AÖF Soru Bankası

Fotoğraf KültürüÜnite 3 Özeti

Fotoğraf Tartışmaları

FOT105U-FOTOĞRAF KÜLTÜRÜ

Ünite 3: Fotoğraf Tartışmaları

Fotoğrafın İlk Yılları

Görsel-işitsel teknolojilerin oluşturduğu geleneğin başlangıcını fotoğraf sağlamıştır. Fotoğrafın bulunuşu (1827) ve yayılmaya başladığı yıllarda (1850’ler) yaşayanlar, kuşkusuz görsel teknolojileri en üst düzeyde yaşadıklarına inanmışlardır. XXI. yüzyıldan dönüp geriye bakıldığında ise Sanayi Devrimi döneminde, fabrikada seri üretim sistemi içinde çalışan ve büyük kentlerde yeni yaşamaya başlamış olan bir işçinin, bir fotoğrafa baktığında duyduğu hissi anlamak güç olacaktır. 1830’lardaki bir işçinin durumuyla, 1969 yılında aya ilk adım atan astronotları canlı yayın yoluyla televizyondan izleyenlerin durumu pek farklı değildir. Söz konusu olan insanoğlunun yeni görsel-işitsel teknolojilerle sağladığı iletişimdir.

Fotoğraf, yeni bir teknoloji olarak çok hızlı bir şekilde toplumda kabul görmüştür. Sanayi Devrimi sürecinde yaşanılan teknolojik ve toplumsal değişim, fotoğrafı ortaya çıkarmıştır. Sanayi Devrimi sürecinde burjuvazi sınıfı giderek gelişmiştir. Öte yandan yeni bir toplumsal sınıf olarak işçiler toplumsal yaşam içinde yer almaya başlamışlardır. Burjuvazi başta olmak üzere işçiler, dönemin birçok yeniliğiyle birlikte, kendi portreleriyle duvarlarını süslemeye yönelmişlerdir. Dönemin portre ressamlarının ortak talebi karşılamaları kolay olmamıştır. Bu sosyal talebi fotoğraf karşılamıştır.

Fotoğraf, 1800’lü yılların ortalarından başlayarak görsel bir teknoloji olarak hızla yayılırken, bazı soruları da gündeme getirmiştir. Bunların başında, bu yeni resmetme teknolojisiyle üretilen fotoğrafların sanat olarak değerlendirilme konusu yer alır. Bu ilk yıllarda fotoğrafın, doğayı ve nesneleri olduğu gibi kaydederek çoğaltması belirleyici bir özellik olarak öne çıkmıştır. Öte yandan, insan gözünün bir uzantısı şeklinde coğrafi engelleri ortadan kaldırarak; keşfetme, kaydetme ve saklama için yeni ufuklar açmıştır. İlk bakışta hep doğaya öykülenen bir resmetme tekniği söz konusu olmuştur. Oysa, fotoğraf kendine özgü bir ifade etme şeklidir. Fotoğraf yaşamın basit bir kopyası değildir. Fotoğrafın yaptığı kopya, taklit değildir. İfade söz konusudur, bu ifade duygu yüklüdür. Buna rağmen fotoğraf için yine de bir kopya ya da taklit deniliyorsa bu durum, sanata karşı değildir. Fotoğraf sadece gerçekleri kopyalayarak çoğaltmaz gerçeği yeniden yaratır. Eastlake, fotoğrafın bir tür görsel tanık olduğunu kendi deyimiyle; “Fotoğraf dünyadan bilgi sağlar, kendine göre sunar bir çeşit yeminli tanıktır.” şeklinde ifade etmiştir. Bu konu, fotoğrafın yaygınlaşmasıyla birlikte yıllarca tartışılmıştır.

Modernizm Döneminde Fotoğraf

Sanayi Devrimi sürecinde yaşanan toplumsal değişim süreçleri modernleşme olarak adlandırılır. Bu sürecin en önemli taşıyıcısı ve şekillendiricisi fotoğraftır. Fotoğraf, kaydetme ve mekanik olarak çoğaltma tekniğiyle zamanı ve boyutu değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda geleneksel resmetme tekniklerinin oluşturduğu yapıyı da zayıflatır. Modernleşmenin sanatla ilişkilendirilmesi modernizmdir.

Modernizm, klasik olana karşı çıkıştır. Modernistler, klasik olanı reddederler. Fotoğraf da modernizm sürecinde ortaya çıkmıştır; klasik olan bir reddediştir.

Modernleşme süreci içinde yeni bir insan tipi ve yeni insan ilişkisi amaçlanmıştır. Eski dünya, modern dönemin teknolojileriyle yeniden ortaya çıkacaktır. Gizli saklı, kaçamak diye bir şey yoktur artık. Fotoğrafın gözü, bir tür açığa vurucu, gerçekleri gün ışığına çıkarıcı olarak görülmüştür. Bu durum güç sahibi olanlar için kötü ve yararsızdır. Dönemin insanı; trenlerle yolculuk yapan, telgraf ve telefon kullanan, kentlerde ve kentlerin yeni mekânları olan pasajlarda bir meta gibi kendini dolaştıran, küçük boy gazete okuyan, karşı cinsle kafelerde buluşan, dönemin yeni teknolojileriyle içli dışlı olmuş bir insandır. Tabii ki fotoğraf da bu insanların hayatının bir parçası olmuştur. Eski dünya artık modern teknolojilerin etkisi altındadır.

Bu yıllarda yani 1920 ve 1930’lu yıllarda, fotoğrafçılar dünyanın uzak coğrafyalarını hiç görülmedik bir şekilde göstermeye başlamışlardır. Yine bu yıllarda fotoğrafçılar hem gerçeği hem de gerçeği yönlendirerek yeni bir bakış açısıyla biçimsel görsel öğeleri öne çıkartarak sunmuşlardır. Bu şekilde fotoğraf yoluyla gerçeğin yeni bir görsel yapı içinde sunulması, yeni bir algılama biçimini de ortaya çıkartmıştır.

Modernleşme sürecinde makineler hayatın her alanına girdiği gibi resmetme geleneği içinde de makineler yer almıştır. Bir düğmeye basıldığında sayısız işlemleri gerçekleştiren bu yeni anlayış, hem resmedilen yüzey, hem de resmetme aracı açısından geleneği değiştirmiştir.

Döneme özgü her türlü üretim, sanayileşmeyi temsil eder. Bunlar sanayileşmenin nesneleridir. Bu anlamda üzerinde durulması gereken iki konu vardır. İlki tekniktir. İkincisi ise teknik kullanılarak ortaya çıkan nesnedir. Konuya resmetme teknikleri açısından bakıldığında, söz konusu olan teknik, optik yoluyla yüzey üzerinde resmetme tekniğidir. Nesne ise fotoğraftır. İşte bu nedenle fotoğrafa sanayisel modern denebilir. Yani fotoğraf sanayi dönemine özgüdür. Sanayi döneminin diğer ürünleri gibi moderndir. Modern olduğu için de, klasik olana karşı çıkış olarak görülür.

Postmodernizm Döneminde Fotoğraf

Modernleşmenin oluşturduğu değişim içinde 1970’lerden başlayarak ve 1980’lerden sonra giderek yaygınlaşan yeni bir toplumsal durum ortaya çıkmıştır. Bu durum, felsefi bir kavram olan postmodernizm ile adlandırılmıştır. Postmodernizm, kapitalizmle birlikte gelişen liberalizm, ekonomik alanda kapitalizm olarak gelişirken, toplumsal yaşamda mekân ve zamanda birçok yeniliklere neden olmuştur.

Postmodernistlerin ürettiği metin ya da eserlerin belirleyici özelliği, önceden belirlenmiş kurallara göre hazırlanmamış olmasıdır. Bu anlamda, modernistler için bir sanat eseri ya da metin üretilirken bir şeyin nasıl söylenmesi gerektiği ve


iletilmek istenilenin kullanılan araçlarla olan ilişkisi önemlidir. Bu ilişki sıkı bir şekilde düzenlenir. Postmodern anlayışta ise bu ilişki, birbirinden koparılması gereken bir durumdur. Bu ayırım ile yeni ilişkiler kurulur. Örneğin, fotoğrafın optik yoluyla tespit ettiği bir gerçek önemli bir durum değildir. Fotoğrafın anlatım şekliyle kurgusal bir yapı oluşturması gerekir. Fotoğrafın sunduğu şeyin herkes için aynı kabul edilen bir gerçek olması gerekmez. Bu, belli bir grup ya da topluluk için kabul edilen gerçekliktir, yani geniş değil, küçük gruplara yönelik olmalıdır.

Postmodernizm, geç kapitalizm döneminin toplumsal yaşamda zaman ve mekân algılamasını değiştirdiğini söyler. Mekân ve zaman dönemi, insan için farklılaşmıştır hatta sıkışmıştır. Bu anlamda, dönemin insanının yeni durumunu anlatmaya en uygun ve yetkin ortam fotoğraftır. Fotoğraf, zaman ve mekân düzenlemesiyle postmodern dönemi hassas bir şekilde anlatabilmiştir.

Fotoğrafı çekilen konu, hem fotoğrafı ifade ettiği gerçekten, hem de fotoğrafı çeken fotoğrafçısından bağımsız olarak üretilebilmektedir. Bu durumda, fotoğrafa konu olan gerçek artık, fotoğraf karesi üzerindeki ya da fotoğrafçının belirlediği şey değildir. Fotoğrafı çekilen konu ya da bu konunun fotoğrafçı tarafından çerçevelenmesi değil, yapay bir şekilde üretilmiş olan yeni bir durumdur. Örneğin, uçan kuşların fotoğrafı çekiliyor ise fotoğraf fiziksel olarak uçan kuşlar ya da bunun fotoğrafçı tarafından belirlenmiş olan karesi değildir. Fotoğrafı çekilen bu karenin yapay bir şekilde yani bilgisayar ortamında üretilmiş olan halidir.

Bir fotoğrafın, tek ya da biricik olması değil, simülasyon olarak yani çeşitli tekniklerle çoğaltılarak üretilmesi takdir edilen bir durum haline gelmiştir. Bir fotoğrafın asıl mı yoksa kopya mı olduğu şeklindeki soruların anlamı da kalmamıştır. Bu bağlam içinde postmodern dönemin fotoğrafında öne çıkan bir başka olgu da geçmişte çekilmiş olan önemli fotoğrafların simülasyon yoluyla yeniden kullanılmasıdır. Hatta aynen kopyalanarak yeni görüntülerin üretilmesidir. Özellikle fotoğrafla ilgili olarak Baudrillard’ın simülasyon kavramı kapsamındaki belirlemeleri önemlidir. Ona göre bu çağda eserler, asıllarıyla değil kopyalarıyla ortaya çıkar. Simülasyon evresi olarak tanımladığı bu dönemin belirleyici özelliği, aslı ortada olmayan yapay görüntülerin dünyasıdır.

Postmodern dönemle ilgili olarak üzerinde durulması gereken bir konu da, gerçekliğin parçalanması ve yeniden bir araya getirilmesidir. Gerçeğin sanatçının iç dünyasıyla, iç gözlemlerine dayanarak yapılandırılması önemlidir. Örneğin fotoğrafçının karşısında bir ev ve önünde oynayan çocuklar vardır. Bu fiziksel bir gerçektir, ancak fotoğrafçı iç dünyasında bu durumu nasıl yorumlar? Belki kendi yaşamıyla ilgili olaylarla ilişkilendirerek bu gerçeği parçalara ayırır ve yeniden birleştirir. Fotoğrafçı kendi hayal dünyasını bu fotoğraf karesine yansıtır. Jameson, postmodern fotoğrafın ütopyacı misyonunu içsel farklılaşmalar ve parçalar (segmentler) aracılığıyla yankılamasının bir ilişki olduğunu söyler. Ona göre

postmodern fotoğraf, eskiden olduğu gibi “benzerlik kurması” ya da “eşlendirmeye” yönelik bir enerji taşımaz.

Postmodern fotoğrafta, neyin anlatıldığından çok nasıl anlatıldığı önem kazanmıştır. Fotoğrafçının da ne anlattığı değil, izleyicinin ne okumadığı konusu önemli olmuştur. Bu şekilde, fotoğrafın farklılaşması söz konusudur. İyi, kötü, orijinal gibi kavramlar önemini yitirmiştir. Postmodern dönemde asıl yani orijinal ile kopyası arasındaki fark bulanıktır. Postmodern dönem bir suretler dünyasıdır. Bu dünyada sorgulanan şey, görüntünün aslı (tek, biricik olması) değil kendini ifade edebilme yapısıdır.

Fotoğraf ve Kuram

Fotoğrafla ilgili bu kavramsal tartışmalar iki temel ayrım içinde yer alır: İlki fotoğrafik görüntünün gerçeklikle olan ilişkisi üzerinedir. İkincisi ise fotoğrafın çekimi sürecinden çok okunması süreciyle ilgilidir. Fotoğrafik görüntünün yorumlanmasıyla ilgilidir. Bu iki temel yaklaşım yanında fotoğrafın teknolojiyle ilgili; fizik, kimya, sayısal gibi yaklaşımlarla birlikte fotoğrafın kullanımına yönelik kuramsal yaklaşımlar da vardır. Bunlar fen bilimlerinin alanı içinde yer alan konulardır.

Fotoğraf, pozitivist aklaşımın ortaya koyduğu yeni ve sosyal bilim ayrımı içinde bir kaydetme aracı olarak deneysel ortamın içinde değerlendirilir. Bu bağlam içinde fotoğrafın akademik sorgulamasında farklı yaklaşımlar söz konusudur. Bunlar; bilimsel, sosyal bilimler ve estetik alanlarıyla ilgili yaklaşımlardır. Başka bir deyişle fotoğrafı bilimsel, sosyal bilimler ve estetik yaklaşımları ile incelemek mümkündür. Fotoğraf, teknolojik boyutuyla fizik ve kimya bilimleriyle ilgilidir. Fotoğrafın teknik olarak ortaya çıkma süreçleri hem geleneksel hem sayısal teknolojilerde bilimsel süreçleri içerir. Bu yönüyle de fotoğrafın bilimsel çalışma alanları, fizik ve kimya biliminin kuramlarına dayanan yaklaşımları fotoğrafçılıkta kullanılır. Fotoğrafın teknik yönü kuramsal olarak açıklanabilir.

Fotoğrafçının ürününü bir sanat eseri olarak kabul edersek, fotoğraf görsel sanatlarla ilgilidir. Bu alana yönelik kuramlar fotoğrafta kullanılabilir. Görüldüğü gibi disiplinlerarası bir alan söz konusudur. Akademik deyimiyle fotoğraf, disiplinler arasıdır. Farklı bilim alanlarıyla ilgili kuramlar fotoğrafa uygulanabilir. Bilimsel süreçleri açıklarken fizik biliminin optik kuramları kullanılabilir. Bir fotoğrafçıyla ilgili olarak psikoloji kuramlarından, bu fotoğrafçının sosyal yaşamı anlatan fotoğrafları için de tarih ya da sosyolojiyle ilgili kuramlardan yararlanmak söz konusu olabilir.

Fotoğrafın resmetme tekniğiyle ilgili olarak şu çelişkili durum hep yaşanmıştır: Fotoğrafın nesnesi optik ve aygıt yoluyla elde edilir. İşte bu nedenle, fotoğraf el marifetiyle değil aygıt marifetiyle yapılır ve aygıta müdahale söz konusu değildir. Fotoğraf makinesi bir aygıt olarak gördüğü şeyi resmeder. Bu eski tartışma, çeşitli ortam ve durumlarda hâlâ sürmektedir. Bu tartışma yoluyla vurgulanmak istenilen şey, fotoğrafçının durumudur. Fotoğrafçı, eğer bir


