AÖF Soru Bankası
İSG207U · Ünite 5

Stresin Tanımı ve Doğası

İş Yaşamında Risk Etmenleri ve Yönetimsel Faktörler dersi, ünite 5 özeti

İŞG207U-İŞ YAŞAMINDA RİSK ETMENLERİ VE

YÖNETİMSEL FAKTÖRLER

Ünite 5: Stresin Tanımı ve Doğası

Giriş

Kimilerince pek de doğru olmayan bir tanımlamayla çağımızın hastalığı şeklinde anlamlar atfedilmeye çalışılan stres, birçok bilimsel disiplinin ilgi odağı olan bir kavramdır. Sağlık bilimlerinden mühendislik bilimlerine, oradan sosyal bilimlere kadar geniş bir yelpazede adından söz ettirir. Ancak bu bölüm ve kitapta psikoloji, psikiyatri ve fizyoloji disiplinleri çerçevesinde stres kavramından söz edilecektir.

Yaşamda kalmamızı sağlayan, çevrenin değişen koşullarına uyum sağlama becerimizin ortaya konmasında çok önemli bir payı olan stres, kişinin yaşantısal deneyimlerini değerlendirme ve başa çıkma yetisini geliştirmeyi sağlar. Stres, bir stresöre karşı bedensel ve ruhsal anlamda verilen tepkilere denir ve bu tepki, organizmanın bedensel ve/veya ruhsal anlamda tehdit altında olduğunu gösterir. İnsan yaşamında, stresör olarak nitelendirilebilecek olaylar doğumdan ölüme geçen süre içerisindeki her dönemde ortaya çıkabilmektedir. Bu stresörlere örnek olarak evlilik, boşanma, eşin ölümü, eşle ayrı yaşamak, aile üyelerinin sağlığının bozulması, hamilelik, cinsel sorunlar verilebilir.

Tarihçe

Stres kavramı, son yıllarda popülarite kazanmış olmasına rağmen yeni bir kavram değildir. İnsanoğlu var olduğundan bu yana, hatta belki de evrimsel bakış açısıyla insanoğlunun varlığından önce diğer organizmalar için, deneyimlenen bir olgudur.

Oldukça eski bir olgu olmasına karşın stresin halen net bir tanımının olmaması ilginçtir. Kimilerine göre stresin her insan için ayrı bir tanımı mevcuttur. Bir örnek vermek gerekirse bu kitap bölümünün yazıldığı tarihlerde internet arama motoru olan Google’a ‘stres’ yazıldığında (Türkçe yazılmış sayfalarda arama yapıldığında) ortaya çıkan sonuç 8 milyon civarındadır. Stres kavramı dilden dile dolaşmakta, çoğunlukla kullanıldığı anlamlar bilimsel literatürdeki anlamına denk düşmemektedir.

Stres kavramının kökeni Latince’de “Estrictia”, eski Fransızca’da “Estrece” sözcüklerinden gelmektedir. Bu kavram, 17. yüzyılda ‘felaket, bela, musibet, dert, keder, elem’ anlamlarında kullanılmıştır. 18. ve 19. yüzyılda ise kavramın anlamı değişmiş ve organizmaya, nesnelere ve ruhsal yapıya yönelik ‘güç, baskı, zor’ gibi anlamlarda kullanılmaya başlanmıştır.

Günümüzdeki anlamıyla stres kavramını tıp ve psikoloji literatüründe ilk olarak Selye kullanmıştır. 1950’lere kadar stres, organizmada fizyolojik ve fizyopatolojik değişiklikler yapan uyaran olarak kabul edilmekteydi. 1952’de Kanadalı fizyolog Selye, stresi uyaranlara karşı organizmanın verdiği yanıt olarak tarif etti.

Tanım ve Sınıflama

Stres kavramı günlük dilde farklı yerlerde kullanılmaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki; bu kullanımların oldukça büyük

bir çoğunluğu uygun değildir. Günlük dilde kullandığımız ‘baskı’ veya ‘gerginlik’ gibi sözcükler stres kavramını karşılamaya daha yakın adaylardır. Sıklıkla stres günlük dilde ‘endişe’, ‘kaygı’ veya ‘sıkıntı’ kavramlarını karşılamak üzere kullanılmakla birlikte bu sözcüklerin anlamını karşıladığı söylenemez.

Günlük dilde stres birçok anlamda kullanılabilmektedir.

1. Strese neden olan etmenlerin tanımlandığı durumlar: 2. Kişinin stres etmeni karşısında nasıl hissettiğini, nasıl bir tepki verdiğini belirttiği durumlar: 3. Kişinin hem stres etmenini tanımladığı hem de strese verdiği yanıtı tanımladığı durumlar: 4. Diğer durumlar;

Organizmada stres yanıtının oluşmasına neden olan etmenler stresörler olarak adlandırılırlar. Stres etmeni ya da stresör, uyum yapma çabası gerektiren, yaşamda değişikliğe yol açan durum ya da olaylar’ şeklinde tanımlanabilir. Daha kısa tanımıyla stres etmeni, stres yapıcı olay, stres yanıtına neden olan olay şeklinde tanımlanabilir. Stresörler aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir;

1. Fiziksel stresörler: Aşağıda örnekleri sunulmuştur: a. Travma (örselenme) b. Şiddetli egzersiz c. Gürültülü ortam d. Çevre ısısının yeterinden fazla veya az olması e. Nemin yeterinden az veya fazla olması f. Aç kalınması, besin yetersizliği: 2. Sosyal stresörler: Kişi ile çevre/toplum arasındaki etkileşimde ortaya çıkan stresörlerdir. Aşağıda örnekleri sunulmuştur: a. Ekonomik çalkantılar b. Politik çatışmalar c. Aile içi çatışmalar 3. Psikolojik stresörler: Psikolojik stresörler ruhsal örselenmelere neden olan etmenlerdir. Aşağıda örnekleri sunulmuştur: a. Yakın kaybı b. Boşanma c. İşten çıkarılma d. Eşle çatışma yaşama e. Gidişatı iyi olmayan bir hastalığa sahip olduğunu öğrenme

Strese Yanıt

Organizma, hoşuna gitsin ya da gitmesin herhangi bir stres etmenine yanıt vermek durumundadır. Selye tarafından bu tepki/yanıt genel adaptasyon (uyum sağlama) sendromu olarak adlandırılmıştır. Bu yanıta biyolojik stres sendromu diyenler de mevcuttur.

Stresörlere yanıt konusunda değişiklikler aşağıda maddeler halinde verilmiştir;

1. Her stresör etmen genel adaptasyon yanıtına neden olur.


2. Her stresör etmenin genel adaptasyon yanıtı dışında organizmada kendine özgü tepkilere neden olur. 3. Her stresör etmen genel adaptasyon sendromu yanıtına neden olmakla birlikte, aynı stresör her kişide benzer tepkiler oluşturmaz. 4. Her stresör etmen aynı kişide farklı zamanlarda farklı tepkilere neden olabilir.

Genel Adaptasyon Sendromu (Biyolojik Stres Sendromu)

Genel adaptasyon sendromu Selye tarafından tanımlanmıştır. Bu kuram strese verilen yanıtta biyolojik açıklama getirmektedir. Bu kuramı ortaya koyarken Selye, sıçanları soğuk, sıcak, hareketsizlik, hareketlilik, yorgunluk gibi çeşitli stresör etmenlere maruz bırakmış ve sıçanların verdiği fizyolojik tepkileri gözlemlemiştir. Stres ile ilgili literatürde stres etmenine yanıtla ilişkili olarak daha çok üzerinde durulan genel adaptasyon sendromudur. Ancak strese yanıt konusunda bunun dışında öne sürülmüş başka kuramlar da vardır. Bu bölümün sonunda bu kuramlar sıralanacak ve bu kuramlara ulaşmak için bir internet adresi önerilecektir.

Strese Karşı Yanıtta Hormonlar

İnsan gibi organizmalarda strese karşı verilen yanıt nöroendokrin bir yanıttır. Yani sinir sistemi ve hormonal sistemin birlikte işlemesi ile gösterilen bir yanıttır. Sinir ve hormonal sistemler strese karşı yanıtta kalp-damar sistemi, solunum sitemi, bağışıklık sistemi ve sindirim/boşaltım sistemi ile birlikte hareket eder.

Strese Yanıtta Diğer Kuramlar

1. Biyolojik kuramlar: a. Genel adaptasyon sendromu b. Genetik yapısal kuramlar c. Kalıtım-çevre etkileşimi modeli 2. Psikolojik kuramlar: a. Psikodinamik kuram b. Öğrenme modeli c. Bilişsel model 3. Sosyal kuramlar: a. Çatışma kuramı 4. Sistem yaklaşımları: a. Bütüncül sağlık modeli b. Psikosomatik kuram c. Canlı sistemler yaklaşımı 5. Diğer: a. Evrim kuramı b. Yaşam değişimi kuramı c. Çevresel stres kuramı

Strese Yanıtın Doğası

Stres kavramının insan türü için önemi, stresin neden olduğu sonuçlar kadar stresin işlevsel değerinin de bulunmasından kaynaklanmaktadır. İnsan organizması bir sistemdir ve bu sistem sürekli denge halinde olma çabası içerisindedir.

Organizmanın dengesini bozan durumların olmaması ki bu olası değildir, organizmanın değişme ve gelişme çabası içine girmemesi demektir. İnsan organizması için üç denge mevcuttur;

1. Biyolojik denge 2. Psikolojik denge 3. Sosyal denge

Savaş ya da Kaç Tepkisi

Savaş ya da kaç tepkisi zaman zaman insanların zihninde ‘stresin olumlu yanları’ şeklindeki bir ifadeye karşı ‘stresin ne gibi olumlu bir yanı olabilir ki?’ şeklinde oluşan soruya en iyi yanıtı oluşturduğundan ve stresin doğası üzerine düşünmeyi sağladığından burada üzerinde durulacaktır. Olumlu duyguları hissedememek organizmanın olumlu duygulardan mahrum kalmasına neden olabilir. Ancak bu durum organizmanın yaşamının son bulmasına neden olabilecek sonuçlar doğurmaktan uzaktır. Olumsuz duyguları hissetmemek organizmanın kısa vadede sadece olumlu duygular hissetmesini sağlarken orta ve uzun vadede yaşamla bağdaşmayan sorunlara yol açabilmektedir.

Evrimsel sürecin erken dönemlerinde insan için tehdit kaynağı daha çok kendisi dışındaki hayvanlar özellikle de sürüngenlerdi. Sürüngenlerin önemli bir tehdit kaynağı olduğuna dair bilgi merkez sinir sistemimizde kodlanmış eski bir bilgidir. Günümüzde metropollerde doğmuş, bir sürüngenle hiç karşılaşmamış insanların dahi ‘yılan korkusuna’ sahip olduklarını bildirmeleri belki de atalarımızdan bize kalan bu eski bilgiden köken almaktadır

Organizma ister savaşsın ister kaçsın fizyolojik olarak aynı şeylere ihtiyaç duyar. Stres etmeni ile karşılaşan organizma yukarıda da anlatıldığı gibi hipotalamus- hipofiz-böbrek üstü sistemini harekete geçirir. Peki bu sistemin harekete geçmesi bedeni savaşmaya ya da kaçmaya nasıl hazırlar? Hipotalamus-hipofiz-böbrek üstü sisteminin harekete geçmesi ile böbrek üstü bezlerinden adrenalin ve kortizol denilen hormonlar salgılanır. Bu hormonların etkisiyle;

1. Solunum hızı ve derinliği artar, 2. Özellikle karaciğerde depolanmış halde bulunan şekerin yıkılım ve çözülmesi artar 3. Kalp hızında, kan basıncında, kalp kaslarının kasılma güçlerinde artma, 4. Göz bebeklerinde genişleme,

Özetle;

1. Merkez sinir sistemi stres etmeni karşısında organizmanın güvenliğini sağlamak üzere harekete geçer. 2. Merkez sinir sisteminin harekete geçmesiyle birlikte böbrek üstü bezlerinden salınan adrenalin ve kortizol; a. Nefes alıp vermemizi b. Kalp hızımızı


c. Kan basıncımızı yükselterek beynimize ve kaslarımıza oksijen bakımından daha zengin kan gitmesini sağlar ve bu da bizi kaçmaya ya da savaşmaya hazır hale getirir. 3. Tüm bunların yanı sıra; a. Duyuların hassasiyeti artar b. Bellek keskinleşir c. Zihinsel faaliyetler artar d. Organizma acıya daha dayanıklı hale gelir.

Ünite 5 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç