AÖF Soru Bankası
ADY216U · Ünite 3

Kentsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik Kavramının

Sürdürülebilir Kentsel Dayanıklılık dersi, ünite 3 özeti

ADY216U-SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTSEL DAYANIKLILIK

Ünite 3: Kentsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik Kavramının

Küresel Çerçevelerde İncelenmesi

Giriş

Yaşam alanlarımızın mevcut tüm dertleri ve bizi bekleyen geleceğin bütün belirsizlikleri karşısında yerel olarak alacağımız önlemlerin dışında uluslararası ölçekte birlikte hareket etmemiz gereken bir süreçten geçiyoruz. Yaklaşık 200 yıl öncesine kadar kendi kendini onarabilen, düzeltebilen, iyileştirebilen dünyamızın; geldiğimiz noktada kendini iyi etmesi ve devam edebilmesi için bize yani insanlığa ihtiyacı var. Zaman kaybetmeden; doğa ile aramızdaki ilişkinin bir daha gözden geçirilmesi, kentleşme süreçlerinin yeniden ele alınması, tüketim alışkanlıklarının sorgulanması ve kompleks sorunların nedenleri ve etkileri ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Değişen dünyada, değişen sorun başlıklarında, üstelik sınırdan bağımsız hareket eden küresel baskılar karşısında bu gözden geçirme, yeniden ele alma ve değerlendirme süreçleri sadece gelişmekte olan ülkeler için değil, aynı zamanda gelişmiş ülkeler için de o kadar kolay olmayacaktır. Süreci kolaylaştırmak adına hem gelişmiş ülkelere hem de gelişmekte olan ülkelere küresel ölçeklerde çözüm önerileri sunan, yerel hedefler oluşturan, bilgi ve tecrübe paylaşımına fırsat tanıyan, iş birlikleri geliştiren ve birlikte hareket edilmesini sağlayan Küresel Ajandaların oluşturulması önemlidir.

Küresel Ajandalar; yerel ve küresel hedefleri ile sorunlar karşısında disiplinler üstü değerlendirmeyle, holistik yaklaşımlarla, çok disiplinli yöntemlerle, beraber çözüm üretme yollarıyla; uluslararası ölçekte birlikte başarmanın mekanizmalarını paylaşırlar. Kentlere düşen daha yetkin düşünüp çözüm bulma noktasında küresel ajandaları doğru kullanmaktır.

Uluslararası platformda; mevcut ve olası tüm dertler ve belirsizlikler karşısında kentlerin daha dayanıklı ve yaşamın daha sürdürülebilir olması için çeşitli konu başlıklarında küresel ajandalar oluşturulmuştur. Bu ajandalar; gerek çerçeveler, sözleşmeler ve anlaşmalar gerekse eylem planları ve gündemler aracılığı ile sorunlar karşısında küresel ve yerel çözüm önerilerini ve hedeflerini paylaşmışlardır. Çözüm önerilerini ve küresel ve yerel hedefleri; çevre, kentleşme, iklim krizi, afet tehlikeleri, ekonomi, kalkınma ve insanlık konu başlıkları altında toplamak mümkündür.

Habitat III, Paris İklim Anlaşması ve Sendai Çerçevesi

Çevre konusunda ilk önemli küresel adım 1972 yılında Stokholm’de gerçekleştirilen Stokholm Konferansı olarak da bilinen “Birleşmiş Milletler Beşeri Çevre Konferansı”nda atılmıştır. Tarihte ilk defa çeşitli coğrafyalardan ve farklı sosyo-ekonomik ve kültürel özelliklerden ülkeler; çevre konusunda bir araya gelmiş ve Stokholm Deklarasyonu yayınlanmıştır. Deklarasyon; sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında, ekonomik büyüme, kirlilik (hava, su, okyanus), insanların refahı konu başlıklarının arasındaki bağlantılar üzerine bir

diyalog başlatmış ve çevre sorunlarını ve konularını uluslararası kaygıların ön sıralarına yerleştirmiştir.

Çevre ve kalkınma ilişkisi sonrasında; kalkınma ve sürdürülebilirlik ilişkisi de araştırılmaya ve tartışılmaya başlamıştır. Brundtland Komisyonu; 1987 yılında yayınladığı “Ortak Geleceğimiz Raporu (Our Common Future)” ile kalkınma ve sürdürülebilirlik temalarını birlikte incelemiştir. Ortak Geleceğimiz Raporu’na göre çevre ve kalkınma tercihleri noktasında ve sürdürülebilirlik hedefinde merkezî hükümetlerin rolü ve sorumlulukları büyüktür ancak bunun ötesinde yerel yönetimlerin kapasiteleri bu noktada desteklemeli ve güçlendirmelidir. Rapor ayrıca yoksulluk ile mücadele edilmesinden, doğal kaynakların bilinçli kullanılmasından, nüfus kontrolünden, çevre dostu teknolojilerden; sürdürülebilir kalkınma ile bağlantı kurarak bahsetmiştir.

Çevre temalı bir diğer önemli konferans; 1992 yılında Rio’da düzenlenen Rio Konferansı (Earth Summit) olarak da bilinen “Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu Konferansı”dır. İklim değişikliği, ormansızlaşma, biyoçeşitliliğin azalması, denizlerin korunması gerekliliği, üretim ve tüketim alışkanlıkları, yoksulluk ve gelişmişlik düzeyleri, kalkınmanın çevre üzerindeki baskısı vb. konu başlıkları konferansta tartışılmıştır. Bu konferans kapsamında; uluslararası seviyede beş temel belge oluşturulmuştur. Bu belgeler; Sürdürülebilir Kalkınma Eylem Planı olan Gündem 21, Rio Deklarasyonu, Orman Yönetimi Prensipleri ile ilgili Deklarasyon ve konferans sonunda imzaya açılan İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitliliğin Korunması Sözleşmesi’dir.

2022 yılında düzenlenen “Stokholm+50 Konferansı”nda, ortak çevremizin 3 tehdit başlığı; iklim değişikliği, biyoçeşitliliğin azalması ve kirlilik ele alınmış, herkesin refahı için sağlıklı bir gezegen hedefinde yapılması gereken öneri eylemler ve temel mesajlar paylaşılmış, alternatif seslere ve paradigmalara kulak verilmiştir.

Birleşmiş Milletler; 1976 yılında Habitat I, 1996 yılında Habitat II, 2016 yılında ise Habitat III Konferanslarını “Sürdürülebilir Kentleşmeye” yönelik küresel taahhüdü oluşturmak ve canlandırmak için sırası ile düzenlemiştir. 1976 yılında özellikle gelişmekte olan ülkelerde; hem hızlı ve sorumsuz kentleşmenin olumsuz sonuçlarının deneyimlenmesi hem de sürdürülebilir ve dayanıklı kentsel alanlara ihtiyacın farkına varılması ile uluslararası platformda ilk defa kentleşme ve etkilerini değerlendirmek için Kanada-Vancouver’da “Habitat I Konferansı” yapılmıştır.

1996 yılında İstanbul’da düzenlenen Habitat II Konferansı ile Vancouver taahhütleri yeniden onaylanmıştır. Dünya liderleri, konferans kapsamında “Habitat Gündemini” kabul etmiştir. “Kentleşen dünyada kalkınmanın itici gücü sürdürülebilir insan yerleşimleridir” anlayışından yola çıkılmış ve “herkes için yeterli-uygun-erişilebilir barınma” küresel bir eylem planı olarak benimsenmiştir. Habitat


II’nin altı çizilen önemli söylemleri arasında kentlerin küresel büyümenin lokomotifi olduğu ve yerel yönetimlerin “sürdürülebilir insan yerleşimleri” hedefinde daha güçlü rol alması gerekliliği de sayılabilir.

Habitat III Konferansı 2016 yılında Ekvator’un Quito kentinde düzenlenmiştir. Habitat I’den Habitat III’e yani 1976 yılından 2016 yılına gelindiğinde; dünya genelinde kentte yaşayan nüfus oranının %37.9’dan %54.5’e yükseldiği görülmektedir. Giderek daha fazla sorunla tehdit edilen kentsel alanlarda nüfusun giderek yoğunlaşması “sürdürülebilir insan yerleşimleri” hedefine ulaşmanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Habitat III’ün en önemli çıktısı kentsel dayanıklılık süreçlerini destekleyen “Yeni Kentsel Gündem”dir.

İklim değişikliklerinin nedenleri ve olumsuz etkileri; kentsel ve doğal yaşamın dayanıklılığı ve sürdürülebilirliği üzerinde tehdit oluşturmaktadır. İklim değişikliği karşısında daha uyumlu, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir olmak için atılan ilk önemli adımlardan biri; “Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC)” oluşturulmasıdır. IPCC; iklim değişikliğinin sosyal ve ekonomik etkileri karşısında potansiyel müdahale stratejileri için öneriler yapmak ve gelecek olası uluslararası iklim sözleşmelerinin unsurlarını belirlemek için oluşturulmuştur.

IPCC; “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCC)” 1992 yılında 194 taraf ülke tarafından kabul edilmesi süreçlerinde ve 1994 yılında resmen yürürlüğe girmesinde önemli rol oynamıştır. Küresel ısınmayı azaltmak, iklim değişikliğinin sonuçları ile başa çıkmak ve etkilerine uyum sağlamak amacı ile oluşturulan UNFCC için hedef; sera gazı konsantrasyonlarını atmosferde belli bir seviyede tutmayı başarmak ve her nesil için iklim sistemini korumak olarak belirlenmiştir.

UNFCC’nin niteliğinin güçlendirilmesi, işler hâle getirilmesi ve gelişmiş ülkelerin bağlayıcı yükümlülükler üstlenmeleri için 1997 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde 3. Taraflar Konferansı’nda (COP: Conference of the Parties) “Kyoto Protokolü” kabul edilmiş, çok taraflı müzakerelerin yapılmasından kaynaklı ancak 2005 yılında yürürlüğe girmiştir.

Kyoto’nun ardından 2009 yılında UNFCC’nin 15. Taraflar Konferansı (COP 15) diğer bilinen adı ile “Kopenhag Zirvesi” yapılmış ve zirve “Kopenhag Uzlaşma Metni (Kopenhag Mutabakatı)” ile sona ermiştir.

Kopenhang Zirvesi’nin hemen ardından 1 yıl sonra, 2010 yılında 16. Taraflar Konferans’nda (COP 16) “Cancun Anlaşması” yapılmıştır. COP 16’ya katılan hükümetler; gelişmekte olan ülkelere uzun vadede finansman desteği sağlayabilmek için “Yeşil İklim Fonu” kurmaya karar vermişlerdir. Ayrıca Cancun’daki konferansta; gelişmekte olan ülkelerdeki iklim değişikliği uyum eylemlerini uluslararası işbirliği yoluyla güçlendirmek için “Cancun Uyum Çerçevesi” oluşturulmuştur.

Kyoto Protokolü, Kopenhag Uzlaşma Metni, Cancun Uyum Çerçevesi çıktıları üzerine “Paris Anlaşması”, iklim değişikliği konusunda yasal olarak bağlayıcı bir uluslararası anlaşma olarak, 12 Aralık 2015 yılında Paris’te düzenlenen 21. Taraflar Konferansı’nda (COP 21) kabul edilmiş ve 4 Kasım 2016’da yürürlüğe girmiştir.

Paris Anlaşması, 7.maddesi ile sürdürülebilir gelişim için iklim değişikliği karşısında dayanıklılığın güçlendirilmesi çağrısında bulunmaktadır. Paris Anlaşmasının önemli ilkelerinden bazıları;

• iklim değişikliğinin etkileri ile mücadele edebilmek için adaptasyon, • iklim değişikliği kaynaklı sorunların neden olduğu kayıp ve hasarların en aza indirilmesi, • kentler için dayanıklılık inşa etme ve oluşturma

olarak sayılabilir.

İklim değişikliği, 2022 yılının haziran ayında Stokholm’da düzenlenen “Stockholm+50 Konferansı”nda biyoçeşitliliğin yok oluşu ve kirlilik ile birlikte; Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının önünde üç engelden biri olarak yerini almıştır.

İklim değişikliği ve tetiklediği krizinin olumsuz etkileri ve sonuçları akut şoklar yaratarak afetlere ya da kronikleşip çözüm bulunamayan streslere dönüşebilir bu da yaşam alanlarımızın sürdürülebilirliği noktasında önemli bir tehdittir. Ancak kentleri tehdit eden afet tehlikeleri sadece iklim değişikliği kaynaklı değildir.

Kentleri afet tehlikeleri karşısında daha dayanıklı ve sürdürülebilir kılmak adına; küresel çözüm üretmek ve uluslararası risk azaltma stratejileri ortaya koymak için küresel ölçekte paneller düzenlenmiş, çerçeveler, sözleşmeler, stratejiler, eylem planları ve gündemler oluşturulmuş, anlaşmalar yapılmış ve küresel hedefler belirlenmiştir.

Birleşmiş Milletler 11 Aralık 1987 tarihli kararı ile 1990’ları yani 1990 yılından başlayarak sonraki 10 yılı özellikle uluslararası iş birliğinin geliştirilmesi vurgusu ile “Afet Zararlarının Azaltılması için Uluslararası On Yıl (IDNDR: International Decade for Natural Disaster Reduction)” olarak belirlemiş ve ilan etmiştir.

IDNDR’nin yarı döneminin gözden geçirilmesi için 1994 yılında, Japonya’nın Yokohama kentinde “Doğal Afetlerin Azaltımı Dünya Konferansı (World Conference on Natural Disaster Reduction)” düzenlenmiştir. Konferans kapsamında afet önleme, hazırlık ve azaltma kılavuzu niteliğinde kullanılabilecek belgeler; “Yokohama Mesajı” ve “Daha Güvenli Bir Dünya İçin Yokohama Straejisi ve Eylem Planı” oluşturulmuştur.

IDNDR süreci afetlerin azaltılmasının zaman gerektiren sosyal ve ekonomik bir zorunluluk olduğunun kabul edilmesini sağlamıştır. Birleşmiş Milletler; 10 yılın sonunda 1999 yılında IDNDR’nin halefi olarak “Afet Azaltma için Uluslararası Stratejisi’ni (ISDR: The


International Strategy for Disaster Reduction)” oluşturmuştur. ISDR için risklerin anlaşılması ve hasar görebilirliğin azaltılması için toplumsal farkındalığın küresel ölçekte artırılması kritik derecede önemlidir.

2005 yılında Japonya Kobe’de ikincisi düzenlenen “Afetlerin Azaltımı Dünya Konferansı’nda”, ISDR Sekreterliği (UN/ISDR) koordinasyon organı olarak görev almış, konferans çıktısı olarak 2005-2015 yılları için Hyogo Çerçevesi oluşturulmuştur.

“Afet Risk Azaltımı için Sendai Çerçevesi 2015-2030”; Japonya’nın Sendai kentinde 2015 yılında yapılan “3. Afetlerin Azaltımı Dünya Konferansı’nda kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltma Ofisi (UNISDR) tarafından desteklenen bu belge; afet risklerinin azaltılması konu başlığında 2012 yılında başlayan paydaş toplantılarının ve 2014 yılında başlatılan hükümetler arası görüşmelerin çıktısı niteliğindedir. Sendai Çerçevesi büyük ya da küçük ölçekli, sıklıkla ya da seyrek olarak karşılaşılan, aniden gerçekleşen ya da yavaş yavaş ilerleyen, doğa ya da insan kaynaklı tehlikeler ile birlikte çevresel, teknolojik ve biyolojik tehlikeleri ve de bu tehlikelerin ilgili risklerini kapsamaktadır. Çerçeve; kalkınmanın her düzeyindeki ve tüm sektörlerdeki, çoklu tehlikelerin afet risklerini yönetmeye kılavuzluk etmesi için tasarlanarak oluşturulmuştur.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, Addis Ababa Eylem Gündemi, İnsanlık Zirvesi

Binyıl Kalkınma Hedefleri (MDG: Millennium Development Goals); Birleşmiş Milletler tarafından 2000 yılında ortaya konulan ve hedefleri ile 2015’e uzanan, sürdürülebilirliği destekleyen önemli küresel ajandalardan bir tanesidir. Binyıl Kalkınma Hedeflerinde; yoksulluk ve açlık, eğitim, cinsiyet eşitliği, çocuk ölümleri, anne sağlığı, salgın hastalıklar, çevresel degradasyon ve küresel ortaklık eksikliği altı çizilen, kalkınma önünde engel görülen ve başarılmak istenen önemli konu başlıklarıdır.

2002 yılında Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde (Rio+10) Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi düzenlenmiştir. Zirve sonunda iki temel belge, “Politik Deklarasyon (Johannesburg Bildirgesi)” ve “Uygulama Planı” yayınlanmıştır. Johannesburg Deklarasyonu’nda; çölleşme, biyoçeşitlilik kaybı, küresel ısınma, afetlerle sonuçlanan tehlikelerdeki artış ve kirlilik temel sorunlar olarak ele alınırken; ekonomik kalkınma ve çevresel sürdürülebilirliğin birbirine paralel ilerlemesi gerekliliği ve bu noktada küresel iş birliklerinin değeri üzerinde durulmuştur. Uygulama Planı’nda; su, enerji, sağlık, tarım ve biyoçeşitlilik; sürdürülebilir kalkınma noktasında ilerleme kaydedilmesi gereken konu başlıkları olarak belirlenmiştir. Bu konu başlıkları ile ilgili olarak yoksullukla mücadele, sürdürülemez üretim ve tüketim kalıplarının değiştirilmesi, ekonomik ve sosyal gelişmede doğal kaynakların korunması ve doğru yönetilmesi, sürdürülebilir kalkınma ve sağlık, gelişmekte olan küçük

ada devletlerinde sürdürülebilir kalkınma, Afrika için sürdürülebilir kalkınma, vb. hedefler ortaya konmuştur.

2012 yılında Rio’da; Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (“Rio+20 Zirvesi”) yapılmış ve “İstediğimiz Gelecek” (The Future We Want) adı verilen sonuç belgesi yayınlanmıştır.

2000 yılında oluşturulan “Binyıl Kalkınma Hedefleri”; 2015 yılında kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının hem temelini oluşturmuş hem de yolunu açmıştır. Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan “Sürdürülebilir Kalkınma İçin 2030 Gündemi”; karşı karşıya kalınan sorunlar ile baş edebilmek, yaşam kalitesini arttırmak, gezegenimizi ve yaşamı korumak için 17 amaç altında oluşturulan eylemler bütünüdür. Bu küresel amaçlar yoksulluğa son, açlığa son, sağlık ve kaliteli yaşam, nitelikli eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, temiz su ve sanitasyon, erişilebilir ve temiz enerji, insana yakışır iş ve ekonomik büyüme, sanayi, yenilikçilik ve altyapı, eşitsizliklerin azaltılması, sürdürülebilir şehirler ve topluluklar, sorumlu üretim ve tüketim, iklim eylemi, sudaki yaşam, karasal yaşam, barış, adalet ve güçlü kurumlar, amaçlar için ortaklılar olarak sıralanmaktadır.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları; hem kronik stresler hem akut şoklar hem de sosyo-ekonomik ve kültürel problemler karşısında dayanıklılık ve sürdürülebilirlik noktasında kritik bilgiler paylaşan, sürdürülebilir gelişim için yol gösteren önemli bir ajandadır.

Karşı karşıya kalınan sorunlar karşısında dayanıklılığa yatırım yapmak için finansman mekanizmaları geliştirmek “sürdürülebilir dayanıklılık” hedefinde eylemlerin maliyetinin karşılanması için elzemdir. Finansal kısıtlamalar özellikle gelişmekte olan ülkelerin ana zorluklarından biridir. Uygulamalar, projeler, çalışmalar vb. aksiyonlar için finansmana ihtiyaç duyulduğu ortadadır ve unutulmamalıdır ki kentler için dayanıklılık ve sürdürülebilirlik hedefinde finans ve ilgili mekanizmaları belirleyici olacaktır. Finansal gelişimi veya kalkındırmayı canlandırmak için 2002 yılında Monterrey Mutabakatı, 2008’de Doha Deklarasyonu ve 2015’te Addis Ababa Eylem Gündemi olmak üzere 3 önemli küresel ajanda oluşturulmuştur.

Monterrey Mutabakatı; gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında ticaret, maddi yardım, borç ertelenmesi işbirlikleri oluşturulması vb. finansal konularda yeni bir ortaklığa ihtiyaç duyulduğunun altını çizmektedir.

Monterrey Mutabakatı çıktılarının ve uygulamalarının gözden geçirilmesi için 2008 yılında Katar, Doha’da “Kalkınma için Finansman Uluslararası İzleme Konferansı” düzenlenmiş ve konferans sonunda “Doha Deklarasyonu” yayınlanmıştır. Doha; kalkınmanın finansmanını destekleyen; Monterrey Mutabakatı’nı Addis Ababa Eylem Gündemi’ne bağlayan küresel finansman için önemli bir köprüdür.


Addis Ababa Eylem Gündemi; 2015 yılında Etiyopya – yaşanabilir, sürdürülebilir ve dayanıklı yaşam alanları Addis Ababa’da düzenlenen “3. Kalkınma için Finansman oluşturmak için stratejiler geliştirmek, ilkeler belirlemek ve Uluslararası Konferansı’nda” Monterrey Mutabakatı ve uygulamalar ortaya koymak noktasında çok önemlidir. Doha Deklarasyonu çıktıları da kullanılarak Küresel ajandalar; sorunlar ve vizyonlar karşısında ortaya oluşturulmuştur. Addis Ababa Eylem Gündemi ile hedef; koydukları hedefler ve çizdikleri yol haritaları ile kentsel finansal gelişimi ve kalkınmayı canlandırmaktır. Bu hedef dayanıklılığı ve gezegenimizin sürdürülebilirliğini içinde kalkınma adına iş birliklerinin geliştirilmesi, finansal desteklemektedir. gelişim için tüm kaynakların arasındaki bağlantıların izlenmesi, sürdürülebilir gelişim için finansal hedefler arasındaki sinerjinin yaratılması gerekliliği ortaya konmuştur. Addis Ababa; yerel ve küresel sunduğu finansal işbirlikleri önerileri ve çözümleri ile ekonomik dayanıklılığı destekleyen bir gündem olarak yerel ve küresel platformlarda yerini alan önemli bir dokümandır.

Çatışmaların ve afetlerin olumsuz etkilerine maruz kalanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Çoğu çocuk milyonlarca insanın çatışma ve şiddet kaynaklı evlerini terk etmek zorunda kalması, afetlerden etkilenen insan sayısının yükselmesi ve afetlerin neden olduğu ekonomik kayıp seviyelerinin ülkelerin üzerine büyük yükler bindirmesi; hayat kurtarmak, insanların insanca yaşamalarına destek olmak, ekonomik kayıpları önlemek için kararlı ve kolektif bir eyleme ihtiyaç duyulduğunun altını çizmiştir. Bu sebeple; insani değerleri temel alan, haysiyet, güvenlik, dayanıklılık, ortaklık, finans konularına vurgu yapan “İnsanlık Gündemi” için 2016 yılında İstanbul’da “Dünya İnsani Zirvesi” düzenlenmiştir.

İnsanlık Zirvesi, kolektif sorumluluğu güçlendirmek, acı çekmeyi önlemek, kriz senaryolarında insan onurunu korumak adına önemli bir adım atmış ve 5 ana sorumluluk alanı belirlemiştir:

• Çatışmaları önle ve sonlandır • Savaş kurallarına saygı göster • Kimseyi geride bırakma • İhtiyacı sona erdirmek için farklı çalış • İnsanlığa yatırım yap

Kentlerde; 5 ana sorumluluk alanının güçlendirilmesi gereklidir çünkü bu konu başlıkları; sahip olunan sosyo- ekonomik ve kültürel unsurlar ile birlikte sorunlar karşısında sosyal hasar görebilirliği belirleyen, bireysel ve toplumsal dayanıklılığı artıran ya da azaltan kritik çarpanlardır.

Zirve; iklim değişikliği, kentleşme, ekonomik krizler, göç, eşitsizlik, gıda güvencesizliği ve kaynak kıtlığı vb. başlıkların olumsuz küresel etkileri karşısında, dünyanın herhangi bir yerindeki yoksul ve kırılgan nüfusu, topluluğu, ülkeleri desteklemek, toplumsal dayanıklılığını artırmak ve yaşamları sürdürülebilir kılmak açısından yarattığı küresel gündem ile kıymetlidir.

Çevre, kentleşme, iklim krizi, afet tehlikeleri, ekonomi, kalkınma ve insanlık konu başlıklarında oluşturulan bu küresel gündemler; sürdürülebilirlik ve dayanıklılık için kolektif bilinç yaratmak, güçlenen ve evrimleşen sorunlara yerel ve küresel çözüm önerileri getirmek, güvenli,

Ünite 3 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç