FOT105U-FOTOĞRAF KÜLTÜRÜ
Ünite 2: Optik Yoluyla Yüzey Üzerinde Görüntü
Fotoğraf Makinesi
Yüzey üzerine resmetmek denildiğinde, insan eli ve el marifetiyle kullanılan teknolojiler söz konusudur. Fotoğraf makinesi ortaya çıkana kadar insanoğlu, yüzey üzerine bir şeyi resmetmek için resim geleneğinin verdikleriyle sınırlı kalmıştır.
Fotoğraf makinesi, mekanik bir teknoloji olarak fotoğrafçının gözünün önünde yer alır, elle yönlendirilerek de kendiliğinden yüzey üzerine resmeder. Fotoğraf makinesi üç yapısal temelden oluşur. Öncelikle fotoğraf makinesi içine ışık sızdırmayan dört tarafı kapalı kutudur. Bu kutunun içinde yeteri kadar ışık ve optik yoluyla gelen ışığı ideal görüntüyü sağlayacak şekilde kontrol eden pozlama ve netleme sistemleri bulunmaktadır. Ayrıca, içerisinde optikten gelen ışığın oluşturduğu görüntüyü kaydetmeyi sağlayan ışığa duyarlı yüzey yer alır. Bu anlamda üzerinde durulan konu, geleneksel fotoğrafçılıktır. Yani ışığa duyarlı yüzey olarak filmin kullanıldığı fotoğraf yöntemidir.
Fotoğraf makinesiyle birlikte ortaya çıkan resmetme anlayışı, insan tarafından kumanda edilen mekanik bir sistemin resmetme anlayışıdır. Bu makine o kadar hızlı bir şekilde yüzey üzerine resmeder ki, hiçbir insan eli onun hızına erişemez. Fotoğraf makinesi resmetmeyi insan uzuvlarından, yani insan elinin gücünden kurtarmıştır.
İletişim kuramcısı Marshall Mcluhan (1911-1980) İletişim Araçlarını Anlama (1964) adlı çalışmasında iletişim araçlarının insan uzuvlarının uzantısı olduğunu öne sürmüştür. Demiryolu ayaklarımızın, telefon konuşma sistemimizin teknolojik bir uzantısıysa, fotoğraf makinesi de insan gözünün uzantısıdır. Fotoğraf makinesiyle birlikte, insan, çevresindeki ve çok uzağındaki nesneleri görmekle kalmamış, onları yüzey üzerine resmetmeye başlamıştır.
Optik Bakış
Fotoğraf makinesi, çevreyi aydınlatan bir fenere benzer. Feneri tutan kişi, feneri ne tarafa yönlendirirse, ışık demetinin oluşturduğu bakış açısı o tarafa yönelir.
Fiziksel olarak varlıklar fotoğraf makinesinin önündedir; ancak fotoğraf makinesi nereye yönelirse sadece o bakış açısı içindeki nesneleri görür. Fotoğraf makinesiyle çevreye bakmak, giderek genişleyen bir görüş alanıyla çevreye bakmaktır. Böylece doğadaki üçboyutlu nesneler, aralarındaki mekân ilişkileri korunarak, ikiboyutlu yüzey üzerinde ortaya çıkar. Bütün bunları fotoğraf makinesi optikle yapar. Fotoğraf makinesi denildiğinde optik ve optik yoluyla bakış yani optik bakış anlaşılır. Optik neyi gösterirse, fotoğrafçı onu yüzey üzerine kaydeder. Bu nedenle, fotoğrafla birlikte optik, temel bir belirleyici olarak ortaya çıkmıştır.
Optik yoluyla elde edilen bir görüntünün kendine özgü niteliği vardır. Bunlara bir anlamda görüntünün özellikleri de diyebiliriz. Bu özellikler şunlardır:
• Optik yoluyla elde edilen görüntüler, bir aygıtın eseridir. Görüntü, optik yoluyla olur. Gerçekleştiren ise fotoğrafı çekendir. • Bir nesnenin optik yoluyla elde edilen görüntüsü, gözle görülen gerçeğinden farklı bir durumdur. Fotoğraf makinesinin verdiği görüntü az ya da çok yanılsama ve yanıltmacaya neden olur. • Optik yoluyla elde edilen görüntü, yüzey üzerinde ikiboyutlu ve dairesel olarak belirir. Bu dairesel görüntünün orta bölgesi net iken, kenarlarına doğru netlik azalır, görüntü siyahlaşarak yok olur. • Fotoğraf çeken, optik yoluyla resmeden kişi, iki gözüyle gördüğü dünyayı, tek gözüyle optikten bakarak resmeder. Doğal olarak insan iki gözüyle, tek gözünden gördüğünden daha fazlasını görür. Bu bir sınırlandırmadır. • Fotoğrafçı sadece optiğin sağladığını resmeder, yani görüntünün sınırları dışına çıkamaz. Optiğin görüntü olarak vermediği bir şeyin fotoğrafı çekilemez. Bu anlamda fotoğrafçının durumu ressamdan çok farklıdır. Optik yoluyla yapılan yönlendirmeler vardır; örneğin pozlamayla ilgili kontroller gibi.
İnsanın fotoğraf makinesiyle olan ilişkisinde göz temel belirleyicidir. Aygıt insan gözün bir uzantısı gibi işler. Fotoğraf makinesi bir şeyi resmederken, optik bakış olarak konuya üç şekilde yaklaşır:
• Konuyu Gösterir. Konuyu göstermesi demek, fotoğraf makinesinin uzaktan bir göz gibi bakması demektir. Konunun fotoğraf makinesiyle, çıplak gözle görüldüğü şekliyle, konunun içinde bulunduğu fiziksel gerçekliği bozmadan algılanmasını sağlayacak şekilde gösterilmesidir. • Konunun İçine Girer. Bu şekilde fotoğraf makinesi bir konu ya da nesneye yakından bakarak onun bir detayını gösterir. • Konuyu Yeniden Yaratır. Fotoğraf makinesinin konuyu yeniden yaratması ise, fotoğrafın teknik sürecini kullanarak, yüzey üzerine kaydedilen görüntüyü kaydederken yeniden yapılandırmaktır.
Gizli Görüntü
Görüntü, ışık ve optik yoluyla elde edilir. Görüntünün yüzey üzerinde oluşturduğu şey resimdir. Bu anlamda görüntü ve resim kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir.
Fotoğraf makinesi yoluyla elde edilen görüntünün kendine özgü temel özelliğini belirleyen, kullanılan yüzeydir. Geleneksel fotoğrafçılıkta yüzey olarak film kullanılır. Film yüzeyine bir görüntü pozlandığında, film yüzeyi üzerindeki gümüş bromür tanecikler üzerinde görüntü resmedilir. Filmin üzerinde bir görüntü vardır; ancak gözle görülemez. Görüntü filmin duyarlı yüzeyine
kaydedilmiştir, yani teknik olarak bir görüntü vardır, ancak görülemez. Varoluş süreci tamamlanmamıştır. Bir başka deyişle, görüntünün gerçek olma süreci tamamlanmamıştır. İşte bu nedenle, bu görüntüye gizli görüntü yani latent Image adı verilir. Fotoğrafın resmetme tekniğinde üç aşamalı bir süreç söz konusudur. İlki, resmetmeye karar vererek makinenin çekim düğmesine basmak. Bunun sonucunda ikinci aşama olarak ışığa duyarlı yüzey üzerinde gizli görüntünün oluşması. Üçüncü aşamada gizli görüntünün gerçek görüntüye dönüşme süreci.
Film yüzeyindeki gizli görüntü, karanlık odada kimyasal işlemler sonucunda gerçek görüntüye dönüşür. Film yüzeyinde ortaya çıkan gerçek görüntünün bir diğer özelliği de negatif bir resim oluşturmasıdır. Negatif, ters ton değerleri olan fotoğrafik görüntüdür. Pozitif fotoğraf, negatif görüntüden elde edilir. Fotoğrafçı çekim düğmesine bastığında, bakaçta gördüğü şey, optik yoluyla film yüzeyinde görüntü olarak oluşur. İşte bu, gizli görüntüdür. Daha sonra pozitife dönüştürme süreci başlar.
Görüntülerin Çoğaltılarak Yayılması
Film yüzeyi üzerindeki gizli görüntü, gerçek görüntüye karanlık oda süreciyle geçer. Karanlık oda sürecinde fotoğrafı elde ederken yeniden işleme iki temel noktada olur. Birincisi; fotoğraf makinesinin ışığa duyarlı yüzey (film) üzerine resmettiği gizli görüntünün, kimyasal işlemlerle gerçek görüntüye dönüştüren süreç olan film banyosu aşamasıdır. Bu şekilde elde edilen gerçek görüntü, negatiftir ve film yüzeyi üzerindedir. Bunun da pozitif olarak elle tutulabilir hale gelmesi gerekir. İşte bu, ikinci aşamayı gerektirir. Bu aşamada, film üzerindeki negatif gerçek görüntü yeniden ışığa duyarlı yüzey üzerinde pozitif olarak fotoğrafa dönüştürülür. Bu aşamada ortaya çıkan durum fotoğrafın resmetme tekniğine özgü çok özel bir durumdur. Yüzey üzerindeki bir resmin mekanik yöntemlerle çoğaltılmasıdır. Mekanik olarak çoğaltmak, fotoğrafın resmetme tekniğiyle insan yaşamında önemli bir durum oluşturmuştur. Bütün teknolojik gelişmelere rağmen fotoğraf makinesi ve optik sistem değişmeden kalmıştır.
Fotoğraf makinesi optik yoluyla kopyalama yapar. Bu kopyalama işlemi, Fox Talbot’un buluşuyla birlikte mekanik olarak çoğaltılabilen bir kopyalama olmuştur. Fotoğraf makinesinin ürettiği negatif görüntü çoğaltılabilir bir görüntü olmuştur. Fotoğraf makinesini sadece gerçeği yüzey üzerine kaydeden aygıt olarak değil, mekanik çoğaltma yapmaya olanak sağlayan bir aygıt olarak da görmek gerekir.
Niépce ve Daguerre yeni bir resmetme tekniğinin aracını bulan kişilerdir. Fox Talbot ise, 1841’de negatiften hareket ederek, mekanik çoğaltma teknolojisi olarak fotoğrafı yeniden ortaya çıkartan kişidir.
Fotoğrafın mekanik bir çoğaltma aracı olarak hayata girmesiyle birlikte, bireyin kendi dışındaki dünyayı algılaması değişmiştir.
Nicéphore Niépce ve Helygorafi
Le Gras’da Pencereden Görünüm adlı helyografi (bir tür baskı tekniği) 1827 yılına aittir. Fotoğraf tarihçileri tarafından ilk fotoğraf olarak kabul edilir ve Joseph Nicéphore Niépce (1765- 1833) tarafından çekilmiştir.
Niépce, yüzey üzerinde görüntü elde edebilmek için karanlık kutu (camera obscura) geleneğini izlemiş ve karanlık kutunun verdiği görüntüyü ışığa duyarlı bir yüzey üzerine kaydetmiştir.
L. J. Mandé Daguerre ve Dagerreyotip
Tapınak Bulvarından Görünüm adlı fotoğraf Louis Jacques Mandé Daguerre (1787-1851) tarafından Paris’te çekilmiştir. Fotoğrafın çekim tarihi olarak 1833 ya da 1839 yılı verilmektedir. Daguerre, bu fotoğrafı Dagerreyotip (Daguerreotype) adı verilen bir yöntemle çekmiştir. Bu yöntem, Niépce’in uyguladığı helyografiden farklı bir yöntemdir. Bu fotoğraf, Niépce’in çektiği fotoğraflara göre hem teknik hem de içerik açısından daha niteliklidir. Öncelikle nesneler net ve belirgin olarak görülmektedir. Dagerreyotip fotoğraflar, teknoloji gereği yansıtıcı bir yüzey oluşturduğunda aynaya benzetilmiştir. Tarihsel olarak Niépce’in helyografisi daha önce olmasına rağmen Daguerre’in dagerreyotipi daha hızlı bir şekilde topluma yayılmıştır.
Daguerretiple birlikte optik ve ışığa duyarlı yüzeyin kullanımı yaygınlaşmıştır. Geleneksel resmetme tekniklerinin karşısına yeni bir resmetme tekniği olarak çıkmıştır. Bu şekilde resmetme insan elinden aygıtın egemenliğine geçmiştir. Bu süreç daguerretiple başlamıştır. Dagerreyotip, daha nitelikli objektifler ve yeni fotoğraf makinelerinin üretilmesiyle gelişti ve yaygınlaştı. Özellikle portre çekimlerinde çok yaygınlaştı.
Dagerreyotip, teknolojisi gereği bir aynaya benzer. Doğayı, nesneleri, insanları gerçek gibi yansıtarak bir hafıza oluşturur. Artık optik yoluyla yüzey üzerine kaydedilen her şey bir hafıza oluşturacak şekilde saklanmıştır. Bunu başlatan Daguerre’in buluşu dagerreyotip olmuştur.
Çoğaltılabilen Negatif Görüntü
William Henry Fox Talbot (1800-1877) Doğanın Kalemi adlı kitabını 1844-1846 tarihlerinde yayınlamıştır. Bu kitap, fotoğraf makinesiyle üretilmiş olan fotoğrafların içinde yer aldığı bir fotoğraf albümüdür.
Fox Talbot da 1820-1830 yıllarında fotoğrafın buluşunu gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yapmıştır. Niépce ve Daguerre Fransa’da çalışırken neredeyse aynı günlerde Talbot da İngiltere’de aynı uğraşı sürdürmektedir. Bu üç kişi farklı yöntemlerle fotoğraf buluşunu gerçekleştirmeye yönelik olarak çalışmalar içindeydiler. Niépce helyografi, Daguerre dagerreyotip yöntemi üzerinde çalışırken, Talbot da farklı bir yöntem üzerinde çalışıyordu.
Talbot görüntü elde etmek için karanlık kutuyu kullanması gerektiğini biliyordu. O, karanlık kutuda pozlama için
kullanacağı yüzeyin nasıl bir kimyasal yapısı olması gerektiğini araştırdı. Talbot, Niépce ve Daguerre’den farklı olarak, yüzey olarak kağıdı kullandı. Işığa duyarlı madde olarak da gümüş klorürü kullandı.
Talbot’un asıl yapmak istediği şey, ışığa duyarlı hale getirdiği kağıt yüzeyi, karanlık kutu (camera obscura) yoluyla pozlandırmaktır. Talbot, bu amaçla yeni bir buluş gerçekleştirdi ve buna Kalotip (Calotype) adını verdi. Bu yöntemde ışığa duyarlı yüzey olarak kağıt kullanılır. Bu kâğıt, gümüş tuzları ve gallic asitle kaplanarak duyarlı hale getirilir. Bu yüzey karanlık kutu yoluyla pozlandırılır.
Talbot’un buluşunun en önemli özelliği negatif görüntüdür. Kağıt üzerindeki negatif görüntü bir kez sabitleştikten sonra, ışıktan hiç etkilenmiyor ve sonsuz sayıda pozitif kopya yapmaya olanak sağlıyordu. Kalotiple birlikte ortaya çıkan çoğaltma tekniği, doğrudan insan eliyle değil, insanın yönlendirdiği ışık ve kimyasal maddeler aracılığıyla gerçekleşiyordu. Kalotip yöntemiyle Talbot, yeni bir mekanik çoğaltma tekniğiyle birlikte çağdaş fotoğrafçılığın temelini belirlemiştir. Talbot’un ortaya koyduğu yöntemle, bir nesneyi yüzey üzerine kaydederek, çoğaltarak, duyguları dışavurmanın yeni bir yolu bulunmuştur. Bu çok önemli bir durumdur, ancak bundan önemli olan ise insanların algılamalarını, görmelerini yönlendirecek ve düşüncelerini değiştirebilecek bir resmetme tekniğinin bulunmuş olmasıdır.
İlk Fotoğrafçılar
Niépce, Daguerre ve Talbot’un yaptıkları buluşlar sonucunda fotoğraf, 1800’lü yılların ortalarında dünyada yayılmaya başlamıştır. Bir tarafta giderek günlük hayatın içinde yayılırken öte yandan da fotoğrafın kendine özgü bir görsel yapısı olduğunu fark edenler olmuştur. Optik yoluyla resmetmenin kendine özgü anlatım biçimini sergileyen fotoğrafçılar ortaya çıkmıştır. Bu anlamda, 1840’lı yıllarda David Octavius Hill ve Robert Adamson’u anmak gerekir. Bu ikilli Talbot’un Kalotip yöntemini kullanarak günümüze kadar ulaşan başarılı fotoğraflar çekmişlerdir.
İlk fotoğrafçılar farklı alanlarda fotoğraf çektiler. Özellikle de resim sanatının oluşturduğu geleneksel yapı fotoğrafçıları da etkilemiştir. Fotoğrafın resmetme tekniğini yaratıcı bir şekilde kullanmaya yönelen bu ilk dönem sonrasının (1845-1850) fotoğrafçıları, insanı yaşamın içindeki farklı konumlarda resmetmişlerdir. Bunu yaparken, resim sanatında olduğu gibi insanı doğal halinde ve kendilerinin düzenledikleri ortamlar içinde kullanmışlardır.
Hayatın İki Yolu adlı fotoğraf, Oskar Gustave Rejlander (1813-1875) tarafından çekilmiştir. Bu fotoğrafla ilgili olarak, fotoğrafın gerçeği kaydetme yönü çok belirgindir. Rejlander’in bu çalışmasında gerçeğin ne şekilde yönlendirildiği önemli değildir.