AÖF Soru Bankası
ADY216U · Ünite 5

İklim Krizi Karşısında Kentsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Kentsel Dayanıklılık dersi, ünite 5 özeti

ADY216U-SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTSEL DAYANIKLILIK

Ünite 5: İklim Krizi Karşısında Kentsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik

Giriş

Yoksulluk, sürdürülebilir kalkınmanın önünde bariyer oluşturan en önemli engellerden biridir. Günümüz dünyasında, mücadele edilmesi gereken yoksulluk sadece sosyo-ekonomik kaynaklı değildir. Dünya birçok krizin yanında iklim değişikliği kaynaklı yaşanılan krizler ile de mücadele etmek zorundadır. İklim krizi; antroposen dönemine ait insanlığın en önemli çıktılarından biridir.

İklim Krizi ve Kentsel Dayanıklılık

İklim değişikliği dünyanın tarihsel sürecinin uzak olmadığı bir kavramdır. Geldiğimiz noktada iklim değişikliğini sorun hâline getiren neden, bu değişikliğin kısa zaman dilimi içinde, üstelik insan eli ile oluşmuş olmasıdır. İklim değişikliği etkileri dünya için bir krizdir.

Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yayınlanan “1,5ºC Küresel Isınma” raporu; 2030 yılına kadar küresel ortalama sıcaklık artışını, 1,5ºC ile sınırlandırılmasının altını çizmektedir. Raporda geçtiğimiz yüzyıl içerisinde, yeryüzü sıcaklığının sanayi devrimi öncesi döneme göre, 0,8°C ile 1,2°C aralığında olmak üzere ortalama 10C arttığı belirtilmektedir. Yine aynı rapora göre, sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlamak için küresel antropojenik karbondioksit (CO2) emisyonlarını; 2030 yılına kadar 2010 yılı değerlerine göre %45 oranında azaltmak ve 2050 yılında net sıfır emisyona ulaşmak gereklidir.

Küresel sıcaklık artışını 1,5 °C ile sınırlama hedefi kritik derecede önemlidir. 1,5 °C’den 2 °C’ye, 0, 5°C’lik sıcaklık artışı olası iklim risklerini önemli ölçüde değiştirmektedir.

Yaşanan iklim krizi ile mücadele etmede; süreci doğru anlamak, nedenlerini doğru analiz etmek ve alınacak aksiyonları doğru belirlemek çok önemlidir. Sera gazı emisyonu, konunun temelini oluşturmaktadır. Üretim, tüketim, ulaşım, fosil yakıt kullanımı, ormansızlaşma, sanayi süreçleri, tarımsal faaliyetler, arazi kullanımında yapılan değişiklikler vb. insan kaynaklı aktivitelere ait süreçlerde oluşan sera gazları ve bu gazların atmosferde konsantrasyonlarının artması; küresel ısınmanın ve bu ısınma nedeni ile oluşan iklim krizinin önemli nedenlerinden bazılarıdır.

Sera gazlarının dünya atmosferinde birikmesi tehlikelidir. Çünkü sera gazları sıcaklığı tutarak ortalama yüzey sıcaklığını yükseltmektedir. Bununla birlikte bu gazlar atmosfere girdiğinde belli bir süre atmosferde kalma özelliğine sahiptir. Yani şu anda bile sera gazı emisyonu sıfıra indirilse ya da azaltılsa bugüne kadar atmosfere ilettiğimiz gazlar; bir süre daha gezegenimizi ısıtmaya devam edecektir. Sera etkisi, atmosferdeki tüm kızılötesi soğurucu unsurların kızılötesi ışınımlarının etkisi olarak tanımlanmaktadır.

Enerji kaynakları, sera gazı emisyonun en önemli nedenlerinden biridir. BM verilerine göre Dünya geneline bakıldığında enerji ihtiyacının sadece %17.7’lik kısmı temiz enerji kaynaklarından sağlanmaktadır. Geri kalan

enerji ihtiyacı için kaynak fosil yakıtlardır. Enerji sektöründeki yaklaşık %82’lik oranla fosil yakıt kullanımı, iklim krizini tetikleyen önemli dinamiklerden biridir.

Günümüzde en çok ve sık kullanılan enerji formlarından biri olan elektrik, büyük oranda fosil yakıtlar kullanılarak üretildiğinden sera gazı emisyonunun önemli nedenlerinden biridir. Elektrik ihtiyacını karşılamak adına güvenilir, ulaşılabilir, uygun fiyatlı temiz enerji kaynaklarının daha da yaygınlaştırılması ve bu temiz kaynaklardan elektrik üretilmesi gerekmektedir. Güneş enerjisi, dalga enerjisi, gelgit enerjisi, rüzgâr enerjisi, jeotermal enerji, biyoenerji, hidrojen enerjisi ve hidroelektrik enerjisi, temiz enerji kaynaklarından bazılarıdır. Bu kaynaklardan enerji üretmek, kentlerin ekonomik durumları, lokasyonları, jeomorfolojisi, iklimi vb. özellikleri ile yakından ilgilidir.

Karbon ayak izi; her bir insanın, bir sektörün, bir ülkenin veya bir kurum ya da kuruluşun devam ettirdiği faaliyetler sonucunda atmosfere ilettiği sera gazlarının karbondioksit cinsinden karşılığı olarak tanımlamaktadır. Artan nüfus ve yaşantımıza entegre olan teknolojik yenilikler ve inovatif süreçler ile birlikte önümüzdeki yıllarda enerji talebinin yükseleceği öngörülmektedir. Bu enerji kaynağının temiz enerji kaynağı olmaması durumunda ise sadece kişi başına düşen karbon ayak izinin değil aynı zamanda sektörel karbon ayak izinin artacağı ortadadır. Dolayısı ile iklim krizi karşısında hem yenilenebilir enerji kullanım oranını artırmak hem de gelecekte oluşacak artan enerji talebini karşılamak adına enerji sektöründe temiz enerji kaynaklarını çoğaltmak ve yaygınlaştırmak için doğru ve sürdürülebilir adımlar bir an önce atılmalıdır.

Sera gazı emisyonun nedeni sadece enerji üretimi kaynaklı değildir.

• Hareketliliğin devamlı arttığı günümüzde sürekli bir yerden bir yere gitme durumu, • bitmeyen ihtiyaçlar ve talepler karşısında hep üretme ve imal etme süreçleri, • aşırı tüketim, • doymayan, doyuramayan insanlığın tarımsal aktiviteleri ve yetiştiricilik faaliyetleri vb. eylemler; sera gazı emisyonun nedenlerinden bazılarını oluşturmaktadır.

Sürekli yer değiştirmenin ve bunu araç ile yapmanın bedeli; dünyaya çok ağırdır. Hem yolcu taşımacılığı hem de yük taşımacılığı ile modern yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelen ulaştırma eylemleri ne yazık ki büyük oranda fosil yakıtlara bağımlı araçlar ile gerçekleşmektedir.

Kentler, bireysel araç kullanımından kaynaklanan sera gazı emisyonunu azaltmak için, toplu taşımalarını iyileştirmeli ve yaygınlaştırmalı, araba paylaşımı ve kolektif taksi gibi ortak ulaşım biçimlerini desteklemeli, bisiklet kullanımı teşvik edilmelidir.

Gıda ve tarımla ilgili süreçler; küresel sera gazı emisyonunun yaklaşık %26’sından sorumludur. İnsanlık,


gıda üretmeye ve hayvancılık ile ilgili faaliyetlerini gerçekleştirmeye devam ederken, tarım kaynaklı sera gazı emisyonunu, alacağı bazı önlemler ile azaltabilir.

• Tarım ile ilgili faaliyetlerin yapıldığı alanlarda jeotermal, rüzgâr, güneş, biyoyakıt üretimi vb. temiz enerji kaynaklarını kullanma, • tarımsal faaliyetlerle karbon depolanmasını ve karbon tutumu süreçlerini destekleme, • enerji verimliliği ve enerji tasarrufu, • gübre kullanımını düzenleme vb. bazı önlemler sera gazı emisyonunu azaltacaktır.

İklim krizini tetikleyen bir diğer neden de önemli karbon yutak alanlarından biri olan ormanların tahribatıdır. Karbon yutağı ormanlar diğer yutak alanları gibi; atmosferde bulunan karbonu kullanarak karbon dengesini sağlamaktadır. Yutak; atmosferden sera gazı, aerosol ya da bunların açığa çıkmasına yol açan maddeleri uzaklaştıran süreç, eylem ya da mekanizmalar için kullanılmaktadır. Ancak kritik eşik aşılmıştır. Var olan karbon yutaklarının depolama kapasitesinden fazla, insan faaliyetleri ile oluşmuş sera gazları atmosferde bulunmaktadır. Bu nedenle küresel ortalama sıcaklıklar yükselmeye başlamıştır.

Sera gazı emisyonu ile tükettiğimiz ve kullandığımız malzemeler arasında da önemli bağlantılar bulunmaktadır.

• Kağıt ve plastik, • tarımsal süreçlere dâhil ettiğimiz gübre, • et, süt ve deri elde etmek için gerçekleştirdiğimiz hayvancılık faaliyetleri, • tekstilde ve belirli sanayi alanlarında kullanılan polyester, • birçok alanda ihtiyaç hâline gelen çelik vb. malzemelerin hem üretim hem de tüketim süreçleri sera gazı emisyonu ile bağlantılıdır. Bundan dolayı tüketim alışkanlıklarımızın gözden geçirilmesi ve değişmesi gerekmektedir.

Her gün bir şekilde kullandığımız plastiğin üretim süreçlerinin sera gazı emisyonuna etkisi oldukça fazladır. Plastik; iklim değişikliğine etkisi yanında çevresel problemlerin de önemli bir sebebidir. Kullanılan ve geri dönüştürülmeden çöp olarak atılan plastiğin geride bıraktığı atıklar sadece kara alanlarının değil aynı zamanda denizlerin ve okyanusların sürdürülebilirliği önünde de büyük tehdit oluşturmaktadır. Plastik üretimindeki artışın gerek deniz ekosistemine, gerek petrol tüketimine, gerekse karbon bütçesindeki payına olumsuz etkisi ortadadır. Karbon bütçesi, ortalama sıcaklıklardaki artışın 2°C’nin altında tutulabilmesi için insanlar tarafından atmosfere salınabilecek karbondioksit miktarını, yani maksimum toplam (tarihsel birikimli) küresel sera gazı emisyonunu ifade eder.

Plastiğin sera gazı emisyonuna etkisi yanında oluşturduğu çevre kirliliği, dünyanın sürdürülebilirliği noktasında önemli bir tehdittir. Dünyanın en büyük okyanusu olan

Pasifik Okyanusu, “Büyük Pasifik Çöp Alanına” ev sahipliği yapmaktadır. Mikro plastikler ve boyutu 5mm altında küçük plastik parçaları artık her yerdedir. Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre balıklarda hatta insan akciğerlerinde ve kanında plastik parçalarına rastlanmaktadır. Plastik kullanımı ve gerekliliği noktasında bir kez daha düşünülmesi ortadadır.

Hızlı ve sorumsuzca kentleşme süreçleri ve kullanılan malzemeler, iklim krizi için bir başka nedendir. Artan yapıların inşaat malzemesi çoğunlukla betonun çelik kullanılarak güçlendirilmesi ile imal edilen betonarme malzemesidir. Betonun ana maddelerinden biri olan çimento ve çelik ile ilgili sektörler, küresel CO2 emisyonlarının toplam %15’ini oluşturmaktadır. Çimento ve çelik ile ilgili sektörler önemli bir karbon ayak izine sahiptir. Yıllar içinde yapılaşmanın daha da artacağı göz önüne alındığında, yaşamın sürdürülebilirliği adına kentleşme süreçlerindeki emisyonu azaltmak için;

• beton geri dönüşümü ile ilgili farkındalık, yatırım ve uygulama çalışmalarının geliştirilmesi ve artırılması, • üretim süreçleri için karbonsuz üretim yöntemlerinin araştırılması ve oluşturulması, • karbon yakalama projelerinin ortaya konması ve gerekli aksiyonların alınması gerekmektedir.

Sera gazı emisyonun bir diğer baş aktörü aşırı hava olayları sonucu oluşan aşırı sıcaklıklar ve soğukluklar karşısında soğuma ve ısınma ihtiyaçlarıdır. Uluslararası Enerji Ajansı verisine göre 2000 yılından günümüze binalarda soğutma enerjisi kullanımı iki kat artmıştır. Günümüzde dünya genelinde yaklaşık 2 milyar klima ünitesi kullanım hâlindedir ve klima hem kullandığı elektrik enerjisi hem de oluşturduğu F gazları nedeniyle sera gazı emisyonuna neden olmaktadır.

İklim Krizi ve Kentsel Sürdürülebilirlik

Sera gazları emisyonunun oluşturduğu küresel ısınma, ne yazık ki dünyanın sürdürülebilirliği için baş etmek zorunda olduğu sorunları çeşitlendirmiş ve şiddetini artırmıştır. Buzulların erimesi, deniz su seviyesinin yükselmesi, yangınlar, okyanusların asitlenmesi, biyoçeşitliliğin azalması, su kıtlığı, kuraklık, göç, aşırı hava olayları vb. iklim krizinin neden olduğu sorunlardan bazılarıdır. İklim krizi etkileri aynı zamanda;

• kritik sistemlerin fonksiyonelliğinde ve temel servislerin işlevselliğinde problem yaratarak, • yapılarda hasar alma olasılıkları oluşturarak, • gelir düzeyi üzerinde olumsuz etkiler bırakarak, • yaşam kalitesini düşürerek, gıda, su ve enerji güvencesizliğini ortaya çıkararak kentsel süreçlerin devamlılığını tehdit etmekte ve yaşamı zorlaştırmaktadır.

Küresel ısınma ile birlikte ortalama yüzey sıcaklıklarının artması iklim krizinin en belirgin göstergelerinden biridir. “Berkeley Earth’e” göre 2020’deki küresel ortalama


sıcaklığının; 19. yüzyılın sonlarındaki 1850-1900 arasındaki ortalama sıcaklığın 1,27 °C üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

Artan sıcaklıkların kritik olarak etkilediği alanlardan biri de kutup bölgeleridir. Arktik okyanusu çevresindeki buzullar (Kuzey Kutup Buzulları, Grönland) ve Antarktika kıtasında bulunan buzullar erimektedir. Bu erime, deniz suyu seviyesinin değişimine etki ettiğinden önemlidir. Yapılan çalışmalar, erime hızının gelecekte daha artacağı bilgisini paylaşmaktadır. Bu durum özellikle kıyı kentleri için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

“CarbonClean” verilerine göre küresel ortalama deniz seviyesi, 1880’den günümüze ortalama 21-24 santimetre arasında yükselmiştir. Deniz seviyesi yükselmesinde, sadece buzulların ve buz tabakalarının erimesi değil aynı zamanda okyanusların ısınması sonucunda okyanus hacminin artması da önemli rol oynamaktadır. Birleşmiş Milletlerin raporlarına göre, 2100 yılına kadar deniz suyu seviyesinin dünyanın farklı yerlerinde farklı değerlerde ortalama 30 ila 60 cm arasında yükselmesi beklenmektedir.

Küresel ölçekte bakıldığında giderek artan yangınların, giderek artan zararlar bıraktığı görülmektedir. Öngörülen yangın artışları ile

• önemli karbon yutak alanlarından biri olan ormanların tahribatı ve yok olması, • tarıma elverişli arazilerin kaybedilmesi, • maddi ve manevi kayıplar ile yaşam alanlarının hasar alması ve • çevre ekosistemlerinin zarar görmesi riski bulunmaktadır. Bu risk yönetilemezse gerek doğal yaşamın sürdürülebilirliği gerekse kentsel süreçlerin devamlılığı tehdit altında olacaktır.

BM’ye göre dünya yüzeyinin yaklaşık %71’ini kaplayan okyanuslar, önemli karbon yutak alanlarından biridir. Okyanuslar, insan eli ile üretilen küresel yıllık karbondioksit emisyonlarının yaklaşık dörtte birini emme kapasitesine sahiptir. Giderek artan okyanus asitlenmesi; okyanusların iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini hafifleten kapasitesini sınırlandırmaktadır. Okyanus asitlenmesi, aynı zamanda deniz ekosisteminin sürdürülebilirliği için bariyer oluşturmakta ve biyoçeşitliliğin azalmasını tetiklemektedir. Biyoçeşitliliğin azalması, iklim krizinin tetiklediği diğer önemli bir başlık olarak ortaya çıkmaktadır. BM çalışmaları ile karasal alanlarda yaşayan onbinlerce türün önümüzdeki on yıllar içerisinde yok olma riski bulunduğu belgelenmiştir.

Dünyanın birçok bölgesinde şimdiden kronikleşen bir diğer sorun başlığı su ile ilgilidir. Mevcut durumda temiz suya erişememe, su kıtlığı, su kirliliği, su kaynaklarının azalması, birçok kentin karşı karşıya kaldığı ve baş etmeye çalıştığı sorunlardandır. Bir an önce temiz su kaynaklarının kapasitesi üzerinde kullanımına son verilmesi gerekmektedir. Endüstriyel süreçlerde ve tarımda aşırı su tüketiminin inovatif çözümlerle ortadan kaldırılması önemlidir.

İklim krizinin olumsuz etkileri yakın gelecekte iklim temelli göçün itici gücü olacaktır.

• Deniz su seviyesinin yükselmesi sonucunda kıyı kentlerinde yaşayan insanların yaşam alanlarını kaybetme riski, • su kıtlığı, • kuraklık, • aşırı yağışlar ve oluşturduğu seller, • su güvencesizliğinin tarım üzerinde etkisi vb. nedenlerden dolayı yaşayacak yeri kalmayan, geçinemeyen, yiyeceğini üretemeyen insanlar zorunlu yer değiştirecektir.

İklim krizinin olumsuz bir diğer etkisi, giderek sıklaşan ve şiddetlenen aşırı hava olaylarıdır. Aşırı hava olaylarının neden olduğu can kayıplarının, çevresel hasarların, sosyal yapı tahribatlarının ve ekonomik zararların boyutları gün geçtikçe daha çok artmaktadır. Özellikle son yirmi yılda iklim krizinin tetiklediği olaylar afet oluşturmuştur. BM’ye göre 2000 – 2019 yılları arasında meydana gelen 6.681 adet iklim kaynaklı afet, 510.837 kişinin hayatını kaybetmesine, yaklaşık 3,9 milyar insanın bu süreçlerden olumsuz etkilenmesine neden olmuştur.

BM Afet Risk Azaltma Ofisi verilerine göre 2000-2019 yılları arasında sel, afetlerin %44’üne karşılık gelmektedir. 3254 adet sel gerçekleştiğinde afet oluşturmuş, bu afetlerde dünya genelinde 104.614 kişi ölmüş, 1,6 milyar insan olumsuz etkilenmiş ve yaklaşık 651 milyar dolar ekonomik zarar meydana gelmiştir.

BM Afet Risk Azaltma Ofisi verilerine göre kasırgalar, siklonlar ve fırtınalar, geçtiğimiz yirmi yıl süresince 2043 adet afete neden olmuştur. Bu afetler, 199.718 can kaybı oluşturmuş, 727 milyon insanı etkilemiş, 1.39 trilyon dolar ekonomik hasar meydana getirmiştir.

BM Afet Risk Azaltma Ofisi verilerine göre kuraklık nedeni ile 2000-2019 yılları arasında 128 milyar dolar hasar oluşmuş ve 1.43 milyar insan, kuraklığın neden olduğu olumsuz koşullar ile mücadele etmek zorunda kalmıştır.

BM Afet Risk Azaltma Ofisi verilerine göre geçtiğimiz yirmi yıl içerisinde yangınlar, 93 milyar dolar ekonomik kayba neden olmuştur.

“Roland Berger, 2050” çalışmasına göre iklim krizinin bir diğer olumsuz etkisi, önümüzdeki yıllarda özellikle insan sağlığı üzerinde hissedilecektir. Krizin tetikleyeceği su ve gıda güvencesizliğinden dolayı, yetersiz beslenme oranlarının yükselmesi beklenmektedir. Kriz aynı zamanda sıcaklık değerlerinin yükselmesi, aşırı hava olayları, hava kalitesinin etkileri ve değişen hayvan tutumları nedeni ile kalp damar ve solunum rahatsızlıklarının, bulaşıcı hastalıkların, su kaynaklı ve alerji kaynaklı problemlerin artmasına sebep olacaktır.

Peki iklim krizi karşısında neler yapılabilir?

Kentsel ve kırsal süreçlerin enerji ihtiyaçlarının temiz enerji kaynaklarından sağlanması ve yenilenebilir enerji


kaynaklarının sürdürülebilir kılınması bu noktada önemli bir aksiyon başlığıdır. Enerji verimliliği ve tasarrufu ile ilgili yapılacak iyileştirici ve geliştirici eylemler; sera gazı emisyonunu azaltma hedefine katkı sağlayacaktır.

Motorlu araçların enerji kaynağı olarak kullandığı fosil yakıtların, sera gazı emisyonu üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Motorlu araçların yenilenebilir enerji kaynakları kullanması, kent yaşamında temel servislere ve kritik tesislere evden yürüyerek ya da motorsuz araçlar kullanılarak erişebilme imkânı verecek gerekli planlama ve uygulama işlemlerinin yapılması, toplu taşımanın ve kullanımının yaygınlaştırılması, sera gazı emisyonunu önlemek adına atılacak önemli adımlardandır.

Yapıların inşasında karbonsuz yapı malzemelerinin kullanılması, betonu tekrar üretmek yerine geri dönüşümünün desteklenmesi, yapı için gerekli enerjinin temiz enerji kaynaklarından sağlanması, yeşil bina ve yeşil altyapı, sera gazı emisyonunu düşürecek kritik eylemlerdir.

Daha sıcak günlerin daha sıklıkla yaşanmaya başlaması, günümüz iklim krizi temelli gerçekliklerinden sadece bir tanesidir. Bu noktada aşırı sıcaklıktan kaynaklı ölümleri engellemesi açısından önemli bir çözüm önerisi, kent merkezlerinde kullanılabilecek temiz enerji kaynaklı soğutma merkezlerinin yapılmasıdır.

Deniz su seviyesinin yükselmesi karşısında kıyı kentleri dolayısıyla kıyı şeridindeki yapılar büyük bir tehdit ile karşı karşıyadır. Bu yapıların iklim değişikliği ve olumsuz etkileri çerçevesinde tekrar değerlendirilmesi ve iklim krizinin olası olumsuz etkileri karşısında mücadele kapasitelerinin ve baş etme güçlerinin artırılması önemlidir.

Şiddetli yağışlar ve bu şiddetli yağışların tetiklediği seller karşısında kentsel sürdürülebilirlik için üstyapıların, altyapıların ve ulaşım elemanlarının (köprü, altgeçit, üstgeçit, kavşak vb.) dayanıklılıklarının yeniden gözden geçirilmesi ve arazi kullanım planlarının bu riskler karşısında yeniden revize edilmesi gerekmektedir.

Fırtına erken uyarı sistemlerinin bu riski taşıyan kentlere kurulması elzemdir.

İklim krizi ile mücadelede baş etme kapasitesini artırmak için kentsel ve kırsal süreçlerde yapılması gereken; karbonsuz süreçleri yaşamımızın parçası hâline getirecek inovatif çözümlerin geliştirilmesi ve zaman geçirmeden uygulanmaya sokulmasıdır. Aynı zamanda kentler, havadan karbon yakalama ve depolama teknikleri ile ilgili araştırma, geliştirme ve üretme çalışmalarını hızlandırmalıdır.

İklim krizi ile mücadelede hedeflerin nihai amaçlara hizmet edecek şekilde oluşturulması gerekmektedir. Hedefler doğrultusunda alacağımız aksiyonların net, ölçülebilir, ulaşılabilir, gerçekçi, zaman hedefli, etik, yasal, çevreye uygun, doğaya ve insani değerlere saygılı olması, iklim krizi ile baş etme süreçlerimizi kolaylaştıracaktır.

Toplumun, iklim değişikliği konusuna nasıl baktığı, anladığı ve algıladığı çok önemlidir. Ancak bu konu başlığı altında bildiğimiz bilgiler ve farkında olduğumuz gerçekler karşısında takındığımız tutum ve davranışlar ne yazık ki çok farklıdır. İklim krizi ile ilgili düşündüğümüz ve yaptığımız şeyler arasında büyük farklar bulunmakta bu da ne yazık ki kriz ile ilgili süreçleri olumsuz etkilemektedir. Bu noktada öncelikle yapılması gereken doğru bilgiye ulaşmak ve farkındalık düzeyini yükseltmek sonrasında tutum ve davranışları bu kapsamda oluşturmaktır.

Ancak geldiğimiz noktada iklim risklerini yönetmek maalesef o kadar da kolay değildir. İklim değişikliği karşısında;

• öngördüğümüz riskler, • var olduğunu bildiğimiz ama nasıl, ne zaman ve nerede karşılaşacağımızı ortaya koyamadığımız riskler, • süreçlerin hızla değişmesinden kaynaklı bilmediklerimizin yarattığı riskler, • bir de hiç tecrübe etmediğimiz dolayısı ile şimdiden anlayamayacağımız ve kurgusunu yapamayacağımız belirsizliklerin yarattığı riskler işimizi çok zor bir hâle getirmiştir.

İklim değişikliği karşısında bildiğimiz şeyler, zamanla öğrendiğimiz gerçekler ve devam ettiğimiz yaşam süreçleri sürekli değişmekte, sorunsal belirsizlikler ve çözümsel karmaşıklıklar bizi beklemektedir. Dünya Ekonomik Forumu tarafından 2022 yılının başlarında yayınlanan Küresel Risk Raporuna göre gelecek 10 yıl için öngörülen en olası ve şiddetli riskler arasında birinci sırayı “iklim eylemlerinde başarısızlık” almaktadır. Diğerleri sırasıyla; aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı, sosyal uyum erozyonları, geçim krizleri, salgın hastalıklar, insan kaynaklı çevresel hasarlar, doğal kaynak krizleri, borç krizleri ve jeoekonomik çatışmalardır.

Tek gezegenimiz dünya, ev sahipliği yaptığı insanlığın yanlış kararları ve öncelikleri sonucunda iklim kaynaklı felaket zincirleri ile karşı karşıya gelmiş durumdadır. İdari sınırlardan bağımsız hareket eden iklim krizinden etkilenmeyecek bir ülke olmadığı gibi olumsuz sonuçları ile karşılaşmayacak kurtarılmış bir alan da bulunmamaktadır. Dolayısı ile dünya üzerinde kaçacak bir yer yoktur. İklim krizi karşısında şimdi alacağımız kararlar ve gerçekleştirdiğimiz aksiyonlar, gelecek yaşantımızı nasıl hayal ettiğimiz ile yakından ilgilidir ve gelecekte bir yaşantımızın olmasını veya olmamasını belirleyecektir.

Ünite 5 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç