İKT408U-EKONOMİNİN GÜNCEL SORUNLARI
Ünite 7: Dijitalleşme Çağında Ekonomi
Dijitalleşme ve İşgücü Piyasaları
Tarihin her döneminde teknolojik alandaki gelişmelerin üretim alanındaki gelişmeler üzerinde çarpıcı etkileri gözlenmektedir. Bu etkiler, üretim ve sermaye anlayışını dönüştürmekte ve böylece toplumsal yaşamda da kimi zaman beklendik kimi zaman ise öngörülemeyen değişiklikler yaratmaktadır. Dijitalleşme teknolojisi ile birlikte işgücündeki değişimler özellikle çarpıcıdır.
Belirgin olarak II. Dünya Savaşı’ndan sonraki ilk araştırmalarda, üretimin iki temel fonksiyonu olan sermaye ve emeğin üretim çıktısından aldıkları pay eşit olarak ele alınmıştır. İlerleyen yıllarda ise, üretim çıktısından alınan pay sermaye lehine gelişmiştir. Emeğin üretimden aldığı payın giderek düştüğü konusunda bir uzlaşı olmasına karşın, bu durumun nedenleri hakkında bir görüş birliği bulunmamaktadır. Emeğin üretim çıktısından aldığı payın düşmesinde dijitalleşmenin getirdiği maliyet düşüşleri ile işgücü talebindeki değişimler bir faktör olarak kabul edilmektedir.
İşgücü piyasasındaki değişim yaratan bir diğer etmen ise offshoring adı verilen uygulamadır. Offshoring, üretimin işgücü maliyetleri düşük ülkeye kaydırılmasıdır. Bu uygulama işgücü açısından iki sonuç doğurmaktadır. Birincisi, İlk olarak dışarıdan yapılacak ithalat iç ekonomide belirli bir oranda işsizlik yaratarak işgücü kesimlerinin çıktıdan alacağı payı azaltmaktadır. İkincisi, üretimin daha ucuz işgücü maliyetleri ile gerçekleştiriliyor olması önceki dönemlere uluslararası anlamda daha düşük bir işgücü ödemesi/çıktı oranına karşılık gelmektir. Ek olarak, dijitalleşmenin endüstri yoğunluğunu arttırdığı ve şirketlerin bilgisayar yazılımlarına yatırımlar yaparak emeğin çıktıdaki payını azalttığı görülmektedir.
1980’lerden sonra gelişmiş ülkelerde düşük becerili işgücü talebinde bir düşüş olmuş ve bu gruptaki kişilerin işsizlik oranı artmıştır. Öte yandan, yüksek becerili işgücü lehine bir talep oluşmaktadır. Bunun bir nedeni de teknolojinin gelişmesi ve buna uygun olan becerilere sahip işgücünün daha çok talep edilir hale gelmesidir.
Becerili işgücünün daha az becerili işgücüne oranla nispi verimlilik ve bunun sonucunda nispi talebini artırarak becerili işgücü lehine gelişim gösteren teknoloji olarak tanımlanan beceri yanlı teknolojik gelişim kavramı şu üç faktörün kombinasyonuna dayanmaktadır:
• Beceri bazlı sektörlere doğru istihdam geçişleri ürün talebi değişimleri, ticaret, Hicks yanlı büyüme ve veya sektör bazlı teknolojik gelişim ile açıklanamayacak kadar küçüktür. • Yüksek becerili işgücünün artan nispi maliyetine rağmen sektör içindeki istihdam kompozisyonu yüksek becerili işgücüne doğru kaymaktadır. • Teknolojik değişim göstergeleri ile yüksek becerili işgücüne talep arasında doğru yönlü bir ilişki bulunmaktadır.
İşgücünün yakın gelecekte nasıl bir şekil alacağına ilişkin pek çok tahmin yapılmaktadır. Bunlardan biri de, rutin ve rutin olmayan işlere bakılarak yapılan tahminlerdir. Bu tahminlere göre, düşük beceri ile yüksek beceri arasında kalan orta düzey beceriye dayanan işler yerlerini otomasyona bırakarak mir meslek kutuplaşması yaratacaktır.
Türkiye için yapılan tahminlerde ise, işlerin %59’unun bilgisayarlaşacağı belirtilmektedir. Bu tahminin gerçekleşmesi durumunda, büro elemanları, niteliksiz tarım çalışanları, montajcılar ve satış elemanları gibi meslekleri yerine getirenler yüksek bir risk grubu oluşturacaktır. Buna karşın, sağlık, bilim ve teknoloji alanında çalışanlar ve yöneticilerin çoğunluğu düşük risk grubunda yer almaktadır. Türkiye’de, bilgisayarlaşmaya bağlı olarak bölgesel olarak en düşük risk grubundaki iller İstanbul ve Ankara iken, yüksek risk grubunda Kars, Ağrı, Iğdır, Ardahan ile Van, Muş Bitlis ve Hakkari’yi kapsayan bölgeler bulunmaktadır.
Dijitalleşme ve Evden Çalışma
Covid-19 pandemisinin işgücü üzerindeki etkilerini anlamanın en önemli yollarından biri, evden çalışma kavramının incelenmesidir. Evden çalışma, işin ya da iş çıktılarının bir bölümünün işyeri dışında gerçekleştirilmesidir. Yapılan işlerin içeriğine göre işin evden yapılıp yapılamayacağı belirlenmektedir. Türkiye’de söz konusu hesaplamaların önsel sonuçlarına göre işlerin %24’ü evden yürütülebilmektedir. Eğitim, mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler (danışmanlık hizmetleri) ve bilgi ve iletişim sektörleri Türkiye’de evden çalışmaya en yakın sektörlerdir. Bu sektörlerin ortak özelliği dijitalleşmeye ve bilgisayarlaşmaya en yakın sektörler olmalarıdır. Evden çalışabilirliği en düşük sektörler ise inşaat, imalat ve tarım ormancılık ve balıkçılık sektörleridir.
Evden çalışma oranı diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Bu açıdan Türkiye evden çalışma konusunda, özellikle geri kalmış bölgelerdeki endüstriyel çeşitlilik, dijitalleşme ve beşeri sermaye artışları yoluyla kendi seviyesini artırabilir durumdadır. ABD ekonomisinde evden çalışanların ücret payları da yüzde 46 olarak hesaplanmıştır. Yani evden çalışanlar diğerlerine göre daha fazla ücret almaktadırlar. Bu tespit Türkiye için de geçerli olup ücret payı yüzde otuz civarındadır. Yazarlar daha sonra ülkelerin kişi başı gelirlerini evden çalışma ile ilişkilendirmişler, bu kişi başı gelir ile evden çalışma arasında pozitif bir ilişki tespit etmişlerdir. Türkiye bu çalışmada Meksika ile benzer konumda yer alırken, bu oran İngiltere, İsveç, Danimarka, Norveç gibi ülkelerde yüzde 40’ın üzerindedir.
Dijitalleşme ve Verimlilik
Ekonomik gelişmenin belirli bir evreye olgunlaştığı ekonomilerde verimlilik artışı ekonomik büyümenin temel kaynaklarından olan üretim faktörlerinin niceliksel büyümesinden daha önemli hâle gelmektedir. Verimliliğin ve onun artışını belirleyen faktör veya faktörlerin ne olduğu konusu öne çıkmaktadır.
Verimlilik artışını belirleyen en önemli faktör üretim faktörlerinin hem niceliği hem de niteliğidir. Gerek nitelik gerekse nicelik bakımından başat konu ise bir firmanın yenilik (inovasyon) kapasitesidir. Çünkü yenilik bir taraftan yeni ve daha etkili ürünlerin ortaya çıkmasını sağlarken, diğer taraftan üretim faktörlerinin üretkenliğini artırabilmektedir.
Yapay zeka gibi uygulamalar yenilik konusunda çığır açarken, bu gelişmelerin verimliliğe yansıması beklenen düzeyde gerçekleşmemektedir. Bu duruma verimlilik paradoksu da denmektedir. Verimlilik paradoksunun bir özelliği, teknolojinin belirli bir sektöre yaygınlaşmaya başlamasına değin verimlilik üzerindeki etkilerinin net bir biçimde gözlenememesidir. Öte yandan uygulamada dijitalleşmenin çeşitli etkileri görülmektedir. Hizmet platformlarını burada iki gruba ayırmak mümkündür. Bunlardan ilki sektörlerinde hâlihazırda var olan firmaların ürünlerine ilişkin bilgileri toplayıp bu platformlarda sunan koleksiyonerlerdir. Booking, TripAdvisor gibi platformlar bunlara örnek gösterilebilir. İkinci gruptaki platformlar ise bu sektördeki firmalarla rekabet olan alternatif ürünleri platformlarında sunan AirBnB, Uber gibi uygulamalar “bozguncu platformlar” olarak değerlendirilmektedir.
Dijitalleşme ve Kalkınma
Dijitalleşme; ürün piyasalarının nasıl üretileceği, dağıtılacağı ve ödeneceği konusunda çarpıcı bir dönüşüm yaratmaktadır. Özellikle inovasyon alanında yaşanan gelişmeler, yeni işletmeleri faaliyet alanlarında liderliğe taşıyabilmektedir.
Dijitalleşme sonucu olumlu etkileri arttırmak ve riskleri düşürmek için ülkeler düzeyinde uygun politikalar geliştirmek gerekmektedir. Ne türden politikaların, nasıl uygulanacağı ise belirli bir bilgi birikimi ve kavramsal repertuara sahip olmakla mümkün görünmektedir.
Dijital metalaşma, dijital dönüşümü anlamak için elverişli bir kavram olarak öne çıkmaktadır. Tüm bir dijital ekonomi tek bir ürün gibi düşünüldüğünde, dijital metalaşma kavramına göre bunun ülkenin rekabet gücü üzerindeki etkisi bir ürün yaşam döngüsü eğrisine benzeyecektir. Bir endüstrideki birkaç firma yeni teknolojiye eriştikçe bunun rekabet gücü üzerindeki etkisi güçlü olmaktadır. Ancak e-teknolojiye olan erişim ve kullanım yaygınlaştıkça bu teknoloji rekabet gücünü yine arttırmakta fakat bu artışlar etkisi anlamsızlaşıncaya kadar azalan oranda olmaktadır. Bu süreçten sonra yeni teknoloji artık endüstriye girmek için bir zorunluluk hâline gelmiştir ve herhangi bir rekabet gücü sağlamamaktadır. Bilgi teknolojileri ekipmanları, bulur servisleri, çeşitli süreçler için geliştirilmiş ve standart hâle getirilmiş yazılımlar, web uygulamaları ve e-Ticaret platformları dijital metalaşmanın konusuna girmektedir.
Talep cephesinden bakıldığında, devlet, dijital ekonominin yararlarından, daha iyi kamu hizmetlerinin sağlanmasına, yönetişimi geliştirmeye, politikaları değerlendirmeye ve
daha iyi sonuçlar almaya yardımcı olan teknolojileri kullandığı ölçüde, faydalanmaktadır. Bununla beraber, bu yararlar adaptasyon engelleri, gecikme etkileri, geçiş maliyetleri ve dijital metalaşmadan dolayı tam olarak elde edilebilmiş değildir.
Dijitalleşme ve Finansal Piyasalar
Dijitalleşme ile birlikte para politikası ve pratiği de dönüşmektedir. Bu dönüşüm alanları aşağıdaki gibi özetlenmektedir:
a. Nakit paranın elektronik para ile ikamesi b. Geleneksel banka mevduatlarının ve banknotların kripto paralar ile ikamesi c. Banka mevduatlarının, herkesi içeren merkez bankası mevduatları (evrensel rezervler) ile ikamesi d. Banka borçlarının dijital platformlara dayanan uçtan uca borçlanma ile ikame edilmesi
Hükümetlerin kontrolünde olmayan para fikri 1976 yılında Hayek tarafından ortaya atılmıştır. Yukarıda özetlenen unsurlardan “Kripto Para” ise ilk olarak Satoshi Nakamoto tarafından icat edilmiştir. Yüzlerce kripto para olmasına rağmen bu paralar arasında en bilineni Bitcoin’dir. Blok zincir (blockchain) adı verilen yenilikçi bir bilgisayar bilimi dizaynı bu kripto para dalgasının altyapısını oluşturmaktadır.
Dijital paralar ve dağıtılmış büyük deftere dayanan teknoloji, finansal sistemin şu anki aktörlerinin -özellikle bankalar- aracılık rolüne meydan okuyabilir. Bankaları mevduat sahipleri adına borçluları izleme rolünü üstlenen aracılar olarak düşünülebilir. Bu anlamda mevduat sahiplerinden fon sahiplerine paranın yönlendirilmesinde likidite ve vade dönüşümünü gerçekleştirmektedirler. Kripto Paralar ve Para Politikası Kripto paraların yaygınlığındaki ani yükseliş merkez bankalarına ve finansal aracılara yönelik olarak bazı engeller çıkarmaktadır. Merkez bankacılar yukarıda kısaca bahsettiğimiz bu meydan okumayı yasaklamalardan teşvik etmeye varan farklı açılardan ele almaktadırlar. Örneğin, İsveç’te nakit para kullanımı Krona’nın artık yasal para özelliğini kaybetme noktasına kadar gelme noktasındayken Riksbamk e-Krona çıkarıp çıkarmamayı düşünmektedir. Bu noktada merkez bankaları kendi merkez bankası dijital paralarını yaratabilir ve buna ilişkin dijital ödeme araçları sağlayabilirler. Bu ödeme araçlarının işlerliğinde en basit yol ise tüm bireylere ve firmalara merkez bankasında hesap açmaktır.
Alternatif olarak, merkez bankaları yarı merkezileşmemiş bir şekilde banknotların yerine geçen kendi kripto paralarının tek arz edicisi olabilirler. Bu sayede paralarını dijital ortamda da yasal para özelliğini korur. Eğer merkez bankaları herkese hesap açma yolunu benimserse, işlemlerde aracı olmadığı için işlemler çok daha hızlı bir biçimde tamamlanmış olur. Aracıların ortadan kalkması mevduat sigortalarını da demode hâle getirir.