ARK101U-ANADOLU ARKEOLOJİSİ
Ünite 5: Ege Göçleri ve Arkaik Çağ
Giriş
Deniz Kavimleri Göçü ile bağlantılı olduğu kabul edilen çeşitli karışıklıkların yaşandığı, Yunanistan ve Anadolu’da bulunan büyük devletlerin yıkıldığı ve siyasi bakımdan belirsizliklerin yaşandığı dönem olan M.Ö 8.yy’da sona eren Karanlık Çağın önemli gelişmelerinden birisi de Yunanistan’dan kaçan toplulukların Anadolu’nun batı kısmına gelmesidir. Bu göçler “Ege Göçleri” olarak adlandırılmıştır. MÖ 7. yüzyıl ortalarında ise Arkaik Çağ olarak adlandırılan dönemde ise Lidyalılar güçlenerek önce Frigya Krallığını ardından Batı Anadolu’daki şehir devletlerini egemenliği altına almış ve büyük bir krallık hâline gelmiştir. Ticarette paranın kullanılmaya başlanması ile son kralları Kroisos zamanında bölge tarihinde etkili olmuşlardır. Lidyalılar, Perslerin Anadolu’ya yaptıkları seferleri sonucunda yıkılmıştır. MÖ 6. yüzyılın ortaları Anadolu’da Pers egemenliğinin başladığı dönemdir.
Lidyalılar
Lidyalılar, Anadolu’nun batısında, Hermos (Gediz) ve Kaistros (Küçük Menderes) nehirleri arasında kalan bölgede yaşayan ve bu bölgeye ismini veren Anadolu’daki önemli Demir Çağı devletlerinden birisidir. Kullandıkları dil olan Lidce, Hint-Avrupa Dil grubuna dâhildir. Herodotos, Lidyalıların krallık sistemi ile yönetildiğini ve babadan oğula geçen kral unvanını uzun süre elinde tutan ailelerin oluşturduğu hanedanlıkların meydana geldiğini aktarmaktadır. Lidya’da üç kral hanedanının hüküm sürdüğü anlaşılmaktadır. Bunlar Atyadlar, Heraklidler ve Mermnadlardır. Lidyalıların bilinen en parlak dönemi son kral sülalesi olan Mermnadlar dönemindedir. Lidya devletinin en son ve aynı zamanda antik kaynaklarda en sık bahsedilen kralı Kroisos’tur. Bu dönemde Lidyalılar ilk defa elektron sikkeyi basarak ticarette para kullanımını geliştirmişlerdir. Üzerinde yer alan devlet mührü ile sikke kullanımı, ticarette değiş tokuş anlayışını yok eden önemli bir gelişmedir. Zengin Lidya Krallığının sona ermesi ise Persler tarafından MÖ 546 yılında gerçekleşmiştir.
Mimarlık
Lidyalıların mimarisi hakkında sınırlı bilgimiz bulunmaktadır. Özellikle, başkent Sardes’te bu döneme ilişkin tabakalar büyük ölçüde tahrip olmuş ve anlaşılmaz durumdadır. Bu nedenle yüksek kalitedeki mimari işçiliğin örnekleri olabilecek saray, tapınak gibi yapılardan hiçbirine ilişkin bir bilgimiz bulunmamaktadır. Şehirden ele geçen ve Lidyalılara ait olan sınırlı miktardaki mimari kalıntılar, moloz taş üzerine kerpiç bloklar ile inşa edilmiş ve çatısı sazlarla yapılmış 1-2 mekânlı ev yapılarıdır. Lidya mimarlığının yüksek kalitedeki işçiliğini Tümülüsler içindeki mezar odaları dışında başka bir yerde görme olanağı bulunmamaktadır. Lidya Tümülüslerinin en dikkat çekici grubu, Sardes’in 4–5 km kuzeyinde bulunan ve Bintepeler olarak adlandırılan mevkide yer almaktadır. Tümülüslerin, mezar odaları taştan yapılmış olup bir mezar odası, koridos (dromos) ve giriş kapısından
oluşmaktadır. Lidya Tümülüslerinin tepe noktasında Phallos bulunmaktadır.
Heykeltıraşlık
Eser sayısı az olmakla birlikte evlerin dışını süslemek için yapılmış pişmiş levhalar bu dönemdeki heykel sanatına ait yapılardır ve Lidyalıların Yunan ve Doğu sanatından etkilendikleri görülmektedir.
Seramik
Seramik eserlerde açık renkli astar üzerine kırmızımsı boya ile yapılmış yaban keçisi, aslan, sfenks, kuş gibi figürleri karşımıza çıkmaktadır. Bölgeye özgü dalgalı hatlardan oluşan bir süslemeye sahip “Lydion” adı verilen koku kapları görülmeye başlar. Bu kaplar yüksekçe konik bir ayak üzerinde duran, şişkin bir gövde ve dışa çekik bir ağız kenarına sahiptir.
Madencilik
Lidyalıların, gerek başkentin içinde geçen Paktolos’daki (Sart nehri), gerekse ele geçirdikleri bölgelerdeki altın rezervleri sayesinde maden yönünden zengin bir devlet oldukları bilinmektedir. Lidyalıların maden işçiliği konusundaki becerisinin en önemli örneği, başkentte bulunan altın arıtma işçiliğidir. Lidyalıların maden işçiliğindeki seviyesini gösteren önemli eserler arasında Tümülüslerden ele geçen madeni eserler sayılabilir. Bu eserler arasında en dikkati çeken grup günümüzde “Karun Hazinesi” olarak adlandırılan MÖ 6. yüzyılın II. yarısına tarihlendirilen Tümülüs buluntularıdır. Uşak’ın Güre ilçesindeki Toptepe, İkiztepe ve Aktepe’dir.
Ege Göçleri
Deniz Kavimleri Göçü olarak adlandırılan ve önlerine çıkan toplulukları yakıp yıkan bu göç dalgasının etkisi ile Yunanistan’da Akha, Anadolu’da ise Hitit yerleşimleri yıkılmıştır. Göçten sonra bölgedeki büyük yerleşimlerin ortadan kalktığı, yazılı kaynaklar ve arkeolojik verilerin sınırlı olduğu bir “Karanlık Çağ” dönemine girilmiştir. Yunanistan’dan Batı Anadolu kıyılarına göçler, gruplar hâlinde ve uzun bir süre içinde meydana gelmiştir. İlk gruplar Akha kökenli Aiol ve İonlar olup Batı Anadolu’nun kuzey ve orta kesimlerine; onları takip ederek Anadolu’ya gelen Dorlar ise Anadolu’nun güneybatısına gelmiş ve burada yerleşmişlerdir.
Aioller
Herodotos, Aiollerin Yunanistan’daki Thessalia ve Boeotia bölgelerinden gelerek Lesbos (Midilli) adası ve Çandarlı körfezine yerleşmiş olduklarını ve Kyme (Aliağa), Larisa (Buruncuk), Neontheikos (Yanıkköy), Temnos (Görece-Kayacık Tepesi), Killa (Zeytinli), Notion (Ahmetbeyli), Aigiroessa (Kavaklıdere), Pitane (Çandarlı), Aigai (Nemrutkale), Myrina (Aliağa), Gryneion (Yenişakran) ve Smyrna (Eski İzmir) isimlerinde şehir kurduklarını belirtmektedir.
İonlar
Bu topluluk Batı Anadolu’da Hermos (Gediz Nehri) ile Maiandros’un (Büyük Menderes) hemen güneyine kadar gelen bölgeye yerleşmişler ve bu topluluklarında Miletos (Balat), Myus (Avşar), Priene (Güllübahçe), Ephesos (Selçuk), Kolophon (Değirmendere), Lebedos (Gümüldür), Teos (Sığacık), Klazomenai (Urla), Phokaia (Foça), Khios (Sakız Adası), Erythrai (Ildırı) ve Samos (Sisam Adası) isimli 12 şehir kurduğunu belirtmektedir.
Dorlar
Deniz Kavimleri Göçü’yle Yunanistan’a geldiği kabul edilen Dorlar bölgeyi işgal ederek burada yerleşmişlerdir. Bazı Dor toplulukları ise Ege Göçlerinin başladığı dönemde Ege Denizi’ndeki adalara doğru ilerlemeye devam etmişlerdir. Bu süreçte gruplardan bazıları Anadolu’nun güneybatısına kadar ulaşmış ve günümüzde Aydın ve Muğla illerinin büyük kısmını kapsayan ve Antik Çağ’da Karia olarak adlandırılan bölgeye gelerek buraya yerleşmişlerdir. Herodotos, Dorların bölgede Halikarnassos (Bodrum), Knidos’u (Datça), Rodos Adası’ndaki Lindos, Ialysos, Kameiros kentleri ve Kos (İstanköy Adası) şehirlerinden oluşan bir birlik kurduklarını aktarmaktadır. Bu birliğin dinsel merkezi Triopion Tapınağı’dır.
Şehir Devletlerinin Ortaya Çıkışı, Gelişimi ve Kolonizasyon
Yunanlıların siyasi ve toplumsal yaşamında en karakteristik yerleşim şeklinin şehir devletleri olduğu görülmektedir. Göçler ile gelen topluluklar tarafından kurulan ilk şehirler bir kral (Basileus) tarafından yönetilmiştir. O dönemde zenginlikleri ve toplumsal güçleri ile bir üst sınıf oluşturan aristokrat kesim, kralın yanında olmuşlardır. Şehirlerin gelişiminde MÖ 7. ve MÖ 6. yüzyıllarda, güçlü olan kişilerin yönetimi tek başlarına ele geçirmeye başladığı görülmektedir. Tiran (Tyrannos) adı verilen bu yöneticiler, şehir halkı tarafından büyük bir hoşgörü ile karşılanmıştır. Tiranlar başlangıçta halkın istekleri doğrultusunda toplumsal düzen ve yönetimde iyileştirmeler yapmıştır. Şehirlerin yönetimi Halk Meclisi, Beşyüzler Meclisi ve Halk Mahkemeleri gibi toplumun tamamının katılabildiği kurumlara devredilmiştir. Tiranlık yönetiminin ardından şehirlerin yönetiminin tamamen, katılımcıları şehirdeki büyük toplumsal gruplardan (demos) seçilen ve belli bir süre için göreve getirilen kişilerden oluşmuş meclis gibi kurumlara bırakılması sonucu demokrasi adı verilen yönetim biçimi ortaya çıkmaktadır. MÖ 6. yüzyılın ortalarında başlayan bu yeni yönetim biçimi Helenistik Çağ’a kadar büyük ölçüde korunmuştur. Polis adı verilen şehir devletlerinin ilk örnekleri krallıkların ortadan kalkarak Aristokratik yönetimlerin oluşmaya başladığı MÖ 8. yüzyılın sonlarından itibaren görülmektedir. MÖ 8. yüzyılın sonlarından itibaren kurulmaya başlayan kolonilerin, bulundukları bölgede ticari ilişkilerin yanı sıra kültürel etkileşimde bulunmaları, edindikleri farklı kültür unsurlarını gelmiş oldukları şehir devletlerine taşımalarına
yol açmıştır. Tüccarlar tarafından getirilen eserler arasında bulunan doğu sanatına özgü ürünler, sanatı etkilemiştir. Bu etkiler, sanatta Doğu etkisinin (Orientalizan) başlamasına neden olmuştur.
Pers Yönetimi
Pers Devleti, doğuda bugünkü İran’da MÖ 6. yüzyılda kurulmuş ve kısa süre içinde genişleyerek bütün Doğu Akdeniz’i egemenliği altına almıştır. O dönemde Anadolu’yu Kızılırmak’a kadar kontrolü altında tutan Med krallığını yıkan Persler, batıya doğru ilerlemeye devam etmiştir. Persler ele geçirdikleri diğer bölgelerde olduğu gibi Anadolu’da da yönetimi Satraplık adı verilen bölgesel yönetim sistemiyle yönetmişlerdir. Sardes, Larissa ve Daskyleion gibi şehirler önemli satraplık merkezleri olarak seçilmiş ve satraplık merkezine bağlı olan halktan vergi toplanmıştır. Persler bu dönemde Anadolu’ya, devletin Batı’ya açılan kapısı olması nedeniyle önem vermişlerdir. Bu bağlamda başkent Susa’dan Sardes’e uzanan ve kral yolu olarak adlandırılan bir ulaşım yolu kurmuşlardır.
Mimarlık ve Şehir Planlaması
Batı Anadolu’daki şehirlerin Ege Göçlerinden sonraki dönemde durumu konusunda en güzel örnekleri arasında Smyrna (Eski İzmir) şehri başta gelmektedir. Şehirde ortaya çıkarılan oval formlu bir eve ait kalıntılara bakıldığında mimari açıdan kerpiç tuğlalarla inşa edilmiş, tek mekanlı, oval formlu, penceresi olmayan ve tahminen aydınlatma için kapı veya çatıdan bir açıklığı olan bir yapıya sahip olduğu düşünülmektedir.
Şehirleşme iki şekilde olmuştur:
1. Kendiliğinden Gelişen Şehirler: Köy niteliğindeki yerleşimlerin zamanla nüfuslarının artması nedeniyle gelişip büyümesi ile ortaya çıkmaktadır. Bu durum Ege Göçlerinden sonra kurulan Batı Anadolu’daki şehirlerin çoğunda görülmektedir. 2. Sonradan Kurulan Şehirler: Bu şehirler bir defada kurulmaktadır. Kolonizasyon faaliyetlerinden itibaren yaygınlaşan bu gibi şehirler genellikle iki şehrin bir anlaşma ile birleşmesi ve yeni bir şehirde bir araya gelmesi ile görülmektedir. Synoikismos ile birleşen bu şehirlerde synoikia adlı bir bayram ile kuruluş günü kutlanmaktadır.
Şehirler genellikle savunulması uygun olduğu için bir tepe ile bunun çevresindeki düzlük alandan oluşan bir alana kurulmuş olarak karşımıza çıkmaktadır. Tepe üzerindeki şehrin en yüksek noktası Akropol olarak adlandırılmıştır. Akropolün çevresindeki düzlük alanlarda, şehrin diğer özel işlevli binaları ile nüfusun yaşadığı konut alanları yer almaktadır. Bu alanın en önemli kısmı Agora’dır. Düz bir alana kurulan Agora, şehirdeki önemli yolların kesiştiği bir toplanma yeri özelliğine sahiptir. Şehri ilgilendiren konuların görüşüldüğü, alınan kararların halka duyurulduğu bu alanlar aynı zamanda ticari bir merkez
(pazaryeri) işlevine de kavuşmuştur. Bu özelliği ile Agoralar kamusal alanlardır. Nekropolis (mezarlık) alanları ise şehir sınırının dışında kalan bir alandır. Tapınaklar ise şehirlerde mimari açıdan en ilgi çekici yapıların başında gelmekte ve Yunan tanrıları için inşa edilen bu yapıların ilk örnekleri MÖ 7. yüzyılın II. yarısından itibaren görülmektedir. Yunan tapınağı formunun Batı Anadolu’da Arkaik Çağ’da en tanınmış örnekleri arasında Erythrai Athena Tapınağı, Assos Athena Tapınağı, Ephesos Artemis Tapınağı ve Didyma Apollon Tapınağı sayılabilir. Erythrai Apollon Tapınağı Aiol düzeni, Assos Athena Tapınağı Dor düzeni, Ephesos Artemis Tapınağı ve Didyma Apollon Tapınağı ise İon düzeni planına sahip olarak inşa edilmiştir.
Heykeltıraşlık
Heykeltraşlık Ege Göçlerinin ardından, bir gerileme sürecine girmiştir. Karanlık Çağ’da Anadolu’nun kıyı kesiminde, Yunanistan’daki gibi küçük boyutlu heykelciklerin yapımının ön plana çıktığı görülmektedir. Bronz, kemik ve fildişi gibi malzemelerden yapılan bu heykelcikler ağırlıklı olarak kutsal alanlara bırakılan adak eşyalarıdır. Bölgede çalışan sanatçıların Frig-Geç Hitit sanatı ve Mısır-Fenike sanatının etkisine kaldıklarını görülmektedir. Arkaik çağdan itibaren ise büyük boyutlu heykeller Yunanistan heykel santaından etkilenen Anadolu’da da görülmeye başlanmıştır. Batı Anadolu’da taştan büyük heykellerin üretildiği bölgelerinde başında İonia gelmektedir. Bunun dışında Karia ve Lykia bölgelerinden de dikkat çekici örnekleri görmek mümkündür.
Yunan heykel sanatında Arkaik Çağ kadın heykelleri Kore olarak adlandırılmaktadır. Giyimli bir şekilde, ayakta veya oturur hâlde betimlenen bu heykellerin tanrıçaları ve dönemin önemli kişilerini betimlediği kabul edilmektedir. Yunan heykel sanatında Arkaik Çağ erkek heykelleri Kuros olarak adlandırılmaktadır. Çıplak veya giyimli biçimde ve genellikle ayakta betimlenen kurosların tanrı ve dönemin önemli kişilerini betimlediği kabul edilmektedir.
Seramik
Ege Göçlerinden önce MÖ 2. binyılda Yunanistan’da bulunan Miken uygarlığının ürettiği, üstlerinde görülen deniz yaratıkları ve savaş sahneleri ile dikkat çeken seramik eserler aynı dönemde Anadolu’nun batı kıyılarında Troia, Pitane, Ephesos, Miletos ve Bodrum-Müskebi gibi yerlerde bulunmuştur. Miken seramiği örnekleri, MÖ 2. binyılda bölgede Akhaların ticari amaçlı koloniler kurduklarına işaret etmektedir. Miken seramiklerinin orta Anadolu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada örneklerinin bulunması ticaret kolonilerinin bu dönemde Hitit Devleti ile de ticari ilişkiler kurduklarına işaret etmektedir.
Protogeometrik ve Geometrik Çağlar
Göçlerden sonra üretilen ve üzerindeki geometrik süslemeler nedeniyle “Geometrik Seramik” olarak adlandırılan kaplar Yunanistan ve Batı Anadolu bu
dönemden itibaren görülmeye başlamıştır. Geometrik seramiklerin en tipik özellikleri, mezarlara konulmak üzere üretilen büyük boyutlu kaplar üzerinde düz çizgilerden oluşan şeritler ve bu şeritlerin arasında daha çok iç içe geçmiş tam daireler, baklava dilimi deseni, kırık çizgilerden oluşan bordür süslemesi (meander), üçgen gibi geometrik desenlerden oluşan ve kapların bütün yüzeyini kaplayan süslemelerdir.
Orientalizan (Doğu Etkisindeki Dönem)
Anadolu, Yunanistan ve Batı Akdeniz koloni şehirlerinde, ticaretin getirdiği zenginlik ve yeni kültürlerin tanınması ile yeni bir sanat anlayışı ortaya çıkmıştır. Mimaride ve heykel sanatında olduğu gibi, seramikte de bu yeni sanat anlayışının sonucu olarak Orientalizan (Doğu Etkisi Dönemi) olarak adlandırılan dönem görülür. Yaklaşık MÖ 8. yüzyılın ortalarından MÖ 7. yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür. Orientalizan seramik sanatının öncü merkezi Yunanistan’daki Korinth şehridir. Korinth’den sonra Yunanistan, Ege Adaları ve Batı Anadolu’da da pek çok merkezde bu tarzdaki seramikler üretilmiştir. Pitane, Larissa, Smynra ve Klazomenai atölyeleri, Orientalizan dönemde Batı Anadolu’da seramik üretimi yapan önemli merkezler arasında sayılabilir.
MÖ 7. yüzyılın ortalarından Yunanistan’da Attika bölgesinde yeni bir vazo boyama tekniği gelişmeye başlamıştır. Kısa süre içinde popülerleşerek Ege ve Akdeniz’de yaygınlaşan ve Anadolu’da da çok sayıda örneği bulunan bu teknik kırmızı hamur üzerine siyah astar ile figürlerin boyanmasına dayalı sistemi nedeniyle araştırmacılar tarafından “Siyah Figür Tekniği” olarak adlandırılmıştır. Anadolu’daki kazılarda bulunmuş olan Siyah Figür Tekniğindeki kapların çoğunluğunu Attika üretimi oluşturmaktadır.