AÖF Soru Bankası
HUK303U · Ünite 4

Devlet Memurlarının İdareye ve Kişilere Vermiş Oldukları Zararlardan Dolayı

Kamu Personel Hukuku dersi, ünite 4 özeti

HUK303U-KAMU PERSONEL HUKUKU

Ünite 4: Devlet Memurlarının İdareye ve Kişilere Vermiş Oldukları Zararlardan Dolayı

Mali Sorumluluğu

Hukukta Sorumluluk Kavramı

Hukukta kural olarak her hak bir ödeve tekabül eder; bir yerde hak sahibi varsa onun karşısında ödevli veya ödevliler vardır. Ödev, bazen “yapma” şeklinde olumlu bir edimi gerektirirken, bazen de “yapmama” şeklinde negatif bir edim içerebilir. İşte, hukukun yapma dediğini yapmak veya yap dediğini yapmamak şeklinde ortaya çıkan hak ihlallerinde, ihlal edenlerin hukuki bir takım yaptırımlara uğratılması, sorumluluk kavramından kaynaklanmaktadır.

Hukuki anlamıyla sorumluluk ise, hukuka aykırı davranan kişinin bundan dolayı mesul tutulması hâlidir. Hukukta sorumluluk, siyasi sorumluluk, cezai sorumluluk ve mali sorumluluk olarak üçe ayrılmaktadır. Mali sorumluluk da medeni sorumluluk ve idari sorumluluk olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Siyasi sorumluluk, anayasa hukuku ile ilgili bir kavramdır. Cezai sorumluluk, gerçek kişilerin, ceza kanunlarında düzenlenmiş olan suç fiillerini işlemeleri sebebiyle ceza kanununda belirtilen şartlar oluşmuşsa yine kanunda yazılı cezalara tabi tutulması olarak ifade edilebilir. Mali sorumluluk, en kısa ifadesiyle tazmin sorumluluğu ya da tazminat sorumluluğu olarak ifade edilebilir.

Devlet Memurlarının İdareye Vermiş Oldukları Zararlardan Dolayı Mali Sorumlulukları

İdari sorumluluk, idarenin bir kişiye verdiği zararın, idarenin mal varlığından bazı değerlerin zarar gören kişinin mal varlığına cebri olarak aktarılmasıyla tazmin edilmesi demektir. Yani idari sorumluluk, esas itibarıyla bir tazminat sorumluluğudur.

Devlet Memurları Kanunu, devlet memurlarının ödev ve sorumluluklarını, 6 vd. maddelerde sayılmıştır. Kanun’un 12 ve 13. maddelerinde devlet memurlarının kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idareye ve kişilere verdikleri zararlar konusundaki sorumlulukları düzenlenmiştir.

Memurların, kasıt, kusur veya ihmalleri nedeniyle idareye vermiş oldukları zararlardan dolayı sorumluluklarının genel hükümlere göre olmasından kasıt, özel hukuk yani borçlar hukuku hükümleridir. İdare, memurun maaşından doğrudan kesinti yapamaz. İdare önce ödeme emri gönderir, memur ödeme yapmaz ise adli yargıda tazminat davası açar.

Haksız fiil sorumluluğunun şartları: Hukuka aykırı bir fiil, kusur, zarar ve illiyet bağıdır. Fiilin yalnızca aktif bir hareket şeklinde olması da gerekli değildir. Fiil, aktif bir hareketle işlenebileceği gibi pasif yani ihmali bir hareketle de işlenebilir. Örneğin; devlet memurunun kendisine teslim edilen devlet malının bakımını yapmayarak onun bozulmasına sebep olması, devlet memurunun idareyi zarara sokmasına ve bu zararı da haksız fiil kurallarına göre idareye tazmin etmesine yol açacaktır. Fiilin, mutlaka hukuka aykırı bir fiil olması gerekir. Eğer somut olayda hukuka uygunluk sebeplerinden en az biri bulunmaktaysa,

fiilin hukuka aykırılığı ortadan kalkacak ve haksız fiil hükümleri uygulanamayacaktır.

Haksız fiilin iradi ve kusurlu bir hareket ile işlenmesi gerekir. Bu haksız fiilin manevi unsurudur. Kural bu şekilde olmakla birlikte, hakkaniyet ilkesi gereğince, bazı durumlarda (Örneğin, çok zengin bir akıl hastasının çok fakir olan komşusunun tek evini yakması gibi) ayırtım gücüne sahip olmayan kişilerin verdikleri zararlardan sorumlu tutulabilmesi de söz konusu olabilmektedir.

Haksız fiil, bir zarara yol açmalıdır. Zarar, maddi bir zarar olabileceği gibi manevi bir zarar şeklinde de ortaya çıkabilir. Maddi zarar, mal varlığına ilişkin olabileceği gibi bedensel veya ruhsal bir zarar da olabilir.

Haksız fiilden kaynaklanan sorumluluk durumunda, ispat yükü zarar görene aittir. Zarar gören, hem uğramış olduğu zararı, hem de zarar verenin kusurunu ispatla yükümlüdür. Bu kural, herkesin kendi iddiasını ispat yükümlülüğü altında olması şeklindeki genel kural ile de örtüşmektedir

Devlet Memurlarının Kişilere Vermiş Oldukları Zararlardan Dolayı Mali Sorumlulukları

DMK’nin 13. maddesinde, devlet memurlarının kişilere verdikleri zararın tazmin usulü konusunda bilgiler verilmiştir.

Madde hükmüne göre, “Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Ancak, Devlet dairelerine tevdi veya bu dairelerce tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kâğıtların ilgili personel tarafından zimmete geçirilmesi hâlinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir. Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.

İşkence ya da zalimane, gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamele suçları nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen kararlar sonucunda Devletçe ödenen tazminatlardan dolayı sorumlu personele rücu edilmesi hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.

İlgili maddelerden anlaşılacağı üzere, işbu bölümde ele alınan sorumluluk devlet memurlarının göreviyle ilgili sorumluluğunu yani mesleki sorumluluğunu kapsamakta olup, memurun görev başında değilken ve görevi ile ilgili olmayan davranışları çalışmanın kapsamı dışında yer almaktadır.

Kamu görevlilerinin yol açtığı zararlardan dolayı idarenin sorumluluğu, kusurlu sorumluluktur. İdarenin kusursuz sorumluluğu ise, idarenin tehlikeli araçlar kullanmasından, sosyal risklerden ya da kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesinden ortaya çıkabilen ve idarenin kamu hizmetinin uygulanmasında bir kusurunun bulunup bulunmadığının incelenmesine gerek olmayan sorumluluk türüdür.

İdarenin sorumluluğuna yol açan kusura hizmet kusuru adı verilmektedir. Bunun çeşitleri şunlardır:


1. İdarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin ya kuruluşunda, tanzim ve tertibinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde –gereken emir- direktif ve talimatın verilmemesi 2. Nezaret, mürakabe, teftişin icra olunmaması 3. Hizmete tahsis olunan vasıtaların kifayetsiz, elverişsiz, kötü olması 4. Gereken tedbirlerin alınmaması, geç, vakitsiz hareket edilmesi

Hizmet kusuru bu gibi sebeplerle ortaya çıkan birtakım aksaklık, aykırılık, bozukluk, intizamsızlık, eksiklik veya sakatlıktır.

Hizmet kusuru, hizmetin hiç işlememesinden kaynaklanabileceği gibi, hizmetin geç işlemesinden ya da kötü işlemesinden de kaynaklanabilmektedir.

Hizmetin aksamasıyla ilgili şu kavramlar bilinmelidir:

• Hizmetin kötü işlemesi, kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında, bunlardan faydalananların bir zarara uğraması ve kişilerin ortak ve kolektif ihtiyaçlarının normal bir şekilde karşılanmaması anlamına gelmektedir. • Hizmetin geç işlemesi, kamu hizmetinin olağan sayılmayacak bir gecikme ile yerine getirilmesi ve bu gecikmeden bir zarar meydana gelmesi hâlini ifade etmektedir. • Hizmetin hiç işlememesi ise idarenin bir kamu hizmetinin görümü için gerekli kadro ve personel ile araç gerece sahip olmaması ya da bunlara sahip olmasına rağmen bunları kullanmaması durumu olarak ifade edilebilir.

Hizmet kusuru, hizmetin ifasından ayrılamaz nitelikteki kusur iken, kişisel kusur hizmetin ifasından ayrılabilen kusuru ifade eder. Kamu görevlisinin hem görevinin tamamen dışında ve hem de göreviyle ilgili olmayan kusurlarından dolayı idareye sorumluluk atfedilmez, sorumluluk, kusurlu davranan kişiye aittir.

Üçüncü kişiler, kamu görevlisinin, göreviyle ilgili kendilerine vermiş olduğu zararı, kamu görevlisinin bağlı olduğu idareye karşı idari yargıda tam yargı davası açmak suretiyle tazmin ettirdikten sonra, söz konusu idare, genel hükümlere yani özel hukuk (borçlar hukuku) hükümlerine göre ilgili meblağı kamu görevlisinden isteme hakkına sahip olacaktır.

Rücu hakkının kullanımında adli yargının görevli olduğu kabul edilmekte ve rücu ile ilgili olarak 657 sayılı Kanun’un 13. maddesinde yer alan “genel hükümler” ifadesinden Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere müteallik hükümleri anlaşılmaktadır.

Haksız fiilden kaynaklanan zararlar ağırlıklı olarak ölüm ya da bedensel zarar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ölüm hâlinde uğranılan zararlar: cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, ölenin

desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar şeklinde Kanun’da sayılmakta ve hükmedilecek maddi tazminatın hesabında bu hususlar dikkate alınmaktadır.

Bedensel zararlar ise, tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıpları kapsamaktadır.

Haksız fiilden kaynaklanan manevi tazminat, kişinin ölmesi, bedensel zarara uğraması ya da kişilik haklarının ihlal edilmesi gibi farklı sebeplerden kaynaklanabilir. Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.

Ünite 4 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç