ARK104U-ORTAÇAĞDAN GÜNÜMÜZE ANADOLU UYGARLIKLARI
Ünite 5: Beylikler Dönemi
Tarihçe
II. İzzeddin Keykavus’un 1262’de Kırım’da yaşamaya mecbur bırakılmasıyla IV. Rükneddin Kılıç Arslan ülkenin tek sultanı, Muineddin Süleyman Pervane’nin yanlarına çektiği II. İ zzedin Keykavus’un veziri Sahip Fahreddin Ali de yeni veziri oldu. Böylelikle vezirlerin ve devlet adamla- rının güçlenecekleri, Moğol hegemonyasının giderek artacağı yeni bir dönem başladı. IV.Rükneddin Kılıç Arslan, Müineddin Süleyman Pervane ile 1265’de İ lhanlı tahtına çıkan Abaka Han’ı (1265- 82) Tebriz’e giderek kutladı ve 1259’da elden çıkan Sinop’u Rumlardan geri alabilmek için izin alarak geri döndü. Muineddin Süleyman Pervane komuta ettiği bir orduyla 1266’da Sinop’u geri aldı. Yavuz Sultan Selim ile Mısır seferine katılan Ramazanoğlu Mahmut Bey, 1517’de Ridaniye suikastında öldürülünce Ramazanoğulları Osmanlı tabiyetine girdiler. 1606’da başa geçen Pir Mansur Bey’in 1608’de hükümdarlıktan çekilmesiyle Ramazanoğulları Beyliği tarihe karıştı ve yaklaşık 3.5 yüzyıl süren Beylikler dönemi 17. yüzyılın başında son buldu.
Kültürel Ortam
Moğol istilalarının ardından Orta Asya ve İ ran bölgesinden Anadolu’ya gelen Oğuz Türk boyları yerleştirildikleri sınır (uç) ve iç bölgeleri yeniden Türk kültürüne açtılar. Uçlarda ve Bizans sınırına yakın yerlerde bağdaştırıcı bir din anlayışına sahip olarak yerli halkla kolayca ilişkiye girebilen derviş, gazi, abdal ve ahiler, fetihlere katıldılar ve fethedilen toprakların imarında, sosyal ve ticari hayatın canlanmasında büyük rol oynadılar. 14.-15. yüzyıllarda Batı Anadolu kentlerinin gelişimi hızlandı. Orta Asya’dan göç eden kentli Türkler daha önce yaşadıkları Maveraünnehr ve Harezm bölgelerinin büyük kentlerinin gelenek ve kültürlerini beraberlerinde getirdiler. 13. yüzyıldan itibaren yoğunlaşan Türk göçleriyle kentlerde nüfus çoğunluğu Türklere geçti ve vakıf kurumları çoğaldı. Beylik hükümdarları akılcı politikalar izleyerek etraflarına topladıkları Türk, Arap ve Fars kökenli bilim ve din adamlarına, mutasavvıf, şair ve edebiyatçılara eserler yazdırdılar. Farsça ve Arapça eserlerin Türkçe’ye çevrilmesini ve Türkçe eserlerin yazılmasını sağladılar. Çobanoğlu Muzafferüddin Yavlak Arslan, Eretna Bey, Kadı Burh â neddin Ahmed, Eratnaoğullarının Amasya Beyi Hacı Şadgeldi Pa ş a, Aydıno ğ lu Îs â Bey ve Saruhano ğ lu İshak Bey bizzat eserler yazdılar. Karamanoğlu Mehmed Bey’in, 15 Mayıs 1277’de çıkarttığı çarşıda, pazarda, divanda ve derg â hta T ü rk ç e kullanılacağı yolundaki ferman, Oğuz T ü rk ç esi’nin geliştirilmesi yönündeki çabalara temel oluşturdu. Karamanoğulları, Germiyanoğulları, Menteşeoğulları ve Aydınoğulları beylerinin koruyuculuğunda eser veren bilgin ve şairler, Oğuz T ü rk ç esi’nin yazı dili olarak gelişmesine ö nc ü l ü k ettiler. 15. y ü zyıldan itibaren Doğu ve Batı Oğuzcası olarak iki kola ayrılan Eski Oğuz T ü rk ç esi’nin doğu kolu Azeri T ü rk ç esi, Batı kolu Osmanlı T ü rk ç esi ile temsil edildi. 