ADY216U-SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTSEL DAYANIKLILIK
Ünite 4: Doğa Olayları Karşısında Kentsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik
Giriş
Dünyanın karasal alanları giderek kentleşmektedir. Ancak doğru kurgulanmayan kentleşme süreçleri hem bu alanların mevcut risklerini artırmakta hem de bu alanlara yeni riskler eklemektedir. Kentsel alanlarda yönetilmesi gereken en önemli risklerden biri doğa olayları kaynaklı afet tehlikelerinin kent bütünü üzerinde oluşturdukları hasar görebilme olasılıklarıdır. Kentler; dayanıklılık becerisine göre doğa olaylarını ya afet olarak yaşamakta ya da günlük rutinlerinde bir doğa olayı olarak deneyimlemektedir. Dayanıklılık becerisi kentin savunma mekanizması ile ilgilidir ve sorunlar ile baş edebilme gücünün göstergesidir.
Doğa Olayları Karşısında Kentsel Dayanıklılık
Deprem, sel, fırtına, kütle hareketleri, volkanik faaliyetler birer doğa olayıdır. Bu doğa olaylarının gerçekleştiğinde neden afet oluşturduğu; kentleşme süreçleri göz önünde tutularak cevaplanması gereken kritik bir soru ve araştırılması gereken önemli bir konudur. Şayet bir doğa olayı kent unsurları üzerinde hasar oluşturma potansiyeline sahip ise, bu artık bir doğa olayı değil kent için göz önünde bulundurulması gereken ciddi bir tehdittir. Bu tehdit karşısında kent bütününde kentsel dayanıklılığın inşa edilmesi ve geliştirilmesi; kentsel sürdürülebilirlik için elzem bir önceliktir
Doğa olayları karşısında sürdürülebilir çevre, güçlü toplum, ekonomik kalkınma, kültürel mirasın korunması ve fiziksel dayanıklılık; kentsel dayanıklılık ve sürdürülebilirlik için önemli fırsatlar sunmaktadır. Kent ile ilgili ortaya konulan politika, alınan karar, hazırlanan plan, yapılan proje ve uygulamalarda göz ardı edilen doğa olayları ve süreçleri ise çevre degradasyonu, sosyal hasar görebilirlik, ekonomik zarar, kültürel mirasın yok olması, fiziksel kayıp vb. zorlayıcı gerçeklerle kenti karşı karşıya getirmektedir.
Doğa Olayı Nasıl Afete Dönüşür?
Yetersiz kamusal düzenlemeler, sorumsuz kentleşme süreçleri, yanlış arazi kullanımları, gereksiz, plansız ve programsız yatırımlar, altyapı eksiklikleri ve hataları, üstyapı problemleri, toplum için farkındalık ve duyarlılık çalışmalarının göz ardı edilmesi vb. sebepler; doğa olayları karşısında kentlerin hasar görebilirlik olasılıklarını yükseltmektedir.
Kentleri daha dayanıklı yapma sürecine engel olan bariyerlerin ortadan kaldırılması kentsel dayanıklılık ve sürdürülebilirlik için gereklidir. Bu engeller; ancak kaynak yönetimine, koordinasyon içinde çalışmaya, farkındalık ve duyarlılık yükseltmeye, yasal süreçleri doğru yönetmeye, finansal işbirlikleri yaratmaya ve birlikte karar vermeye önem vererek ortadan kaldırılabilir. Kentler; birçok kentsel sorunda olduğu gibi doğa olayları karşısında da paydaşlarının (karar vericiler, kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, toplum, akademi, sivil toplum kuruluşları) beraber hareket etmesine ihtiyaç duymaktadır. Ancak kent için karar alma süreçlerinde geniş istişareye yer vermeme, çok yönlü diyalog eksiklikleri, paydaşlar arasında yetki ve
sorumluluk karışıklıkları, koordinasyon problemleri ve birlikte çalışma becerisi yoksunluğu; kentsel dayanıklılık süreçlerinde kenti daha kırılgan yapmaktadır. Sorunlar karşısında kentleri daha güçlü yapmanın yollarından biri sorun çözümlerinde ve karar oluşturma evrelerinde ilgili tüm paydaşlara daha kapsayıcı bir tutum sergilenmesinden geçmektedir.
Kent ile ilgili tüm süreçlerde kent paydaşlarının görev ve sorumluluk alması, paydaşlarla koordineli hareket edilmesi; kentin doğa olayları karşısında dayanıklılık yolculuğunda bütüncül bir yaklaşımın yakalanmasına önemli katkı sağlamaktadır. Aksi hareket ise kentin sorunlar karşısında daha savunmasız kalacağı durumlar ile yüzleşmesine ve daha kırılgan olmasına neden olacaktır.
Doğa olaylarının afete dönüşme sürecini hızlandıran önemli itici güçlerden biri kentsel dayanıklılık ve kentsel sürdürülebilirlik süreçlerinde atılması gereken adımların atılmaması yani eylemsizliktir. Küresel ölçekte doğa olayları karşısında eylemsizliğin maliyeti; ne yazık ki kentlerin baş etme gücünü zorlamaktadır.
Doğa olaylarının afet oluşturup oluşturmayacağı yapılacak çalışmalar ile öngörülebilir ve olası hasar boyutları tahmin edilebilir. Bu noktada kentin sorunsal tarihsel süreci ve tecrübe edilmiş geçmiş afet deneyimleri hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir. Bunun yanında gelişen teknolojik yöntemler ile üretilen güncellenebilir tehlike haritaları, inovatif çözümleri de içeren risk analizleri ve takip edilen küresel trendler; sorunun büyüklüğü ve etkileri hakkında bilgi verecek, özellikle sürdürülebilir kentsel dayanıklılık süreçlerinde öncelikli eylemlerin altını çizmekte yardımcı olacaktır.
Kentler sahip oldukları kompleks yapıda birbirleri ile uyum hâlinde işlevselliklerini devam ettiren kentsel bileşenler, sektörler ve sistemler bütünüdür. Kentlerin kompleks yapısında (kentsel bileşenler, kentsel sistemler, kentsel sektörler) bulunan, soyut ve somut kent gerçeklikleri doğa olayları karşısında kenti ya daha dayanıklı ya da daha kırılgan yapmaktadır. Bu sebeple; kent gerçekliklerinin kentsel dayanıklılık yolculuğunda gözden geçirilmesi şarttır. Bir kentin kent gerçekliklerini anlamak için; kentin güçlü yanlarının, kırılganlıklarının ve ihtiyaçlarının da ayrıntılı olarak ele alınması, sorgulanması ve incelenmesi gerekmektedir.
Kent gerçekliklerinin değerlendirilmesi ile elde edilen bilgiler; kentsel dayanıklılık geliştirme süreci için ihtiyaç duyulan eylemlerin ve alınması gereken aksiyonların ortaya konulmasında ve önceliklendirilmesinde karar vericiler tarafından kılavuz olarak kullanılmalıdır.
Kentsel dayanıklılık için kent gerçekliklerinin yanında ikincil tehlikelerin ve afet oluşumunu tetikleyen dinamiklerin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğa olayları yapısı itibarıyla ikincil tehlikelere sebep olabilir ve bu ikincil tehlikeler de kentlerin dayanıklılık becerisi ve kapasitesi doğrultusunda afet oluşturma potansiyeline sahiptir. Örneğin deprem tehdidi gerçekleştiğinde deprem
sonrası gerçekleşme ihtimali olan tsunami, heyelan, sel, salgın hastalık, kimyasal tehlikeler, yangın vb. ikincil sorunlar kentin mücadele kapasitesini zorlayacaktır.
Kentlerin yapısında var olan kronik stresler sadece günlük yaşantıda kenti yormakla kalmayıp doğa olayları gerçekleştiğinde afet riskini tetiklemektedir. Günümüz kentlerinin yapısındaki; kronik stresler günlük süreçlerde kent hayatını zorlaştırdığı gibi, kriz ya da acil durumda da afet risk dinamikleri olarak hareket edip kentin sorunlarla baş edebilme gücünü azaltmaktadır.
Afet risk dinamikleri; kentleri doğa olayları kaynaklı tehditler karşısında daha savunmasız hâle getirmektedir. Kenti baskılayan ve dayanma gücünü azaltan bu dinamiklerin yanında kentsel dayanıklılık karakteristiklerinin kentsel unsurlar için mevcudiyeti ya da eksikliği; kentin sorunlar karşısında dayanıklı olması ya da hasar görme olasılığı noktasında belirleyicidir. Kentler; doğa olayları karşısında kentsel dayanıklılık karakteristiklerine sahip olmalıdır. Kentsel dayanıklılık karakteristiklerinin kent bütününde geliştirilmiş olması ve kentsel süreçlerde var olması; doğa olayları karşısında kentin baş etme, karşı koyma, mücadele becerisini artırmaktadır.
Kentler “kentsel sürdürülebilirlik” hedefleri için her zamankinden daha dayanıklı olmaları gereken bir zaman sürecinde bulunmaktadır. Doğa olayları karşısında “kentsel dayanıklılık” eylemleri kente özel belirlenecek dayanıklılık vizyonu çerçevesinde geçekleştirilmelidir. Dayanıklılık vizyonu; risk ve bilgi tabanlı holistik yaklaşımlar, katılımcı ve kapsayıcı süreçlerde bütüncül değerlendirmeler ve çok disiplinli ve disiplinler üstü çalışmalar ile oluşturulmalıdır.
Dayanıklılık vizyonu;
• kente doğa olayları ile baş etme yeteneği kazandıracak, • kentin doğa olaylarıyla mücadele kapasitesini artıracak, • doğa olaylarının olumsuz etkileri ve yıkıcı sonuçları karşısında, kentte hayatta kalma becerisi ve devam etme gücü oluşturacak
yönde şekillenmelidir.
Doğa olayları karşısında kentsel dayanıklılık; kentin doğa olayları ile baş etme becerisidir. Bu becerinin dinamik ve sistematik süreçlerle geliştirilmesi önemlidir. Dayanıklı kent doğa olayını yaşar ve yoluna devam eder.
Doğa olayları karşısında kentsel dayanıklılık geliştirmek isteyen bir kent mutlaka “Dayanıklılık Vizyonuna” sahip olmalı ve bu vizyon; kapsayıcılık, yaşanabilirlik, işlevsellik, güvenlik ilkeleri etrafında oluşturulmalıdır. “Dayanıklılık Vizyonu” altında geliştirilen stratejiler, politikalar, uygulamalar, projeler; “kentsel sürdürülebilirlik” hedefinde kapsayıcı kent, yaşanabilir kent, işlevsel kent, güvenli kent oluşturmak içindir.
Doğa Olayları Karşısında Kentsel Sürdürülebilirlik
Doğa olayları karşısında kentsel dayanıklılık önemlidir çünkü kentte yaşamı, değerleri, varlıkları korumak ve sürdürülebilir kılmak için gereklidir. Kentler kentsel dayanıklılık becerisini kazandığında; gelecek nesiller için doğa olayları karşısında sürdürülebilirlik için avantaj elde etmiş olurlar.
Dayanıklılık vizyonu ilkeleri (işlevsel kent, kapsayıcı kent, güvenli kent ve yaşanabilir kent) göz önünde bulundurularak, kent için ve kent özelinde “Sürdürülebilir Dayanıklılık Stratejisi”nin formüle edilmesi önemlidir. “Sürdürülebilir Dayanıklılık Stratejisi” doğal yaşama ve insana değer veren bakış açısı, dayanıklılık eylemleri, sorumlu kentleşme süreçleri ve sürdürülebilirlik başlıklarını içerecek şekilde geliştirilmelidir.
Kentleri sürdürülebilir dayanıklı yapmanın ilk adımı politika oluşturma, karar alma, eylemleri planlama, proje oluşturma ve uygulama süreçlerinde kullanılacak bir yaklaşımın oluşturulmasıdır. Sürdürülebilir dayanıklılık stratejisine ait öncelikli yaklaşım; doğal yaşama ve insani değerlere saygı olmalıdır. İkinci adımı ise sorunlar, şoklar, stresler, belirsizlikler karşısında kent için dayanıklılık oluşturma yani kentsel dayanıklılık özelliğini kente kazandırma amacında şekillenmelidir. Risk azaltma, adaptif kapasiteyi artırma ve absorbe etme yeteneğini geliştirme çalışmaları ve projeleri; kentin ihtiyaçları ve gerçeklikleri doğrultusunda mutlaka önceliklendirilmeli, uygun yatırım programları ve teşvikler ile kentsel dayanıklılık için bir an önce hayata geçirilmelidir. Kentleşme süreçleri; güvenli, yaşanabilir, işlevsel, kapsayıcı kent ilkeleri, doğaya duyarlı yaklaşımlar, eşitlikçi, adil, kapsayıcı kararlar ile planlanmalıdır. Sürdürülebilirlik; efektif stratejiler ile kentlerin bir diğer önemli amacı olarak kentlerin ajandalarına mutlaka girmelidir. Sürdürülebilirlik süreçleri sadece ekonomik büyümeyi, toplumsal gelişmeyi, çevreyi korumayı değil aynı zamanda kaynak yönetimini ve yedek kapasite oluşturmayı da içermelidir.
Kentler; kentin gerçekliklerini ve sorunlarını, dayanıklılık vizyonunu ve sürdürülebilir dayanıklılık stratejisini göz önünde tutarak “kentsel sürdürülebilirliğini” formüle etmelidir.
Kent; sorunları, kentsel dayanıklılığı, dayanıklılık vizyonu ve kentsel sürdürülebilirlik stratejisi ile formüle ettiği kentsel sürdürülebilirlik hedefine ulaşmak için yol haritasını oluşturmalı, eylemlerini ve uygulamalarını belirlemelidir. Oluşturduğu yol haritasının, belirlediği eylemlerin ve uygulamaların; kentsel sürdürülebilirlik hedefine ne kadar hizmet ettiğini ortaya koymak için de belli zaman aralıklarında belirlediği kriterler, indikatörler ve indeksler yardımıyla kentin sürdürülebilirliğini ölçmelidir. Kentsel sürdürülebilirlik seviyesinin ölçümü; kente özel holistik yaklaşımlarla ve disiplinler üstü
çalışmalarla, dinamik ve sistematik süreçlerde gerçekleştirilmelidir.
Geçtiğimiz yıllarda kent ve kentli üzerinde yıkıcı etki bırakan ve ölümcül olan doğa olaylarından biri depremdir. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya genelinde 2000 – 2019 yılları arasında gerçekleşen depremlerden 552’si afet oluşturmuştur. Depremin oluşturduğu afetlerde; 721.318 kişi hayatını kaybetmiş, yaklaşık 118 milyon kişi olumsuz olarak etkilenmiş ve ekonomik olarak ortalama 636 milyar dolar kayıp meydana gelmiştir. Bu kayıp ve zararların nedeni deprem değil, deprem tehlikesi göz ardı edilen kentleşme süreçleridir.
İstanbul depremin tehdit ettiği önemli mega kentlerden biridir. Kent; tarihsel süreci boyunca depremlerden kaynaklı kayıplar yaşamış ancak her seferinde yeniden ayağa kalkarak yoluna devam etmeyi bilmiştir.
Kentler deprem tehdidi altında ise yaşamsal alanları ve kentsel unsurları üzerinde hasar alma riski taşımaktadır. “Deprem Dayanıklı Kentler” bu tehdidi bertaraf edebilirler. Deprem dayanıklı kentler aşağıdaki adımlar takip edilerek oluşturulur:
• Kentin “Dayanıklılık Vizyonunu” ve “Sürdürülebilir Dayanıklılık Stratejisini” belirle • Deprem tehdidi karşısında kenti daha dayanıklı ve sürdürülebilir kılmak için “Farkındalığı Yükselt” • Sorunlar karşısında çözüm önerilerine sahip çıkmak ve uygulamak adına kent bütününü sahiplenme “Duyarlılığını Geliştir” • Doğaya saygı ve insani değerlere saygı yaklaşımı ile “Süreci Planla” • Kent ile ilgili tüm servisleri ve hizmetleri kent bütününe yayarak, deprem riskini azaltma ve deprem dayanıklılığını artırma çalışmalarında kimseyi geride bırakmayarak “Kapsayıcı Ol” • Karar verme süreçlerinde kentte yaşayan ve kent ile ilgili sorumluluğu olan tüm paydaşların görüşünü al “Katılımcılığı Sağla” • Deprem tehlikesinin kent bütünü üzerindeki riskini, kent unsurları üzerindeki hasar görebilirliğini değerlendir ve “Deprem ve Kent İlişkisini Ortaya Koy” • Risk azaltma, hasar önleme, kaynak geliştirme, kapasite yükseltme, baş edebilme gücü arttırma çalışmalarını kapsayan “Dayanıklılık Eylemlerini Tanımla” • Kent için deprem tehdidi karşısında su, gıda, enerji, hammadde, ekosistemler için “Sürdürülebilirlik Çözümlerini Oluştur” • Finansal kaynaklarını doğru değerlendirmek, dayanıklılık eylemlerini ve sürdürülebilirlik çözümlerini gerçekleştirebilmek ve ekonomide sürekliliği sağlamak için “Finansal Mekanizmanı Güçlendir” • “Dayanıklılık Eylemlerini ve Sürdürülebilirlik Çözümlerini Gerçekleştir”
• Kenti takip etmek için dayanıklılık ve sürdürülebilirlik “Performans Kriterleri Belirle” • Sürdürülebilir Kentsel Dayanıklılık sürecini değerlendirmek, gerekiyorsa değiştirmek, geliştirmek için “Kenti İzle”
Deprem dayanıklı kentler oluşturmak için izlenen adımlar; sürdürülebilir kentsel dayanıklılık sürecinin de önemli basamaklarıdır. Sürdürülebilir kentsel dayanıklılık sürecinde kentler; deprem vb. doğa olaylarının oluşturduğu tehditler karşısında kentsel dayanıklılık ve sürdürülebilirlik oluşturmak için kentin bugününü şekillendiren ve geleceğini yönlendiren “Dayanıklılık Vizyonu” ve “Sürdürülebilir Dayanıklılık Stratejisi” çerçevesinde, dinamik ve sistematik süreçlerde kentin potansiyellerini kullanan, önceliklerini belirleyen, değişen yapı ve mekanizmaları doğrultusunda yeni stratejiler ve eylem alanları oluşturan bir yol haritasına ihtiyaç duyarlar.
Sürdürülebilir Kentsel Dayanıklılık yol haritası; doğa olayları karşısında dayanıklı ve sürdürülebilir kentler oluşturma noktasında kentlere kılavuzluk edebilir.
Kentler tarihsel süreçleri boyunca doğa olaylarının baskısı altında kalmış, yıkıma uğramış, yıpranmış, zarar görmüş ancak var olan devam etme isteği ve doğasında var olan dayanıklılık yeteneği sayesinde bir şekilde olumsuz sonuçlar ile mücadele edip günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Günümüzde kentler doğa olaylarının dışında birçok sorun ile aynı anda mücadele etmek zorundadır. Çeşitli, güçlü ve evrimleşen sorunlar karşısında kentin başarı sağlaması için doğasında var olan dayanıklılık becerisini, geliştirdiği kentsel dayanıklılık yeteneği ile sistematik ve dinamik süreçlerde birleştirmesi gerekmektedir. Doğa olayları karşısında kentsel sürdürülebilirlik yolculuğuna devam etmesi için bu çok önemlidir.