ARK104U-ORTAÇAĞDAN GÜNÜMÜZE ANADOLU UYGARLIKLARI
Ünite 2: Orta Bizans Dönemi
Giriş
Kronolojik tasnifte 726-1204 yılları Orta Bizans Dönemi olarak değerlendirilmektedir. Ancak Orta Bizans’ın 726- 842 yılları arası bu tasnifin içinde “Karanlık Dönem” ve “İkonaklazma Dönemi” olarak adlandırılmaktadır. İkonoklazma Dönemi’nde tasvir yasağının Kilise lehine sonuçlanmasından sonra asıl Orta Bizans Dönemi 842 yılında başlar ve 1204’te İstanbul’un Latinler tarafından işgaline kadar sürer. I. Iustinianus’un imparatorluğu sırasında yüksek bir refah düzeyine ulaşan imparatorluğun 8.yüzyılın başında Akdeniz bölgesindeki hakim ekonomik, kültürel ve askeri anlamdaki konumundan nasıl düşüşe geçtiği, Bizans İmparatorluğunu kendini tam anlamıyla demografik, politik ve ekonomik bir krizin içinde bulmasının sebepleri tar- tışılabilir. Ancak özetlemek gerekirse; aslında kriz 6. yüzyılın ikinci yarısında büyük ölçüde veba ve vebanın nüfus üzerindeki çarpıcı etkileri sebebiyle zaten başlamıştı. Ayrıca Slav, Avar, Pers ve Arap saldırılarına karşı koyma imkânını azaltan askeri kriz sonrası, imparatorluğun bazı zengin alanları kaybedilmiş, diğerleri ise neredeyse sürekli saldırı altında kalmıştır. Bu kriz 8. yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür. Dolayısıyla İç savaşlar, dini anlaşmazlıklar, İmparatorluğun genel koşulları ve mevcut düşmanların niteliği (Batıda Slavlar, doğuda Sasaniler) ve İslamiyetin yayılışı bu düşüşü hızlandırmıştır. MS. 842 yılı sonrası kaybedilen toprakların yeniden ele geçirilmesi, savaşlarla bozulan ekonominin yeniden kurulması, imparatorluğun hukuk sistemin yeniden düzenlenmesi, İslam uygarlığı ile beraber, İlk Çağ’ın bilgisi ve Doğu sanatının sentezi sonucu kültür, sanat ve düşünce hayatı büyük bir zenginliğe kavuşmuştur. Dolayısıyla 9.- 10. yüzyıllar boyunca sürecek olan yeni bir Rönesans dönemi başlamış ve özgün Bizans sanatı bu dönemde ortaya çıkmıştır.
Tarihçe
İmparator Focas (602-610) döneminde Sasaniler ile yapılan savaşlarda Suriye, Ermenistan, Kapadokya ve İç Anadolu Persler tarafından işgal edilmiş hatta Persler 608 yılında Kadıköy’e kadar ilerlemişlerdir. 610 yılında tahtı ele geçiren İmparator Heraklius (610-640) 618 yılında idari bir reform yaparak Anadolu’yu dört bölgeye ayırmış ve her bölgeye bir askeri vali (strategos) atamıştır. John F. Haldon’un “Daralma ve İstikrar Dönemi” olarak adlandırdığı 640-780 yılları arasında Anadolu sınırlarının daralması, yoksullaşması, sahip olduğu kaynakların azalması, imparatorluğun Balkanlardaki kontrolünü ve İtalya hakimiyetini kaybetmesi, kilise içindeki fikir ayrılıkları gibi gelişmeler 10.yüzyılın sonlarına dek imparatorluğu olumsuz etkilemiştir. Aziz resimlerinin yer aldığı ikonaların kutsal olarak kabul edilmesi, hatta ikonalara bir ölçüde tapınmanın giderek yaygınlaşması, ikonaların Bizans’ın dindarlığının göstergesi haline gelmesi ve İsa’ya ikonalarla insani bir görüntü verildiğini düşünen Monofizit eğilimli III. Leo 726 yılında ikonalara karşı açıkça tavır almıştır. Ekloga adı verilen tasvir kırıcı bir ferman yayınlayarak tasvirler ile ibadetin yasaklanmasını ve tasvirlerin yok edilmesini istemiştir. 730 yılında da patrik dahil en üst kademedeki dini ve idari görevliler ile düzenlediği toplantıda ikonalara tapınmanın kanuna aykırı olduğu ve yok edilmesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Bu emre uymayanlar çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Özellikle imparatorluğun doğusundaki manastırlarda bulunan ikonaların büyük kısmı ortadan kaldırılmıştır. III. Leon’dan sonra tahta geçen oğlu imparator V. Konstantinos tarafından İstanbul’da 754 yılında toplanan Konsil’de, “İkonakırıcılık” bir kez daha gerçek Hristiyan inancı olarak tanımlanmış ve bütün ikonaların yok edilmesi ve ikona ibadetinin yasaklanmasına karar verilmiştir. Tasvir Kırıcı / İkona kırıcı anlamındaki ikonoklazma, Yunanca eikon (ikona ya da imge) ve klao (kırmak ya da yıkmak) terimlerinden gelir ve sözcük anlamıyla imgelerin kasıtlı olarak yok edilmesini anlatır. Bu düşünceye sahip insanlara da ikonoklast denir. İkonakırıcılığın son temsilcisi İmparator Theophilos’dur (829-842). Theophilos’un ölümünden sonra iktidarı eşi Theodora, küçük oğlu III. Mikhael adına ele geçirmiştir. Theodora’nın ilk işi; imparatorluğun sanat ve kültür hayatını derinden etkileyen ve daraltan aynı zamanda Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki ayrılığı güçlendiren İkonoklazmaya resmen son vermek için 843 yılında konsil toplanması emrini vermesi olmuştur. Konsil’de 787 yılında ilk ikona kırıcılığı tasfiye eden 7. İznik Konsili’nde alınan kararlar teyit edilmiş ve ikonaların kutsallığı onaylanmıştır. 820’li yıllardaki iç savaş, ikonoklazmanın sebep olduğu Papalık ve Patrik arasında görüş ayrılığı ve 838 yılında Ankara ve Amorium Halife Mu’tasım tarafından kuşatılması ve yağmalanmasına rağmen imparatorluk toparlanma sürecine girmiştir. 969-1025 yılları arasında hüküm süren II. Basileios döneminde Bizans imparatorluğu güçlü bir orduya sahip Balkanlarda ve Doğu Anadolu’da genişlemiş durumda olsa da Balkanlarda Peçeneklerin, Epiros’ta Normanların ve Anadolu’da Selçukluların akınları bu tabloyu değiştirmiştir. İmparator IV. Romanos Diogenes’in (1068- 1071) 1071 yılında Malazgirt’te Büyük Selçuklulara karşı ağır yenilgisi, Büyük Selçuklu komutanlarının Anadolu’ya sürekli akınları, 1075 yılında başkenti İznik olan Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulması, I. Haçlı Seferi sonucunda Haçlıların ele geçirdikleri toprakları Bizans’a bırakmayıp kendi krallıklarını kurması, IV. Haçlı Seferi’nin ise idealinden uzaklaşıp 1204 yılında başkent Konstantinopolis’i işgal edip Latin İmparatorluğunun kurulması Orta Bizans Dönemi’nin sonunu getirmiştir.