16. yüzyıldan sonra edebiyatta büyük ilerlemeler kaydedildi ve K ü tahya, bu dönemin çekim ve k ü lt ü r merkezi olarak öne çıktı. Türkçe çeviri: Candaroğulları hükümdarı I. S ü leyman Paşa’nın (1309-40) All â me Mahm û d’a yaptırdığı Kur’ â n- Ker î m’i tefsiri ile Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan’ın (1452- 78), Kur’an-ı Kerim’i Türkçe’ye çevirttirerek huzurunda okutturması, Müslüman Türklerin Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlayabilmelerini, içeriğine nüfuz edebilmelerini ve üzerinde düşünmelerini sağlayan Türkçe çeviri, çok büyük bir toplumsal hizmettir. Farsça eserler: Bu dönemde yazılan Farsça eserlerin en bilinenlerini Yunus Emre’nin çağdaşı Gülşehri’nin 1301’de Kırşehir’de Farsça manzum olarak yazdığı Felek-nâme; Y â rc â n î ’nin yazdığı kayıp Karaman Şahnâmesi , yazarı bilinmeyen Târih-i Âl-i Selcûk ; Ker î medd î n Mahmud Aksar â y î ’nin İ lhanlıların Anadolu genel valisi Timurtaş adına yazdığı M ü s â meret ü ’l-ahb â r ile M ü s â yeret ü ’l-ahy â r ; Niğdeli Kadı Ahmed’in yazdığı el-Veled ü ’şefîk ; Allâme Mahm û d’un, Candaroğlu I. S ü leyman Paşa adına yazdığı Intih â b-ı S ü leym â nî ; Az î z bin Erdeş î r-i Este-râbâdî’nin yazdığı Kadı Burhaneddin Ahmed’in hayatını konu alan Eğlence ve Savaş anlamına gelen Bezm u Rezm ; Akkoyunlu Uzun Hasan’ın hizmetinde mektup ve anlaşma metinlerini yazan Ebû Bekr-i Tihrânî’nin 1469’da yazdığı Uzun Hasan’ın soy kütüğünün de bulunduğu Akkoyunlu ve Kara- koyunlular hakkında önemli bilgiler içeren Kitâb-ı Diyârbekriyye adlı eserler oluşturur.
Mimari Sanatı
Geç dönem Türk Beyliklerinden Çobanoğullarından günümüze bir cami ve türbe yapısı gelebilmiştir. Karasioğullarının Balıkesir’de günümüze yenilenerek gelebilmiş 1297 tarihli Karasi Bey Türbesi dışında herhangi bir yapısı bilinmemektedir. Bezm u Remz (Eğlence ve Savaş) adlı eserden Kadı Burhaneddin Ahmed’in bazı imar işleriyle ilgilendiği, Turhal’da imaret, Zile’de medrese, Turhal yakınlarında bir kale ve Tokat ile Amasya civarında bazı kaleler yaptırdığı anlaşılmaktadır. Kadı Burhaneddin Ahmed Beyliği’nden günümüze Tokat Dazya’da bulunan 1388 tarihli bir zaviye ile Kayseri’deki 1389 tarihli çeşme yapısı gelebilmiştir. Erzincan Mutahharten Beyliği’nin herhangi bir yapısı bilinmemektedir. Candaroğulları Kastamonu, Sinop, Çankırı, Taşköprü, Araç, Devrekâni’de cami, medrese, imaret, türbe, han, hamam, köprü ve çeşmeler yaptırmışlardır. Karamanoğulları, sahip oldukları kale ve şehirlerin mevcut surlarını kuvvetlendirerek Karaman ve Ermenek’te pek çok yapı yaptırmış, Konya ve çevresine birçok Selçuklu yapısını onartmış ve yeni yapılar inşa ettirmişlerdir. Eşrefoğulları, pek çok yapı yaptırdıkları Beyşehir ve Seydişehir’i kurmuşlardır. Selçukluların en bayındır bölgelerine sahip olan Eratnaoğulları türbelerle Kayseri ve Sivas şehirlerinin çeperlerinde hankâh türü yapılar inşa ettirmişlerdir.
İlhanlı Yapıları ve İlhanlılara Bağlanan Yapılar
İlhanlı hakanları ve ileri gelenleri Selçukluların son dönemlerinde Sivas Çifte Minareli, Erzurum Çifte Minareli Medresesi, Yakutiye Medresesi ve günümüze gelemeyen Erzurum Ahmediye Medresesi, Amasya Bimarhanesi, Erzurum yakınındaki Çobandere Köprüsü, Tokat İ bn Sentimur ve Sivrihisar Alemşah Türbeleri ile diğer bazı yapıları inşa ettirdiler. Sivas Çifte Minareli Medrese : İ lhanlı veziri Sahip Şemseddin C ü veyn î tarafından 1271-72’dedar ü lhadis olarak inşa ettirilen yapının mimarının Abdullah oğlu Kelük olabileceği düşünülmektedir. Sadece çifte minareli giriş cephesi günümüze gelebilen yapının, arkeolojik kazı çalışmalarıyla a ç ık avlulu, d ö rt eyvanlı ve iki katlı olduğu anlaşılmıştır. Taç kapı kuruluşunun iki ü st k ö şesinde sırlı ve sırsız tuğlalarla ö r ü lerek desenlendirilmiş tek şerefeli silindirik gövdeli birer minaresi bulunmaktadır. Minareleri dışında tamamen taştan inşa edilmiştir. Bezemeleri taç kapısında, ön cephesinin köşe kuleleri ile pencere ç er ç evelerinde ve minarelerinde toplanmıştır. Erzurum Çifte Minareli Medrese : İnşa tarihi ve bani adı veren kitabesi yoktur. 1300 tarihli Hidaye isimli el yazmasında Hatuniye Medresesi olarak adlandırılmasından banisinin kadın olduğu anlaşılmış, tarihi kanıtlara dayanarak Kirman Kutluk Devleti’nin kadın hükümdarı Türkan Hatun’un kızı Padişah Hatun tarafından 1290’de inşa ettirildiği kabul edilmiştir. Erzurum Yakutiye Medresesi : İ lhanlı h ü k ü mdarı Olcaytu tarafından Erzurum ve Bayburt valisi Hoca Cemâleddin Yakut’un eliyle 1310-11 tarihinde yaptırılmıştır. Batı cephe ekseninde bulunan taç kapıdan girilen yapı, kapalı avlulu, üç eyvanlıdır. Avlu, dört paye ve kemer üzerinden mukarnas dolgulu çapraz tonoz, diğer birimleri sivri kemer profilli beşik tonozlarla örtülüdür. Ana eyvanının arkasında iki katlı konik külâhlı türbe bulunur. Amasya Bimarhanesi : Kitabesine göre, İ lhanlı hakanı Olcaytu’nun eşi Yıldız Hatun adına Abdullah oğlu Anber tarafından 1308-09 tarihinde yaptırılmıştır. İ ki yandan revaklı a ç ık avlulu ve iki eyvanlıdır. Ana eyvanın iki yanında avlu revaklarının ardından üçer kapıyla geçilen hasta koğuşu oldukları d ü ş ü n ü len dikd ö rtgen tabanlı, sivri kemer profilli beşlik tonoz ö rt ü l ü b ü y ü k birer mek â n bulunur. Tümüyle taştan inşa edilmiştir. Tokat İbn Sentimur Türbesi: İlhanlı Emiri Nurettin oğlu Sentimur tarafından 1314 tarihinde inşa ettirilmiştir. K ü bik g ö vdeli, kare tabanlı tromp ge ç işli kubbe örtülü tek katlıdır. Kubbesi dıştan yıldız kesitli piramidal k ü l â h içine alınmıştır. G ö vdesi taş, kubbe, kasnak ve k ü l â hı tuğla örgülüdür. Sivrihisar Alemşah Türbesi : İlhanlı Melikşah Bey tarafından kardeşi Kiru Baltu oğlu Sultan Şah Bey için 1327 tarihinde yaptırılmıştır. İ ki katlıdır. Çobandere Köprüsü : İl hanlıların Anadolu valisi Emir C ̧ oban’ın, 1297-98 tarihinde inşa ettirdiği genel kabul görmektedir. Erzurum Pasinler kazası yakınında Bingöl Çayı ile Hasankale Çayı’nın birleştiği yerde Aras Nehri u ̈ zerindedir. Büyük kemeri 8.5 m genişlikte ve 13.00 metre açıklığındadır. Yedi kemer go ̈ zlu ̈ köprü 128 m uzunluğundadır.
Geç Dönem Türk Beyliklerinde Cami ve Mescitler
Kapalı avlulu medreseleri hatırlatan farklı işlev ve mekânlara sahip çok işlevli kârgir camiler, son cemaat yeri bulunan mescit ve camiler, ahşap direkli ve ahşap tavanlı camiler inşa edilmiştir. Tek birimli kubbe ya da tonoz örtülü olanlar dışında ahşap direkli ve ahşap tavanlı camiler mekân kuruluşlarına göre; 1-Mihraba paralel sahınlılar, 2- Mihraba dik sahınlılar olmak üzere iki grupta toplanırlar. Ahşap direkli ve ahşap tavanlı camilerin mihraba paralel sahınlılarına Selçukluların, Beylikler döneminde yenilenen Sivrihisar Ulu (1274) ve Afyon Ulu (13. yy ikinci yarısı) Camileri; mihraba dik sahınlılarına Çobanoğullarının Kastamonu Atabey Gazi (1273), Selçukluların yenilenen Ankara Arslanhane/Ahi Şerafeddin (1290), Eşrefoğullarının Beyşehir Eşrefoğlu Süleyman Bey (1296) ve Candaroğullarının Kastamonu-Kasabaköy Mahmud Bey Camii (1366) örnek verilebilir. Eşrefoğullarının Camileri: III.Gıyaseddin Keyhüsrev (1264-83) döneminin uç beylerinden Eşrefoğlu Süleyman Bey, 1290 tarihinde kalesini yaptırmaya başlayarak başkent olarak kurduğu Beyşehir’in merkezinde cami, medrese, han, hamam, kütüphane, sebil ve kendi türbesinden oluşan bir külliye yaptırmıştır. Candaroğullarının Camileri: Kastamonu İbn Neccar (1354), Kasabaköy Mahmud Bey (1366) ve Kastamonu İsmail Bey Camii (1454) ile temsil edilirler. Bunlardan Kastamonu-Kasabaköy Mahmud Bey Camii : Candaroğlu Emir Mahmud Bey tarafından 1366 yılında yaptırılmıştır. Yanları kapalı son cemaat yeri bulunan yapının mimarı bilinmemektedir. Caminin çağımızda yapılmış tek şerefeli ahşap minaresi son cemaat yerinin güneybatı köşesinde yer almaktadır. Son cemaat yerinin güney duvar ekseninden dikdörtgen biçimli bir kapıyla girilen cami mekânında, mihrap aksının iki yanına her birinde mukarnas başlıklı ikişer ahşap direğin bulunduğu birer destek sırası yerleştirilmiştir. Destek sıralarının ahşap direklerinin başlıkları üzerinden kuzey güney doğrultusunda atılan ana kirişlerle mekân, ortadakinin daha geniş ve yüksek olduğu mihraba dik üç sahına ayrılmış ve kirişlemesi üstten kaplamalı ahşap tavanla örtülmüştür (Resim 5.4). Caminin kuzey duvarı önünde özel direkler üstüne oturtulan ayrı birer kuruluşu bulunan, farklı seviyelerde kademelenen, geometrik oymalarla bezenmiş korkuluk şebekeleri bulunan dört ahşap mahfil yer alır. Aydınoğullarının Camileri: Birgi Ulu Camii (1312-13), Selçuk İ sa Bey (1374), Tire Doğan Bey (1384), Tire Caziroğlu (14.yy) ve Tire Mehmed Bey (14.yy) Camileriyle ile temsil edilirler. Bunlardan Birgi Ulu Camii : Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından 1312-13 tarihinde yaptırılmıştır. Mihrap önü kubbeli, mihraba dik beş sahınlıdır. Orta sahın iki yana eğimli, yan sahınlar kirişlemesi üstten kaplamalı ahşap tavanla örtülüdür. Çini mozaik teknikli mihrabı Selçuklu üslubundadır. 1320 tarihinde yapılan ceviz ağacından kündekâri teknikli minberi ahşap ustası Abdülvahid oğlu Muzefferiddin’in eseridir. Taş kaideli silindirik gövdeli minaresi sırlı ve sırsız tuğlalarla bezenmiştir. Batı cephesinin kuzeyinde Mehmed Bey’in 1334 tarihli kare tabanlı, pandantif geçişli, yüzeyi turkuaz ve lacivert sırlı tuğlalarla bezenmiş kubbeli türbesi yer alır. Selçuk İsa Bey Camii : Aydınoğlu İ sa Bey 1374’de yaptırmıştır. Mimarı Şamlı Ali oğludur. Doğu batı doğrultusunda dikdörtgen tabanlı bir alana oturan cami yapısının, kuzeyinde günümüze gelen sütun ve duvar konsollarından özgününde üç yandan revaklarla çevrelendiği anlaşılan büyük bir avlu yer alır. Kuzey cephesinin eksenindeki üç kemer açıklığıyla avludan girilen mihraba paralel iki sahnınlı cami mekânının, mihrap önü birimi ile mihrap önü biriminin kuzeyindeki birimleri köşe üçgenleriyle geçilen birer kubbeyle örtülüdür. Menteşeoğullarının Camileri: Eski Çine Ahmet Gazi (1308), Milas Ulu (1378) ve Balat İ lyas Bey Camii (1404) ile temsil edilirler. Bunlardan Eski Çine Ahmet Gazi Camii’ nin : Menteşeoğullarının Çine valisi Hızır Bey tarafından yaptırıldığı kabul edilmektedir. Ahmet Gazi tarafından onartılan yapıya kuzey ve doğu cephelerinde basık kemerli birer kapıyla girilmektedir (Resim 5.6). Yapının doğu cephesine dayanan merdiven minaresi yıkılmıştır. 17 metre çapında kubbesi bulunan kare tabanlı cami mekânının kuzey duvarı önünde ahşap mahfil, güney duvarında sivri kemerli sade bir nişten oluşan mihrap bulunur. Bahçesinde Ahmet Gazi’nin kardeşi Ahi Bayram ya da İ brahim Bey adına yapıldığı sanılan 14. yüzyılın başına tarihlenen alt katı basık tonoz, üst katı içten kubbe dıştan sekiz yüzlü piramidâl külâh örtülü iki katlı eyvan türbe yer almaktadır. Milas Ulu Camii : Ahmed Gazi tarafından 1378’de yaptırılmıştır. Kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen tabanlı bir alana oturan mihrap önü kubbeli cami, çok onarım geçirmiştir. Doğu duvarına dayanan ard arda beş birimi haç tonoz örtülüdür. Orta sahın mihrap önünde kubbe örtülüdür. Orta sahın ile bu sahının batı yanında bulunan sahın, sivri kemer profilli beşik tonozla örtülüdür. Balat İlyas Bey Camii : İlyas Bey tarafından 1404’de yaptırılan cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşan külliyenin ana yapısıdır. Medrese mekanlarıyla çevrelenen geniş avlusunun kuzeyinde kare tabanlı kubbe örtülü türbe yer alır. Cephelerin altlı üstlü dikdörtgen biçimli pencerelerinin her biri farklı bezemelidir. Kuzey cephesinin ekseninde bulunan dışa taşkın sivri kemerli taç kapı kuruluşunun mukarnas başlıklı iki mermer sütunun taşıdığı iki katlı kemerlerle oluşturulmuş üç açıklığı bulunmaktadır. Eratnaoğullarının Camileri: Niğde Sungur Bey ve Ürgüp Damseköy Taşkın Paşa Camileriyle temsil edilir. Niğde Sungur Bey Camii: İlhanlıların Niğde valisi Sungur Bey tarafından 1335 yılında inşa ettirilmiştir. 18. yüzyılda yan- gın geçirerek özgün mekân düzenini yitirmiştir. Tümüyle taştan inşa edilen yapının doğu ve kuzey cephelerinde birer taç kapısı bulunmaktadır. Eyvan biçimli çifte minareli doğu taç kapısının güney minaresi yıkılmıştır. Doğu taç kapının kaburgalı haç tonozu ile batı cephesinin pencereleri Gotik üslupludur. Güneyinde sekizgen prizma gövdeli, piramidâl külâhlı Seyfeddin Sungur Türbesi bulunan doğu taç kapısının, iç yan yüzlerinin bitkisel bezemeleri arasına 12 hayvanlı Türk takviminden alınmış hayvan figürleri kabartılmıştır. Damseköy Taşkın Paşa Camii : Eratnalı Emir Taşkın Paşa tarafından 14. yüzyıl ortalarında yaptırılan medrese, yazlık mescit, cami, Taşkın ve Hızır Paşa Türbelerinden oluşan külliyenin ana yapısıdır. Mihrap önü kubbeli, mihraba dik üç sahınlıdır. Sahınlar sivri kemer profilli beşik tonozlarla örtülüdür. Çatısında baldaken minaresi bulunan caminin Ankara Etnografya Müzesi’nde sergilenen ceviz ağacından kündekârı tekniğinde yapılmış çok özgün mihrap ve minberi bulunmaktadır. Hamidoğullarının Camileri: Antalya Yivli Minare Camii ile temsil edilir. Cami, evvelce I. Alâeddin Keykubad’ın (1220-1237) Yivli Minare ile birlikte inşa ettirdiği caminin yerinde Mübarizeddin Mehmed Bey tarafından 1373 yılında inşa ettirilmiştir. Her biri kubbeli altı eş birimli mekân kuruluşuna sahiptir. Karakoyunlu Camileri: Eski Van Ulu Camii (1389-1400) ve İ ran’daki Tebriz Gök Mescit (1465) ile temsil edilirler. Eski Van Ulu Camii’nin, Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf zamanında (1389-1400) inşa edildiği sanılmaktadır. Kalıntıları günümüze gelebilen yapı, 1913’den sonra minare gövdesi ve duvarlarının alt kısmı haricinde tamamen yıkılmıştır. 1970-1973 arasında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarla mihrap önü kubbeli ve eş birimli mekân kuruluşuna sahip olduğu tespit edilmiş ve bezemeli alçı duvar kaplamalarından parçalar ele geçirilmiştir. Karamanoğullarının Camileri: Ermenak Ulu (1302), Ermenak Sipas (1306-1349), Karaman Hacı Beyler (1356), Karaman Ak Tekke (Maderi Mevlâna) (1370), Karaman Arapzâde (1374-1420), Ermenak Meydan (14436 öncesi), Aksaray Ulu (1402-1463) ve Niğde Hanım (1452) Camileriyle temsil edilirler. Ramazanoğullarının Camileri: Adana Akça (1409), Adana Yağı (1501) ve Adana Ulu (1508-1520) Camii ile temsil edilirler. Akkoyunlu Camileri: Diyarbakır Safa/ İ parlı (1453-1478), Mardin Sultan Kasım (1487-1502), Ahlat Emir Bayındır (1477) Mescidi ve Diyarbakır İ brahim Bey Mescidi ile (15.yy) temsil edilirler. Germiyanoğullarının Camileri: Simav Ulu (1425), Uşak Ulu (1402-1429) ve Kütahya İ shak Fakih (1433-34) Camileriyle temsil edilirler.
Medrese ve Şifahaneler
Beylikler döneminde açık ve kapalı avlulu medreseler ve darülhuffaz yapıları inşa edilmiştir. Karamanoğulları döneminde Konya’da inşa edilmiş Kur’ân-ı Kerîm’in öğretildiği ya da ezberletildiği üç darülhuffaz yapısı günümüze gelmiştir. Bunlardan ikisini Hacı Hasbey oğlu Mehmet Bey, birini Karamanoğlu II. İbrahim Bey’in torunu Nasuh Bey inşa ettirmiştir. Açık Avlulu Medreseler: Eşrefoğullarının Beyşehir İ smail Ağa/Taş Medresesi (1369), Hamidoğullarının Eğirdir Dündar Bey/Taş Medresesi (1301-02), Karamanoğullarının Ermenak Tol (1339), Alanya Oba Köy (1373), Karaman Hatuniye (1381-1382), Niğde Ak (1409-10), Aksaray Zinciriye (1424-63), Alanya Oba Köy (1373) Medreseleri, Menteşeoğullarının Beçin Ahmet Gazi Medresesi (1373), Dulkadiroğullarının Kayseri Hatuniye Medresesi (1431-32) ve Akkoyunluların Mardin Sultan Kasım Medresesi (1487- 1502) ile temsil edilirler.
Kervansaray/Hanlar
Karamanoğullarının Zalmanda (15. yy ilk yarısı), Germiyanoğulların Eğret, Çakırsaz, Yeniceköy ve İ nay Hanı, Menteşeoğullarının Balat ile Beçin arasındaki kervan yolu üzerinde yer alan Bafa Hanı (14.yy) bu dönemde inşa edilen az sayıdaki han yapısından bir kaçıdır. Beylikler döneminde genellikle Selçuklu döneminin kervan yollarıyla bağlantılı şehir içi hanları inşa edilmiştir. Eşrefoğlu Süleyman Bey’in, 1296-97’de Beyşehir’de yaptırdığı külliyenin bezzaziye yapısı bir şehir içi hanıdır. Bu han günümüze gelememiş, Osmanlı döneminde 1551 tarihinde yerine bir bedesten yapısı inşa edilmiştir. Tokat ve Kayseri’de 14.-15. yüzyıllara tarihlenen iki şehir içi hanı bulunmaktadır. Germiyanoğullarının tonoz örtülü birkaç sahından oluşan Simav Babuk ve Gelinkayası Hanları ile Sungur Bey tarafından 1356-57’de yaptırılan Kula Sungur Han’ı günümüze gelememiştir. Menteşeoğullarına ait Bafa Gölü kenarındaki Deveci Han ile Beçin’deki Kızıl Han, sivri kemer profilli beşik tonoz örtülü tek sahınlı yapılardır. Farklı olarak Kızıl Han’ın üstünde ortadaki sofanın iki yanında kubbe örtülü birer birimin yer aldığı üç mekanlı bir ikinci katı bulunur.
Hamam, Köprü, Saray, Köşk ve Kasırlar
Eşrefoğullarına ait iki hamam yapısından Süleyman Bey’in Beyşehir’de 1295-96’da yaptırdığı külliyenin çifte hamamı 19. yüzyıla kadar kullanılmış, kadınlar kısmı yıkılan hanın kubbe örtülü merkezi birimli, dört eyvanlı ve kubbeli köşe halvetli sıcaklık bölümü bulunan erkekler kısmı günümüze gelebilmiştir.
Tarikat Yapıları
Hacı Bektaş-ı Velî’den (1271), sonra tarikatleşen Bektaşilik ile ilgili olarak zaviyeden gelişen Hacı Bektaş Velî tekkesi ve Mevlâna Celâleddin-i Rumi’den (1273) sonra tarikatleşen Mevlevilik ile ilgili Konya Mevlevihânesi, Karamanoğullarına ait Mevlânâ Celâleddin Rumî’nin annesi Mümine Hatun için Karaman’da kurulan zaviyeden gelişen Ak Tekke (1370), Yunus adlı bir şeyhe ait olabileceği düşünülen Karaman Kirişçi Tekkesi, Konya Ereğli’deki Şeyh Sühreverdî tarikatına mensup bir şeyh adına yapılmış tekke ile Şeyh Alâeddin Karabaş Velî adına kurulan Karaman Karabaş Velî Tekkesi (1464-69), Alanya Obaköy Mevlevihânesi, Germiyanoğullarının Afyon Mevlevihânesi ve ilk kuruluşu 14. yüzyıla tarihlenen Kütahya Mevlevihânesi, Saruhanlıların Manisa İ brahim Seydî Tekkesi, Manisa’daki Seyyit Hoca Tekkesi ve Manisa İ shak Bey Mevlevihânesi Beylikler döneminin öne çıkan tekke yapılarıdır.
Türbeler
Beylikler döneminde türbelerin cenazelik katları ile figürlü mezar taşları giderek ortadan kalkmış, kemer biçimli çerçeveler içerisindeki yüzeyleri hafifçe çökertilmiş dikdörtgen biçimli mezar taşları ile ölenin kimliği ile ayet ve hadislerin yazıldığı şeritleri bulunan dikdörtgen prizma ve silindirik gövdeli mezar taşları yontulmuştur. Karakoyunluların Van Gevaş Halime Hatun ve Ahlat Erzen Hatun Türbeleri, Akkoyunlularının Ahlat Emir Bayındır ve Hasankeyf Zeynel Bey Türbeleri, Eratnaoğullarının Sivas Güdük Minare ve Kırşehir Aşık Paşa Türbeleri dönemin kendilerine has özellikleriyle öne çıkan türbe yapılarıdır.
Mimari Malzeme ve Bezeme
Taş malzeme kullanımı ağırlıktadır. Tuğlaya genellikle minare gövdeleri ve kubbelerde yer verilmiştir. Minare gövdelerinin bezemelerinde sırlı tuğla ve çini parçalar kullanılmıştır. Çini mozaik teknikli mihrap yapımı giderek azalarak son bulmuş, taş mihrapların inşası çoğalmış, alçı mihrap yapımı artmıştır. Heykel ve Kabartma: Heykel çok az üretilmiştir. Karakoyunlu ve Akkoyunluların mezar taşlarını oluşturan koyun ve koç heykelleri, Karaman Arapzâde Camii ile Ürgüp Taşkın Paşa Camii’nin ejder başlı çörtenleri nadir örnekleridir.
El Sanatları
13. yüzyıl sonlarından itibaren tezhipli el yazmalarının hazırlanması genellikle Mevlevî çevrelerde yoğunlaşmış, Sel ç uklu tezhip ve cilt ü slubu geliştirilerek sürdürülmüştür. Muhlis bin Abdullah el-Hindi, 13. yüzyıl sonunda dörtlü sarmal motifli yeni bir tezhip üslubu oluşturmuştur. Konyalı Yakup bin Gazi, 1314 tarihinde tezhiplediği Karamoğlu Halil Bey’in okuması için hazırlanan Kur’an- Kerim’de yeni bir tezhip üslubu oluşturmuştur. Selçuklu döneminde olduğu gibi 14. yüzyılda da tezhip sanatının merkezi Konya’dır. 15. yüzyıldan itibaren tezhip sanatının merkezi İ stanbul olmuştur.