yaratıcı kişi ise makinenin verdiği ile yetinme durumundadır. Tabii ki fotoğrafın gelişen teknolojisi, fotoğrafçıyı farklı bir konuma getirmiştir. Özellikle de postmodern dönemde bu tartışmalar giderek gündem dışında kalmaktadır. Bir başka deyişle, fotoğraf çok geniş kitleler tarafından kabul edilmiş ve kullanılmaktadır. Sözü edilen akademik tartışmalar doğrultusunda fotoğrafın günlük yaşamında kullananlar tarafından dikkate alındığı söylenemez. Yine de bu tartışmalar fotoğrafın gelişmesiyle birlikte yaygınlaşmaktadır. Unutmayalım ki fotoğraf bir yönüyle de bir iletişim aracıdır. Görsel bir iletişim aracıdır. Bu yönüyle üretilen her fotoğraf hem kültürel hem de birey açısından belirli beklentileri yansıtır. Örneğin; gerçekliği temsil etmesi, tanıklık yapma özelliği önemli vurgu alanlarıdır. Bütün bu fotoğraflar, görsel estetik kurallardan da uzak düşünülemez.

Fotoğraf Sanatın Ortamında: 1840-1850’li Yıllar

Resmetme tekniği olarak fotoğraf denildiğinde tarihsel olarak birbirine bağlı üç durum söz konusudur. Bunları fotoğrafın farklı ortamlarda bulunuşu olarak da sınıflandırabiliriz. İlki resmetme tekniği olarak bulunuşudur ve 1827 yılında gerçekleştirilmiştir. İkincisi mekanik çoğaltma tekniği olarak bulunuşudur. Bu da negatif görüntünün 1841 yılında bulunuşuyla gerçekleşmiştir. Üçüncüsü ise fotoğrafın sanatın ortamında yeni bir sanat alanı olarak bulunuşudur. Bu da negatif görüntünün 1841 yılında bulunuşuyla gerçekleşmiştir. Bu konu da 1845 yılında ortaya çıkmıştır. Fotoğrafın resmetme tekniği olarak bulunuşu ve negatif görüntünün bulunuşuyla mekanik çoğaltma tekniği olarak kullanılması, fotoğrafın teknoloji yönüyle ilgilidir. Bunların sonuçları bireyi ve toplumu etkilemesine rağmen belirleyici olan şey, fotoğrafın resmetme tekniğiyle ilgili teknolojiler ve süreçleridir. Fotoğrafın bu iki durumuyla ilgili olarak belirleyici olan şey, teknoloji olmuştur.

Fotoğrafın sanatın ortamındaki gelişmelerinden söz ederken güzel sanatlardan, sanatın nesnelerinden ve sanatçının konumundan söz edilmektedir. Bu anlamda da, üzerinde durulan şey, fotoğrafçılar ve onların çektiği fotoğraflardır. Fotoğraf bir sanat alanı olarak ele alınırken, fotoğrafla birlikte, fotoğraf ve fotoğrafçının içinde yer aldığı toplumdaki sosyo-ekonomik ve siyasal gelişmeler de göz ardı edilemez. Fotoğrafla ilgili olarak sanat kavramı kullanıldığında, sanatın ne olduğu ve güzel sanatlar içinde yer alan konular gündeme gelmektedir. Sanat kavramının neyi içerdiği tarihsel olarak bellidir. Öncelikle bir insan vardır. Bu insan; düşünce ve duygularını başka insanlara iletme, aktarma süreci içine girer. Bu aktarma işini yaparken, becerilerini ve düş gücünü kullanır. Bu şekilde duygularını ve düşüncelerini başkalarına ifade etmiş olur. Bu ifade şeklinin yaratıcı bir şekilde yapılması gerekir. Tarihsel olarak bakıldığında, sanat ve sanat eserlerinin değiştiği görülür; ancak değişmeyen şey sanatın toplum içinde var olmasıdır. Yine değişmeyen bir başka konu da, yaratıcı insan ve onun duygu ve düşüncelerini ifade etmesidir.

Bütün bu çekiciliğine rağmen bu yönüyle fotoğrafın, sanatın ortamında da kabul edildiği söylenemez. Örneğin bu ilk yıllarda fotoğrafı yaratıcı bir şekilde kullanan Julia Margaret Cameron (1815-1879) ya da Lady Clementine Hawarden (1822-1865) kendilerini sanatçı olarak görmemişlerdir. Bu dönemle ilgili olarak fotoğraf tarihçileri, bir fotoğraf elde etmek için birden çok negatifin kullanılarak birleştirilmiş baskı yapılmasını yaratıcı bir uygulama olarak görmüşlerdir. Bu şekilde, eser yani fotoğraf ortaya çıkmadan önce, güncelleştirme aşamasındaki yaratıcı etkiye vurgulama yapılmıştır.

Fotoğrafın sanatın ortamına girmeye yöneldiği 1850’li yıllarda önemli bir olay da 1855 yılında açılan Paris Fotoğraf Sergisi olmuştur. Fotoğrafçı, Nadar ve Bayard bu sergiye zorlamayla kabul edilmişlerdir. Fotoğraf tarihçileri bu durumu, yani güzel sanatlar sergisinde fotoğrafçıların yer almasını “dışarıdan gelip yerleşen göçmenler” olarak değerlendirmişlerdir.

1850’lerde, fotoğrafın sanatın alanındaki gelişimiyle ilgili üç ana görüş söz konusu olmuştur. Yaygın olan birinci görüş, fotoğrafın sanat olarak görülmemesi yönündedir. Bunun nedeni insan eli ya da ruhu yerine mekanik bir aygıt olan fotoğraf makinesinin söz konusu olmasıdır. İkinci yaygın görüş, fotoğrafın sanata faydalı olabileceği yönündedir. Bu anlamda resim sanatıyla da asla eşit görülmemesi gerekir. Üçüncü görüş ise fotoğraf makinesinin sağladığı görüntünün insan eliyle gerçekleştirilen eserler kadar değerli olduğunu savunan görüştür. Bu görüşteki kişiler fotoğrafın sanat ve kültür üzerinde yararlı etkisi olabileceğini fark etmişlerdir. Bütün bu tartışmalar doğrultusunda; fotoğrafın sanatın ortamı içinde yer alması, doğal olarak sanatın anlamını ve içeriğini de etkilemiştir. Sanatın geleneksel yapı içinden kurtularak yeni alanlara açılması ve aynı zamanda farklı anlatım biçimlerine yer vermesi konusunu gündeme getirmiştir. Bu anlamda, fotoğrafla birlikte, sanatta biriciklik, tek olma, eserin aslı gibi gelenekten gelen olgularını değiştirmiştir. Fotoğraf bu olguların önemini ortadan kaldırmıştır.

Fotoğrafın bulunuşunu takip eden elli yıl içinde fotoğraf ve resim arasındaki karmaşık ilişkiyle birlikte, fotoğrafçıların sanatın ortamında yer aramalarının boyutu genişlemiştir. Bu tartışmaların, yani fotoğrafın sanat ortamındaki yerinin belirlenmesi yanında fotoğraf makinesi toplum içinde hızla yayılmaya başlamıştır. Bir tarafta amatör olarak uğraşanlar, diğer tarafta görsel bir malzeme ve bilimsel bir teknoloji olarak fotoğrafı kullananlar giderek yaygınlaşmıştır. Bu yıllarda fotoğrafın güzel sanatların bir alanı olduğu iddialarıyla birlikte, fotoğraf yoluyla farklı kültürel ve sosyal durumların ortaya konulması sağlanmıştır. İçinde fotoğrafın yer aldığı kitaplar, sergiler; çoğaltılarak geniş kitlelere yayılan fotoğraflar, bunun örnekleridir.

Yeni Sanat Akımları ve Fotoğraf

Fotoğraf, toplumsal yaşam içindeki olaylardan ve geleneksel Batı sanatı kalıpları içinde ortaya çıkan öncü gelişmelerden etkilenmiştir. Fotoğrafın gelişim sürecinde


Batı sanatında ortaya çıkan; İzlenimcilik; Post-izlenimcilik, yeniden üretim, kopyalama teknolojileri, özgün ya da tek Kübizm, Füturizm Dada, Pop Art gibi akımlar, toplumsal olanın değil kopyalanarak çoğaltılanın önem kazandığı bu yaşam içinde ortaya çıkan sanatçılara katkıda bulunmuştur. dönemde görüntü işleme programları gibi olgular Batı sanatının geleneksel yapısını değiştirmeye yönelik fotoğrafın belirleyici öğeleri haline gelmiştir. Bu yeni alanlar fotoğraftan yararlanmışlardır. Bu yıllarda ressamlar durum, fotoğrafın her kullanım alanında kendini da geleneksel yapıyla ilgili görüşleri terk etmeye devam göstermektedir. Fotoğrafın içinde yer aldığı alanlar güzel ederken, fotoğrafçılar nesneleri yukarıdan, aşağıdan ve sanatlar dahil olmak üzere yeni teknolojilerle değişerek farklı bakış açılarından keşfetmeye başladılar. Bu şekilde, devam etmektedir. optik bakış, fotoğrafçılar tarafından çıplak gözden farklı bir olgu olarak ortaya konulmaya başlandı. Fotoğrafçılar, görüntülerin doğal olmayan bir şey olmasına, değişikliklerine ve biçim bozulmalarına dikkat çektiler. Fotoğrafçılar giderek kendilerini, gerçeğin kopyacıları olmaktan kurtarmaya çalıştılar. Bu sayede fotoğrafçılar, optiğin yaratıcı gücünü ortaya çıkarttılar.

Fotoğraf Çaği: Sosyal Kültürel Yapı

Bir tarih şeridi içinde düşünüldüğünde fotoğraf çağı 1900’lü yıllardır. Hem teknolojik açıdan hem de farklı alanlarda yayılması bu çağda gerçekleşmiştir. 1900’lü yıllar insanlık tarihi açısından çok önemli bir yüzyıldır. İki dünya savaşının gerçekleştiği bu yüzyıl içinde birçok olay ve olguyla birlikte fotoğraf da gelişmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası yılları Batı toplumları için gerçekten bir refah dönemi olmuştur. Tabii ki böyle bir dönemde fotoğraf da hem teknolojik olarak gelişmiştir hem de toplum içinde yaygınlaşmıştır. Tek objektifli refleks (SLR) fotoğraf makineleri başta olmak üzere farklı fotoğraf makineleri bu dönemde yaygınlaşmıştır. Siyah-beyaz ve renkli filmler, fotoğraf kağıtları ve diğer malzemeler hem sıradan insan için hem de yaratıcı çalışmalara yönelik olarak üretilmiştir. Bu yeni toplumsal yapı içinde fotoğraf, tüketim ortamına yönelik olarak sıradan insanın kullanımına, yaygın bir şekilde sunulmuştur. Öte yandan belli amaçlara yönelik fotoğraf kullanımı da gelişmiştir.

Tüketim toplumunun önemli bir öğesi olarak fotoğraf, tanıtım ve reklam amaçlı olarak yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Gazete ve dergilerde, fotoğraf olmaksızın bir haber yayınlanmasının önemli bir eksiklik olduğu anlayışını doğurmuştur. Bunun sonucu olarak da basın fotoğrafçılığı ve bu amaca yönelik özel fotoğraf ajansları kurulmuştur. Batı ülkelerindeki birçok gazete renkli olarak basılmaya başlamıştır. Ayrıca tamamen fotoğraf ağırlıklı haftalık dergiler yayın hayatına girmiştir. Moda ve doğaya yönelik fotoğraf ağırlıklı dergiler de bu yıllarda gerçekleştirilmiştir.

Fotoğraf açısından durumun toplumsal yaşam içinde daha çok gelişerek karmaşık bir hal alması ise sayısal (dijital) teknolojinin gelişmesiyle olmuştur. Sayısal fotoğrafçılık, bilgisayar programlarıyla birleşerek fotoğrafın melezleşmesine neden olmuştur. (Fotoğrafın bu dönemi, hem teknolojik hem sosyal hem de sanatsal olarak üzerinde durulması gereken kendine özgü bir dönemdir.) Fotoğraf, ilk dönemlerinde, sanatın ortamında, resim sanatıyla yaşadığı karşılaşmayı, 2000’li yıllarda bilgisayar teknolojisine karşı yaşamaktadır. XXI. yüzyıl, fotoğraf açısından sayısal teknolojilerin dönemidir. Toplu üretim,

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında