AÖF Soru Bankası

Fotoğraf KültürüÜnite 1 Özeti

Aygıt ve Görme Düzeni

FOT105U-FOTOĞRAF KÜLTÜRÜ

Ünite 1: Aygıt ve Görme Düzeni

Aygıt Yoluyla Görme

Çıplak Göz ve Aygıt

Fotoğraf için yeni bir görme biçimi denilmektedir. Fotoğrafı görme bağlamında incelemek, bir yönüyle de görme ve görme anlayışının oluşumunu, gelişimini belirlemektedir. Tarihsel süreç içinde görmeyi yönlendirmek için birçok aygıt kullanılmıştır. Bu anlamda optik ve optik yoluyla üretilen aygıtlar çağlar boyu belirleyici olmuştur. Optik yoluyla yüzey üzerinde görüntü elde etmenin ortaya çıkardığı durum, yeni bir görme düzeninin en belirgin tarihsel aşamasıdır. Yeni görme düzeni, fotoğrafla birlikte yani optik yoluyla yüzey üzerine resmetmenin aygıtlarıyla XIX. yüzyıldan başlayarak yaygınlaşmıştır. Bu bağlam içinde belirleyici olan aygıt, karanlık kutu, Latince deyişiyle camera obscura’dır. Fotoğrafın bulunuşu sürecinde iki temel belirleyici olgu söz konusudur. Bunlardan ilki optik yoluyla yüzey üzerinde görüntünün elde edilmesi. İkincisi ise yüzey üzerinde elde edilen bu görüntünün ışığa duyarlı bir yüzey üzerine kaydedilmesidir.

Işığı Toplayan Kutu

İçine ışık sızdırmayan dört tarafı kapalı bir kutu. Bu kutunun bir yüzündeki deliğin, üzerine gelen ışığı toplayarak içine aldığı ve kutunun içinde, deliğin tam karşısında görüntü oluşturduğu bir yüzey. Bu basit aygıt, İÖ V. yüzyılda Çinli bilim adamı Mo Ti’den (İÖ 470-391) beri bilinmektedir.

X. yüzyılın sonu XI. yüzyılın başında Arap bilim adamı İbnü’l Heysem ise ışığı toplayarak görüntü üreten bu aygıtın çalışma sistemini ilk olarak açıklamış ve aygıtı uygulamalı bir deneyde kullanmıştır. İbnü’l-Heysem, karanlık kutunun çalışma sistemini belirlemiştir. Öte yandan bu durum, ışık yoluyla yüzey üzerinde fiziksel bir gerçeğin görüntü olarak ortaya çıkmasının açıklamasıdır. Bir başka deyişle ise çıplak gözle görmenin dışında aygıt yoluyla görmenin ilk bilimsel açıklamasını yapmıştır. İnsan gözü gibi çalışan bir aygıtın çalışma sistemi bu şekilde bilimsel olarak ortaya konmuştur.

İbnü’l-Heysem, Karanlık Kutuyla ışığın hareket halinde olduğunu belirlerken, Leonardo ise ortaya çıkan görüntünün niteliğiyle ilgilenmiştir. Üçboyutlu nesnelerin, bu şekilde yüzey üzerinde iki boyutlu olarak ortaya çıkartılması en çok da ressamların ilgisini çekmiştir. Bu yönüyle bakıldığında, karanlık kutu iyi ve kolay kullanılan bir kopyalama aygıtıdır. Bu anlamda en ünlü ressam Hollandalı Johannes Vermeer (1632-1675) olmuştur. Ressamların çıplak gözle görme yerine optik yoluyla gördüklerini resmetmeye yönelmeleri, ressamlar açısından yeni bir görme durumudur. Resmeden kişi açısından bakıldığında, çıplak gözle gördüğü dış dünya, karanlık kutunun içinde ikiboyutlu bir görüntü olarak oluşur. Bu iki boyutlu dünya, dış dünyanın bütün fiziksel öğeleriyle birlikte hareketi de içerir.

Karanlık kutu, insanların çıplak gözle gördüğü geniş alan içinde yatay-dikey olarak belirlediği yani sınırlandırdığı

çerçevenin yüzey üzerinde görüntü olarak ortaya çıkartması, görme açısından da yeni bir durumdur.

Fiziksel gerçeklerin bu şekilde yüzey üzerinde sunulmasını İtalyan düşünür, Giovanni Batista Delta Porta (1535-1615) ünlü eseri olan Doğa Büyüsü (1558; Magia Naturalis) adlı çalışmasında ele almıştır. Karanlık kutu, çıplak göze karşı, optiği yani aygıtı hâkim duruma getirmiştir. İnsanın görme sistemine hakim olduğu görme düzeni yerine optiğin hakim olduğu yeni görsel düzen ortaya çıkmıştır.

Karanlık Kutu Metaforları

Karanlık kutu teknik olarak işleyen bir aygıt olmasının ötesinde toplumsal yaşam içinde sosyo-kültürel öğelerle de ilişkilidir. Düşünürler, düşün sistemlerini açıklarken karanlık kutunun bu öğelerini kullanmışlardır. Karanlık kutunun bu kullanılış şekli, metafor yani bir şeyi bir başka şeye benzeterek, karşılaştırarak açıklamaktır.

Descartes: Karanlık Kutu ve İnsan Gözü

Karanlık kutuyu insan gözüyle ilişkilendiren René Descartes, insan gözünün optik çalışma sistemiyle karanlık kutu arasında deneye dayalı bir ilişki kurmuştur. İnsan gözünün doğrudan karanlık kutuya bir aygıtın elemanı gibi eklenmesi metaforu ilginçtir. Burada insanın iki göz yani iki delik yoluyla çalışan görme sisteminin bir alınarak bunun aygıt içinde yerleştirilmesi düşüncesi bir yönüyle de farklı görme sistemlerini çalıştırma çabasıdır.

İnsan gözü dışardan içeriye doğru çalışır. Dış gerçeği içine alarak retina üzerinde yeniden üretir. Karanlık kutu da aynı sisteme göre çalışır. İnsan gözüyle görmeye geleneksel dersek, optik yoluyla görmek yeni olan yani moderndir. Bu nedenle, Descartes’ın karşılaştırmasını görme düzeni yani gözle görmek ve aygıt yoluyla görmek açısından değerlendirmek de mümkündür.

Locke: Karanlık Kutu ve Hükmedici Konum

Karanlık kutuyla ilgili yaygın olarak bilinen bir metafor da John Locke (1632-1704) tarafından yapılmıştır. Görme yoluyla elde edilen deneyimde, karanlık kutu belirleyici bir konuma sahiptir. Bu sahip olduğu konum, Locke’un vurguladığı şekliyle belirleyici, hükmedicidir. Belirleyici ve hükmedici olmasının anlamı şudur: Karanlık kutuyla yüzey üzerinde görüntü oluştururken, aygıtı kullanan kişi belirleyen ve hükmeden konumundadır. Onun belirlediği konum, ışık durumu ve bakış açısı görüntüyü oluşturur. Locke’un bu metaforu, yeni görme düzenin de belirleyici bir özelliği haline gelmiştir. Karanlık kutunun ardından gelen fotoğraf makinesi ve ardılları hep bu hükmedici konumu korumuşlardır.

Marx ve Engels: Karanlık Kutu ve Ters Çevirme

Karanlık kutuyla ilgili ünlü bir metafor da Karl Marx (1818-1883) ve Friedrich Engels’e (1820-1895) aittir. Marx ve Engels’a göre, ideolojilerin ortaya çıkışı ve yeniden üretimi bir tür karanlık kutunun görüntüsü gibi ters çevirme durumudur. İdeolojiler, gerçeği baş aşağı, ters yüz olmuş olarak sunarlar. Bu durum da, düşünürlere göre


toplumsal yaşam ve tarihsel koşullardan kaynaklanır, insan bilincinden kaynaklanmaz. Ters dönmüş bilinç durumu, karanlık kutunun ürettiği görüntüye benzer ve düzeltilmesi gerekir. Marx ve Engels, iki farklı olgu arasında tersine çevirme bağlamında ilişki kurmuşlardır.

Nietzsche: Karanlık Kutu ve Bilincin Odası

Karanlık kutunun içine ışık sızdırmayan dört tarafı kapalı odası, hiyerarşi içinde bir güç sistemine işaret eder. Nietzsche (1844-1900) bu metaforu kullanır. Karanlık kutunun, karanlığını kullanırken Nietzsche’de bir aydınlığa özlem duyma yoktur. Onun karanlık kutu genellemesi; sanat-bilim, bilinçdışı-bilinç, karanlık- aydınlık karşıtlığını ortadan kaldırmaya yöneliktir. Karanlık kutu bir bakış açısıdır. Bu bakış açısının nesneler arasındaki ilişkileri tepetaklak görüyor olması ne bir yanılsama ne de bir hatadır.

Yeni Görme Düzeni

Aygıt olarak karanlık kutu, resmedilen nesne yani aygıtın dışarısı, görüntü yani aygıtın içerisi, aygıtın görüntü üretmesini sağlayan delik, bütün bu sistemin çalışmasını sağlayan ışık ve kullanan kişi. Bu süreç kullanılarak bir konuya yönelme durumunda, yeni bir görme söz konusu olur. Çıplak gözle görmeden farklı olan bu durumun kendine özgü özellikleri vardır.

Gerçeklik

Karanlık kutunun ürettiği görüntü, fiziksel gerçekliğin yüzey üzerinde yeniden üretimidir. Bu yeni görme düzeninde, elde edilen görüntü yoluyla gerçekliğin farklılaşması mümkündür. Karanlık kutunun boyutunu küçültmek ya da büyütmek, deliğin çapını daraltmak ya da genişletmek, kullanılan optiğin odak uzaklığını değiştirmek vb. teknik düzenlemeler gerçekliğin görüntüde değişmesine neden olur.

Bu anlamda, aygıtları kullanan kişinin rolü yoktur diyemeyiz. En basit aygıt karanlık kutudan en gelişmiş olan cep telefonuna kadar her aygıt için belirgin bir teknik süreç söz konusudur. Bunu da kontrol eden, aygıtı kullanan kişidir. Fiziksel gerçeği yüzey üzerine aygıt kaydeder, ancak bunu yönlendiren ise aygıtı kullanan kişidir.

Gerçekliğin bir aygıt yoluyla üretilmesi, aygıtı belirleyici hale getirmiştir, ancak insanın aygıtı kullanan olduğu unutulmaması gereken önemli bir durumdur. Optik yoluyla fiziksel gerçeklerin yüzey üzerinde ortaya çıkartılması durumu da insanın teknolojiyle olan ilişkisidir. Optik yoluyla varlıkların fiziksel gerçek olarak durumlarının yüzey üzerinde ortaya çıkartılmasına bir tür gerçekliğin zapt edilmesidir. Bu şekilde ortaya çıkan gerçeklikle ilgili şu iki olgu da önemlidir: yanılsama ve yanıltmaca. Optik yoluyla elde edilen gerçeğin yanılsama ve yanıltmaca olarak değerlendirme yapması söz konusudur.

Karanlık kutunun verdiği görüntü her zaman çevremizdeki bütünün içinden belirli bir parçadır. Belki de çıplak gözden en büyük ve belirleyici farkı bu noktada ortaya

çıkar. Karanlık kutu ve onun optik sistemi, bize bütün olan bir gerçekliğin belirli bir bölümünün parçasını sunar. Seçilmiş, belirlenmiş bir gerçek söz konusudur. Optik yoluyla ortaya çıkartılan gerçeklik, her zaman bir bütünün belirlenmiş bir parçasıdır ve yeni görme düzeninin belirleyici bir öğesidir.

Yeniden Üretim

Sanatın ortamındaki çalışmalarda da bir eserin tek olması, o esere en belirgin değeri kazandırmıştır. Bu anlamda, kopya yani aynı eserden birden çok üretmek iyi bir şey, övünülecek bir şey olarak görülmemiştir. İnsanın çıplak gözle gördüğünü resmetmesi ve bunun çoğaltılarak yaygınlaştırılması yani yeniden üretimi ise farklı bir konudur. Çıplak gözle görme düzeni içinde yüzey üzerine yapılan bir resim ile karanlık kutu yoluyla yapılan, bu farklı durumu açıklar. Çıplak gözle yapılan tek olmasına karşın, karanlık kutu yoluyla yapılan ise yeniden üretilmesidir. Bir şeyi yeniden üretmek demek aynı zamanda tek olan bir şeyi çoğaltmak demektir.

Karanlık kutu ve onu izleyen aygıtların hepsinin teknik süreci yeniden üretmenin başarısı üzerine yapılandırılmıştır. Yeniden üretim, yeni görme düzeninin belirleyici bir öğesidir. Optik yoluyla resmetmek çıplak gözle resmetmeye göre çok daha geniş kitlelere kolaylıkla ulaşmayı sağlamıştır. Optik yoluyla resmetmek, yeniden üretimle ve çoğaltma özelliğiyle gelişmiştir. Özellikle yaratıcı insanlar, karanlık kutunun kopyalama, yeniden üreterek çoğaltma özelliğini yeni yapılar içinde kullanmışlardır. Bu şekilde de yeniden üretim bir kopyalama bir tür çoğaltma aygıtı olmasının ötesine ulaşmıştır.

Görüntü Boyutu

İnsan gözünün önüne gelen aygıtın, karanlık kutunun ürettiği görüntü, kendine özeldir. Karanlık kutunun teknik özelliği nedeniyle, görüntü ışık yoluyla üretilir. Görüntü, ışık yoluyla elde edilen bir tür resimdir. Görüntü, özünde bizim çevremizde yaşadığımız dünyanın ürünüdür. Karanlık kutuyla birlikte görüntü, insan yaşamına girmiştir ve fotoğraf yoluyla da gelişmiştir. Görüntü, yeni görme düzeninin simgesi haline gelmiştir ve çok anlamlılığa yatkındır.

Görüntüyle ilgili konuşulan her şeyin doğrudan ya da dolaylı olarak ışıkla ve optikle ilgisi vardır. Optik sistem yoluyla bakmak kendine özgü sınırlamaları içerir. Optik yoluyla elde edilen görüntüde, belirleyici olan aygıttır. Aygıtın yapısına göre yatay-dikey sınırlılık ortaya çıkar.

İster çıplak gözle ister aygıt yani optik yoluyla olsun, görme eylemi gözün içinde gerçekleşir. Her türlü görme eylemi, gözün optik sistemi yoluyla retina üzerinde ters olarak ortaya çıkar. Görme, görme kültürü, görme düzeni diye konulardan söz ediyorsak, göz ve retinayı belirleyici yere koymak durumundayızdır. Yeni görme düzeninde belirleyici olan karanlık kutu (camera obscura) kendi döneminde olduğu gibi görüntü yoluyla, oluşturduğu etkiyi yüzyıllar boyu sürdürmüştür.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında