduğu gibi Anadolu dışındaki Türk topluluklarında da Hıdırellez’in yaklaşması ile -kutlamalardan birkaç gün öncesi ile bir hafta öncesi arasında değişen süreçlerde- çeşitli hazırlıklar yapılmaktadır. Hıdırellez gecesi yapılan hazırlıklar şunlardır: Birincisi ev ve vücut temizliğini kapsayan temizlikle ilgilidir. İkincisi dilek ve inançlara yönelik olarak yapılan bazı hazırlıklardır. Üçüncüsü ise yemek hazırlıklarıdır. Yemek, Hıdırellez törenlerinde de önemli bir yer tutar ve belirli, açık ve geniş mekânlarda sunulur. Dobruca’da bulunan Kırım Türkleri arasında Hıdırlez


ismiyle bilinen Hıdırellez dini bayram olarak 6 Mayıs tarihînde kuzular kurban edilerek başlar. Her evde ayrı ve özel hazırlanmış yemekler, cemaatle kılınan öğle namazının ardından cami avlusunda yeşillik bir alanda beraberce yenilir. O gün yapılan duaların kabul edileceğine inanıldığı için Allah’a dua edilir. Hıdırlez’den sonraki ilk cuma günü, kırlarda çeşitli eğlenceler düzenlenir; eş, dost, akraba bir araya gelip eğlenir. Makedonya Türkleri Edirlez ve Ederlez dedikleri Hıdırellez’i yine benzer biçimde kutlarlar. Yeşillik unsuru önemli olduğu için mesire yerlerine gidilerek çeşitli eğlenceler düzenlenir. Gagavuz Türklerinde Hıdırellez, Paskalya Bayramından daha önemli görülmüştür. Hıdırellez’de, ilkbaharın ilk kuzusu kesilir. Bolu’da Hıdırellez günü piknik yerlerinde salıncağa binme âdeti görülür, böylece günahların atılacağına inanılır. Edirne’de Meriç’in Nasuhbey köyü yakınındaki yatırların çevresinde kutlanan Hıdırellez’e, Dallık Şenliği denilir. Bu şenliklerde halk yatırların ruhaniyetinden dolayı yardım istemeye ve şükretmeye gider. Kur’an okunur, namaz kılınır, mesire yerine çadırlar kurulur, adaklar kesilir. Eskişehir’de Hıdırellez kutlamaları -türbelerin bulunduğu ilçe ve köylerde- türbeler merkez alınmak suretiyle yapılır. Baharın ilk kuzusu özellikle Hızırlık mevkii denilen yerlerde kurban edilir. Ayrıca yemekler pişirilir ve orada bulunan herkese ikram edilir. İzmir’de Tahtacı Türkmenleri Hıdırellez günü kabirleri ziyaret ederler ve kırların belirli yerlerinde semâ oynarlar. Kırklareli’nde Hıdırellez gecesi aynı zamanda niyet gecesidir. O gece mahallede toplanan gençler, yüzükleri toplayarak bir çömleğe atar ve istihareye yatarlar. Sabahleyin gün doğmadan toplanan gençler manici başıların okudukları maniler eşliğinde yüzükleri çıkararak şansına çıkan maniye göre dileğini yorumlar. İslamiyet öncesi Türk kültürü ile Anadolu Türk kültürünün harmanlanmasından doğan Hıdırellez, Kur’an-ı Kerim’de atıf yapılan Hızır, İlyas veya Hızır-İlyas olgusunun, eski Şamanist inançların ve eski Akdeniz uygarlıkları mitolojisinin birleşiminden oluşmuş bir yapı sunar. Geçmişten günümüze gelen Hıdırellez geleneği, Türk toplumunun tarih içerisinde geçirdiği değişimler ve etkileşimler nedeniyle sürekli zenginleşmiştir.

