İLT207U-İKNA EDİCİ İLETİŞİM
Ünite 5: İknada Mesaj ve Mesaj Çekicilikleri
Giriş
İkna edici iletişimin izlediği yol, genel iletişim sürecini meydana getiren kaynak, kanal, mesaj ve alıcıdan farklı değildir. Süreci oluşturan ögeler arasında bir önem derecelemesi yapmak elbette yararlı bir girişim olmayabilir ancak iknanın ve dolayısı ile iletişimin olmazsa olmaz ögesi mesaj gibi görünmektedir.
İknacının ikna edilen ile birlikte anlamı yeniden yaratmaya yönelik çabasına hizmet edecek mesajların üretilmesi aşamasında dikkate alması gereken yöntemler, bu bölümün konusunu oluşturmaktadır.
Mesaj ve Mesaj Yapısı
İletişim sürecinin en temel ögelerinden biri olan mesaj, kaynaktan alıcıya, alıcıdan kaynağa gönderilen ve her iki taraf için de bir anlam ifade eden simge ve semboller karşılığında kullanılır. Mesajlar, belirli bir amaç çerçevesinde, alıcının ya da hedef kitlenin düşünceleri ya da davranışlarında değişiklik yaratmak üzere belirli bir anlam yüklenerek gönderilen bilgi, duygu, düşüncelerdir.
Ünlü iletişim bilimci Wilbur Schram’a göre, iletişimde amaçlanan etkinin yaratılabilmesi için mesajın belli şartları taşıması gerekmektedir. Bu şartlar şunlardan oluşur:
1. Mesaj, hedef kitlenin dikkatini çekecek biçimde oluşturulmalıdır. 2. Mesaj, hedef kitlenin yaşam deneyimlerini, anlamı bozulmadan, işaret ve sembollerle vermelidir. 3. Mesaj, hedef kitlede bir gereksinime yol açmalı, bu gereksinimin giderilebilmesi için bir öneride bulunmalıdır. 4. Hedef kitlenin gereksinimlerinin karşılanmasında, mesajın önerdiği yolun, bireyin içinde yer aldığı grubun normlarına uygun olması tercih edilmektedir.
Hedef kitlede istenilen tutum değişimi yaratılmasında güvenilir bir kaynaktan gelen mesajların, güvenilirliği düşük kaynaktan gelen mesajlara göre daha etkili bulunduğu ancak bu etkililiğin kısa dönemli olarak işlediği, uzun dönemde farkın ortadan kalktığı söylenebilmektedir.
Mesajın oluşturulması ve sunumu aşamasında etkinliğini artıracak bazı modeller öne sürülmüştür. Bu modeller, İngilizce sözcüklerin baş harflerinin bir araya gelmesi ile oluşturulan “5 Must”, (5M), Türkçesi ile 5Ş (5Şart) ve AIDA (Dikkat, İlgi, İstek, Eylem) biçiminde ifade edilmektedir (Işık, 2017). Mesaj etkililiğini artıracak 5 Şart (5M) modeli:
• Mesaj görünür olmalı (must be seen) • Mesaj okunur olmalı (must be read) • Mesaj inanılır olmalı /must be believed) • Mesaj hatırlanır olmalı (must be remembered) • Mesaj harekete geçirici olmalı (must be actedupon
Mesaj etkinliğini artırmada kullanılacak bir diğer öneri, AIDA olarak adlandırılan modeldir. AIDA, ikna edici mesajın harekete geçirmesi için bir dizi etkinliği önerir. Buna göre;
• Mesaj, dikkat çekmeli (attention) • Mesaj ilgi uyandırmalı (interest) • Mesaj istek yaratmalı (desire) • Mesaj harekete geçirmelidir (action).
Mesajın Yapısı
Mesaj yapısı denildiğinde Perloff, mesaj ile ilgili üç aşamadan söz etmektedir. Bu aşamalar şunlardır:
1. Sonuç çıkarma 2. Mesajın tek yönlü-çift yönlü oluşu 3. Sunum sırası (öncelik-sonralık etkisi)
Açık ve örtük sonuç çıkarma ile ilgili sorular, argümanların her iki taraf için de yapılması ile yanıt bulur. O’Keefe sonucu açıkça ifade eden mesajların, sonucu söylemeyi ihmal eden mesajlardan daha ikna edici olduğunu bulmuştur. Sonucun açık olması, bireylerin iletişimcinin nerede durduğu konusunda kafalarının karışması olasılığını en aza indirmektedir. Ayrıca kaynağın değerlendirilmesine ve iknayı pekiştiren mesajın kavranmasına yardımcı olur.
İletişimciler mesajlarını nasıl tasarlayacaklarının ve tartışmaları nasıl düzenleyeceklerinin en iyi yolunu bilmek isterler. Burada iki özel konuya dikkat çekmek gerekir. Bunlardan ilki, mesajı sonuçlandırmanın en ikna edici yolunu bulmak, ikincisi ise konuyu iki yönlü mü yoksa sadece kendi tarafından bir başka ifade ile tek yönlü mü sunması gerektiğini sınamaktır. Tek yönlü bir mesaj, denildiği gibi, yalnızca belirli bir konum lehine argümanlar sunan bir mesajdan oluşur. Çift yönlü bir mesaj “bir önermenin lehindeki argümanları sunan ama aynı zamanda karşıt argümanları da dikkate alan bir mesajdır.”
Tek ve çift yönlü mesajlar üzerine araştırma yürüten iki iletişim uzmanı O’Keefe ve Allen, iki yönlü mesajların tutumları tek yönlü mesajlardan daha fazla etkilediği sonucuna varmışlardır. Çift yönlü mesajların, ikna edici avantajları şu şekilde ifade edilmektedir:
a. Konuşmacının güvenilirliğini artırır. (Madalyonun her iki tarafını da tartışabilecek kadar dürüst olarak algılanır) b. Karşıt argümanların neden yanlış olduğuna dair ikna edici nedenler sağlar.
Mesajın İçeriği
Mesajın kilit faktörlerini oluşturan değişkenlerden biri de mesajın içeriği olarak adlandırılan unsurdur. Mesajın içeriği, kanıt ve hikâye anlatıcılığı kullanımı yoluyla ikna sürecinde rol oynar.
Kanıt: Geniş bir terim olarak değerlendirilen kanıt, “konuşmacı dışında bir kaynaktan gelen olgusal ifadeler, konuşmacı tarafından yaratılmayan nesneler ve konuşmacının iddialarını desteklemek için konuşmacı
dışındaki kişilerin görüşleri” olarak tanımlanmaktadır. Kanıtlar, olgusal iddialardan, nicel bilgilerden, görgü tanıklarının ifadelerinden, tanıklıklardan veya güvenilir kaynaklar tarafından ileri sürülen görüşlerden oluşur. Kanıtlar, son derece güvenilir bir kaynağa atfedildiğinde özellikle ikna edicidir. Tutumları değiştirmeye daha yatkın, daha makul ve yenidirler. İkna ediciler sadece kanıttan bahsetmekten daha fazlasını yapmalıdır: bireyler, kanıtın bir önermeyi desteklemek için sunulduğunu kabul etmeli ve meşru olduğunu algılamalıdır.
Hikâye/Dijital Hikâye: Kanıt sunumunun yanı sıra mesajın içeriğinde incelenecek ikinci bileşen hikâye/dijital hikayedir. İknada, hikâye kullanan iletişimlere aşinayızdır. Siyasal başarı hikayesi, marka hikayesi, reklam hikayesi, halk hikayesi gibi.
Spesifik olarak hikâye belirlenebilir bir başlangıcı, ortası ve sonu olan uyumlu ve tutarlı anlatı olarak tanımlanır. Sahne, karakterler ve çatışma hakkında bilgi sağlar; cevaplanmamış soruları veya çözülmemiş çatışmaları gündeme getirir ve çözüm sağlar.
Hikâyeler, daha duygusal süreçler aracılığıyla çalışır. Bu süreçler; taşıma/nakil, karakterlerle özdeşleşme ve genellikle kurmaca okumayla ilişkili süreçlerdir. Bir hikâye -eğitici mesaj içeren bir anlatı- insanların ikna edici mesajlar karşısında ortaya koydukları alışılagelmiş direnci ortadan kaldırabilir. Ancak inandırıcı olursa ve kurgusal karakterleri hayatlarımıza dahil etmeyi başarırsa etkileyici olacaktır.
Mesaj içeriğini oluşturan bir bileşen olarak hikâyenin dijital versiyonu ise şu şekilde çalışır: Dijital hikayeler, sıradan insanların deneyimlerini ve hikayelerini paylaşmasına olanak tanıyan kısa bir dijital medya prodüksiyon biçimidir. Bir dizi dijital hikâyeyi (web tabanlı hikayeler, etkileşimli hikayeler, hiper metinler ve anlatılı bilgisayar oyunları) kapsayabilir; bazen genel olarak film yapımına atıfta bulunmak için kullanılır.
Dijital hikayelerin içerdiği unsurları şu şekilde sıralanabilir:
1. Bir hikâyenin merak uyandırıcı anlatımını içermesi 2. Anlatılan hikâyenin anlaşılması için anlamlı bir içerik suması 3. Anlatıda yer alan duyguları yansıtmak için imgeler kullanması 4. Fikirleri güçlendirmek için müzik ve diğer ses efektlerinden yararlanması 5. Dinleyicilerde anlayışlı yansımaya yol açması
Mesajın Dili
Mesajın dili denildiğinde; mesajın ulaştırılmasında yararlanılan bir ulusal dil olabileceği gibi, bir müzik, sanat, jestler ve mimikler gibi konuşulan dil dışında da bazı kodlar olabilmektedir.
Mesaj Çekicilikleri
Bireylerin fiziksel, psikolojik, duygusal, toplumsal gereksinimlerine seslenen, iletişimi yapılan ürüne, hizmete ve iletişim içeriğinin kendisine dikkat çeken, ilgi uyandıran, bireylerin tutum ve davranışlarına etki eden, yön veren ikna aracı çekicilik olarak adlandırılır.
Çekiciliğin taşıması gereken bazı özellikler bulunmaktadır. Bu özellikleri şöyle sıralamak mümkündür:
• Çekicilik anlamlı olmalıdır. Dolayısı ile ürünün kullanıcıları için ne gibi yararlar sağladığı, ilgi çekici taraflarının neler olduğu açıklanmalıdır. • Çekicilik inandırıcı olmalıdır. Tüketiciler ürün veya hizmeti kullandıklarında beklentilerinin karşılanacağı yönünde inanca sahip olabilmelidir. • Çekicilik, ürünün ayırt edici özelliğini yansıtmalıdır. Bir başka ifade ile ürünün, rakip ürünlerden farkını açık olarak gösterilmelidir.
Bununla birlikte, ikna edici mesaj çekiciliklerinin kullanılması ile ulaşacak hedefler şu şekilde sıralanır: dikkat çekme, ilgi uyandırma, çağrışım yaratma, bilinirlik sağlama, bilgi verme, farkındalık oluşturma, marka imajı oluşturma, ikna etme ve satın almaya yönlendirme.
Davis çekicilik sınıflamasında ise: bilgilendirici, neden- sonuç, kanıt, marka bilinirliği, merak/keşif, duygulandırıcı ve çekicilik başlıklarına yer vermiştir. (Bu konuda geniş bilgi için kitabınızın 141. sayfasında yer alan Tablo 5.2’yi inceleyebilirsiniz.)
Rasyonel Çekicilikler
Rasyonel/bilgi verici çekicilikler, kişisel çıkarlarla ilgili olan, ürün veya hizmetin özellikleri veya yararları gibi önemli bilgiler, diğer ürün veya hizmetlerle kıyaslama veya ürün/hizmetin en iyisi olduğunu tüketicinin zihnine yerleştirmeye çalışan çekiciliklerdir.
Duygusal Çekicilikler
Aşk, neşe, umut, heyecan, korku, kızgınlık, utanma, cesaret, reddetme, sıcaklık, nostalji, mutluluk gibi duyguları hissetmeleri için alıcıları ikna etmeye yönelik çekiciliklere duygusal çekicilik adı verilir. Rasyonel çekicilikler gerçekler ve akıl, bilgi ve mantık üzerine inşa edilse de, duygusal çekicilikler genellikle olumlu duygular yaratmayı ve bir marka kişiliği geliştirmeyi amaçlar. İçerdikleri mizah, korku ve benzeri duygusal öğeler aracılığıyla olumlu veya olumsuz birtakım işaretler göndererek tüketiciyi ikna etmeye çalışır.
Korku: Önce tehdidi göster, ardından korkut, sonra da çözümü öner biçiminde tasarlanabilecek bir kurgu, pazarlamacıların korkuyu bir mesaj, bir reklam çekiciliği olarak kullanması durumunu yansıtmaktadır.
İknacılar, maruz kaldıkları olası tehlike durumunda tüketicilerin dikkatini çekmek ve bu tehlikeden nasıl kaçınılacağı ile ilgili önerilerde bulunmak, reklamı yapılan ürünü kullanarak tüketicileri korkudan kurtulmaya motive
etmek için korku çekiciliğini yaygın olarak kullanmaktadırlar.
Mizah: Reklamda mesaj çekiciliği olarak mizah, şaka ve/veya eğlenceye neden olması istenen uyarandır. Reklamda mizah, görsel unsurlarda yer alabileceği gibi, sadece sözel unsurlarda da bulunabilir. Bazı durumlarda hem görsel hem sözel unsurlarda mizah kullanımına rastlanır. Bir reklam çekiciliği olarak mizah, çeşitli türlere ayrılarak incelenmektedir. Bu türler şu şekilde sıralanır: komik fikir, duygusal komedi (duygusal mizahla komik fikir), yergi, hiciv, duygusal mizah.
Semboller, Metaforlar ve Arketipler
Semboller
Sembolün sözlük anlamı, çağrışım, benzerlik veya uzlaşma yoluyla başka bir şeyi temsil eden bir şey şeklindedir. En yaygın kullanılan sembol türü muhtemelen dildir ve hepimiz onu düzenli olarak kullanırız. İkna, özünde hem ikna edenler hem de alıcılar için sembolik bir eylemdir ve sembollerin kullanımını gerektirir.
Sözcükler, resimler, müzik ya da sanat gibi sembolleri kullanma yeteneği, iknanın kalbinde yatar. Sonuç olarak, alıcılar, ikna ediciler tarafından kullanılan veya kötüye kullanılan sözlü, işitsel ve görsel sembolleri dikkatlice analiz etmelidir. İnsan, sahip olduğu sembolik sistem vasıtası ile varlığını kuşatan semboller evrenine anlam verir. Semboller birey için anlam ifade etmenin ötesinde, bireye anlam inşa etme yeteneği sağlamaktadır.
Semboller, ürünlerde, web sitelerinde, giyim-kuşamda, mağazalarda ve reklam panolarında görünmez olanı görselleştirerek günümüz toplumunda önemli bir rol oynar. Nike’nin görseli Swoosh, Nike marka adının okunamadığı durumlarda Nike ürününü tanımlar.
Zengin duygusal anlamlara sahip olan emojiler sözel olmayan ipuçları aktarırlar. Emojiler, bağımsız bir dil ve sözsüz bir gösterge olarak değerlendirilmektedirler.
Metaforlar
Bir metafor, aşina olunan, bir başka ifade ile tanıdık bir şeyin, tanıdık bir duygunun, deneyimin daha az tanıdık bir şeyle, duyguyla, deneyimle karşılaştırılarak netleştirilmesidir. Metafor, dilin veya görsel imgelerin kural dışı kullanımı ya da özel bir zihin inşası olmasından çok, belirli kaynağı ve amacı olan bir yansıma olarak değerlendirilir.
Metaforda, iki farklı kavram karşılaştırılır ve bu karşılaştırmadan dolayı bir kavramın özelliği diğer kavrama aktarılır. A, B’ dir şeklinde bir ifadede, A ve B, farklı kavramlar veya kavramsal alanlardır; metafor, birini diğerine bağlar. Bir başka ifade ile A ile B’nin karşılaştırılması sonucunda B’nin özelliği A’ya aktarılır.
Metaforlar, bir ikna edici mesajda, görsel metafor, sözel metafor veya hem görsel hem sözel metaforun birlikte kullanıldığı biçimde yer alabilmektedir.
Sözel Metaforlar: Metaforlar, sözcüklerin düz anlamlarıyla ifade edilemeyen kavramaya ait süreçleri ortaya çıkarmakla kalmaz, yine bu dille ifade edilemeyen düşünceleri de ortaya çıkarabilir. Tüketicilerin dikkatlerini yönlendirir, algılama şekillerini etkiler, karşılaştıkları şeylerden anlam çıkarmalarına yardım eder, kararlarına ve hareketlerine etki eder.
Görsel Metaforlar: Görsel metafor, görünmez bir ürüne hayat vermeye yardımcı olabilecek bir semboldür ve bir görsel ögenin beklenmeyen bir şekilde başka bir görsel ögeyle değiştirilmesi biçiminde karşımıza çıkar.
Anlam Operasyonları: Anlam operasyonları metaforun görsel yapısında yer alan kompozisyondan elde edilen çıkarımlardır. Metaforun anlam zenginliği, bağlantı ve karşılaştırma ile sağlanır. Bağlantı kurma, tüketicinin yaptığı çıkarsamaların resmedilen ögelerle bağlantı kurabilmek için nasıl ilişkilendirileceğidir.
Arketipler
İlk model (kök örnek) anlamına gelen arketipler, ortak bilinçdışında yer alan temsili resimlerdir ve bütün insanlığın bilinçaltında yer alan ilksel imgelerden oluşur.
Arketipler, doğrudan gözlemlemezler ancak genel yapıları; gerçek olayları, imgeleri ve deneyimleri kapsayan bir dizi olası alanı belirlemektedir. Arketiplerden, bilge adam, büyük anne, kahraman, baba, çocuk gibi evrensel semboller, mitler ve motifler gibi arketipsel imgeler ortaya çıkar. Günümüzde kullanılan arketip teorisinde, arketipler beş temel özelliğe sahiptir. Bu özelliklere göre arketipler;
1. Hikâye karakterleridir. 2. Psikolojik olarak zihinsel modeller şeklinde temsil edilirler. 3. Karşılaşıldıklarında genellikle duygusal tepkiler ortaya çıkarırlar. 4. Otomatik veya bilinçsiz olarak çalışırlar ve 5. Kolayca öğrenilecek ve yaygın olarak tanınabilecek kadar kültürel dayanıklılığa sahiptirler.
Arketiplerin bir ürünü veya markayı insanların zihninde canlı hale getirmesi pinokyo efekti olarak tanımlanır. Bireyler, aslında cansız bir nesne olan ürün veya marka ile bu sayede ilişki kurar.
Göstergebilim
Göstergebilim sadece sözsel olanı değil, sanat ve görsel iletişim dizgelerinin tümünü, bununla paralel olarak mesaj veren her şeyin okunmasını ve anlamlandırılmasını gerçekleştiren bir dil olarak kabul görmektedir.
Genel özellikleri temelinde göstergebilim genel, özel ve uygulamalı olmak üzere üç başlık altında incelenebilir:
Genel göstergebilim, değişik anlatım biçimleri arasındaki ilişkileri inceleyen ve soyutlama düzeyinin çok yüksek olduğu, anlamın nereden geldiğinin, nasıl bir işlevi bulunduğunun, nasıl betimleneceğinin ortaya çıkarılmaya çalışıldığı bir göstergebilim türüdür.
Özel göstergebilim, farkları gözlemlenen ve kabul edilen anlatım biçimlerinin işleyişini yönlendiren özel kuralların teknik açıdan betimlemesini yapan bir göstergebilim türüdür.
Uygulamalı göstergebilim ise, yazınsal ve yazınsal olmayan metinler, reklam, film, resim, bina, televizyon programları, koku, giyim gibi belli nesnelere uygulanmaktadır ve özel göstergebilimlerin sonuçlarından yararlanır. Özel ve uygulamalı göstergebilimde, nesneler kuramsal olarak dört boyutta incelenmektedir:
1. Anlamsal boyut, 2. Tutkusal boyut, 3. Figüratif (mecazi) boyut) ve 4. İfade (sözceleme) boyutu.
Göstergebilimin öncülerinden İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure, göstergelerin diğer göstergelerle ilişkileri üzerine odaklanmaktadır. Saussure’e göre göstergenin gösteren ve gösterilen olarak adlandırılan iki bileşeni bulunmaktadır. Gösteren düzlemi anlatıma karşılık gelirken, gösterilen düzlemi içerik biçiminde ortaya çıkmaktadır. Gösteren, göstergenin fiziksel varlığı iken, gösterilen göstergenin zihinsel kavramı olarak işlev görür.
Roland Bartes’a göre her göstergebilim, iki terim; bir gösterenle bir gösterilen arasında bir bağıntı varsayar. Bu bağıntı farklı türden nesneleri kapsar, bunun için de bir eşitlik değil bir denkliktir. Her türlü dizgesel göstergede, üç farklı terim bulunur. Bu terimler artarda gelen birer terim değil, kendilerini birleştiren bağıntıdır. Demek ki gösteren, gösterilen bir de bu iki terimin çağrışımsal toplamı olan gösterge vardır. Gösteren, göstergenin görsel veya işitsel olarak algılanan imgesi olurken, gösterilen göstergenin göndermede bulunduğu zihinsel bir kavrama karşılık gelir. Gösterenin en önemli özelliği ve gösterilenden farkını oluşturan unsurun, anlamın yaratılması aşamasında sadece bir araç niteliği taşımasıdır.
Göstergebilim, iletişim ve medya çalışmalarında sıklıkla kullanılan ve medya metinlerinin çözümlendiği bir yöntemdir. Göstergeler, sözsüz iletişiminde oldukça önemli bir role sahiptirler. Gösterge, bir başka şeyin temsil edilmesidir ve farklı anlamlara göndermede bulunur.
Sözsüz İletişimde Mesaj
Bireylerarası iletişimde bireyin duruma ilişkin değerlendirmelerinde beden dili, jestler, mimikler, oturuş, duruş gibi çeşitli tavırlar ortaya konulur. Bu aracılara sözsüz mesajlar, sözsüz mesajlarla taşınan anlatım biçimine de sözsüz iletişim denilmektedir.
Beden Hareketleri-Kinetik Yoluyla Verilen Mesajlar
Kinetik, yalnızca beden hareketleri, duruş, yüz ifadesi ve göz teması ile ilişkili sözsüz davranışların yorumlanmasıyla ilgilenen sözsüz iletişimin geniş bir alanıdır.
İknacıların, jestler ve beden hareketleri gibi sözsüz iletişimi kullanma sanatında da ustalaşması gerekir. El hareketleri, konuşmacının söylediklerine etki katabilir ve konuşmacı ile
dinleyici arasında özdeşleşmeyi teşvik edebilir. Etkili jestler, izleyicilerin bir sunumda söylenenleri hatırlamalarına ve anlamalarına yardımcı olur.
Sözsüz iletişim biçimleri arasında yer alan beden diline ait işaretlerin kaynağı, birincil işaret sistemi ve ikincil işaret sistemi olmak üzere, iki farklı kökene dayanmaktadır.
Birincil işaret sistemi, canlıların en temel ihtiyaçlarından kaynaklanan haz ve keder yaşantılarının ve bu yaşantıların ortaya çıkarttığı duyguların bedendeki sinyallerinden meydana gelir. Canlılar, doğanın somut ve doğrudan yaşantıları karşısında varlığını ve bütünlüğünü bedensel ifade ve anlatımlara yansıtarak korumaktadır. Beden dilinin birincil işaret sistemi altında oluşan mesajlar insanlık açısından evrensel kabul edilen mesajlardır. Bir patlama sesi duyduğunda korkan bir İtalyanın bedeninde korku sonucu oluşan mesaj ile bir Amerikalının farklı değildir.
İkincil işaret sistemi ise, dış dünyadaki objelerin sözcüklerle ifade edilen karşılıklarının onu oluşturan kültüre bağımlı oluşudur. Kültürel farklılıkların beden diline yansıması ve beden dilinde farklılıkların bulunması bu işaret sistemi içinde yer alır. Soyut ve anlamsız olan sözlü semboller ancak nesnelerle var olurlar. Örneğin namus sözcüğünün tanımı her toplumun bu sözcüğe yüklediği anlamla belirginleşir ve sözcüğün tanımı bu anlamları kapsar.
Uzamsal Mesafe-Proksemi Yoluyla Verilen Mesajlar
Proksemi kavramı, Türkçede, duruş mesafesi, araya konan mesafe anlamlarında kullanılmaktadır. Canlılar, diğer canlılarla olan iletişim ilişkilerini, bir başka ifade ile onlara gösterecekleri fizyolojik ve duygusal tepkilerini, belirtilen bu alan içerisinde, kendilerine olan uzamsal mesafenin durumuna göre şekillendirirler. Buna göre, insanların uzamsal alanları, kendileri ile olan mesafesine göre; samimi (mahrem) alan (50 santimetre), kişisel alan (50-150 santimetre), sosyal alan (150-350 santimetre) ve kamusal alan (350 santimetreden sonrası) şeklinde açıklanmaktadır. İnsanlar, diğer insanları, ilgi, güven ve samimiyet derecelerine göre bu mesafede konumlandırmakta ve onların kendilerine rahatsızlık duymadan yakınlaşabilecekleri mesafeleri belirlemektedirler.
Ses Tonu Aracılığıyla Verilen Mesajlar
Ses tonumuz, duygusal durumumuz, algılanan kişilik özelliklerimiz ve imajımız üzerinde etkiye sahiptir. Vurgu, duraklama, konuşma hızı gibi dile eşlik eden ses tonu, sözsüz iletişimde, sözsüz özellikli fonetik sinyaller kategorisinde incelenir. Sesin tonu, temposu, yüksekliği ve tınısı (rezonansı) insanların duygularını aktarmada etkili bir araçtır. Bu durum duyguların, sesin niteliği ile ortaya koyulabileceğini göstermektedir. Bu yüzden sesin dikkatle dinlenmesi veya izlenmesi mesajın doğru algılanmasında ve anlaşılmasında önemlidir.