ARK104U-ORTAÇAĞDAN GÜNÜMÜZE ANADOLU UYGARLIKLARI
Ünite 6: Erken ve Klasik Osmanlı Dönemi
Giriş
Bu bölümde; öncelikle Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Yükseliş Dönemi tarihçesine yer verilmiş, ardından Erken Osmanlı Dönemi mimarisi ve sanatı genel hatlarıyla ele alınarak, taşınabilir ve taşınmaz ve kültür varlıkları örneklerine yer verilmiştir. Son bölümde ise, Klasik Osmanlı Dönemi mimarisi ve sanatı değerlendirilmiş, Mimar Sinan ve eserleri tanıtılmış, dönemin öne çıkan özellikleri açıklanmıştır.
Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Yükseliş Dönemi Tarihçesi
II. Mehmed 1453 yılında İstanbul’u fethederek dünya tarihini etkilemiş ve “Fatih” olarak anılmıştır. İstanbul’un fethi ile Osmanlı Devleti Kuruluş Dönemi’ni tamamlayıp Yükseliş Dönemi’ne girmiştir. Fetih sonrası Osmanlı Dev- leti sadece İslam Dünyası’nda değil, Hristiyan dünyasında da önemli bir siyasi güç haline gelmiştir. Asya-Avrupa ve Karadeniz-Akdeniz arasındaki ticaret yollarının denetimi Osmanlılara geçmiştir. Askeri ve siyasi yapılanmalarla “Yeni Çağ” başlamıştır. Fatih Sultan Mehmed döneminin siyasi olayları kadar devletin idari ve sosyal yapılanması da etkili olmuştur. Bu dönemde, mimaride külliye kuruluşlarına önem verilmiş; fetih sonrası İstanbul’da önemli devlet adamlarına vakıf- imaret sistemine uygun, kentin nitelikli yerlerinde bulunan araziler külliye inşası için tahsis edilmiştir. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u yeniden imar etme çalışmalarının yanı sıra çağın yenilikçi düşüncelerine açık bir devlet adamı olarak güzel sanatların her dalında sanatçıları ve dönemin bilim adamlarını da desteklemiştir. Sultan Selim’in 1520’de ölümü üzerine başa geçen Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı Devleti tüm dünyada hakimiyetini kabul ettirmiş, kültür-sanat ortamında en güçlü üslubunu (Klasik Dönem Üslubu) ortaya koymuştur. Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa ve Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa dönemin güçlü devlet adamları olarak dünya tarihinde etkili olmuşlardır.
Erken Osmanlı Dönemi Mimarisi ve Sanatı (1300- 1453)
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan İstanbul’un fethine kadar olan ve Erken Osmanlı dönemi olarak tanımlanan süreç Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş dönemi ve yükselme döneminin başlangıcı olarak tanımlanabilir. Diğer yandan bu dönemin eserlerini, Klasik Dönemin hazırlayıcı örnekleri olarak da değerlendirmek gerekir. Erken Osmanlı Döneminden günümüze gelen yapıların çoğunluğu dini mimari örnekleridir. Bursa ve Edirne bu dönemin iki önemli başkenti olarak değerli örneklere ev sahipliği yapar. Bu dönemden günümüze gelen yapıların çoğunluğu camilerdir. Cami; İslami inancının ibadet mekânıdır. Sadece ibadet mekânı olmayıp en önemli toplanma alanıdır ve sosyal, siyasi olaylarında konuşulup, tartışıldığı yerdir. Camilerin Cuma namazlarının kalabalık cemaatine hizmet vermesi amaçlanmıştır. Böylece büyük mekânlı cami formuna ihtiyaç duyulmuştur. İlk dönemlerde mekânı tek büyük kubbe ile örterek mekân bütünlüğü sağlamak endişesi güdülmemiştir. Çeşitli görevleri yerine getiren küçük mekânlar birbiri ile ilişkili olarak tek kütle olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler Erken Osmanlı mimarisinin özelliği olan Kanatlı, Zaviyeli, Ters T, Tabhaneli gibi işlevlerine göre farklı isimlendirilmiş olan bir mimari biçimlenmeyi yaratmıştır.