Mesir Macunu Şenlikleri

Festival; kültür aktarımının yoğun ve yüz yüze gerçekleştiği, topluma ait dünya görüşünün çeşitli ritüeller etrafında paylaşılıp hatırlandığı, belli bir mekân ve belli bir zaman dâhilinde gerçekleşen toplumsal uygulamalardır. Mesir Macunu Festivali de 2012 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsilî Listesi’ne ülkemiz adına tescil edilmiş değerlerimizdendir. Nevruz haftasında, Manisa’da yüzyıllardır kutlana gelen bir gelenektir. Festival’in kökeni İslamiyet öncesinde var olan bir kutlama olan Nevruz’a dayandırılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan’ı iyileştirmek amacıyla Merkez Efendi’nin vücuda getirdiği mesir macununun halka dağıtılması bu kutlamaların en önemli özelliğidir. Mesir karma töreni, kortej yürüyüşü, mesire emeğe geçenlerin ruhuna mevlit okuma töreni, Hafsa Sultan’ın Merkez Efendi’ye berat vermesinin temsilî töreni

ve mesir saçım töreni festivalin önemli uygulamaları arasında yer almaktadır.

Mesir Macunu, kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel bilgiler ışığı doğrultusunda karılmaktadır. Mesir macununun içeriğinde anason, çörekotu, hardal tohumu, Hindistan cevizi, kakule, karabiber, karanfil, kimyon, kişniş, ravent, safran, sakız, tarçın, vanilya, yenibahar, zencefil, havlıcan, portakal kabuğu, sinameki, rezene gibi bitki ve baharatlar bulunur. Festivalde saçılmak ve dağıtılmak üzere ortalama üç ton mesir macunu hazır edilir. Mesir macunu temizlik, el mahareti, deneyim ve sabırlı olma gibi nitelikler taşıyan kişilerce küçük, renkli ve parlak kâğıtlara sarılır. Dua ve şifa niyetiyle pişirilen macun, Sultan Cami minaresi ve kubbelerinden halka saçılır. On binlerce kişi, saçılan macunları yere düşmeden havada yakalayabilmek için birbiriyle adeta yarışır. Festival programı süresince mesir karma ve dağıtma törenlerinin yanı sıra geleneksel mesir korteji yürüyüşü, yemek yarışması, halk konserleri, çocuklara yönelik eğlenceler, tiyatro ve halk oyunları gösterileri gibi etkinlikler yer alır. Toplu halk etkinliklerinde birlikte yemek yemenin özellikle grup bağlarını sağlamlaştıran etkisi söz konusudur. Festival toplumsal barış, kaynaşma ve birlikte yaşama kültürüne önemli bir destek vermektedir.

Mangala

Türk milletinin en tanınmış oyunlarından birisi de her yaşa ve seviyeye uygun olarak geliştirilen mangala isimli zekâ oyunudur. Tarihte mankala, dokuz kuyu, göçürme, köçürme vb. isimlerle de anılan mangalanın Türk tarihînde ulaşabildiğimiz eski kaynaklardan birisi de Dîvânu Lügâti’t-Türk’tür. Sözlükte Kaşgarlı Mahmut’un “14 adı dahi verilen bir oyun. Göçürme” şeklinde bahsettiği mangala, geçmişi Göbeklitepe’ye kadar uzanan kökeni eski bir oyundur. Metin And’ın ifadesiyle mangala; çağdaşı olan diğer oyunlardan farklı olarak dağdaki çobandan yetmiş yaşındaki bilgine, saraydaki sultandan altı yaşındaki çocuğa kadar her insanın oynayabileceği şekilde tasarlanmış önemli bir zekâ oyunudur. Osmanlı Dönemi’nde özellikle saraylarda, hanlarda ve cami avlularında sıkça oynanmış, döneme ait birçok tasvir ve tabloda yer almıştır. Mangala, Osmanlı Dönemi’nde bir çeşit sosyalleşme ve kültür paylaşımı aracı olarak görülmüştür. Oyun genellikle iki kişi veya iki grubun birlikte oynayabileceği şekilde tasarlanmış olsa da oyuncu sayısına göre esnetilebilir bir yapıya sahiptir. Amaç oyuncuların en çok taşı toplamasıdır. Oyuncu sayısına göre iki, üç ya da dörtlü şekilde sıralanmış çukurlarda küçük taşlarla birlikte oynanan mangalada oyunun süresi de koşullara bağlı olarak değişmektedir. Çoğunlukla iki paralel çizgi üzerine sıralanmış toplamda 12 çukur ve 48 taşla oynanan oyunda çukurlar direkt olarak toprağa kazılabileceği gibi mangala için tasarlanmış oyun tahtaları üzerinden de gidilebilmektedir. Oyun için gereken taşların tohum, boncuk hatta tahta parçasından da kullanılabiliyor oluşu oyunun her ortamda rahatlıkla oynanabilen bir eğlence ürünü olmasını desteklemektedir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında