İKT408U-EKONOMİNİN GÜNCEL SORUNLARI
Ünite 8: Dünyada İstihdam ve İşsizlikte Yeni Eğilimler
Dünya İşgücünün Görünümü ve Temel Özellikleri
Dünya nüfus sıralamasına göre nüfusun en yoğun olduğu ilk 10 ülke sırasıyla, Çin, Hindistan, ABD, Endonezya, Pakistan, Brezilya, Nijerya, Bangladeş, Rusya ve Japonya’dır. Türkiye ise, 83.154.997 nüfusu ile 18. sırada yer almakta ve Dünya nüfusunun %1,07’sini oluşturmaktadır.
Dünya işgücü ve yapısına bakıldığında ise; Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nün tahminlerine göre, Dünyada işgücü bugün 3.4 milyardır ve bu rakam 2000 yılından yaklaşık olarak 704 bin daha fazladır. Dünya genelinde toplam işgücü miktarı son yirmi yıllık dönem içerisinde artış göstermekle birlikte; Dünyada işgücü büyüme oranı düşmektedir. 2000-2010 yılları arasındaki dönemde ortalama büyüme oranı %1,14 iken; 2010-2020 döneminde ise %1,10 düzeyine inmiştir. Ancak yapılan tahminler 2020 yılı sonrası dönemde Dünyada işgücünün artış eğilimine gireceğini de göstermektedir.
Dünyada işgücünün yapısını ve özelliklerini belirleyebilmek için üzerinde durulması gereken bir diğer unsur ise işgücü piyasasında istihdam edilenler ile işsizlerin toplamının oluşturduğu işgücünün aktif nüfusa oranı olarak tanımlanan işgücüne katılım oranıdır.
Aktif ya da faal nüfus, çalışma çağında yani 15 ve daha yukarı yaş grubunda olup kurumsallaşmamış nüfustan oluşmaktadır. Buna, aynı zamanda, kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus adı da verilmektedir.
İşgücüne katılım oranı, istihdamda olan veya iş arayan ile istihdam edilen nüfusun payını ifade etmektedir. Bu pay aynı zamanda, “ekonomik olarak aktif nüfus” olarak da tanımlanmaktadır. Ekonomik olarak aktif olmayan nüfus ise, ev işleri ile uğraşanlardan, ücretsiz bakım hizmetlerinde bulunanlardan, eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunanlardan ve işgücü piyasasından emekli olanlardan oluşmaktadır.
Dünyanın nüfusunun yaşlanıyor olması ve gelişmiş bölgelerde nüfustaki yaşlanmanın daha fazla hissediliyor olması işgücü piyasasını etkileyen ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaba doğum ve ölüm oranlarındaki azalmayla birlikte nüfus yapısında meydana gelen bu değişim “demografik dönüşüm” olarak ifade edilmektedir.
Dünya nüfus yapısında yaşanılan bu değişim, işgücü piyasasını da etkilemektedir. Nüfus içerisinde yaşlı bağımlılık oranının yükselmesi, emek arzında azalmaya neden olmaktadır. Nüfusun yaşlanması sadece emek arzını değil sosyal güvenlik sistemini de olumsuz yönde etkilemektedir. Nüfusun yaşlanması sosyal güvenlik harcamalarında artışlar yaşanmasına neden olacaktır.
ILO’nun ve diğer istatistik kurumlarının verilerine dayanarak Dünya işgücü piyasasının özelliklerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür;
• Ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde kadınların işgücüne katılım oranları, erkeklerin işgücüne katılım oranlarının gerisindedir. • Dünya işgücünün %47’sini kadınlar %74’ünü ise erkekler oluşturur. • Dünya işgücü, eğitim düzeyi nedeniyle, düşük nitelikli işgücüdür. • Gelişmiş ülkelerde nüfusun yaşlanmasının daha yoğun olması nedeniyle işgücü daha yaşlı iken; gelişmekte olan ülkeler daha genç işgücüne sahiptir.
Dünya İstihdamının Görünümü ve Temel Özellikleri
Aktif istihdam politikası, işsizliği azaltmak, istihdamı korumak ve arttırmak amacıyla iş ve meslek danışmanlığının sunulduğu, kariyer yönetimi hizmetlerinin verildiği, iş analizleri ve meslek sınıflandırmasının yapıldığı, istihdamla ilişkilendirilmiş çeşitli meslek eğitimlerinin uygulandığı, iş arama stratejilerinin geliştirildiği programlar bütünüdür.
2000-2020 yılları arasındaki dönem için cinsiyete göre Dünyada ve Türkiye’de istihdam oranlarını karşılaştıracak olursak; Dünyada hem kadın hem de erkek istihdam oranları Türkiye ortalamasının üzerindedir. Özellikle kadın istihdamı için ayrıca değerlendirilecek olursa Dünyada ele alınan dönem için kadın istihdamı Türkiye’dekinin yaklaşık olarak iki katı düzeyindedir. İstihdama erişimde, cinsiyet eşitsizliğine dayalı olarak bölgesel farklılıklar bulunmaktadır.
İstihdama erişimin yanı sıra, iş kalitesine ilişkin cinsiyet eşitsizlikleri de devam etmektedir. Bu durum kadınların, işgücü piyasasında önemli ilerlemeler kaydettiği bölgeler için de geçerlidir. Örneğin, Latin Amerika ve Karayipler’de kadınların ortalama eğitim düzeyi erkeklerinkinden fazladır, ancak bölgedeki kadınlar erkeklerden saat başı ücret olarak %17 oranında daha az kazanmaktadır.
Cinsiyete ilave olarak yaş faktörü de, istihdamda eşitsizliğin bir başka unsurunu oluşturmaktadır. Dünya genelinde 267 milyon genç ya da 15-24 yaş aralığındaki nüfusun %22’si istihdam, eğitim ve öğretimde değildir. Buna ilave olarak, ücretli işlerde olan gençlerin birçoğu işgücü piyasasında iyi işlere erişimde engellerle karşılaşmaktadır. Örneğin Afrika bölgesinde gençlerin %95’i kayıt dışı işlerde istihdam edilmektedir. Bölgede yeterli iş imkânlarının yaratılamıyor olması, nüfusa oranı her geçen yıl artan genç nüfusun kayıt dışı işlerde istihdamını zorunlu kılmaktadır. Ayrıca, Avrupa ve Asya’da da, bölgelerdeki geçici istihdam oranlarının artması nedeniyle genç işgücü için mevcut işlerin kalitesi azalma göstermiştir.
Dünyada İşsizliğin Görünümü ve Temel Özellikleri
İşsizlik sorununa ilave, eksik istihdam bir başka sorun olarak gündeme gelmiştir. 19. Uluslararası Çalışma
İstatistikçileri Konferansında zamana bağlı eksik istihdam ve hali hazırda çalışmayıp işsiz sınıflaması dışında kalan potansiyel işgücü eksik istihdam olarak tanımlanmıştır. Yapılan tanımlamaya göre, zamana bağlı eksik istihdam bireyin çalışmak istediği ve çalışabileceği saatten daha kısa süre çalışmak zorunda bırakılması olarak ifade edi- lirken; potansiyel işgücü ise, işsiz olarak sınıflandırılamayan; iş arama ya da çalışmaya hazır olma unsurlarından sadece birine sahip olan bireyleri nitelendirmek için kullanılmaktadır. Bu bağlamda potansiyel işgücü, ILO’nun işgücü istatistiklerinde “marjinaller” olarak belirtilmekte ve fırsatın ortaya çıkması ya da engellerin ortadan kalkması durumunda çalışmaya başlayacak bireylerden oluşmaktadır.
Eksik istihdam; işgücünden bir kısmının cari ücret üzerinden ve ayrıca kanun, örf ve adet vs. ile tayin edilmiş saatler zarfında iş aradığı halde bulamamasıdır.
Yapılan araştırmalar ve istatistiki bilgilere göre Dünyada işsizliğin özellikleri aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür;
• İşsizlik oranları yüksektir. • İşsizlik gençler arasında yoğun olarak gözlenmektedir. • İşsizlik vasıfsız işçilerde yoğunlaşmaktadır. • İşsizlik uzun süreli ve yapısal niteliktedir. • Kadın işgücünün işsizliği erkeklerden yüksektir. • Kayıt dışı istihdam işsizliği takip eden en önemli sorun alanıdır.
Teknolojik İlerlemenin İşgücü Piyasasına Etkileri
Teknolojik ilerleme sonrasında üretim sürecinde yaşanılan değişim, istihdam bağlamında bazı işler için nitelikli işgücü talebini artırırken; bazı işler ise önemini yitirmiş ve bu işleri yapan emeğe duyulan talebin azalmasına neden olmuştur. Diğer bir ifadeyle teknolojik ilerleme kol gücüne dayalı mavi yakalı istihdamdan beyaz yakalı istihdama geçiş olarak nitelendirilebilmektedir. Bu bağlamda çalışanların mesleki eğitimi önem kazanmaktadır.
Teknolojinin çalışma hayatı üzerindeki etkisine dair literatürde iyimser ve kötümser görüşler vurgulanmış olmakla birlikte, konu ile ilgili bir diğer görüş ise “Dengeleyici Görüş” olarak adlandırılmaktadır. Dengeleyici görüş, teknolojik gelişmenin istihdam üzerindeki etkisini, bu gelişmenin insanlar tarafından kullanım amaç ve tarzına bağlı olduğunu ifade etmektedir. Bu nedenle, iyimser ya da kötümser görüşten birisinin mutlak bir geçerliliğinin olmadığını savunmaktadır. Bu görüşü savunanlara göre, teknolojik değişme ile istihdam arasında doğrudan bir ilişki kurmak kolay değildir, teknoloji istihdam miktar ve yapı olarak etkileyebilmektedir.
İyimser ve kötümser yaklaşımlar çerçevesinde, teknoloji karşısında istihdamın olumsuz etkilenmesinin önlenebilmesi için işgücünün nitelikli hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Makine, otomasyon, bilgi ve
iletişim teknolojisi, yeni teknoloji, bulut iletişim vb. teknolojik gelişmeler yüksek vasıflı işgücünün istihdamını kolaylaştırırken; düşük vasıflı işgücünün istihdam edilebilirliğini zorlaştırmaktadır.
Salgın Hastalıkların Dünya İşgücü Piyasasına Yansımaları
Tarihteki salgınlar, insan sağlığını etkilemenin ötesinde beslenmeden mimariye ve hatta imparatorlukların yıkımına kadar birçok soruna neden olabilmektedir. Örneğin; Avrupa, Avrasya ve Kuzey Amerika kıtalarında tam rakam bilinmemekle birlikte 1300’lerde İtalya’da yaşanan Kara Veba (Black Death) 75-125 milyon kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bu salgın sonuçları ve etkileriyle Avrupa’nın şimdiye kadar ki en büyük salgını olarak kabul edilmiştir. Öyle ki, yaşanılan salgın; sosyal, ekonomik ve siyasal etkileri nedeniyle Avrupa’da yönetim sisteminin, feodalizmin, çökmesinde temel etken olarak değerlendirilmektedir. Tarihsel süreç içerisinde yaşanılan salgınların bazı olumlu ve olumsuz sonuçları olmuştur. Örneğin, Kara Veba salgını öncesinde işgücü piyasasında yoğun işsizlik yaşanırken; salgın sonrasında işgücünün önemi anlaşılarak işgücünün istekleri de artık dikkate alınır hale gelmiş ve kadın işgücü de öncesinde kabul görmedikleri alanlarda çalışma fırsatı elde etmiştir.
Covid-19 salgın sonrasında ekonomik beklentiler, istihdamın niceliğinin ve niteliğinin hızla kötüleşeceği yönündedir.
ILO’nun yaptığı son dönem tahminlere göre, Covid-19 nedeniyle dünya genelinde yaşanılan işyeri kapanmaları işsizliğe ilave olarak, çalışma sürelerinde azalmaya da neden olmuştur. 2020 yılının ikinci çeyreğinde dünya genelinde çalışma süreleri %10,7 oranında azalmıştır. Haftalık çalışma süresinin 48 saat olduğu düşünüldüğünde bu azalma 305 milyon iş kaybı anlamına gelmektedir. Asya ve Pasifik Bölgesi başlangıçta salgından en fazla etkilenen bölgeler iken; günümüzde Amerika kıtası ön- celikli olmak üzere Avrupa ve Orta Asya bölgeleri salgından en fazla etkilenen bölgeler olmuştur. Salgının gelecek günlerde hangi bölgeleri etkisi altına alacağı ise belirsizdir.
Covid-19 özellikle, toptan ve perakende ticaret, imalat, emlak, idari ve destek hizmet faaliyetleri, konaklama ve yiyecek hizmetleri sektörlerini üretim ve istihdam yönlerinden olumsuz etkilemiştir. Bu süreçte olumsuz etkilenenler sadece küçük ölçekteki işyerleri olmamıştır. Orta ve büyük ölçekteki işyerlerinde de çalışanlar işlerini kaybetme, ücretsiz izne çıkarılma ve çalışma saatlerinin düşmesi gibi tehlikelerle karşı karşıya kalmıştır. Buna ilave olarak işverenler ile kendi hesabına çalışanlar, kayıt dışı istihdam edilenler ve geçici işçi statüsünde olanlar da olumsuzluklardan kendi payına düşeni yaşamıştır.
ILO’nun 18 Mart 2020 tarihinde yayınladığı “Covid-19 ve Çalışma Yaşamı: Etkiler ve Yanıtlar” başlıklı Covid-19’un çalışma yaşamı üzerindeki olası etkilerine ilişkin ILO
değerlendirmelerinin yer aldığı bilgi notuna göre, virüs ve yaratacağı ekonomik şokların çalışma yaşamını üç temel boyutta etkileyeceği öngörülmektedir. Birincisi iş sayısındaki azalma nedeniyle hem işsizlik hem de eksik istihdam; ikincisi iş kalitesinde azalma yaşanması özellikle ücretler ve sosyal korumaya erişim; üçüncüsü ise olumsuz işgücü piyasası sonuçlarına karşılık daha savunmasız ve belirli gruplar üzerinde olumsuz etkiler oluşması.
Bu üç etkiyi detaylı olarak inceleyecek olursak, ILO’nun ön tahminlerine göre, küresel işsizlikte 2019 yılındaki 188 milyon taban seviyesi üzerine, 5,3 milyon ile 24,7 milyon arasında artış olacağı beklenmektedir. Bu rakamlar birer tahmin olmakla birlikte, ilerleyen günlerde küresel işsizlikte artış olacağı kaçınılmaz olarak değerlendirilebilir.
Raporda ifade edilen çalışma yaşamına ilişkin bir başka beklenti ise, işsizlik oranında beklenilen artışa ilave olarak eksik istihdamın da büyük oranda artmasıdır. Ekonomik kriz dönemlerinde genellikle kayıt dışı ekonomi artış göstermesine rağmen; salgın ile birlikte özellikle hem imalat hem de hizmet sektöründe insanların ve malların dolaşımına getirilen sınırlamalar, kayıt dışı ekonomiyi kısıtlamıştır. Çin Ulusal İstatistik Bürosu verilerine göre, Çin’de sınai işletmelerin toplam katma değeri 2020’nin ilk ayında %13,5 daralmıştır. Bu bağlamda, Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi tarafından yapılan ön değerlendirmeye göre 2020 yılında uluslararası seyahatlerde %25’lere varan düzeyde azalma olacağı tahmin edilmektedir. Bu azalmanın da sonuç olarak milyonlarca insanın işini risk altına sokacağı öngörülmektedir.
ILO bilgi notunda orantısız şekilde etkilenecek olan gruplar aşağıdaki gibi sıralanmaktadır;
• Altta yatan başka sağlık sorunları olanlar ve yaşlılar: MERS salgınından sonra, yaşlı çalışanların, esas çalışma yaşında olanlara göre daha yüksek işsizlik ve eksik istihdam oranları ve azalmış çalışma saatleriyle karşı karşıya kaldığı görülmüştür. Bu bağlamda, Covid-19 salgınından da yaşlı çalışanların olumsuz yönde etkileneceği tahmin edilmektedir. • Gençler: Küresel finans krizinde görüldüğü üzere, gençler azalan işgücü talebine karşı daha savunmasızdır. ILO’nun Temmuz 2020 raporuna göre, Covid-19’dan önce işgücü piyasalarında önemli zorluklar yaşayan gençler, geleceğe yönelik beklentileri noktasında daha da fazla karamsarlığa düşmüştür. Eğitim dönemi içerisinde yer alan öğrencilerin %50’si eğitimlerini tamamlamalarında gecikmeler olacağını ve %10’u ise kurslarını tamamlayabileceklerinden şüphe duyduklarını ifade etmiştir. Pandemi dönemi öncesinde çalışan gençlerin 1/6’sı çalışmadığını ve
%23’ü ise çalışma saatlerinin azaldığını ifade etmiştir. • Kadınlar: Kadınların çoğunluğunun hizmet sektöründe ve kadın işi olarak değerlendirilen hemşirelik gibi sağlık sektöründeki işlerde istihdam ediliyor olması salgından daha fazla etkilenmesine neden olmaktadır. Dünya genelinde çalışan kadınların %58,6’sı; erkeklerin ise %45,4’ü hizmet sektöründe istihdam edilmektedir. Hizmet sektöründeki kadınların pek çoğunun sosyal koruma mekanizmasının dışında yer alması ve sosyal güvencesiz istihdam edil- meleri salgından daha fazla etkilenmelerine neden olmaktadır. • Serbest mesleğe sahip kişiler ile kısmi süreli ve geçici işçiler: Bu tür işçilerin ücretli izin ve hastalık izni mekanizmalarına erişimi olmadığından geleneksel sosyal koruma meka- nizmaları ve diğer gelir düzeltme biçimleri tarafından daha az korunduklarından salgından daha fazla etkilenmeleri muhtemel olarak değerlendirilmektedir. • Göçmenler: Salgının göçmen işçilerin varış ülkelerindeki işyerlerine ve ailelerine erişimlerini olumsuz yönde etkilemesi onları savunmasız bırakmaktadır.