AÖF Soru Bankası
ARK104U · Ünite 3

Geç Bizans Dönemi

Ortaçağdan Günümüze Anadolu Uygarlıkları dersi, ünite 3 özeti

ARK104U-ORTAÇAĞDAN GÜNÜMÜZE ANADOLU UYGARLIKLARI

Ünite 3: Geç Bizans Dönemi

Giriş

I. Theodoros Laskaris tarafından kurulan ve 1261 yılında eski başkentin yeniden ele geçirilmesine kadar geçen süre boyunca imparatorluğun tüm kurum ve geleneklerini muhafaza eden İznik İmparatorluğu, 1204-1461 yılları arasında varlık gösteren Trabzon İmparatorluğu ve Morea (Peloponnes) Beyliği’nin imar faaliyetleri bu ünite içinde ele alınmıştır.

Tarihçe

İznik İmparatoru (Laskaris) VIII. Mikhael’in (1259-1282) komutanı Aleksios Strategopulos Konstantinopolis yakınlarında 1261 yılında bir karargâh kurmuştur. Şehrin savunmasız anında kent 5 Temmuz 1261 yılında da ele geçirilerek Latin İmparatorluğu sona ermiştir. VIII. Mikhael’in Bizans tahtına geçmesinin ardından, Latin devletleri yeni bir Haçlı Seferi düzenlediyse de 1281’de Haçlı ordusu Arnavutluk’ta yenilgiye uğramıştır. VIII. Mikhael 1282’de öldüğünde imparatorluğun iyi durumda olduğu hatta 1328-1340 yılları arasında yeniden bir canlanma yaşandığı bilinmektedir ancak yine de askeri ve siyasi gücünü devam ettirememiştir. Bizans aristokrasisin içindeki küçük bir grubun şahsi ve ailevi rekabetlerinden kaynaklanan 1321 ve 1325 iç savaşları devleti olumsuz etkilemiştir. Osmanlı’nın ve Sırbistan’ın yükselişinin Bizans devlet sisteminin zayıfladığı döneme rastlaması ve özellikle dış politikadaki değişimleri hızlandırmasıyla beraber başkent Konstantinopolis İznik Devleti tarafından tekrar ele geçirilmiş ve Anadolu’da kaybettiği bazı toprakları geri almış olsa da 14. yüzyılın sonuna gelindiğinde Osmanlı Devleti’ne bağımlı bir duruma düşmüştür. II. Manuel Palaeologos (1391-1425), İmparatorluğun itibarını ayakta tutmak için Patrikliğin vasıtasıyla Hristiyan dünyasının desteğini alıp, Bizans İmparatorluğu son bir canlanma daha yaşadıysa da 1400 dolaylarında Güney Peloponez’deki (Mora Despotluğu) imparatorluk toprakları ve bazı Ege adaları hariç, imparatorluğun Yunanistan’da da hiç toprağı kalmamıştır. Bununla beraber Ankara Savaşı’nda (1402) Osmanlıların Timur’un ordusuna yenilmesi, Bizans İmparatorluğu için geçici bir rahatlama yaratmıştır. II. Manuel Palaeologos’un Sultan I. Mehmed (Çelebi) ile kurduğu ittifak da Bizans İmparatorluğu’nun durumunu iyileştirmiştir. Ancak 1421 yılında Sultan I. Mehmed’in ani ölümüyle yeni Bizans İmparatoru VIII. İoannes Palaeologos’un bu ilişkiyi devam ettirmemesi Bizans İmparatorluğu’nun aleyhine sonuçlanmıştır. 1452 yılında Sultan II. Mehmed, İstanbul’un fethinden önce, Karadeniz’den gelebilecek saldırıları önlemek için daha önce büyükbabası Bayezid’in yaptırdığı Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptırmıştır. Konstantinopolis’i ele geçirmek üzere hazırlıklarını tamamlayan II. Mehmed, 1453’te 80.000 kadar askeriyle şehri kuşatmış, 29 Mayıs 1453 günü, elli üç gün süren kuşatmanın ardından Konstantinopolis, Osmanlıların eline geçmiştir. Fetih sırasında teslimiyet yerine direnmeyi seçen Bizans İmparatoru XI. Konstantinos Palaeologos’tur (1449-1453). Konstantinopolis Osmanlı’nın başkenti olduktan sonra Mora despotluğu 1460’ta, Trabzon İmparatorluğu başkenti Trabzon’da 1461 ‘de Türkler tarafından ele geçirilmiştir.

Mimari

1204-1261 yılları arası Latin hükümdarlığının, başkent Konstantinopolis’te tek mimari etkinliğinin, Hagia Sophia’nın (Ayasofya) güneydoğudaki çatı örtülü kapalı girişinin olduğu söylenebilir. Ancak bunun yanında Latin beylikleri 13. yüzyıldan itibaren Bizans Devleti’ne ait topraklarda, Batılı üslupta birçok şato, manastır ve kilise yapılmasına da neden olmuştur. 1204 yılında kurulan Nikaia İmparatorluğunun İznik ve Sardis yakınlarında bazı kilise kalıntıları bu döneme atfedilse de Magnesia (Manisa), Smyrna (İzmir), Efes ve Priene’dekiler gibi savunma yapıları dışında, eserlerinin çok azı tanımlanabilmektedir. Bunların yanında İzmir’in Kemalpaşa (Nif) İlçesinde yer alan dikdörtgen planlı saray, İstanbul dışında inşa edilmiş bir imparatorluk sarayı olması bakımından oldukça önemlidir. 1222-1261 yılları arasında Laskaris hanedanlığının yazlık ikametgahı olarak kullanılan Nymphaeion’daki Laskarisler Sarayı dörtgen planlı, çok katlı yapısı ve şeritsel iki renkli cephesiyle başkent Konstantinopolis’deki Tekfur Sarayı’na model teşkil etmiştir. Trabzon İmparatorluğu’ndan (1204-1461) kalan yapılar da mevcuttur. Ancak bunlardan Ayasofya dışındakilerin yeterli olarak araştırılmadığını söylemek yanlış olmaz. Bu yapılardan biri Trabzon’un güneyinde Boztepe’de yer alan ve 13. yüzyıla tarihlendirilen Hagios Eugenios Kilisesi’dir (Yeni Cuma Cami). Üç nefli ve üç apsisli yapının 1291 yılına tarihlenen bir kitabesi bulunmaktadır. Yapının geçirdiği bir yangın sonrası değişikliğe ve kubbeli kare içinde haç biçimli yeniden inşa edildiği bilinmektedir. Trabzon Ayasofya Kilisesi (1238- 1263), İmparator I. Manuel tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılmıştır. Yüksek merkezi oniki cepheli kasnağa oturan kubbeli yapı kare içinde haç planlıdır. Kilisenin en göze batan özelliği Gürcü Sanatı etkili olduğu düşünülen kuzey, güney ve batısındaki dışa çıkıntılı, üstü örtülü, sütun dizili giriş açıklıklarıdır. Kilisenin güney sundurmasında görülen Yaradılış Frizi, Bizans dünyası için alışılmışın dışında bir sanatsal tasarım örneğidir. Balkanlarda merkezi Arta’daki Epiros Despotluğu’nun ise mimari eserleri daha iyi bilinmektedir. En önemlilerinden biri Arta’daki Panagia Parigoritissa Kilisesi’dir. Yapı 1290 yılında Epiros Despotu I. Nikeforos Komnenos Doukas (1271-1296), eşi ve oğulları tarafından yaptırılmıştır. Bir manastırın katholikon’u olarak hizmet eden kilise merkezi kubbeli iki katlı bir yapıdır. Morea (Pelaponnesos) Beyliği’nin 14. yüzyıla tarihlenen Mistra’daki Hodegetria Kilisesi “Mistra Tipi” denilen kiliselere öncülük etmesi bakımından önemlidir. Mistra tipi yapılar iki katlıdır. Bazilika Yunan haçı tiplerinin karışımı olan bu yapılarda, zeminin üç nefli bir bazilika görünümüne sahip olmasına karşın, sütun dizilerinin aralarına yerleştirilen dört payenin yardımıyla üst kat, bir Yunan haçı görünümündedir. Yunanistan’daki Selanik kentinde de Palaiologoslar Dönemi’ne ait çok sayıda kilise bulunmaktadır. Bunlardan biri Kutsal Havariler Kilisesi’dir (Holy Apostel). Kilisede karbon-14 kullanılarak yapılan analizler yapı için yaklaşık 1329 yılını vermektedir. Kilise dört sütunlu, kapalı Yunan Haçı planlı tipindedir. Aynı zamanda, her köşesinde küçük kubbeler bulunan U şeklinde galerili bir narteks içerir. Ayrıca doğuda iki küçük yan şapel vardır. Başkent Konstantinopolis’te bu dönemde dini yapılarda Dehlizli Tip, Kapalı Yunan Haçı Planlı, Tek Nefli, Yonca Planlı ve Ek Aksam tipleri görülmektedir. Dehlizli Tip; bu tipte mekân kare bir kule gibi kilisenin ana kitlesini aşarak yükselmekte ve üstünü yüksek kasnaklı bir kubbeyle örtmektedir. Bu tipin İstanbul’da günümüze kadar az çok değişerek gelebilmiş örnekleri arasında Hagios Andres Manastırı Kilisesi (1284) (Koca Mustafa Paşa Camii), Konstantin Lips Manastırı Kilisesi güney binası (1290) (Fenari İsa Camii) ve Pammakaristos Manastırı Kilisesi (Fethiye Camii) yer almaktadır. Kapalı Yunan Haçı Planlı; başkent Konstantinopolis’te Geç Bizans döneminde Pammakaristos Manastırı Kilisesi Güney Binası (Fethiye Cami, 1315) mezar şapeli kapalı Yunan haçı planlıdır. Mihail Glabas’ın karısı Maria’nın 14. yüzyılın ilk yıllarında ek olarak, ana binanın güney cephesine bitişik olarak yaptırdığı mezar şapeli dört sütunlu haç planına göre inşa edilmiştir. Tek Nefli; 13.-14.yüzyılda başkentte inşa edilmiş ahşap, tonoz ya da kubbe örtülü tek nefli yapılar arasında İsa Kapısı Mescidi (14. yüzyıl başı), Boğdan Sarayı İbadethanesi (13-14. yüzyıl), Khora Manastırı Kilisesi Güney Binası, Sinan Paşa Mescidi (13-14. yüzyıl) ve Manastır Mescidi (13. yüzyıl sonu) gibi yapılar yer almaktadır. Yonca Planlı; başkentte Geç Bizans döneminde iki kilisede karşımıza çıkmaktadır. İstanbul’da Fatih İlçesinde Fener’de yer alan Panagia Mouhliotissa Kilisesi orijinalinde dört yapraklı yonca planlı (Tetrakonchos) plan tipindedir. Ek Aksam: Konstantin Lips Manastırı Kilisesi (Fenari İsa Cami) dış holleri, Pammakaristos Manastırı Kilisesi (Fethiye Cami) dış holleri ve Vefa Kilise Cami (Molla Gürani Cami) dış holü Geç Bizans döneminde Ek Aksam örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Son Bizans döneminde başkent Konstaninopolis’te örneği görülmeyen iki plan tipi vardır. Bunlar Sekiz Destekli Kiliseler ve diğeri Mistra Tipi’dir. Morea (Peloponnes) Beyliğinin Mistra’da 1290-95 yılları arasına tarihlenen Theodoros Azizler Manastırı Kilisesi tromplu sekizgen plan tipinin (kara tipi) son örneği değerlendirilmektedir. Konstantinopolis’teki Palaiologos kilise mimarisi örnekleri arasında bir önemli yapı daha yer almaktadır. 1316 ve 1321 yılları arasında, devlet ve bilim adamı olan Theodoros Metokhites’in onarttığı Khora (Kariye Camii) Manastırı’dır. Geç Bizans döneminde imparatorluk sarayı olarak kullanılan Tekfur Sarayı Blakhernai (Blakherna) Sarayı kompleksinden günümüze ulaşan tek yapıdır. Tekfur Sarayı İstanbul’un kuzeybatısında Fatih’te Edirnekapı semtinde kara tarafı surlarına bitişik olarak inşa edilmiştir. Tekfur Sarayı, 11.-15. yüzyıllar arasında imparatorluk sarayı kullanılan Blakherna’daki saray kompleksinin günümüze ulaşan sağlam bölümüdür. Yapının tarihlendirilmesi ile ilgili tartışmalar devam ediyor olsa da zemin kat ve birinci katta uygulanmış olan farklı duvar teknikleri, mekandaki bölünmeler iki ayrı dönemi işaret etmektedir. Birinci evre 12. yüzyıl ortaları, ikinci evre Palaiologoslar Dönemi yani 13-14. yüzyıl olmalıdır. Günümüze sağlam ulaşan saray yapısı, avluya kemerlerle açılan tonozlu bir zemin katı ve üzerindeki iki kattan oluşmaktadır. Geç Bizans Dönemi yapılarının dış cepheleri geometrik motifli tuğlalar ile süslenmiştir. Kubbe kasnaklarının kıvrımlı, yüksek bir görünüş almalarına önem verilmiştir. Dış cepheler renkli, payeler, nişler, kademeli kemerler, testere dişi motifli silmeler ile hareketlendirilmiş. İyi korunmuş bir Palaiologos kilisesinin içine girildiğinde ilk edinilen izlenim, mevcut bütün yüzeylerin her santimini kaplayan figürlü resimlerdir.

Resim

1204’deki Latin İstilası, Bizans imparatorluğunun sanatsal açıdan yağmalandığı bir dönemdir. 1261’e kadar süren bu dönemin ardından yeniden kurulan Bizans İmparatorluğu’nun bundan sonrası ile İstanbul’un Osmanlılar tarafından 1453 yılındaki fethine kadar olan süre Geç Bizans olarak tanımlanır. Son devir resim sanatı Orta dönemden tamamen farklıdır. Son dönemin bütün siyasi sıkıntılarına rağmen sanatsal açıdan farklı bir zevkin hâkim olduğu görülür. Bu özel karakteri nedeniyle bazı araştırmacılar, bu dönemin sanatını “Bizans Rönesansı” veya “Palaiologoslar Devri Rönesansı” olarak tanımlar. Bu tanım, aynı dönemde İtalya’da başlayan Rönesans hareketiyle karıştırılmamalıdır. Burada sözü edilen Avrupa’da doğan ve yayılan Rönesans değil, Bizans sanatının erken çağlardan beri aşina olduğu ve orta dönemde de bazı örneklerde karşılaştığımız klasik üslubun resim sanatında tekrar egemen oluşudur. 1204’deki Latin İstilası, Başkenti etkisiz kıldığında Laskaris Hanedanlığının İznik (Nicea/Nikaia) merkezli yönetimi ile karşılaşılır. Bu dönemin resim sanatı üzerine etkisini saptamak ne yazık ki çok mümkün değildir. Bilinen sınırlı örneklerden biri İznik H. Sophia kilisesi Diakonikon mekânında yer alan havari ve aziz tasvirleridir (1250 c.). Bir diğer örnek Trilye’deki Pantobasilissa Kilisesi’ndeki freskolardır. Laskarisa adının anıldığı kitabeli örnekler ise Kapadokya bölgesinde karşımıza çıkar. Suvasa Oktagonu (1222–54), Gülşehir Karşı Kilise (1212) ve Kırşehir Kırk Martyrler (1216-17) Kiliselerinin fresko kitabelerinde Theodoros Laskaris adı geçer. Trabzon Ayasofya (H.Sophia) Kilisesi, Latin istilası sonrası Trabzon’a yerleşen Komnenosların ortaya koydukları özgün bir örnek olarak karşımıza çıkar. Yapının içinde yer alan duvar resimleri Komnenos döneminin genel figür üslubuna sahip olmakla birlikte hacim ve dengeli, hareket eden figürleri ile Palaiologoslar Dönemi’nde hâkim olan üslubun adeta ön örneği olarak karşımıza çıkarlar. Kilisede 55 sahne yer almaktadır. İsa’nın yaşam öyküsünün anlatıldığı sahnelerin yanı sıra Meryem, Yuhakim, Anna, Zekharias’ın yaşamlarına ait sahnelerde yer almaktadır. Laskarisler’in politik ilişki içinde olduğu Bulgar Çarlığı topraklarında Bizans resim sanatını izleri bu dönemde örneklerle izlenebilir. Örneğin Boyana’daki Kaloyan Kilisesi, 1259 tarihli bir eser olarak belgelenir. Benzer şekilde 13. yüzyıl başından itibaren Sırbistan’daki kiliselerin de olasılıkla Bizanslı sanatçılar tarafından resimlendiği söylenebilir. 1208–9 tarihli Studenica’daki Aziz Bogorodica Kilisesi örnekler arasında en dikkat çekici olanıdır. Günümüzde, Başkent’teki yapılarda gördüğümüz mozaiklerin çoğunluğu Palaiologoslar Dönemi’ne aittir. 13. yüzyılın başına tarihlenen bu eserlerdeki resimlerin büyük bir kısmı günümüze ulaşamamıştır. Örneğin orijinalde on iki bayram sahnesi içerdiğini bildiğimiz Pammakaristos Manastırı Güney Kilisesi (Fethiye Camii) bunlardan biridir. İstanbul Ayasofya (H. Sophia) Kilisesi’nin güney galerisinde yer alan “Deesis” sahnesi de bu dönemde yapılmıştır. Sahnede, ortada görülen İsa’nın sağında bulunan Meryem ve solunda bulunan Vaftizci Yahya (Hagios Ioannes Prodromos), İsa’dan insanlığın kurtuluşu için merhamet dilerken görülmektedir. Sahnedeki İsa tasviri, daha önceki İsa tasvirlerinden çok değişik ve önemlidir. Çünkü İsa’nın tanrılık vasıflarından çok, insanlık vasıfları gösterilmek istenmiştir. 12-13.yüzyıllar arasına tarihlenen sahne, sanat tarihçiler tarafından Bizans resim sanatındaki Rönesans’ın bir başlangıcı olarak kabul edilir. Gerek teknik ve işçilik gerek anlatım olarak son derece etkileyici bir sahnedir. Merkezde yer alan İsa’nın dünyevi görünüşü, figürdeki hümanist yaklaşımı açıklıkla ortaya koyar. Sahnede yer alan Vaftizci Yahya tasvirinde duyguların dışa vurumu oldukça etkileyicidir. Başkentin bu döneme ait en çarpıcı örnekleri Chora Manastırı Kilisesi (Kariye Camii)’nde yer alır. 131521’de İmparator II. Andronikos’un bürokratı olan Theodoros Metokhites’in tarafından yaptırılan sahneler, günümüze ulaştığı şekliyle yapının iç ve dış nartekslerinde yer alır. İç nartekste Meryem’in hayatına ilişkin sahne dizisi yer alır. Dış nartekse ise İsa’nın çocukluk dönemi ile mucizelerini konu alan sahneler yerleştirilmiştir. Sahnelerde figürler mimari ve/veya doğa kompozisyonlarıyla birlikte dengeli olarak yerleştirilmiştir. İnce uzun bedenlerinde kafalar vücuda göre küçüktür. Öte yandan yüz ifadelerindeki derinlik, canlılık kimi zaman abartılı bir görünüm yansıtır. Tüm bu kompozisyonda ağırlıklı olan gerçeğe yakınlıktır. Gerçeği yansıtmaya olan bu yatkınlık, figürleri ruhani olmaktan çok dünyevi kılan bir unsurdur. Bu yorum, Palaiologoslar dönemi resim sanatında baskın olan hümanist yaklaşımı vurgulaması açısından önemlidir. Bu dönemde ikona geleneğinin devam ettiği ve dönemin anıtsal duvar resimlerinde izlenen üsluba paralel özellikler gösterdiği izlenir. 12.-13.yüzyıllarda ikonaların, İkonastasis’e yerleştirilmeye başlandığı izlenir. Apsis ile naos arasında ayrım oluşturan ikonastasisler üzerine asılan ikonalar, içerdiği konular ve sıralanışlarıyla anıtsal duvar resimlerindekine benzer düzen oluştururlar. Bu yıllarda ikonalar arasında önemli bir grubu da Azizlerin yaşam öykülerinin anlatıldığı Vita-İkonalar oluşturur. Bu tür ikonaların da en çarpıcı örneklerini Sina Dağı Azize Katherina Manastırında bulmak mümkündür. Özellikle 13. yüzyıla tarihlenen Vita-İkonaları manastırın koleksiyonunda belgelenebilir. 14. yüzyılda Bizans’ın siyasal çöküşü, resim sanatında son dönemde ortaya koyan bu çarpıcı üslubun daha fazla ilerlemesine ne yazık ki engel olmuştur. Zaman içinde zengin bir birikimle oluşturulan Bizans’ın sanatsal mirası Rusya’ya aktarılmıştır.

El Sanatları

Geç Bizans Dönemi’nde günlük kullanım objeleri dışında, lüks obje üretimine çok az rastlanmaktadır. Bunun nedenleri arasında 1261-1453 yılları arasında imparatorluğun içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik bunalım ayrıca değerli objelerin ham maddesinin kaynağı olan toprakların kaybını sıralayabiliriz. Bu dönemde Fildişi ve tekstil örneklerine neredeyse hiç rastlanmaz. Az sayıda da olsa cam ve maden eser günümüze ulaşmıştır. Dolayısıyla “El Sanatları” başlığı altında değerlendirdiğimiz bu el sanatı ürünlerinden sadece “Seramik” ve “Sikke” için alt başlık açılmıştır.

Seramik

Geç Bizans döneminde “Zeuxippus Seramikleri” olarak adlandırılan üretim grubu görülmektedir. Bizans seramik tarihinde özellikle 12.yüzyıl sonu ve sonrasındaki dönemlerde en yaygın seramik gruplarından birini oluşturan Zeuksippus seramikleri (ZW), ilk üretim yerleri hala tartışılsa da Anadolu’nun özellikle kıyı bölgelerinde, çok geniş bir coğrafyada dağılım göstermektedir. İnce cidarlı ve parlak kaliteli sırlı Zeuxippos Seramikleri, ilk olarak D. Talbot Rice tarafından 1927 yılında “Parlak Zeytin Yeşili Sırlı Seramikler” olarak tanımlamıştır. 1968 yılında A.H.S. Megaw bu seramikleri yüksek kalitede, narin servis kapları olarak değerlendirmiş ve İstanbul’da yoğun Zeuxippus Hamamı’nda bulunması nedeniyle bu grup için ‘Zeuxippus Ware’ terimini kullanmıştır. Megaw, çok kaliteli hamurlu, ince cidarlı ve çok kaliteli sıra sahip örneklerin dışında pek çok farklı yerleşimde bu grubun türev/taklitlerinin yerel atölyelerde üretildiğini ve homojen bir seramik grubu olmadıkları da kanıtlamıştır. Bu farklı üretimler araştırmacılar tarafından “Zeuxippus Taklitleri”, “Zeuxippus Türevleri”, “Zeuxippus Etkili Seramikler”, “Zeuxippus Seramiklerinin Alt Türleri”, Venedik üretimleri için “Spirale Cerchio” gibi farklı isimlerde anılmaktadır. Kırmızı hamurlu, beyaz ya da krem rengi astarlı Zeuxippus seramikler, sırın niteliğine göre Zeuxippus I ve Zeuxippus II olarak iki grubu ayrılır. Zeuxippus I ise Zeuxippus IA, Zeuxippus IB ve Zeuxippus IC olmak üzere üçe ayrılır. Zeuxippus IA sarı veya yeşil renkte şeffaf sırlıdır. 12.yüzyıla tarihlenen bu örneklerde kabın merkezinde yer alan iç içe daire motifleri görülür. Zeuxippus IB, sarı-kahverengi ve zeytin yeşili renk sırlıdır. Zeuxippus IC ise koyu yeşil renk sırlıdır. 12. yüzyıl ortasından itibaren 13. yüzyıl boyunca üretildiği kabul edilen Zeuxippus II grubunun özelliği sarı üzerine kahverengi ve daha geç örneklerde yeşil oksit kullanılmış olmasıdır. Bu tip seramiklerin merkezinde konsantrik dairelerle birlikte bitkisel motifler kullanılmıştır. I. grupta küçük yuvarlak kaseler, II. grupta dışa dönük ağız kenarlı ve uçları sivri kaideleri olan kaseler yaygındır. Konstantinopolis’ten Kuzey İtalya’ya kadar dağılımı görülen Zeuxippus Seramiklerinde hamur çok sert ne ince, rengi turuncu-kahverengi ile kırmızı arasında değişmektedir. Geç Bizans döneminde Orta Bizans döneminde görülmeye başlayan Champleve, Slip Boyalı, Tek Renk Sırlı Seramikler’in de üretimine devam edilmiştir. Bu dönemde birçok süsleme tekniğinin bir arada kullanıldığı örnekler de görülmektedir. Örneğin Sgrafitto dekorlu kaplar üzerinde oksit malzemenin kullanımıyla çok renkli süslemeler yoğunlaşmıştır. Geç Bizans dönemi sgrafitto seramikler, kullanılan oksit boya renklerine göre Yeşil ve Kavuniçi Lekeli Seramikler, Mangan Kahverengi Lekeli Seramikler, Yeşil Lekeli Seramikler olarak gruplara ayrılmaktadır.

Sikke

1204-1261 yılları arasındaki Latin istilası ile ortaya çıkan Nikaia (İznik) ve Trabzon’da kurulan Bizans Devletleri de sikke basmıştır. Nikaia (İznik) İmparatorluğunun Magnesia’da (Manisa) bastırdığı sikkelerin ön yüzünde İsa ya da Meryem tasvirleri, arka yüzlerinde tek başına imparator ya da İsa, Meryem ve azizlerce kutsanan imparator tasvirleri görülmektedir. Trabzon İmparatorluğu sikkeleri Bizans sikkelerinden farklıdır. Sikke sisteminin temel birimi asper olarak adlandırılan gümüş sikkedir. Sikkelerinin bir yüzünde ayakta Aziz Eugenios, diğer yüzünde imparatorun ayakta tasviri yer almaktadır. Bu sikkelerin tasarımında Geç Bizans etkisi görülmektedir. Loros ve pendilialı taç giyen, sol elinde akakia tutan ve sağda manus dei (Tanrı’nın eli) tarafından kutsanan imparator figürü bulunmaktadır. Trabzon imparatoru II. Aleksios’tan (1297-1330) sonra ise aynı figürler at üzerinde tasvir edilmeye başlamıştır. Nikaia (İznik) İmparatorluğu döneminde hyperpyron’un içindeki altın ayarı 16-18 karat’a düşürülmüştür. Hyperpyron, Konstantinopolis yeniden ele geçirildikten sonra VIII. Mikhael (1259-1285) döneminde karat’a, II. Andronikos (1285-1330) döneminde de 12 karat’a düşmüştür. Altın hyperpyron son kez 11 karat olarak V. Ioannes (1341-1391) döneminde basılmış ve böylece Bizans altın sikkeleri 1350’lerde sona ermiştir. II. Andronikos (1282-1328) “basilicon” adlı Venedik gümüş “ducat”sına benzeyen geniş fakat çukur olmayan yeni bir gümüş sikke tedavüle sokmuştur. Tedavüle girdiği yıldan yaklaşık 50 yıl sonra ortadan kalkan bu sikke hyperpyron’un 1/12’si değerindeydi. 14. yüzyılın üçüncü çeyreği içinde, V. Ioannes’in (1341-1391) iktidarı döneminde altın sikkenin yerini, hyperpyron adını taşıyan gümüş sikke almıştır. Gümüş hyperpyron, aynı adı taşıyan önceki altın hyperpyron’un yarısı değerindeydi. Bu sikke “stavraton” olarak da bilinmektedir. Palaiologos Hanedanı dönemi sikkelerinde imparator tiplerinin betimlenmesinde iki farklı dönem vardır. Birincisi 1261’den sonradır ve sürekli değişen tiplerdir. Bunlar ayakta figür (tek başına ya da ortak imparator ile), yarım 4/3 cepheden figür (tek başına ya da ortak imparator ile), oturan figür (genellikle tek başına), diz çökmüş figür (İsa ya da Meryem önünde), proskynesis (İsa ya da Meryem önünde). İmparator tiplerinin bu çeşitliliği ikinci dönemde zıtlık gösterir. 1360 sonrası bu ikinci dönemde, baskın olan tip, imparatorun cepheden büstüdür. Bu tip neredeyse 11. yüzyıldan itibaren görülmemiştir. Buna ek olarak bir yenilik imparatorun kubbe biçimli taç ve yakalı bir kıyafet ile betimlenmesidir. Buna rağmen küçük birimlerde yine de ayakta bir figür ve çok az da olsa at üzerinde imparator figürü görülür. Ayrıca Geç Bizans dönemi sikkeleri üzerinde İsa, Meryem ve azizler gibi tipler dışında merkezinde insan yüzünün olduğu dört kanatlı Kherubim ya da dört/altı kanatlı Seraphim tasvirleri ve Meryem’in Konstantinopolis surları arasında “orans” tasviri de yer almaktadır.

Ünite 3 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç