ARK101U-ANADOLU ARKEOLOJİSİ
Ünite 4: Anadolu’da Demir Çağı Uygarlıkları
Giriş
Tunç Çağı’nın devamı olan Demir Çağı’nda teknolojik alanda gelişmeler ve değişimler beraberinde yön değiştirerek yeni olanaklar sağlamıştır. Anadolu Arkeolojisinde üretim artmış, ticaret hızla değişmeye başlamıştır. MÖ 1200-MÖ 1000 yılları arasında demir kullanımı yaygınlaşırken araç gereç yapımı ile silah üretiminde de sıklıkla kullanılmaya başlamış, hızla Anadolu’da kırsal kesimde belirgin olarak yaygınlaşmaya başladı. Bu dönemde göçebe toplulukların popülasyonun çoğunluğu oluşturması günlük yaşamda alışkanlıkların değişmesine, tarım, yapı inşası ve savaş konusunda köklü farklılaşmaya neden olmuştur.
MÖ 1200-MÖ 750/700 yılları arasına tarihlenen Demir çağlarında irili ufaklı birçok beylik varlık göstermektedir. Bu beyliklerin oluşturduğu uygarlık ise; İç Anadolu’nun doğusu, güneydoğu Anadolu, Doğu Akdeniz ve kısmen Suriye olmak üzere Geç Hititler, Doğu Anadolu ve kısmen İran’a hâkim olan Hurri kökenli oldukları kabul edilen Urartular, Orta Anadolu’da ve İç Bat Anadolu’da Frigler, Ege Bölgesinde Lidyalılar ve Lidyalılara bağdaşık Batı Anadolu kıyılarındaki İyonyalılardan. Bu toplulukların kültürleri Doğu Akdeniz uygarlığı olan Fenikeliler, Babilliler, Mısırlılar ve Hellenlerle birlikte modern dünyanın kültürel oluşumunda önemli katkıları olduğu gibi etkin rol oynamışlarıdır.
Geç Hitit Beylikler Çağı (MÖ 1200-700)
Deniz Kavimleri Göçü MÖ 1200’lerden başlayarak batıda Ege Denizi’nden ilerlemeye başlamış, artık eski kudretine sahip olmayan Hitit İmparatorluğu’na saldırmaları sonucunda devletin yıkılmasına neden olmuştur. Hitit kentleri yakılıp yıkılmış, başkenttin düşmesi zaten fiilî olarak merkezî yönetimin son bulması olmuştur. İstiladan kurtulan ve varlık gösterebilecek olan Hititli soylular Torosların güney ve orta kesiminde iyi tahkim edilmiş kaleler inşa ederek varlıklarını MÖ 700’lere kadar sürdürmüşlerdir. Son Hitit Çağı olarak nitelendirilen Geç Hitit Beylikleri Dönemi başlar. Geç Hitit Uygarlığı Mezopotamya’da ki Asurlu komşularının sürekli saldırısı sonucunda güçsüzleşmişler ve sone ermişlerdir. Bu beyliklerin yıkılmasından sonra Anadolu’da bir daha Hitit varlığından söz etmek mümkün değildir. Böylece Hitit geleneği son bulmuş, ama başka kültürlerde izleri devam etmiştir.
Anadolu’da Malatya-Aslantepe, Sakçagözü, Zincirli, Karatepe, Kargamış ve Tell Tayinat’taki Geç Hitit yerleşimlerinde yapılan arkeolojik araştırmalarda önemli bilgiler elde edilmiştir.
Geç Hititler şehirlerini kurarken dönemin siyasi yapısı etkisinde etrafını kalın sur bedenleri çevrelemişlerdir. Şehir içerisinde dinsel, idari ve sivil yapılar yer almaktadır. Şehrin içinde iç kale diyebileceğimiz sitadel denilen surla korunmuş bir ana kısım yer alır.
Geç Hitit sanatının dikkat çeken bir unsur mimari yanında heykeltıraşlıkta yontu sanatının birlikte uygulanarak sergilenmesidir. Sur bedenlerindeki kapılar, saray duvarlarının ilk sıra örgüsünün ortostat denilen taş blokları ile örülmesi mimari-yontu sanatının en güzel birlikteliğini yansıtmaktadır.
Geç Hitit Sanatı
Geç Hitit Sanatında mimari oldukça gelişmiş ve heykeltıraşlık ona hizmet eder duruma gelmiştir. Yapısal gereksinimden dolayı temel üstüne taş bloklar (ortostat) yerleştirilirken heykeltıraşlıktan da yararlanılmakta ve taşların dış yüzeyinin üzerine kabartma süslemeler yapılmaktaydı. Bu uygulama ile doğa koşullarından etki azaltılırken, cepheye süslemede yapılmış oluyordu. Bu tarz eserlere en güzel örneklerinden bir tanesi örnek Alacahöyük yerleşiminde ele geçmiş olana kapıya ait orthostat kabartmalardır.
Geç Hitit Sanatı heykelciliği ölü gömme geleneğine de hizmet etmiştir. Mezar taşı (stel) olarak kullanılan eserlerin sayısı oldukça fazladır.
Hititlerin güneş tanrıçası olan Arinna, Geç Hititler dininde de Kubaba olarak yer alır. Geç Hitit tabletlerinde tanrıçanın ismi farklı kelimelerle yazılmış olması karşın özünde tek bir tanrıçayı anlatmaktadır. Hurri dininden Hitit dinine giren tanrı Teşup Geç Hitit pantheonunda da yer alır ve eşi Hepat doğal olarak kocası ile birlikte tapınılmaktaydı. Özellikle Hurri etkisiyle, Teşup’un panteona girmesiyle beraber Teşup’un karısı tanrıça Hepat da pantheonda önemli bir yer tutmaktadır.
İvriz Kaya Kabartması
Hitit geleneği olan kaynak suların yakınında dinsel içerikli anıt yapmak Geç Hititlerde de devam etmiştir. Konya İlinin Ereğli ilçesine 12 km uzaklıkta İvriz kabartması böyle bir kaynak için yapılmıştır. Kayalık üzerine oyulmuş betimleme kaynağın üzerinde yer alır. Yüksekliği 4,20 m’dir. Anıtsal kabartma Geç Hitit Sanatının Aramlaşmış güzel bir örneğidir ve devrin özelliklerini yansıtan bir özelliğe sahiptir. Kabartma tanrı betimlemesinin yüz kısmının önünde yer alan hiyeroglif yazıdan, MÖ 742-727 yılları arasında yapılmış olduğu anlaşılmıştır. Yaptıranın Kral Varpalavas olduğu tahmin edilmektedir.
Tanrı ve kralın arasında yer alan hiyeroglif yazı: “Ben hâkim ve kahraman Tuvana Kralı Varpalavas; sarayda bir prens iken, bu asmaları diktim, Tarhundas onlara bereket ve bolluk versin” ifadesini içermektedir.
Urartular (MÖ 850-600)
Doğu Anadolu Bölgesi’nde MÖ 2. bin ile birlikte Hurri etnik kökenli halkın küçük beylikler şeklinde yaşadığı bilinmektedir. Yarı göçebe şeklinde yaşayan bu halk toplulukları hiçbir şekilde feodal bir oluşama sahip değildi. Asur Kralı Salmanassar (MÖ 1274-MÖ 1245) yazılarında ilk kez Doğu Anadolu’daki bu dağlık bölgede Uruatri ülkesi olduğundan söz eder. Devletin 8 kabileye sahip
olduğunu belirtir. Ardılı Asur Kralı I. Tikulti Ninurta (MÖ 1244-MÖ 1208) yine aynı bölgeden bahsederken burada var olan ülkenin adının Nairi olduğunu ve 60 krallığın birleşimi ile büyük bir krallık meydana getirdiğini yazar.
Urartu Devleti’nin en güçlü dönemi MÖ 8.-MÖ 7. yüzyıllardır.
Urartu yerleşim bölgesinin sınırlarını, batıda Karasu-Fırat, kuzeyde Kuzey Ermenistan Dağları, doğuda İran Azerbaycan’ındaki Savalan Dağları, güneyde ise Zagros Dağları’yla birleşen Doğu Toroslar oluşturur.
Medler ve İskitler Urartulara saldırmaya başlamıştır. Urartu Devleti ikili gücün saldırıları ile zayıflamış ve daha fazla diremeden MÖ 7. yüzyılın sonunda yıkılmıştır.
Devlet İdaresi
Urartu Krallığı teokratik bir yönetime sahipti ve başında tanrı Haldi bulunurdu. Milliyetçi bir sisteme sahip olan krallıkta kral sınırsız yetkilere sahipti. Tanrının yeryüzündeki temsilcisi olan kral, aynı zamanda başrahiplik görevinde üstlenmişti. Krallık babadan oğula geçerdi. Kralın ölümünden sonra tacı daha önceden belirlenmiş olan veliaht takardı. Krallığın başkenti olarak Tuşpa daimi başkent olsa da gereksinime göre başkent taşınabilmekteydi. Saray ve her şeye hâkim olan bürokratik güç devlet yönetiminde her şeye muktedirdi. Kral II. Rusa devrinde saray hizmetlilerinin sayısı oldukça artmıştı. Saray hizmetlileri içerisinde harem ağaları, sakiler, ibrikçi başları, kadın dokumacılar, kâtipler, muhafızlar, köpek bakıcıları gibi hizmetliler yer almaktaydı.
Urartu devlet yönetiminde ülke eyaletlere ayrılmıştı. Eyaletlerin başına krallık tarafından atanan valiler getirilmekteydi. Urartular ele geçirdikleri bölgelerde yerel beyleri yeni eyalete vali atamayı da tercih etmektedirler. Eyalet merkezlerinin seçilmesinde tarımsal alanlara sahip olması, stratejik önem taşıması ve ulaşılabilir olması tercih ediliyordu. Eyalet merkezlerinde kraliyetin merkezî yönetimine temsilen bir valiye ait bir saray ve devletin sahibi tanrı Haldi için inşa edilmiş tapınak bulunmaktaydı.
Din ve Tanrılar
Van kentinde yer alan Meher Kapı anıtında ele geçen yazıta, Urartuların kabul ettiği, tapındığı ve kendilerine takvimde belirttiği şeklinde kurbanlar kestiği anlaşılan 79 tanrı, tanrıça ve tanrısal kişiliklerin adları yer almaktadır. Tanrı sıralamasında Haldi, Teişeba ve Şivini ilk sırayı alır. Urartuların baş tanrısı Haldi’nin (Eşi Bagbartu/Bagmaştu/ Arubani) adının köklerine 13. yüzyılda Asur kaynaklarında rastlamaktayız. Haldi’nin Muşaşir’deki tapınağı en büyük olandır. Fırtına tanrısı olan Teişeba Hurrilerden alınmıştır. Teişeba Hititlerin Teşup tanrısı ile eş olmalıdır.
Dil ve Yazı
Urartuca devletin kullanmış olduğu resmi dildir. Dil sabit köklere sahip kelimelere ekleme yapılarak türetilen bitişik diller grubuna girmektedir. Urartuca Mezopotamya dili olan Asur, Babil gibi Sami dillerine benzemediği gibi Hitit
dilinin bağlı olduğu Hint Avrupa dil grubuna da girmemektedir. Ortadoğu’da dillerinden biri olan Hurrice’nin yer aldığı dil ailesi grubuna benzerliği görülmektedir. Filologlar her iki dilin kökenini ortak bir ataya sahip olduğu, fakat farklı gelişim gösterdiğini belirtmektedir.
Urartularda Hititlerde olduğu gibi çivi yazısı yanında hiyeroglif yazıda kullanmışlardır. Hiyeroglif yazı çok az geliştirilmişti ve gündelik ihtiyacı karşılamak için kullanılıyordu.
Ölü Gömme Gelenekleri
Uratular öldükten sonra bir yaşamın var olduğuna inanırlardı. Ölen kişinin yok olmayıp başa bir boyutta yaşamını sürdürdüğünü düşünürlerdi. Bu nedenle ölüleri yaşanan kentlerin yakınlarındaki mezarlıklara gömmüşlerdir. Urartu mezarları çeşitlilik sergiler. Ölülerin yakılarak veya doğrudan gömüldükleri anlaşılmaktadır. Kral sülalesine ait kişiler ve yüksek dereceli yöneticiler çoğunlukla büyük kale yerleşimlerinin çevresinde kayaya oyularak yapılmış çok odalı mezar yapıları içerisine birlikte defnedilmekteydiler.
Diğerleri ise sosyal konumlarına göre toprak altında inşa edilmiş oda mezarlarına veya basit toprak gömü mezarlara yerleştirilirlerdi. Eğer yakılarak gömülüyor iseler, urne ismi verilen seramik kaplar içine küller konularak gömülmekteydiler.
Mezarlarda ikinci bir yaşama geçildiğine inanıldığı için insanların günlük gereksinimi olan eşyaların konulduğu anlaşılmıştır. Bu eşyalar arasında takılar, çanak çömlek ve hatta yastık bile konulduğu görülmüştür.
Siyasal ve Kültürel İlişkiler
Urartular tarih sahnesinde yer aldıkları sürece güneylerinde yer alan en büyük düşmanları Asurlular ile savaşmak zorunda kalmışlardır.
Asur etkisi ile Urartu çivi yazısında, senelik askerî sefer düzenleme, ölçü sistemi, krallık unvanlar, stel dikme, savaş taktikleri, nüfus nakilleri, resim, süsleme ve kabartma sanatı gibi uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Mimari teknikler, miğferlerin sorguçlu olması, kazanlar üzerindeki siren betimlemeleri, hiyeroglif yazı, yakarak gömme geleneği, fildişini işleme sanatı gibi konular Kuzey Suriye bölgesinden alınan etkilerdir. Bronz levha işçiliğinde kullanılan süslemelerde Asur etkisi görülmekle birlikte Hitit sanatı etkileri de görülür. Tüm bu sanatların etkisi zorlu coğrafyada yaşayan Urartu insanın çevresi ile bütünleştirerek yeni biçimler oluşturduğu ve Urartu sanatını yarattığı anlaşılır.
Seramik Sanatı
Urartuların varoluşu ile görülmeye başlayan parlak ve kırmızı bir astara sahip seramikler yönetim merkezinde ve diğer önemli kalelerinde devamlı ele geçmektedir. Bununla birlikte halkın yerel üretimde bulunduğu geleneksel ve yöreye ait seramik kullanımı da devam etmiştir.
Frigler
Frigler Anadolu’ya MÖ 1200 yıllarından sonra Avrupa’dan Makedonya ve Trakya üzerinden topluluklar halinde göç etmişlerdir. Trakya kökenli halk topluluğudur. MÖ 9. yüzyılda Hitit Devleti’ni son bulmasından sonra Orta Anadolu’da güçlü bir siyasi yapıya sahip olduğu gibi parlak bir uygarlık oluşturmuştur.
Bugün Ankara İli Polatlı İlçesi sınırlarındaki Gordion (Yassıhöyük) yerleşiminin Hitit tabakası üzerinde tespit edilen Erken Demirçağ’a (MÖ 1200-MÖ 950) ait verilerin ilk Frig göçerlerinin MÖ 11. yüzyılda Gordion’a geldiklerini göstermektedir.
Frigyanın başkenti Gordion’un ilk kralının Gordias, oğlunun da adı Midas’tır. Midas Antik Yunan kaynaklarında hem tarihsel hem de mitolojik bir kişilik olarak çıkmaktadır.
Friglerin Kimmerler yenilmesi ardından toprakları istila edilmiş ve Frig kralı antik kaynaklara göre intihar etmiştir. Midas’ın ölümünden sonra devlet siyasi olarak gücünü kaybetmiş, ama Frigler tümüyle yok olmamıştır. Başkent Gordion’da istila sonrası yıkılmış olsa da, kısa bir süre sonra yeniden yerleşim görerek canlandığı tespit edilmiştir. Kral sülalesi yaşamaya devam etmiştir. Ama soylular Sakarya vadisini yukarısına ve Kızılrmağın doğu kesiminde yer alan Hattuşa’ya ve Pazarlı’ya yerleşerek burada Frig etkilerini devam etmesini sağlamışlardır. Hattuşa ve Pazarlı merkezlerinde Perslerin MÖ 547/MÖ 546 yıllarında Anadolu’yu ele geçirmesine kadar bağımsız varlıklarını korumayı başarmışlardır.
Kültürel Yapı
Antik kaynaklar Frig toplumu hakkında oldukça az bilgi içermektedir. Homeros ve Herodotos’un metinlerinde Frigler’in savaşçı bir millet oldukları yer almaktadır. Ancak daha sonraki kaynaklarsa Frigler, müzik ve dansta gibi eğlence unsurlarını öne çıkaran, cesurluk ve enerjik tavırlara sahip olmayan, adeta köle ruhuna sahip bir ulus olarak tanımlanırlar. Frig bölgesinde ormanlık alanlar, meralar, hayvan sürüleri ve tarım ürünleri açısından oldukça verimlidir. Frig halkın büyük bir çoğunluğunu tarımsal ürün yetiştiren ve hayvan besleyen geçimlerin tarım ve hayvancılıktan kazanan köylü sınıfı meydana gelmekteydi. Ayrıca, başkent Gordion, kutsal kent Yazılıkaya (Midas Şehri) ve Boğazköy gibi Friglerin büyük idari kentlerinde yaşamış olan soylular ile beraber ruhban sınıf, ticaretle uğraşan tüccarlar ve endüstriyel üretim yapan zanaatkârlardan oluşmaktaydı.
Yazı ve Dil
Frig Dili köken olarak Hint-Avrupa dil grubuna dâhil edilmektedir. Frigler dilleri yazıya aktarmakta Arkaik Yunan alfabesine yaklaşan harflerden oluşan alfabeleri ile dili yazıya aktarmaktaydılar. Gordion kazılarının verilerine göre Frigler ancak MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısından sonra alfabetik yazılarını kullanmış olabileceklerini göstermiştir.
Mimari
Frig mimarisi halkın yaşam alanlarının topografyasına göre fark olarak iki şekilde uygulanmıştır. İlki Gordion benzeri yükselti fazla olmayan düz ve yassı tepelerin üzerine inşa edilmiş olan Frig sitadelleri, kalın bir sur yapısı ile çevrelenerek savunma sağlanmıştır. Sitadelin iç kısmında koruma duvarları ile bölümlere ayrılmış alanlarda ve teraslar üzerinde, birbirine paralel olarak inşa edilmiş, megaron planlı yapılar yer almaktadır. Megaronların önlerinde büyük ve açık avlu bulunur. Tekil yapı bloklarından oluşan bu tarz yerleşim yerleri sadeliği ve ferahlığı ile karmaşık plana sahip doğu saraylarından tamamen ayrılmaktadır.
İkinci yerleşim yeri şekli ise; sarp ve tırmanması mümkün olmayan kayalık tepeler üzerinde yer alan sitadellerdir.
Sanat
Arkeolojik çalışmalarda Frig yerleşim alanları ve mezar yapıları Tümülüslerde bulunmuş olan buluntular ahşap, maden, pişmiş toprak ve tekstil ile endüstriyel alanda ileri seviyede olduklarını göstermektedir. Ülkenin ormanlarından dolayı ahşap malzemeni bolluğu Friglerin mimaride kullanımı ile doğramacılık ve marangozluğun çok gelişmesinde yarar sağlamıştır. Gordion kentindeki mezar yapıları olarak inşa edilen tümülüslerinin toprak yığma altında bütünüyle ahşaptan inşa edilmiş mezar odalarında ahşap kütükler çivi ile değil birbirine geçme şeklinde birleştirilmiştir.
Metal işlemede başarılı olan Frigler, tunç işçiliğinde için endüstriyel gelişimi daha önce sağlamış olan Batı Anadolulu öncülerine, Çağdaşı Doğu Anadolu Krallığı olan Urartulara ve Mezopotamya’da gelişkin örneği çok önceleri görülen metalurji teknolojisine borçlu oldukları kesindir. Frig metal atölyelerinde, Yakın Doğu saraylarından tanıdığımız kazanlar, omphaloslu phialeler, testiler ve kepçeler gibi doğu atölyelerinden ithal edilen tunç eşyaların yerli üretimlerinin yanı sıra bir Frig buluşu olan makara kulplu kâseler, geometrik bezemeli, tunç kemerler ve fibulalar da üretilmekteydi. MÖ 8. ve MÖ 7. yüzyıllarda batıya ihraç edilen Frig tunç eserleri arasında ağız kenarında kanatlı kadın ve sakallı erkek şeklinde tutamakları bulunan kazanlar, fibulalar ve hamamlarda kullanılan tasların atası diyebileceğimiz omphaloslu (göbekli) phialeler en çok tercih edilen ihraç mallarıdır.
Frig seramikçiliğinde zengin kil yataklarına sahip, Kızılırmak’ın doğu ve batısı yakasında farklı teknikte kaplar üretilmiştir.
Müzik ve dansın Frig günlük yaşamında önemli bir yer tuttuğundan antik kaynaklar söz etmektedir. Başta flüt olmak üzere simbal, üçgen ve bir çeşit basit flüt olan syrinks gibi, birçok müzik aletinin bulucusu olarak tanınan bu halk özellikle Kybele kült törenlerinde zil, çalpara ve davul eşliğinde gürültülü ve coşkulu danslar icra ediyordu.
Frig müzik kültürü Antik Çağ ve Bizans aracılığı ile Osmanlı çağına kadar gelerek Klasik Türk müziğindeki “Frig Makamı” ile yaşamaya devam etmektedir.
Din
Frig dini ve ritüel törenleri hakkında bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Bunun başlıca nedenlerinden birisi yazılı belgelerin sayısının az olmasıdır. Mevcut yazıtların sayıca az olması yanında anlamlarının da tespit edilememiş olması işi zorlaştırmaktadır. Frig kültür bölgesinde yapılan kazı ve araştırmalar günümüzde yok denecek kadar azdır.
Tarım toplumu olan Friglerin için doğa ile bütünleştirdikleri “Ana Tanrıça Matar” bir tabiat tanrıçası farklı bir deyişle tabiatın kendisidir. Frig dininde neredeyse tek tanrıça olmuştur. Bu oluşum Frig dinini sanki tek tanrılı bir din olarak gibi göstermektedir. Demir silahların öldürücü özelliği ve savaşların daima kazanılmış olması, Savaş Tanrıları yanında Fırtına, Güneş ve diğer tanrıların önemsenmesine neden olmuştur. Her şeye rağmen Ana Tanrıça hiçbir zaman önemini kaybetmemiş ve mevcudiyetini korumuştur.
Frig Ana Tanrıçası-Matar Kubileya
MÖ 1200’lerden sonra Friglerin Balkanlar yarımadasından boğazlar aracı ile Anadolu’ya geldikleri söylenmektedir. Trakya kökenli oldukları kabul görür. Geldiklerinde tarih öncesinden beri kökleşmiş Anadolu’nun güçlü Ana Tanrıça inancını kabullenmiş ve yeni yurtlarında bu tanrıça sanki tek tanrıçaymış gibi ibadet etmişlerdir.
Ana Tanrıça dini batıda Yunan ve Roma dünyasında da yerini bulmuş ve kendi dinleri içine alınmıştır. Antik kaynaklarda Agdistis ya da Agdistis Meter Thea olarak geçen tanrıçaya, Yunanlılar Meter Megale ve daha çok da Kybele, Romalılar ise Magna Mater diyorlardı.
Ölü Gömme Gelenekleri
Frig ölü gömme adetleri, onlarında öldükten sonra başka dünyada yaşamın varlığını kabullendiklerini gösterir. Bu inançla nedeniyle Frig asilzadeler ya Tümülüsler içinde yer alan ahşap odalara veya kayalara oyulmuş oda mezar odalarına defnedilmişlerdir.
Soylular görkemli mezarlara sahipken, halkın mezarlar yapıları sade ve basittir. Yerleşimlerin içinde veya dışında yer alan gömüler ya basit olarak doğrudan toprağa yapılan mezar ya da yakıldıktan sonra küllerinin korunması şeklinde yapılan kremasyon gömülerdir. Gordion, Boğazköy, Pazarlı ve Ankara’da Frig yerleşimlerinde basit veya kremasyon gömü çeşitlerine arkeolojik kazılarda rastlanılmıştır.