Mimari Dini Mimari
Bizans mimarisinin MS. 7.-9. yüzyıllar arasındaki gelişimi hakkında kesin bir şeyler söylemek mümkün olmasa da özellikle surlar ve su sistemleri gibi yapıların var olanlarını onarmak gibi inşa faaliyetleri devam etmiştir. Örneğin MS.740 yılında Konstantinopolis’te gerçekleşen deprem sonrası surlarda çok geniş kapsamlı onarımlar gerçekleşmiştir. Bunun yanında 6.yüzyılda inşa edilmiş ancak yine deprem gibi doğal afetler ve insan eli ile tahrip olmuş bazı yapılar “Karanlık Dönem” de kısmen yeniden yapılmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin İstanbul’daki Hagia Eirene (Aya İrini) Kilisesi, 740 yılındaki depremden sonra yeniden yapılmıştır. Üç nefli kubbeli bazilika ve iki katlı nartekse sahip olan kilisenin yan nefleri tonozların başlangıcından itibaren tümüyle yeniden inşa edilmiştir. Bir diğer örnek Selanik Hagia Sophia Kilisesi’dir. 5.yüzyılda inşa edilmiş ve 620-630 yıllarındaki deprem ile yıkılmış bazilika yerine 8.yüzyılın sonunda üç nefli kubbeli bazilika inşa edilmiştir. Selanik Hagia Sophia Kilisesi ile aynı mimari gruba giren Anadolu’da bir grup kilise vardır. Bu yapıların hiçbiri kesin olarak tarihlenememekte ve 6. yüzyıla ait bir plan tipinin Ortaçağ’da sürdürülmeye çalışılan örnekleri olarak değerlendirilmektedir. Söz konusu yapılar; İznik Koimesis Kilisesi, Ankara’da Aziz Klemens Kilisesi, Myra’da Aziz Nikolaos Kilisesi ve Likya’da Dereağzı Kilisesi’dir. Araştırmacılara göre Selanik ve Anadolu’daki bu kubbeli bazilikalar 9. yüzyıldan sonra bu tür kiliselere ihtiyaç duyulmayınca artık yapılmayan “Iustinianus tipi kiliseler” olarak adlandırmaktadır. Orta Bizans Dönemi’nde kilise mimarisinde, başta başkent olmak üzere, imparatorluğun bütün bölgelerinde yaygın olarak kullanılan plan tipi “Kapalı Yunan Haçı”dır. Kapalı Yunan Haçı planlı yapılar, dikdörtgen bir zemin planı üzerinde yer almakta; ortada dört serbest destek üzerine oturan, pandandif geçişli kubbeli bir bölüm, bunun dik eksenlerinde tonoz örtülü haç kolları, çapraz eksenlerinde ise tonoz veya kubbe örtülü köşe odaları bulunmaktadır. Pandandif sözcüğü ile bir kubbeyi taşıyan kemerler ile kubbe kaidesinin arasını kapatan ve kare bir plandan kubbenin dairesel kaidesine geçmeyi sağlayan küresel üçgen nitelenmektedir. Kapalı Yunan Haçı planlı kiliseler “Kompleks Tip (Gelişmiş ya da Başkent Tipi) ve “Basit Tip” olarak ikiye ayrılır. Kompleks Tip’te doğu haç koluna bitişik bema ayrı bir birim ve pastoforium hücreleri da bağımsız birimlerdir. Başkent Konstantinopolis’te günümüze gelmiş, tarihi bilinen en eski Kapalı Yunan Haçı Planlı kilise Konstantin Lips Manastırı Kuzey Kilisesi’dir. Başkent Konstantinopolis’te 10. yüzyıla tarihlenen bir diğer Kapalı Yunan Haçı planlı yapı Myrelaion Manastırı Kilisesi’dir (Bodrum Mesih Paşa Cami). Orta Bizans Dönemi’nde dini mimaride uygulanan bir diğer plan “Sekiz Destekli Plan” tipidir. Makedonya Sülalesi döneminde (856-1056) başkentte örneği olmayan, ancak Yunanistan ve Kıbrıs’ta karşımıza çıkan bu plan tipinde orta nefin üzerini örten kubbe, sekiz destek üzerine oturmaktadır.
Sivil Mimari
Başkent Konstantinoplis’te 4. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar imparatorlarının kullandığı Büyük Sarayın yapımının I. Konstantinos tarafından başlatıldığı bilinmektedir. I. Konstantinos dönemi sonrasında da Büyük Saray’a çeşitli eklemeler yapılmıştır. 10.yüzyıla kadar kullanıldığı bilinen sarayın bulunduğu alan net olmasa da bölgede gerçekleştirilen arkeolojik kazılar kalıntıların bir saraya ait olma fikrini kanıtlar niteliktedir. İmparator Theophilos (829-842) tarafından Bryas Sarayı’nın Emevi ve Abbasi saraylarıyla büyük benzerlik gösterdiği bilinmektedir.
Resim
İkonaklazma hareketinden en fazla etkilenen yer başkent Konstantinopolis (İstanbul) olmuştur. Öncesinde var olan figürlü sahnelerin kaldırıldığı ve yerine sembolik tasvirlerin konulduğu izlenir. Örneğin H. Sophia (Ayasofya) Kilisesi apsisinde yer alan Meryem tasviri kaldırılarak yerine bir haç tasviri yerleştirilmiştir. Günümüzde ikonaklazma öncesine ait olabileceği düşünülen, Başkent’teki tek örnek, Kalenderhane kazıları sırasında ortaya çıkarılan, mozaik tekniğinde yapılmış Mabede Takdim (İsa’nın tapınağa sunulması) sahnesidir. Başkent dışındaki diğer yerleşimlerde İkonaklazma öncesi, yani 7-8. yüzyıllara ait örnekler yok denecek kadar azdır. Bunlardan biri Selanik H. Demetrios kilisesinde yer alır. 629-634 yıllarındaki yangın sonrası yapılmıştır. Bir diğer örnek Kıbrıs’taki Angeloktistos Kilisesi apsisindeki Meryem tasviridir. İki yanında meleklerle resmedilen Meryem tasvirinin Başkent üslubuna sahip olduğu izlenir. Anadolu’da ikonaklazmadan etkilenmeden günümüze geldiği düşünülen örneklerin sayısı oldukça azdır. İkonaklazma döneminin sona ermesiyle birlikte Bizans resim sanatında yeniden canlanma yaşanır. Bu dönem sonrası başa geçen Makedonya Hanedanlığı mensubu İmparator III. Mikhael (842–867) ve onu izleyen yıllarda imparator olan I. Basileios (867–886) ile VI. Leon (886- 912) dönemleri Bizans resminin zengin örneklerini barındırır. Orta Bizans Dönemi resim sanatını kronolojik olarak incelerken önemli bir anıt eser olan İstanbul H. Sophia (Ayasofya) Kilisesi Mozaiklerine bütüncül olarak bakmakta fayda vardır. 537 yılında H. Sophia’nın inşasının tamamlanıp bitmesine karşın mozaik süslemeleri 565–578 tarihleri arasında tamamlanabilmiştir. H. Sophia’nın ilk dönemlerinde figürlü mozaiklerin bulunduğuna dair bir bilgi olmamakla beraber, III. Leon döneminde 724 yılında başlayıp 842’ye kadar süren İkonoklazma döneminde de yok edilme olasılığı bulunmaktadır. Sadece kubbenin ortasında büyük bir haç olduğu bilinmektedir. Günümüzde izlenen mozaikler ise 842 yılından sonraki tarihlere aittir. Bu nedenle H.Sophia’da bulunan mozaik resimlerde üslup farklılığı görülür. Figürlü mozaikler 842 yılında İkonoklazma döneminin son bulması ile farklı dönemlerde yapılmıştır. H.Sophia (Ayasofya) Kilisesinin günümüze gelen mozaik resimleri dönemlerine göre şu şekildedir:
Makedonya (Rönesansı) Hanedanı Dönemi
1- Apsis; Meryem ve Çocuk İsa tasviri 2- Galerideki Melek ve Bemadaki Baş Melek tasviri 3- Melek, Peygamber ve Piskopos tasvirleri 4- VI. Leon ve Pantokrator İsa tasviri 5- İmparator Aleksandros tasviri
Kommenoslar Hanedanı Dönemi
6- Jüstinyen, Konstantin ve Meryem tasviri 7- IX. Konstantin Monamakhos ve İmparatoriçe Zoe tasviri 8- II. Ioannes Komnenos ve İmparatoriçe Eirene tasviri
Paleologoslar Hanedanı Dönemi
9- Deesis Sahnesi Deesis: Mahşer sahnesinin merkezinde yer alan üçlü bir kompozisyondur. Ortada İsa, iki yanında annesi Meryem ve Vaftizci Yahya yer alır. Bu iki figür, Kıyamet günü yargılanan insanlar için İsa’nın affedici olmasını dilerler. Deesis, resim sanatında Mahşer sahneleri içinde olduğu gibi tek başına da karşımıza çıkar. Günümüzde de görebileceğimiz İstanbul H.Sophia’nın apsisindeki Meryem tasviri ile bema tonozundaki başmelek mozaikleri Makedonya Hanedanlığı döneminin eserleri olarak belgelenir. Bu dönemde var olduğu bilinen, kubbedeki “Pantokrator İsa” ile güneydeki başmelek tasvirleri ise günümüze ulaşamamıştır. Orta Bizans döneminde Anadolu Bizans resim sanatı örneklerini bütün halinde barındıran en önemli merkez Kapadokya’dır. Kayaya oyma kiliseler içine yapılan duvar resimleri, doğu etkili yerel geleneğe bağlı üslubu yansıtır niteliktedir. Bu dönemin dikkati çeken bir diğer eseri Yeşu Rulosu’dur. On metre uzunluğundaki ruloda sahneler birbiri ardına sıralanırken, mimari öğeler veya doğa ile sahne ayrımlarının sağlandığı izlenir. Antik dönem mimarisi ve klasik figür üslubu ile Makedonya Rönesansı için tipik bir eser olarak nitelenebilir. Leo incilini içeren yapıt 10. yüzyıl başı ile 9. yüzyıl sonuna tarihlendirilir. Bu dönemde Bizanslı sanatçılar perspektif de doğallık, insan boyutu ve hacmini doğru bir açı ile vermeyi başarmışlardır. Pagan imgelerinin de görüldüğü eserde ilk defa Topoğrafik görüntünün resmedilmesi ruloyu Bizans sanatında önemli bir noktaya taşımaktadır. Komnenoslar Hanedanlığı döneminde, 12.yüzyılda Bizanslı ustaların İtalya’da ortaya koydukları örneklerden en çarpıcı olanları Venedik San Marco ve Torcello’daki Meryem Kilisesi’nde karşımıza çıkar. Bizans sanatının imparatorluk sınırları dışına taştığı yıllar yaklaşık olarak 1000 ile 1150 arasına rastlamaktadır. 11.-12. yüzyılın başkent freskoları hakkında bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Odalar Mescidi’nde bu döneme ait freskoların Meryem’in hayatına ilişkin bir resim dizisi içerdiği bilinmektedir. Bu dönemin en çarpıcı örnekleri Demre (Myra) Aziz Nikolaos Kilisesi’nde yer alır. Bu dönemin üslup olarak da fark yaratan örneklerinden biri Makedonya’daki Nerezi Aziz Panteleimon Kilisesi’dir. İmparator I. Aleksios Komnenos’un torunu Aleksios Komnenos tarafından Bizanslı sanatçılara yaptırılmıştır. Dramatik yoğunlukla dolu figürler, abartılı bir duygusallık ve hareketlerle dikkati çekerler. Orta Bizans döneminde İkonalar, İkonaklazma dönemin sona ermesinin ardından Hristiyanlığın zaferini vurgulayan sembol eserler olarak karşımıza çıkar. Bu dönemde İkonaların imgesel anlamları, Hristiyanlığın zaferi ve kurtuluşuna vurgu yaptığı kadar inananları koruyucu bir rolü de üstlenmiştir. Bu yaklaşımın, ikona üretimini arttırdığı izlenir. Bu artış, aynı zamanda ikona üretiminin belirli bir düzene alınmasına yol açmış ve birçoğu manastırlar içinde yer alan üretim merkezleri hızla artış göstermiştir.
El Sanatları
Orta Bizans döneminde maden yapım sanatında altın, gümüş, bakır, bronz, demir ve pirinç gibi malzemeler kullanılmıştır. Altın değerli ziynet eşyalarında ve dini (Litürjik) eşyalarda kullanılmıştır. Ekonomiyle ilişkili olarak gümüş kullanımının Orta Bizans döneminde azalmış olduğu söylenebilir. Orta Bizans Dönemi’ne tarihlenen bir diğer maden eser grubu da Röliker Haç’lardır. Röliker Haç’lar 9. yüzyıldan itibaren bütün sosyal statülerde moda olmuş, 12. yüzyılda piskopos giysilerinin resmi bir parçası haline gelmiştir. Bu dönemde yaygın kullanılan bir diğer malzeme de seramiktir. Geç Antik Çağ seramik üretim merkezlerinin neredeyse tamamı, limanlara yakın olduğu için 7.yüzyıl ortasında başlayan Arap akınları ile oldukça zarar görmüştür. Arap akınlarının ilk olarak zengin kıyı kentlerini hedef alması “Kırmızlı Astarlı Seramik” üretimini de sonlandırmıştır. Dolayısıyla bu dönemde “Beyaz Hamurlu Seramikler” olarak anılan üretim grubu ortaya çıkmıştır. Beyaz Hamurlu Sırlı Seramikler kâse, tabak, iki kulplu kaseler, ısıtma kapları ve yüksek ayaklı yayvan meyve kaplarında görülmektedir. 10.-12.yüzyıllar arasında görülen bir diğer grup polikrom (çok renkli) seramiklerdir. Yine beyaz hamurlu olan bu seramiklerin yüksek zümreye hitap ettiği düşünülmektedir. Bizans seramik sanatında 12.yüzyıl ortalarında yeni süsleme teknikleri kullanılmaya başlamıştır. Bu tekniklerden biri olan Sgragitto tekniğinde seramik üzerine astarın kuruduktan sonra ince uçlu bir aletle kazınmasıyla desenler çizilmektedir. 12.yüzyılın sonunda ise Kırmızı Benek Boyalı, Yeşil ve Kahverengi Boyalı, Astar Boyalı (Slip) ve Püskürtme Boyalı seramikler de üretilmeye başlamıştır. Ayrıca bu dönemde seramiklerinde İslam coğrafyasında üretilen Lüster gibi seramiklerin etkisi de görülmektedir. El sanatları örnekleri olarak 10.11. yüzyıl boyunca fildişinden taşınabilir küçük ikonalar, diptikonlar, triptikonlar (ön ve arka yüzlerinde dini konulu sahnelerin yer aldığı, birbirine menteşe ile tutturulmuş üç levha), kutular, röliker, levha ve kitap kapağı üretilmiştir. Ayrıca yine Orta Bizans döneminde taşınabilir dini konulu küçük heykelcikler de dikkat çekicidir. Bizans imparatorluğunun doğusunda yer alan ve camın üretildiği ilk çağlardan itibaren bu endüstriye sahip olan ülkeler orta dönem boyunca da önemlerini korumuşlardır. Bunlar arasında Mısır ve ticari ilişkilerinin hiç kesilmediği Suriye başta gelir. Akdeniz’deki bu ticari ilişkiyi gözler önüne seren bir eser grubu, Serçe Limanı batığı kazıları ile ortaya çıkar. Milliyeti belli olmamakla birlikte, M.S.1025 civarında batmış ticaret veya kargo gemisi olduğu arkeolojik bulgularla anlaşılmıştır. Bu bulgular arasında en çarpıcı olanlar ise Bizans İmparatoru II. Basileos’a ait bir sikke ile Fatimi dönemine ait 1024–25 veya 1021–22 tarihli üç cam ağırlıktır. Cam ağırlıklar, cam eşyaların tartılması amacıyla yapılmış, disk biçiminde, farklı gramajda üretilmiş, camdan yapılmış ölçü birimleridir. Orta döneminde cam üretiminin izlendiği merkezlerden biri Antakya’dır. Sanatsal üretim açısından önemli bir merkez olan Antakya’yı 1160–1173 yılları arasında dolaşan Tudela’lı Benjamin, kentteki cam imalatı hakkında bilgi verir ve İbrani cam ustalarından söz eder. Orta Bizans dönemi camını en iyi tanımlayan grubu aydınlatma amacıyla kullanılan cam kandiller oluşturur. Cam kandilleri bu dönem için tanımlayan en iyi örnekler Demre Aziz Nikolaos Kazısı buluntularında karşımıza çıkar. Bizans dönemi cam sanatının tanımlanmasında önemli yeri olan Demre Aziz Nikolaos Kazısı cam buluntularının büyük bölümü Orta Bizans dönemine aittir. El sanatlarından biri olan tekstil örneklerinde Erken Bizans dönemi ve devam eden Karanlık Dönem boyunca dinsel konulara oldukça ender rastlandığı ve bu kumaşlar üzerinde de av, aslan, boğa mücadelesi ve dört atlı yarış arabası sahnelerinin yer aldığı görülmektedir. Bugün Vatikan Müzesi’nde bulunan ve 8.-9. yüzyıla tarihlenen “Meryem’e Müjde” sahneli ipek dokuma da Orta Bizans Dönemi öncesi görülen ender dinsel sahnelerden biridir. Orta Bizans döneminde özellikle 11. ve 12. yüzyıllarda kaliteli olan ipeğe talep artmış ve bu durum üretimi de arttırmıştır. Yüksek kaliteli Bizans ipeği ticari pazarlama ürünü olmasının yanında, diplomatik ilişkilerde örneğin yabancı hükümdarlara hediye olarak verilmesi gibi ve ödemelerde yani devletin yüksek dereceli memurlarına maaşlarının bir parçası olarak verilmesi şeklinde kullanılmıştır. Bizans sikkeleri altın, gümüş ve bakır olmak üzere üç metalden üretilerek basılmıştır. Ancak Orta Bizans döneminde 11. yüzyıldan itibaren ekonomik kriz dolayısıyla ayarı düşük altın olan “elektron” ve ayarı düşük gümüş “billon” sikkeler de yoğun olarak basılmıştır. Bizans altın sikke birimi olan “solidus”un ağırlığında, kalitesinde ve büyüklüğünde İmparator II. Nikephoros’a kadar (963- 969) herhangi bir değişiklik olmamıştır. I. Aleksios Komnenos, altın para ayarlarını sabitlemek ve piyasadaki para eksikliğini gidermek için daha küçük birimlerde ve içerlerindeki altın ve gümüş oranı düşük yeni para tipleri basmıştır. Yeni düzenlemede “nomisma”nın yerine “hyperpyron adıyla yeni bir altın sikke tedavüle sokulmuştur. I. Aleksios eski ve tam değerini korumuş altın sikke yanında daha az değerde yeni sikke piyasaya sürmüştür. Nomisma’dan farklı olarak, hyperpyron’un bir yüzü çukur, bir yüzü bombelidir.