GİT205U-GÖRSEL TASARIMDA YARATICI DÜŞÜNME TEKNİKLERİ
Ünite 2: Toplumsal Yaratıcılık
Giriş
Gelişim ve değişim odaklı, insanın zihinsel eyleminin bir sonucu olan yaratıcılık, Antik dönemden beri düşünürlerin ilgisini çeken bilimsel, yaratıcı gelişimin önemli anahtar kavramlarından biri olmuştur. İnsanlık tarihi boyunca ihtiyaca ve içgüdüsel bir dürtüye dayalı olarak çok bileşenli bir bellek sistemi içindeki aktif zihinsel süreçlerin koordineli çalışması neticesinde insan sürekli düşünüyor, hayal ediyor, bir şeyler üretiyor, keşfediyor, icat ediyor. Teknolojik yenilikler, ekonomik ve sosyal değişimi daha önce hiç olmadığı kadar hızlandırdı. Sanayi devriminin başlangıcından bu yana geçen iki yüzü aşkın yılda, dünya her açıdan dönüşüme uğradı. Ancak tanık olduğumuz değişimler, bundan sonra göreceklerimizin yanında hiç kalacaktır.
Uygarlık Öncesi ve Uygarlık Tarihinde Toplumsal Yaratıcılık
Tarih, insanların eylemlerinin, etkileşimlerinin ve davranışlarının (yaratıcılık, yenilik, icat) uygarlık bağlamında incelenmesidir. Tarih toplumları ve ulusal kimlikleri biçimlendiren bir dizi anlatılar silsilesidir. Süreç içindeki siyasi, ekonomik ve sosyal çalkantılar sonucu ortaya çıkan kaotik durumların yeniden bir düzen içinde sürdürülmesini kapsayan şemsiye bir terimdir. İnalcık’a (2020) göre, tarih insanın eseri olan gelişmeyi inceler. Bu gelişme, bir organizmanın büyüyüp gelişmesi gibi, geçmişi daima içinde taşır; geçmişin izleri ile özgünlüğünü kazanır. Tarih, insanlığın özel kişiliğinin oluşumunu gösterir.
Yazının İcadı ve Yaratıcı Dil
Yazma herhangi bir dilin ayrılmaz bir parçasıdır ve insanların şimdiye kadar geliştirdiği en değerli becerilerden biridir. Çivi yazısıyla yazılmış bilinen son belge MÖ 1. yüzyıla aittir. Sadece Eski Mısırlıların hiyeroglif yazısı daha uzun sürdü. Sümerler tarafından icat edilen ilk yazı çiviye benzediği için “çivi yazısı” olarak tanımlanmıştır. Çivi yazısı tipik olarak kil tabletler üzerinde yapıldı. İlk tablet boyutları 2-10 cm arasında değişiyordu. Konuşulan dilin yazılı formdan on binlerce yıl önce evrimleştiğine inanılmaktadır. Yazı alfabeden önce gelmiştir. İlk önce piktografik sembollerle oluşturulan karakterler daha sonraları harflere, ardından alfabeye dönüştürülmüştür.
Yaratıcı dil kullanımı iletişim kanallarının en etkileyici ve en güçlü alanlarından biridir. Özel dil yeteneğinin ne zaman ve nasıl geliştiğini söylemek mümkün değildir. İnsanların yaklaşık olarak bir milyon yıl önce konuştukları varsayılıyor. Ancak daha yavaş bir anlatım, daha küçük bir kelime dağarcığı ve alıştığımızdan daha basit bir gramerle konuşmuşlardır.
Dilin yaratıcı kullanımı bireyin bilişsel, zihinsel ve sosyal gelişimi ve iletişiminin merkezinde yer alır. Yaratıcı dil, sonsuza dek yeni rezonanslar keşfederek sınırlarını sonuna kadar genişletebilir.
Buluşların Önemi
Çoğu kez ihtiyaca dayalı içgüdüsel bir eylem olarak insanlık, var olduğundan beri sürekli düşünüyor, hayal ediyor, bir şeyler üretiyor, keşfediyor, icat ediyor. Bu yaratıcı eylemler, insanlık tarihi boyunca ilgi çekici ve son derece karmaşık olan insanın zihinsel eyleminin bir sonucudur. Gelişim ve değişimin varlık nedeni olan yaratıcılık, Antik dönemden beri düşünürlerin ilgisini çeken bilimsel gelişimin anahtar kavramlarından biri olmuştur. Bilim ve teknoloji tarihinde, teknolojik keşif ve icatların kökeninde temel bilimler yatmaktadır. Özellikle günümüzde dijital teknolojinin varlığı matematik bilimine dayalıdır. Matematik düşüncesi yaklaşık dört bin yıl öncesine uzanır. Matematik bilimi ve yaratıcı düşünceye ilişkin arayışlar özellikle Antik dönemden günümüze kadar güçlü bir şekilde gelişimini sürdürmeye devam etmektedir.
Henüz icat edilmemiş fikirleri hayal etmek, bir ihtiyacı ve bir olasılığı görerek yaratmak ve düşünme bağlamında yeni bir fikrin veya eski bir kavramın iyileştirilip geliştirilebilmesi için bir mucidin değişime istekli, girişimci ve vizyon sahibi olması gerekir. Problem çözücü olmanız gerekir. Bir problem tanımlandığında problem çözücü; azimli, bilgili ve kalıpların dışında düşünme yeteneğine sahip kişidir.
Tarihsel Süreç İçinde İcatlar ve Yaratıcılık Kavramına İlişkin Bazı Görüşler
Tarihsel süreç içinde sanat ve yaratıcı bilim ideoloji, felsefe, politika, psikolojik ve sosyolojik olgularla birlikte büyük değişim ve dönüşüm geçirmiştir. Bu değişim ve dönüşümler kendi içinde yeni bir çağın başlangıcını hazırlayarak devam etmiştir. Yaratıcılık kavramının tarih boyunca, farklı felsefi bakış açılarıyla açıklanmaya çalışıldığı görülmektedir. 14. yüzyıl öncesi hatta Rönesans’a kadar, insanın yaratıcı ifadesinin ‘ilahi’ olduğu düşünülüyordu. Yaratıcılık, eylem fiilen gerçekleştiren kişiden ziyade Tanrı’ya atfedilebilirdi. Yunan filozofu Platon, yarattıklarımızdan sorumlu olmadığımızı hissettiği için ‘ilahi delilik’ terimini kullandı.
17. yüzyıl sonlarına doğru hızla ilerleyen görüş, yaratıcılığın daha önce düşünüldüğü kadar ilahi bir şey olmadığı ancak herkesin olmamakla birlikte bazılarının yaratıcı olabileceği görüşü önem kazandı. Yaratıcı olanlar da olağanüstü kişiler veya dâhiler olarak yorumlanıyordu. 20. yüzyıl başlarında Avusturyalı nörolog Sigmund Freud, (1920’lerde) yaratıcılığın ego ve süper ego arasındaki gerilimden kaynaklandığını ifade etti. 1950’ler de ise yaratıcılık kavramı yeniden ele alındı ve sorgulanmaya başlandı. Yaratıcılık sıra dışılık olarak yorumlanıyorsa “Sıradanlık nasıl bir şey ya da daha yaratıcı, daha az yaratıcı özellikler nasıl anlaşılır?” gibi sorular üzerinde araştırmalar yapılmıştır (Lehane, 2020).
Bir Kişilik Özelliği Olarak Merak Duygusu
Merak, bir kişilik özelliği olarak sezgi, keşif, icat ve yaratıcılık gibi duygusal süreçleri etkileyen ve bebeklik döneminde ortaya çıkmaya başlayan bir özelliktir. TDK
Sözlüğünde ise “Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek” şeklinde tanımlanmıştır. Yeni ve zorlayıcı bilgi ve deneyimleri tanıma ve arama eğilimini içeren hoş bir motivasyon durumudur.
Yenilikçi Fikirler Üretme, Yaratıcı Proaktif Özellikler
Clayton M. Christensen ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmalar, Yenilikçilerin DNA’sını ortaya çıkardı: Yenilikçi fikirler üretme yeteneğimiz yalnızca zihnin bir işlevi değil, aynı zamanda beynimizi keşif için optimize eden beş temel davranışın bir işlevidir. Bunlar (https://www.creativityatwork.com/what-is-creativity/):
İlişkilendirme: İlgisiz alanlardan sorular sorma, problemler veya fikirler arasında bağlantı kurmadır.
1. Sorgulama: Ortak bilgeliğe meydan okuyan sorgular oluşturmadır. 2. Gözlemleme: Yeni şeyler yapmanın yollarını belirlemek için müşterilerin, tedarikçilerin ve rakiplerin davranışlarını incelemektir. 3. İletişim kurma: Farklı fikir ve bakış açılarına sahip insanlarla tanışmaktır. 4. Deney yapma: Etkileşimli deneyimler oluşturma ve hangi içgörülerin ortaya çıktığını görmek için alışılmışın dışında tepkiler uyandırmadır.
Proaktif kişiler olaylar karşısında sorumluluk ve inisiyatif alırlar. Olumsuz durumlara, değişimlere tepkisiz kalamazlar. Proaktif kişilik, durumsal güçleri belirleme ve üstesinden gelme ve çevreyi etkili bir şekilde değiştirme konusunda tutumsal ve davranışsal bir eğilime sahip bir birey olarak tanımlanır.
Elektronik/Dijital Devrim
Sanayi devriminden yaklaşık iki yüz yıl sonra bilginin doğasının/kaynağının değiştiğini, yeniden yapılandırıldığını görebiliyoruz. Üçüncü sanayi devrimi olarak da adlandırılan dijital devrimin, bir anlamda insan beyninin yeniden reorganize olduğu bir sürecin başlangıcı olduğu düşünülmektedir. Harari’ye (2015) göre, yaklaşık 13,5 milyar yıl önce, Big Bang olarak adlandırdığımız büyük patlama ile madde, enerji, zaman ve uzay ortaya çıktı. Evrenimizin bu temel özelliklerinin hikâyesine fizik diyoruz. Yine yaklaşık 3,8 milyar yıl önce, Dünya adı verilen gezegende, bazı moleküller organizma adı verilen oldukça geniş ve karmaşık yapılar oluşturdu.
Yaratıcılık ve Eğitim İlişkisi
Sanat eğitimi eleştirel, özgün ve yaratıcı düşünme becerisi, öz güven, empati ve iş birliği geliştirmenin önemli bir aracıdır. Bu bakımdan sanat eğitimi, genel eğitim içinde yenilik ve gelişimi destekleyen önemli bir alandır.
Eğitim Sisteminde Sanatsal Yaratım
Sanatta yaratıcılık kavramı eğitim sistemi içinde önemli bir olgu olarak karşımıza çıkar. Yaratıcılığın çok özel bir yeti olduğu, herkeste olamayacağı ve herkesin de yaratıcı niteliklere sahip olamayacağı anlayışı eğitim sistemi içinde
hâlen tartışılmaktadır. Çoğu kez yaratıcılık kavramı adeta olağan dışı, fizik ötesi bir olgu olarak algılanabilmektedir.
Çocuk ve Hayal Gücü
Diğer bir adıyla imgelem, düş gücü becerisiyle zihinsel görüntüler oluşturulması şeklinde tanımlanabilir. Çocuklar için yaratıcı sanatsal pratikler, müthiş bir merak, sezgi ve keşif sürecinin önemli parametreleri arasında yer alır. Çocuklarda ifade, yansıtma ve hayal gücü yaratıcılığın temel bir niteliğidir. Örneğin bazı çocuklar başkalarının kolayca yapabildikleri şeylerde zorlanırlarsa yaratıcılıklarının zayıf olduğunu düşünebilirler. Bu durumda çocuk kaçma, vazgeçme, bırakma eğilimi gösterebilir; ilgisini, dikkatini kaybedebilir ve okulda geçirdiği saatleri zaman kaybı olarak değerlendirme algısına kapılabilir. Bu açıdan bakıldığında yaratıcılık, yetenek ve performans yalnızca genlerle değil aynı zamanda kişinin kendini algılama biçimi ve hiçbir temeli olmayan güvensizlik ve yetersizlik hisleriyle de ilgilidir.
Yaratıcılığın Eğitsel Boyutu
21. yüzyılda çok gerekli olan ve temel beceriler olarak değer verilen yaratıcı ve yenilikçi becerileri geliştirmeye teşvik etmek için öğretim stratejilerinin yeniden düşünülmesini ve eski öğretim stillerine karşı bir meydan okumayı içerir. Çağdaş eğitim sisteminde yaratıcılığı merkeze alan anlayışa bağlı olarak öğretmen ve öğrencilerin eğitim sürecinde özellikle şu konuları hissetmelerinin sağlanması beklenir:
• Yeni fikirlerin teşvik edildiği ve desteklendiğini • Hayal gücü ve kritik düşünmenin desteklendiğini • İnisiyatif ve risk almanın teşvik edildiğini • Başkalarıyla etkileşim ve iletişim ortamlarının sağlandığını • Belirsizlikleri tolere edip sorgulama fikrini geliştirebilen bir anlayışın sağlanmış olduğunu
Eğitim Sistemi İçinde Yaratıcı Yaklaşımlar
Yaratıcılık, psikoloji alanındaki bazı bilim insanları tarafından insanın doğuştan gelen bir özelliği olarak görülmemektedir. Yaratıcılık tamamen kullanımımızı engelleme veya kullanma kararına katkıda bulunan dış çevreye ve kişisel faktörlere dayanır.
Eğitimcilerin eleştirel düşünme ve yaratıcı özgün pratikler arasında bir denge kurmak için esnek öğrenme yollarını desteklemesi gerekir. Öğrencilere yaratıcı risk alma kapasitelerini geliştirmede kendi performanslarını değerlendirme fırsatları verilmelidir.
Yaratıcı Öğrenci ve Öğretmen
Okul öncesi ve ilkokul dönemi, çocukların gelişim sürecinde onların yaratıcı karakterlerini etkileyecek önemli bir aşamadır. Bu bakımdan erken çocukluk, olumlu müdahale için en kritik evredir. Bu aşamada çocukların gelişimi çevrelerinden güçlü bir şekilde etkilenir ve bu etki hayatlarının geri kalanında güçlü bir etki yaratmaya devam eder. Eğitimde ilkokul düzeyi, çocuklara öğrenme için
gerekli araç ve koşulları sağlamanın yanı sıra keşfetme, problem çözme, yazma, sanat, müzikte yaratıcı olma, öğrenen olarak öz güvenlerini geliştirme, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerinin önemli bir evresidir. Bu bakımdan diğer akademik alanlarda olduğu gibi sanat ve yaratıcılığın gelişimine yönelik olarak okulöncesi ve ilkokul düzeyinde güçlü bir planlama yapılmalı, akademik ve toplumsal duyarlılık/farkındalık geliştirilmelidir.
Yaratıcılık ve Eğitim
Yaratıcılık ve eğitim, birbirlerini doğrudan etkileyen önemli kavramlardır. Yaratıcı anlayış ve nitelikler üzerinde yapılandırılmayan geleneksel, klasik eğitim anlayışı günümüz çağdaş eğitim yöntemlerinde kabul görmeyen bir yaklaşım olarak düşünülür. Bazı okullar (formal eğitim) sadece akademik-analitik düşünceye odaklanarak yaratıcı, eleştirel düşünceyi körelten, öteleyen bir anlayışa sahiptir. Geleneksel düşünme ve eğitim anlayışı başlangıçta sınırlamalarla başlar, eğitim süreci içinde küçük yenilik ve değişimlerle felsefesini yitirmeden devam eder.
Yaratıcı öğretmen statü ya da güç için çalışmaz fakat kabul edilmeyi, dikkate alınmayı sever. Kendi kendisiyle barışık çalışır. Yaratma özgürlüğü (bildikleri ile çalışmak ve düşünmek) ona en büyük ödülü getirir. Bir küme ile çalışmaktan çok yalnız çalışmayı sever. Yaratıcı öğretmen güç olgusuna önem vermediği için, yöneticiye şirin görünmek amacıyla düşüncesini değiştirmez. Klasik kurallar altında tutulması zor olan bu öğretmenler, güç dönemlerde çok iyi çalışır ve sorunlarla kolayca yüzleşebilirler.
Okul Ortamında Yaratıcı Öğretmen Tutumu
Yaratıcı anlayışı benimseyen yönetici ve öğretmenlerin etkin olmadığı bir okulda; geleneksel, dogma kurallar ile yetiştirilen çocuklar, sanat etkinliklerinde hazır formu belirlenmiş biçimlere yönelerek kopya veya taklit metotlarını izlerler. Bu durumun alışkanlık kazanması, gelecekte çocuğun yaratıcılığına ilişkin bir güven kaybına ve yaratıcı gücünün yok olmasına neden olabilecektir.
Yaratıcı Tutum ve Yaratıcı Olmayan Tutumlar
İnsanlar doğduklarından itibaren yaratıcı ve yaratıcı olmayanlar şeklinde sınıflandırılmamıştır. Yaratıcılığın da kendi içinde dereceleri ve alanları vardır. Dünyada çok yüksek yaratıcı nitelikleri taşıyan özel insanlar ender görülür. Ancak pek çok kimse, özellikle eğitim koşulları uygun olduğu takdirde yeterli bir yaratıcılık düzeyine ulaşabilir.
Yaratıcı Eğitim ve Problem Çözme
Bütün buluşlar merak ve problem çözme becerisine odaklanır. Tüm yaratıcı pratiklerin ilk evresi problemi tanımayla başlar. Bu bir anlamda bir hazırlık evresidir. Bir diğer ifadeyle yaratıcılık, problem çözme sürecinin ilk aşaması olarak tanımlanır. Çoğu zaman bir problemi çözmeyi, bazen basit veya sıradan bir düşünmeyi içeren yaratıcılık kavramı, bireyin problem çözme becerisine odaklanır.
Sanat eğitiminde “problem çözme” becerisinin temel felsefesi, John Dewey’in “yaparak yaşayarak öğrenme” ilkesi ile ilişkilendirilmektedir. Bu öğrenme aşamasında öğrenciye uyarı olması amacıyla sıra dışı rutinin dışındaki problemler/sorunlar senaryolaştırılarak, yaşamla bağlantısı kurularak verilir.
Dünyada Yaratıcı Eğitim Politikaları
Yaratıcılık ve eğitimdeki son yükselişin Avrupa, Amerika, Avustralya ve Doğu Asya ülkelerinde gerçekleştiği görülmektedir. Bu durum bazılarının yaratıcılığın “gelişmiş ekonomilerde ekonomik rekabet gücünün anahtarı” olarak görüldüğünün bir yansıması olarak düşünülebilir. Yaratıcılık konusunda, küreselleşme süreciyle birlikte artan rekabetin evrensel bir realite olduğu ve toplumların bu realiteyle yüzleşmek zorunda olduğu, yaratıcı düşüncenin görmezden gelinemeyeceği, mevcut sorunları çözmek için eğitim sistemlerinde yaratıcılığa/yeniliğe duyulan ihtiyacın küresel olarak kabul edildiği söylenebilir. Disiplinlerarası ilişkiler Avrupa üniversitelerinde önemlidir. Örneğin Hollanda’daki Aalto Üniversitesi, bilim ve sanatın teknoloji ve işle buluştuğu yenilikçi bir gelecek inşa etmeyi vaat eden multidisipliner bir topluluktan oluşmaktadır. Yaklaşık 20.000 öğrencisi bulunan Aalto Üniversitesi 2010 yılında Helsinki Teknoloji Üniversitesi, Helsinki Ekonomi Okulu ve Helsinki Sanat ve Tasarım Üniversitesi birleştirilerek kurulmuştur (Winner, Thalia ve Lancrin, 2013).
21. Yüzyıl Becerileri
Küreselleşme süreciyle birlikte 21. yüzyılda ihtiyaç duyulabilecek becerilerin nitelikleri de değişmiştir. Multimedya çeşitliliği ve buna bağlı olarak internet kullanımı oldukça karmaşık ve hızlıdır. Toplum değiştikçe, karmaşık işlevleri yerine getirmek için gereken eski bilgi ve beceriler kullanılamamakta, zaman içinde güncelliğini, geçerliliğini yitirir duruma gelmektedir. Günümüzde kültürel okuryazarlık ve becerilere yönelik küresel farkındalığa ve bilgiye daha fazla ihtiyaç duyuluyor. Dolayısıyla geleceğin profesyonellerinin sürekli değişen bir ortama uyum sağlaması bekleniyor. Bu yaşam boyu öğrenme süreci, kişinin dünyayı ve onun işleyişini merak etmesini gerektirir. Bu beceriler içinde en belirleyici olan özellikler olarak yaratıcı düşünme, karar verme, problem çözme, olayları görme/yordama, yaratıcı akıl yürütme yeteneği ve yeni medya teknolojilerini kullanabilme becerisi başta gelmektedir. 21. yüzyıl becerileri, günümüz öğrencilerinin bilgi çağı boyunca kariyerlerinde başarılı olmaları için ihtiyaç duydukları beceriler; temel okuryazarlıklar, yeterlilikler ve karakter nitelikleri başlıkları altında toplanmıştır.
Toplumsal Gelişimde Yaratıcılık ve Yenilikçi Etkiler
Yaratıcılık anlayışımız metodolojik, kültürel ve epistemolojik faktörlerle şekillenmiştir. Yaratıcılık fenomeni üzerine hâlihazırda çok sayıda metodolojik bakış açısı mevcuttur. Toplumsal, kültürel ön yargılar yaratıcı
süreçleri anlamamızı ve takdir etmemizi etkileyen önemli argümanlar arasında yer alır. Ancak yapılan araştırmalar da daha çok bireyin yaratıcı kişiliği, yaratıcı süreci ve yaratıcı ürünleri üzerine odaklanılmıştır.
Kültür
Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre kültür, toplumların kendilerine özgü olan ve gelecek nesillere aktardıkları maddi veya manevi her şey anlamına gelmektedir. Diğer bir tanıma göre kültür, toplumsal entelektüel çabaların toplamı, bireydeki yansımasıdır. Yaratıcı süreç, popüler düşüncenin aksine, toplumsal olarak desteklenir, kültürel değerlerden etkilenir, iş birliği ile sonuçlanır. Kültürel yaratıcı düşünce, sanatın varlık nedenlerini oluşturan sanatsal elemanları, temel kavramları, sanatsal ilişki ve ilkeleri sorgulayan entelektüel bir eylemdir.
Birleşmiş Milletlerin Kültür Politikası
Kültürel mirastan kültürel ve yaratıcı endüstrilere kadar kültür, sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarının hem etkinleştiricisi hem de itici gücüdür. Bu bağlamda günümüzün birbirine bağlı dünyasında, kültürün toplumları dönüştürme gücü açıktır. UNESCO, güçlü bir kültür bileşeni olmadan hiçbir kalkınmanın sürdürülebilir olamayacağına inanmaktadır.
Yaratıcı Entelektüellik ve Yaratıcılık-Kültür İlişkisi
Entelektüel risk almak nedir? Entelektüel risk alma, Pablo Picasso’nun “Nasıl yapılacağını öğrenebilmek için her zaman yapamadığım şeyi yapıyorum” derken tanımladığı şeydir. Acelecilik, kumar veya sağlıksız tutum ve davranışlarla ilişkili türlerden çok farklı, uyarlanabilir bir risk alma biçimidir. Entelektüel risk alma, bir kişiyi yeni beceriler öğrenmeye çalışmak veya yeni fikirler denemek gibi başarısız olma olasılığına maruz bırakan eylemleri ifade eder.
Yaratıcılıkla İlgili Araştırmalar ve Holland’ın Meslek Tipolojisi
Yaratıcılık kuramı üzerinde çok sayıda bilim insanı ve araştırmacı çalışma yapmıştır. Bunların arasında en çok bilinenler; Paul Torrance, Kenneth Robinson, Graham Wallas, Jean. P. Guilford, Carl. G. Jung ve Abraham Maslow’dur.
Risk Alma ve Yaratıcı Cesaret
Bilinmeyeni keşfetmek için risk almak, hem bireysel hem de kolektif düzeyde yaratıcı ve yenilikçi süreçlerin temel unsurudur. Yaratıcı sürece ilişkin yapılan araştırmalar, risk almanın yaratıcılığın önemli bir parçası olduğunu göstermektedir.
Yaratıcılık ve Risk
Bir bireyin en yaratıcı olduğu zamanlar, güvenceyi sürprize, alışılmışı bilinmeyene feda ettiği zamanlarıdır. Ancak bu zihinsel sıçramaların bir bedeli de vardır. risk. Hem eşi görülmemiş bir şey yapmaya kalkışıp hem de sonuçlardan emin olma lüksünü yaşayamazsınız. Yaratıcı sonuçlar için birçok başarısız denemeyi göze almak gerekir.
Yaratıcılık ve İş Ortamı
Dünyada bilgi ekonomilerine geçiş ani olmuştur. Yenilikçi düşünce hayatın sürdürülmesinde önemli bir zorunluluk olarak kabul edilir.
Yenilikçi Düşünme Becerileri
Yenilikçi düşünmek cesaret ister. Dünyada daha yüksek verimlilik veya büyüme istemeyen hiçbir kuruluş yoktur. Ancak bunun için yenilik ve reform gerekiyor. Apple, Virgin ve Toyota gibi çığır açan büyük öncüler bunun kanıtıdır.
Yaratıcılık ve Yenilik/İnovasyon
Sanatsal ve bilimsel ürünlerin geliştirilmesinden çok daha fazlasını içeren yaratıcılık kavramı hem yeniliği hem de kullanışlılığı kapsar. Aslında bu iki kavram, yaratıcılığın iki kritik sürecine karşılık gelir. Bunlar bilgi ve bilgiye erişme sürecidir.
Yaratıcılığın Diğer Etki Alanları
Yaratma ve yaratmada daha iyi olma yeteneği, beynin sinir ağının doğasında gizlidir. Beyin, görevlerini yerine getirirken görünmez ancak her hareketimizi komuta eden sessiz bir organdır.
Zekâ Türleri, Yapay Zekâ ve Yaratıcılık
Gardner’a göre birçok insanda farklı zekâ türleri bulunmaktadır. Gardner, “Düşünüş Biçimi” (1983) adlı kitabında çoklu zekânın varlığını savunmuştur. İnsan birikiminin IQ değerlendirmesi gibi sınırlama yerine kapsamının genişletilmesi üzerinde durmuştur. Gardner, insanın farklı zekâ türlerine sahip olduğunu ileri sürmüş ve çoklu öğrenme ortamlarında bireylerin problem çözme becerisinin ve üretkenliğinin daha fazla olabileceğini belirtmiştir. Gardner, insanlarda sekiz zekâ türünün olduğunu savunur. Gardner bunları; Sözel, Mantıksal, Görsel, Devinimsel, Müziksel, Sosyal, Bireysel ve Doğacı olmak üzere sınıflandırmıştır (Armstrong, 1994).
Yapay zekâ, robotlar, mobil internet ve bulut teknolojileri toplumu etkiliyor. Ancak, robotlar henüz doğuştan gelen yaratıcılığa sahip değiller (yazılım özelliklerini taklit eder) böylece iş liderleri, eğitimciler ve hükûmetler hâlen insan yaratıcılığının önemini kabul ediyorlar. Sanatçılar, bilim insanları ve teknoloji uzmanlarıyla bilginin sınırlarını genişleten yolları arayarak daha fazla iş birliği yapıyorlar. Kuşkusuz yapay zekâ, sanatsal yaratıcı pratiklerde sayısız olasılık kutusunun kilidini açabilir. Sanatçılar makinelerle çalışabilir ve hâlâ hayal edilemeyen hayal edilmesi gereken bir şey yaratabilir. Sanatta yapay zekâyı uygulayarak ilginç sanat eserlerini ortaya çıkarmaya devam edebileceklerdir.