Tek Üniteli Camiler (Tek veya Çok Kubbeli Camiler)
Erken Osmanlı mimarisinde en fazla tercih edilen, üzeri kubbeyle örtülü dört köşe mekânlı yapı tipidir. Bunlar genellikle tuğla hatıllı kaba yontma taş duvar örgüsüne sahiptir. Yarım küre formundaki kubbenin duvarlara geçişi çoğunlukla iç mekânda kırık üçgenlerle dışarıdan ise bir kasnak vasıtası ile sağlanmıştır. Dışarıdan bakıldığında bu kasnak neredeyse daireye yakın çokgendir. Çok az sayıda, yapıda kubbe geçişleri tromp (köşeleri kemerli), pandantife benzeyen bir geçiş elemanı ve mukarnaslı konsol ile sağlanmıştır. Beylikler döneminden beri uygulanan bu sade plan tipi çoğunlukla son cemaat yeri olmadan karşımıza çıkar. Tek üniteli olarak tanımlanan bu camilerin iç mekânları birbirinden farklı planlamış ve dış kütleleri de değişiklik göstermiştir. Bu tip yapılara en erken örnek olarak İznik Hacı Özbek Camii (1333) ve Bursa Alaaddin Bey Camii (1335) gösterilebilir. Yine aşağıda tanıtılan İznik Yeşil Camii, Bursa Ulu Camii, Edirne Eski Camii, Edirne Üç Şerefeli Camii, İstanbul Fatih Camii de bu gruba girmektedir. İznik Yeşil Camii (1378-1398) İznik’te I. Murad’ın veziri Çandarlı Halil Hayreddin Paşa’nın emriyle, mimar Hacı Bin Musa tarafından yapılmıştır. Kare planlı ve tek kubbeli olarak planlanan ana mekân fikri bu yapıda geliştirilmiş, son cemaat yeri ve kare ana mekân arasında uygulanan ek bir bölümle yapı uzatılmıştır. Son cemaat yerinin tavanı aynalı tonozlu olup orta göz yükseltilmiş, sekizgen bir kasnak üzerinde küçük dilimli bir kubbe oturtulmuştur. Kubbeli ana ibadet mekânı ile son cemaat yeri arasında üç bölmeli ve kemerli bir bölüm daha oluşturulmuştur. Bu bölümün düzenlenmesi de son cemaat yeri gibi olup orta bölümünde sağır fenerli bir kubbeye yer verilmiştir. Ana mekânı örten kubbe, içeride üçgen dilimli kuşaklı, dışarıda onikigen bir kasnağa otur- tulmuştur. Osmanlı mimarisinde ilk mermer mihrap bu yapıda uygulanmıştır. Bursa Ulu Cami Erken dönem Osmanlı Mimarisinin en anıtsal yapısıdır. İnşaatına I. Murad Hüdavendigar tarafından başlanmış olup, 1399’da Yıldırım Bayezid döneminde tamamlanmıştır. 68 × 56 m. ölçülerindeki yapı, 12 iri paye tarafından taşınan 20 kubbe ile örtülü mekânlara bölünmüştür Orta eksendeki kubbeler daha yüksek tutulmuştur ve bütün kubbeler pandantifler üzerine oturmuştur. Kubbeler dışarıdan sekizgen kasnak üzerine oturtulmuş olup, kasnaklarda yapının aydınlığını sağlayan pencereler yer alır. Caminin içinde 16 köşeli mermer bir şadırvan yer alır. Edirne Eski Camii Kitabesine göre 1414 yılında (H. 816) Emir Süleyman Çelebi tarafından inşası başlayan yapı, Çelebi Sultan Mehmed döneminde tamamlanmıştır. Konyalı Hacı Alaaddin isimli mimar tarafından inşa edilen bu cami, Ulu Cami unvanını taşımamakla birlikte, erken dönem Osmanlı mimarisinin Edirne’deki en büyük yapısıdır. Plan özellikleri açısından Bursa Ulu Camii’ne benzerlik gösterir. Edirne Eski Camii, tek üniteli çok kubbeli cami grubuna örnek gösterilebilir. Edirne Üç Şerefeli Camii (1443-47) 1443-1447 yılları arasında II. Murad tarafından inşa ettirilen yapı enlemesine düzenlenmiş bir ana mekân, çepeçevre revaklı şadırvan avlusu ve dört minaresi ile anıtsal bir yapıdır. Ana mekâna hakim altı dayanağa oturan büyük bir kubbe yer alır ve altıgen ayaklarda geçişler pandantiflerle yapılmıştır. Sekiz adet kubbe payandası ilk kez bu yapıda görülür ve mihrap yönünde iki payanda duvarları destekler. Caminin avlusunun köşelerine yerleştirilen gövdeleri farklı bezemeli minaresi mevcuttur. Cami portalinde yoğun taş süsleme mevcuttur. Bursa Yeşil Camii Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1419-1424 tarihlerinde Mimar Hacı İvaz bin Ahi Bayezid’e yaptırılmıştır. Erken Osmanlı döneminin gerek mimari gerekse süsleme sanatları bakımından en önemli yapılarından biridir. Süslemeden sorumlu usta Nakkaş Ali Bin İlyas Ali olup, çini ustaların- dan Mehmed el Mecnun ve -türbenin de ustası olan- ahşap kapı ve pencere kanatlarını yapan marangoz Tebrizli Ali Bin Hacı Ahmed kitabede adı geçen ustalardır. Yeşil Camii, türbe ve medresesiyle birlikte bir külliye olarak yapılmıştır. Caminin iki katlı olan giriş bölümünün üst katında Hünkâr Mahfili bulunur. Bu mahfil dönemin mahkemesi olarak da kullanılmıştır. Portal ve pencerelerin çevresindeki mermer işçilikleri erken dönem Osmanlı sanatının üslup bakımından kaliteli örnekleridir. İstanbul Fatih Külliyesi (1463-1471) İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed’in inşa ettirdiği ilk önemli yapı grubudur. Külliyenin merkezini oluşturan cami 1470/71 yılında tamamlanmıştır. Yarım kubbenin kullanılması ve büyük ölçekli kubbe uygulaması (26m) ile mimarı açıdan öncü bir yapıdır. 1765’te depremde çok büyük hasar görmüş ve 1767-1771 yıllarında Sultan III. Mustafa tarafından yeniden inşa edilmiştir. Günümüzde dört yarım kubbenin taşıdığı merkezi büyük kubbe uygulaması olan caminin ilk yapısında büyük bir kubbeyi yarım kubbenin desteklediği bilinmektedir. İstanbul’un önemli tepelerinden birine ve “On İki Havari Kilisesi” üzerine inşa edilen bu orijinal yapının mimarı Atik Sinan’dır. Cami, medrese, hastane, misafirhane, imaret, kervansaray, hamam, sıbyan mektebi, kütüphane, muvakkithane ve Fatih ile eşi Gülbahar Hatun’un türbelerinin yer aldığı çok düzenli bir yerleşim planı gösterir.
Erken Osmanlı Dönemi Mimarisinde Sosyal Yapılar
Osmanlı Devleti’nde halkın eğitim kurumları sıbyan mektepleri ve medreselerdir. Sarayda Şehzadegân Mektebi ve Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulan Enderun, Osmanlı devlet teşkilatında görev yapacak kişileri yetiştiren kurumlardı. Osmanlı eğitim kurumlarının başında gelen medreselerde, örtü sisteminin kubbe olması belli bir mimari karakteri ortaya çıkarmıştır. İznik Süleyman Paşa Medresesi, (1331) geleneksel medrese tipinin dışında, Osmanlı mimarlığında gelişerek tercih edilen bir yapı tipinin ilk örneği olacaktır. Bursa Hüdavendigar Camii üst kattaki medresesi ile iki katlı olup farklı işlevleri yerine getiren bir örnektir. Bir sıra taş, üç sıra tuğla örgülü kalın duvarları, yanlardan ve önden ortası sütunlu çift sivri ke- merle açılan üst revakları ile iki katlı cephe düzenlemesiyle alt katı cami üst katı medrese yapısı olarak farklı bir örnektir. Osmanlıların ilk sağlık yapısı ise 1399-1400 yıllarında yapılan Bursa Yıldırım Şifahanesi’dir.
Erken Osmanlı Dönemi Mimarisinin Özellikleri
Erken Osmanlı mimarisi; dini kimliğinin yanı sıra siyasi ve kültürel işlevlere de sahip olan camilerle tek yapılarda örneklenirken değişik işlevlerin ihtiyacına göre biçimlenen farklı yapıların bir arada tasarlanması ile külliyelere de yönelir. Erken Osmanlı mimarisinde tuğla hatıllı, kaba yontu taş duvar örgüsü yaygındır. Kubbenin eğrisel yüzeye uygun hazırlanan kiremit kaplaması üst örtü özelliğidir. 15. yüzyılda Osmanlı mimarisinde yaygın olan tek kubbeli camiler genellikle kare planlı, kübik yapı formunda olup kubbeler kalın duvarlarla taşınmıştır. Kubbenin duvarlara geçişi, geniş Türk üçgeni ve kasnaklarla sağlanmıştır. Yine bu dönemde ayak ve payelerle örtü sisteminin taşınması ve ana mekân yan mekân ilişkisinde bütünlük sağlayacak çözümlerin üretilmesi söz konusudur.
Erken Osmanlı Döneminde Çini ve Seramik Sanatı
Osmanlı çini sanatının erken dönem örnekleri; Selçuklu geleneklerini gerek yapım gerekse renk ve desen olarak sürdürmüştür. 15. yüzyıl başlarında; Bizans döneminde de kaliteli bir çini-seramik yapım merkezi olan İznik çinileri Bursa yapılarında da görülmüştür. Erken Dönem Osmanlı çini sanatında renkli sır tekniği ile üretilen, sarı ve yeşil renklerin bitkisel motiflerle ön plana çıktığı örnekler mevcuttur. Firuze, mavi, yeşil tonları ve beyaz hâkim renklerdendir. İlk Osmanlı çini örneklerinde hamur kırmızı renktedir. Kabartma olarak dekorlanabilen, ateşe dayanıklı, büyük parçalar halinde hazırlanan, mimari programa göre düzenlenen çini örnekleri mevcuttur. Çini hamuru ile sır arasında, Selçuklu döneminde olduğu gibi astar kullanılmaz. Bursa Yeşil Camii ve Türbesi Erken Osmanlı dönemi çini sanatının en önemli örneklerini sergiler. Bursa Yeşil Camii mihrabında (1421-24) okunan “Tebrizli Ustalar” yazısı ile; hünkâr mahfilindeki “Muhammed el Mecnun”, kitabedeki “Ali İbn İlyas Ali”, Yeşil Türbe’nin kapısı üzerinde yer alan “Tebrizli Ali İbn Hacı Ahmed” isimleri dönemin önemli çini ve süsleme ustalarının isimleridir ki “Tebrizli Ustalar”ın dönemin en önemli eseri Bursa Yeşil Cami ve Türbesinin iç ve dış tüm süsleme ve bezemelerinde çalıştıklarına işaret etmektedir.
Erken Osmanlı Dönemi Maden Sanatı
Erken Osmanlı Dönemi’ne ait maden sanatı bilgileri çok sınırlıdır. 13. yüzyılda Moğol istilasından kaçan İran ve Selçuklu ustaları, Irak ve Suriye bölgesine yerleşerek geleneksel ustalıklarını Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde de sürdürmüşlerdir. Erken Osmanlı Dönemi’ne ait olarak karşılaştığımız az sayıda eser bu ustaların yarattığı Musul ekolünü yansıtır. Çoğunlukla kandil, tas, leğen, mangal gibi günlük kullanım eşyası olarak üretilen madeni eserler, döküm ve dövme tekniği ile pirinç, bronz ve demir malzemelerinden kazıma desenli olarak üretilmiştir.
Klasik Osmanlı Dönemi Mimarisi ve Sanatı
Bu dönem mimarlığını tanımlayabilmek için Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethinden sonra kentte başlattığı büyük imar faaliyetini incelemek gerekir. Fetih sonrasından itibaren hızla geliştirilerek uygulanan külliyeler, devletin gücünü ve sosyal hizmet niteliğini tanımlayan en güçlü mimari biçim olarak Osmanlı coğrafyasında yerini almıştır. Osmanlı mimarisinin 14. ve 15. yüzyıllarda ortaya koyduğu örneklerde plan ve yapı tiplerindeki çeşitlilik ön plana çıkarken, 16. ve 17. yüzyıllarda yapıda merkezi planlama ve tek büyük kubbe altında toplanan mekân anlayışı hâkim olmuştur. Edirne Sultan II. Bayezid Külliyesi (1484-1488) Sultan II. Bayezid tarafından Tunca Nehri’nin kuzey kıyısına yaptırılmış olan ve 1488 yılında tamamlanan külliyede; cami, tabhane, medrese, imaret, sıbyan mektebi, darüşşifa, erzak depoları, ahır birimleri, değirmen, köprü ve çifte hamama yer verilmiştir. Darüşşifa kısmı bu yapı topluluğunun en önemli bölümü olarak öne çıkmıştır. Beş kapılı ve alçak duvarla çevrili 22 bin metrekarelik geniş bir alanı kaplayan külliyenin mimarı konusunda kesin bir belge veya bilgi yoktur fakat yaygın olan görüş dönemin ünlü mimarı Hayreddin tarafından yapıldığı yönündedir. Külliyenin ortasında bulunan cami, 19.34 m yüksekliğinde, 20,55 m çapındaki kubbesiyle anıtsal bir yapıdır. Kuzeybatı ve kuzeydoğuda tek şerefeli iki minaresi ve yanlarda dokuzar kubbeli tabhane kısımları yer alır. Camide kapılar, sütun başlıkları, minareler, köşe geçişleri, mihrap, minber ve hünkâr mahfilinde taş süslemeler yer alır. Harim mekânının güneydoğu köşesinde yer alan hünkâr mahfili İstanbul yapılarından daha önce yapılmış, klasik üslubu en iyi yansıtan, öncü bir örnek olması bakımından önemlidir. İstanbul Sultan Beyazıd Külliyesi Mimar Hayreddin tarafından inşa edildiği düşünülen külliyenin camisi 1501-1506 yılları arasında inşa edilmiştir. 18 m çapındaki büyük kubbe kuzey-güney eksende iki yarım kubbe ve yanlarda dörder küçük kubbe ile tamamlanmıştır. Bu kubbeler yüksek ve geniş sivri kemerler üzerine oturmaktadır. Caminin iki katlı revakları, pencereli şadırvanlı avlusu ve iki minaresi yapıyla bütünlük arz eder. Medresesi camiden uzakta inşa edilmiştir. Çifte Hamam, imaret, kervansaray ve türbeler külliyenin diğer yapılarıdır. Külliye yapıları bölgenin yoğun imar alanı olmasından ötürü değişik yerlere inşa edilmişlerdir. Adeta camiden ayrı yapılar olarak algılanabilirler. İstanbul Yavuz Sultan Selim Camii (1522) Mimarı bilinmeyen bu yapıda, inşa alanında birçok problemi olmasına rağmen mimari açıdan önemli çözümler üretilmiştir. Tabhaneli bir cami olan yapının 24 metrelik kubbesi yapının dik eksenlerindeki kemerler üzerinde yükselir. İnşa alanının oldukça yüksek olması cami siluetinin çok etkin biçimde hâkim olmasına neden olmuştur. Minarelerinin çok yüksek oluşu, pencere alınlıklarındaki kaliteli çini süslemeler, kalem işleri, mermer ve ahşap işlemeleri birbirine uyumludur. Portali mukarnas kavsaralı olup niş, sütunce gibi mimari süslemeleri ile Klasik Osmanlı taç kapı öncüsü kabul edilir. Caminin yanında Yavuz Sultan Selim’in türbesi yer almaktadır.
Klasik Osmanlı Dönemi Mimarisi ve Mimar Sinan
16. yüzyıl Klasik Osmanlı mimarlığını Kanunî Sultan Süleyman’ın güçlü ve aydın yöneticiliği ve Mimar Sinan’ın devletin gücünü tasarladığı yapılarla ortaya koyduğu bir dönem olarak değerlendirmek doğru olur. Mimar Sinan; 1490 Kayseri, Gesi Ağırnas Köyü’nde doğmuştur. Devşirme olarak alınıp Acemioğlanlar mektebinde yetişmiştir. Yavuz Sultan Selim’in İran ve Mısır seferlerine katılmıştır. 1539’da mimarbaşılığına getirilen Mimar Sinan Bin Abdülmennan tezkirelerde adı geçen 364 eser yaratmıştır. İstanbul Haseki Hürrem Sultan Külliyesi Mimar Sinan’ın İstanbul’da planladığı ve inşa ettiği ilk külliyedir (1539-1551). Kentin yoğun dokusu içinde inşa edilen külliye tek kubbeli camisi, medrese, mektep, imareti, darüşşifa ve çeşme yapıları ile yoğun dokuda yer almasından dolayı dağınık bir yerleşim gösterir. Külliyeye bağlı inşa edilen dükkânlar günümüze gelmemiştir. Külliyenin en önemli yapısı Darüşşifa’dır. İstanbul Şehzade Mehmed Külliyesi (1544-1548) Kentin en önemli yolu üzerine inşa edilen bu külliye için Mimar Sinan “çıraklık eserim” demiştir. Külliyenin camisinde uygulanan plan, merkezi kubbe ve dört yarım kubbe uygulamasıdır. Ayrıca merkezi kubbe dört iri paye üzerine oturtulmuştur. Cami, medrese, tabhane, kervansaray, imaret, mektep ve türbe olarak inşa edilen külliye yapıları simetrik düzenleme ile yerleştirilmiştir. Kesişen iki yolun köşe arasına paralel iki eksende yapılar oturtulmuştur. Külliye Bizans döneminden günümüze ge- len ve önemli bir su tesisi olan Bozdoğan Su Kemeri (Valens) ile bitişiktir. İstanbul Süleymaniye Külliyesi (1557) Süleymaniye Külliyesi 16. yüzyılın en önemli mimari eserleri arasındadır ve yedi yılda tamamlanarak 1557’de açılmıştır. Mimar Sinan burada hem kent dokusu hem yapılar açısından önemli uygulamalar gerçekleştirmiştir. Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” olarak tanımladığı Süleymaniye Cami, büyük ölçekli (27,40 m) merkezi kubbenin iki yarım kubbe ile desteklendiği ve kubbe yüksekliğinin (53 m) dengeli düzenlediği İstanbul’da Ayasofya’dan sonra gelen en büyük kubbeye sahip olan yapıdır. Anıtsal kubbe, ikişer çeyrek kubbe ile desteklenen iki yarım kubbe tamamlanmıştır. Mimar Sinan yan mekânları beşer kubbe ile örterek camideki kubbelerin ritimli bir şekilde yer almasını sağlamıştır. Süleymaniye Camii; oran, denge, ritim açısından klasik dönem kubbe mimarisinin en anıtsal örneğidir. Caminin önündeki revaklı şadırvanlı avlu da oran açısından cami ile bütünlük göstermiştir. Edirne Selimiye Külliyesi (1569-1575) Merkez yapısı cami olan külliye; medreseler, dükkânlar, mektep ve kervansaray olarak planlanmıştır. Sultan II. Selim’in emri ile yapılan Edirne Selimiye Külliyesi’nin yapılarını Mimar Sinan değişik seviyede kotlara oturtarak caminin anıtsallığını vurgulamıştır. Edirne Selimiye Camii için “ustalık eserim” diyen Mimar Sinan yapıların inşası sırasında 80 yaşındadır. Selimiye Camii Osmanlı mimarlığında kubbe geleneğinin vardığı son aşama olarak tanımlanmaktadır. İstanbul Sultan Ahmed Külliyesi (1609-1617) Sultan I. Ahmed’in inşa ettirdiği yapı topluluğu hem camisinin görkemi hem de inşa alanının önemi açısından dikkat çeker. Mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa’dır. 1609- 1617 yılları arasında tamamlanmıştır. Caminin planı Emi- nönü Yeni Cami’ye benzemektedir. Fil ayağı denilen dört mermer payeye oturan ana kubbe dört yarım kubbe ile mihrap yönünde iki, diğer yönlerde üçer eksedra ile dengeli bir düzenlemeye sahiptir. Eminönü Yeni Camii (Valide Camii) (1598-1663) Sultan III. Mehmed’in annesi Safiye Sultan büyük bir külliye inşası için Mimarbaşı Davud Ağa’ya görev vermiştir. Külliye 1598’de su içine kazıklar çakılarak hazırlanan alanda inşa edilmeye başlanmıştır. Ancak mimar ölünce yerine Mimar Dalgıç Ahmed Çavuş göreve getirilmiştir. Sultan III. Mehmed’in ölümü üzerine Safiye Sultan Eski Saray’a gönderilmiş ve inşaat durmuştur. Cami Hatice Turhan Sultan tarafından mimar Mustafa Ağa’ya 1663’te tamamlattırılmıştır. Külliye planlamasına bağlı olarak -camiye gelir getirmesi amacı ile- yan tarafına yapılan Mısır Çarşısı önemli bir ticaret alanı olmuştur.
Klasik Osmanlı Dönemi Mimarlığının Ana Özellikleri
Klasik Dönem mimarlığında uygulanan kubbe tasarım çözümleri; 1. Beden duvarlarına oturtulan kubbe 2. Dört ayak (paye) ile taşınan kubbe a. Dört ayak ve tek yönde yarım kubbe ile destekleme b. İki yönde yarım kubbe ile desteklenen kubbe c. Üç yönde yarım kubbelerle desteklenen kubbe d. Dört yönde dört yarım kubbe ile desteklenen kubbe 3. Geniş kemer, kubbe, tonoz gibi elemanlarla beraber planlanan örtü sistemi 4. Eşit kubbelerle örtülü mekânlar 5. Altı ayakla taşınan kubbe 6. Sekiz ayakla taşınan kubbe olarak açıklanabilir. Parçalanmış mekân yerine bütünlük gösteren merkezi planlama uygulanır, revaklı avlu, hünkâr mahfili ve ağırlık kulesi gibi yeni mimari öğeler ön plana çıkar.