ADY216U-SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTSEL DAYANIKLILIK
Ünite 2: Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik Kavramının Ortaya Çıkışı ve Küresel Kullanımı
Giriş
Kentlerin dayanıklılık başarıları ve sürdürülebilirlik performansları her geçen gün daha sıklıkla test edilmektedir. Sürdürülebilir kentler yaratmak hedefinde; kentlerin yeniden ele alınarak, sorun, bilgi ve vizyon temelli olmak üzere odak noktalarının, stratejilerinin, temel ilkelerinin, yol haritalarının ve eylemlerinin yeniden kurgulanmasının zamanı çoktan gelmiştir.
Kapsayıcı kent, Güvenli kent, Dayanıklı Kent, Yaşanabilir kent, Sağlıklı kent, Planlı kent, Sağlam kent, Yeşil kent, Adil kent, Eşitlikçi kent, Erişilebilir kent, Yenilikçi kent, Güçlü kent, İlham veren kent, Yaratıcı kent, Küresel kent, Inovatif kent, Mutlu kent, Sürdürülebilir kent; günümüz kentlerinin hali hazırda belirledikleri vizyonlarından başka bir deyişle gelecek için şimdiden başarmak istedikleri konu başlıklarından sadece bazılarıdır.
Dayanıklılık Kavramı
Kentler ve kentsel alanlar artık daha dayanıklı (more resilient) olmak zorundadır. Dayanıklılık (Resilience) elbette yeni bir kuram değildir ya da kentler elbette tümü ile dayanıksız değildir. Ancak kentler; gelişen, evrimleşen, değişen ve kompleks sorunlar karşısında devam edebilmek için disiplinler üstü kentsel yaklaşımlarla, kapsayıcı ve holistik bakış açılarıyla, risk ve kapasite temelli çok disiplinli çalışmalarla; kentsel süreçlerini ve yapılarını daha dayanıklı yapmak zorundadır.
Resilience kavramının dayanıklılık dışında; ayakta kalma, esneklik, toparlanma, yeterlilik, adaptasyon, uyum sağlama, zorluklardan güçlenmiş çıkma, sağlamlık, dirençlilik, yılmazlık, rezilyans, rezilyant vb. Türkçe terim karşılıkları farklı disiplinlerde kullanılmaktadır.
Dayanıklılık (Resilience)” kavramı tarihsel sürecinde hukuktan, siyasete, psikolojiden, toplumsal araştırmalara, mekanikten imalata, antropolojiden ekolojiye, afetten sürdürülebilirliğe birbirinden farklı konu başlıklarında kullanılmıştır (Alexander, 2013). “Dayanıklılık (Resilience)”; çok çeşitli disiplinlerde kullanıldığından, kavramı tek bir tanımlama ile açıklamak kolay değildir.
19. yüzyılın ilk yarısında “Resilience (Dayanıklılık)” karşılığı olarak hâlâ “rebound (toparlanma, kötü bir şeyi atlatma)” kullanılmaktaydı (Alexander, 2013).
1950’liler “Resilience (Dayanıklılık)” kavramının psikolojide kullanılmaya başladığı zamanlardır (Flach, 1988). Bireylerin; travmatik konular ile nasıl başa çıktıklarını değerlendirmek için kullanılmıştır.
“Resilience (Dayanıklılık)”; 1973 yılında Holling tarafından bir ekosistemin değişiklikleri absorbe etme yeteneğinin ve hâlâ var olma becerisinin ölçüsü olarak tanımlanmış ve kavram ekoloji alanında bilimsel literatürde yer almaya başlamıştır (Holling, 1973).
Sosyal bilimlerde “Resilience (Dayanıklılık)” kavramı; afet şoklarına karşı direnç gösterme kabiliyetine sahip
olabilmek için oluşturulması gereken “tamponlama kapasitesi” olarak yerini almıştır (Timmerman, 1981).
Adger (2003) ve Morrow (2008) çalışmalarında, özellikle kasırgalar ve diğer doğa kaynaklı tehlikeler karşısında Toplumsal Dayanıklılık (Community Resilience) kavramından bahsederken sosyal sermaye ve dayanıklılık arasındaki ilişkinin altını çizmiştir.
Godschalk (2003) kentsel tehlikelerin azaltılması ve dayanıklı kentlerin yaratılmasıyla ilgili makalesinde “Resilience (Dayanıklılık)” kavramını; dayanıklı kent olarak kullanmış ve dayanıklı kentleri sürdürülebilir fiziksel sistem ağları ve insan toplulukları olarak tanımlamıştır.
Çevre bilimlerinde “Resilience (Dayanıklılık)”; Pickett’e (2004) göre, değişen koşullara sistemin adapte olma yeteneğidir.
Klein ve arkadaşları (2004) ekolojik, biyolojik ve sosyo- ekonomik süreçlerin birbirleriyle olan ilişkilerini tartıştıkları çalışmasında “Resilience (Dayanıklılık)” kavramını; Kıyı Dayanıklılığı (Coastal Resilience) özelinde sürekli değişen koşullar altında kıyıların gerçek ve potansiyel işlevlerini korumak için kendi kendini düzenleme kapasitesi olarak açıklamıştır.
Hamel ve Välikangas’a (2003) göre başarılı organizasyonlar, kuruluşlar; tıpkı değişen süreçlere uyum sağlayan (“Resilience (Dayanıklılık)” =uyum sağlama, adapte olma) ekosistemler gibi gelişebilmeli ve evrimleşebilmelidir.
Seville ve arkadaşlarına (2006) göre “Dayanıklı Organizasyon”; olumsuzluklar karşısında temel hedeflere ulaşabilme yeteneği olarak açıklanmıştır.
Walker ve Salt’a (2005) göre “Resilience (Dayanıklılık)” sistemlerin; kargaşaları, karışıklıkları, rahatsızları absorbe etme, temel işlevini ve yapısını koruma kapasitesidir.
“Resilience (Dayanıklılık)” teriminin kentler için bir başka kullanımını Desouza (2013) yapmış ve kentler için dayanıklılığı; kent sistemlerinin absorbe etme, etkilere cevap verme, değişikliklere uyum sağlama yeteneği olarak tanımlamıştır.
Thornbush’a (2013) göre “kentsel dayanıklılık”; kentin sosyal, ekonomik, doğal sistemlerinin değişiklikler karşısında gelecek için yeterince dayanıklı olmasıdır.
Fairbairn’e (1865) göre “Resilience (Dayanıklılık)”; içinde normal olmayan tehditler, olaylar vb. düşmanca faaliyetleri barındırma yeteneğidir.
“Resilience (Dayanıklılık)” kavramı;
• fiziksel sistemlerde; şoklar ve stresler karşısında dayanıklı olma, sağlamlık, süreklilik olarak, • ekolojik sistemlerde; olası ve beklenmedik sorunları öngörme, belirleme, tanıma, etkilerine uyum sağlama, etkilerini absorbe etme olarak,
• toplumsal sistemlerde; hem geçmiş tecrübelerden ders çıkarma ve gelecekte olası sorunlar için sosyal sistemlerde ve ekonomik yapıda kapasiteyi arttırma hem de kişilerin zor koşullar ile mücadele yeteneği olarak, • yönetim sistemlerinde; konu organizasyonun zorlayıcı, baskılayıcı koşullara karşı gösterdiği adapte olma yeteneği, üstesinden gelme becerisi, ayakta kalma gücü, büyüme kapasitesi olarak
kullanılmıştır.
Sosyo-ekolojik kuram zaman zaman Evrimsel kuram (Evolutionary Resilience) olarak da kullanılmaktadır (Davoudi 2012).
Dayanıklılık sorunlar ile baş edebilme yeteneğidir. Baş edebilme yeteneği de sorunlara zamanında ve etkili cevap verebilme, sorunlar karşısında sağlam durma, sorunların olumsuz etkilerini absorbe etme, değişen koşullara uyum sağlama, kriz döneminden çabuk toparlanma, katastrofik etkilerden hemen iyileşme, gerekiyorsa değişme ve dönüşebilme ile ilgilidir.
Özellikle 2000’li yıllardan sonra dayanıklılık kavramının afet risk azaltımı, iklim değişikliği adaptasyonu ve sürdürülebilirlik biliminde sıklıkla kullanılması;
• problemli kentleşme süreçlerinin (tüketim alışkanlıkları, kentleşmenin iklim değişikliğine etkisi ve iklim krizi etkilerinin kent süreçlerinde yönetilememesi, enerji talebinin artması, hasar görebilir üstyapı ve altyapı stoğu, doğal kaynakların tükenmesi, ekosistemlerin azalması, su kıtlığı, gıda bağımlılığı, çevre degradasyonu), • sıklığı ve şiddeti artan afet tehlikelerinin (deprem, şiddetli yağış, sellenme, kuraklık, fırtına vb.), • kentlerde artan sosyo-ekonomik ve kültürel streslerin (eşitsizlik, adaletsizlik, güvensizlik, yoksulluk, göç vb.)
kentleri nasıl baskıladığını göstermektedir.
Dayanıklı Kentler; sürdürülebilir kalkınmayı, refahı ve kapsayıcı büyümeyi teşvik etmektedir (OECD).
OECD; Dayanıklı kentleri (resilient cities) açıklarken 4 önemli alan başlığından; dayanıklılık sürecinin önemli itici güçleri olarak bahsetmiştir. Bunlardan ilki “ekonomi” başlığıdır. İkinci önemli başlık “toplum” olarak geçmektedir. Yönetişim; OECD’ye göre dayanıklı kentler perspektifinde değerlendirilmesi gereken bir diğer başlıktır. OECD’nin değindiği son başlık belki de en fazla insan ayak izinin bulunduğu çevre başlığıdır.
Dayanıklılık ölçülebilir bir parametredir. Dolayısı ile dayanıklılık inşa, geliştirme, artırma sürecinde; “dayanıklılık” ile ilgili indikatörler, alanlar, konu başlıkları mutlaka takip edilmeli, izlenmeli ve oluşturulacak anahtar performans göstergeleri aracılığı ile kesinlikle ölçülmelidir.
Grosvenor; Dayanıklılık için 2 önemli dayanak belirlemiştir. Birincisi; hasar görebilirliktir. Hasar görebilirlik; iklim, çevre, kaynak, altyapı, toplum olmak üzere beş önemli boyut ile incelenmektedir.
İkincisi ise; beş gerekli teması ile (yönetişim, kurumlar, teknoloji ve yeterlilik, planlama sistemleri, fonlama kapasitesi ve yatırım) adaptif kapasitedir.
Kentlerin dayanıklılığı daha fazla adaptif kapasiteye sahip olduklarında artarken, daha fazla kırılgan ve savunmasız olduklarında azalmaktadır (Grosvenor).
DEF’e göre karşılaşılan sorunlar, deneyimlenen buhranlar; “sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümeyi” ortaya çıkarmakta yardımcı olmaktadır. Geçmiş krizlerden öğrenilen dersler; gelecek zaman zorlukları için inovatif ve uyumlanabilir çözümler için önemli bilgiler vermektedir.
İklim krizi sebebi ile kuraklık, seller, yangınlar vb. olaylar devam edecek, ekinlere ve otlaklara zarar verecek ve nihayetinde küresel açlık ve gıda güvencesizliği seviyeleri artacaktır (DEF).
Dünya Ekonomik Forumu’na göre kurumsal sorunlarla baş edebilmek için kurumsal becerilerin geliştirilmesi, dinamik çalışma ve işletme modellerinin oluşturulması, vizyoner liderlik, eğitim kalitesini artırma vb. çalışmalara yoğunlaşılması gerekmektedir.
Dünya Ekonomik Forumu’na göre Ekonomik dayanıklılık; özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekonomik gelişme ve ilerlemenin bir biçimidir.
Dijital eşitsizlik; Dünya Ekonomik Forumu’na göre önümüzdeki yılların önemli küresel risklerinden biridir. Akıllı kentler ve akıllı kent süreçleri yaratma isteğinde; siber saldırılar karşısında dijital dayanıklılığın yaratılması elzemdir.
Özellikle dayanıklılık, inovasyon ve büyüme faaliyetlerinde kullanılacak sermaye için finansal mekanizmayı güçlü ve sağlam kılmak günümüz için önemli dayanıklılık hedeflerinden biridir (DEF).
UN-Habitat’a göre dayanıklı kent; şokları ve stresleri absorbe edebilen, şokların ve streslerin getirdiği değişikliklere uyum sağlayan, etkilerinden çabuk toparlanan ve sürdürülebilirlik yolunda kendini olumlu bir şekilde dönüştürebilen, değiştirebilen kenttir.
Dayanıklı bir kent; sorunlar ile karşılaştığında insan yaşamlarını korumak ve geliştirmek, kalkınma kazanımlarını güvence altına almak, yatırım yapılabilir ortamlar oluşturmak, değişebilmek için aniden gelişen, yavaş ilerleyen, beklenen ya da öngörülemeyen sorunları belirler, değerlendirir ve bu sorunlara hazır olmak ve cevap verebilmek için harekete geçer (UN-Habitat).
Kentsel dayanıklılık; kent bütününün (kent bileşenleri, sektörler, sistemler, kentli) sorunlar karşısında sürekliliğinin sağlanmasını (Persistent), değişen durumlara adapte olunmasını (Adaptable), karar alma süreçlerinde
geniş istişareye önem verilmesini (Inclusive) gerektirmektedir.
UN-Habitat’a göre kentsel dayanıklılık çalışmaları; kentlerin daha iyi bir geleceğe sahip olması ve insanların yaşam kalitesinin artması amacına yönelik kurgulanmalıdır.
Kentler; mekânsal karakteristikleri ile organizasyonel yapısı ile fiziksel özellikleri ile işlevsel servis ve hizmetleri ile devamlı değişen dinamik süreçleri ile tıpkı insan vücudu sistemleri gibi kompleks ama birbiri ile uyumlu, bağımlı, bağlı çalışan sistemler bütünü olmalıdır.
Kentin dayanıklılık profili ortaya konduktan sonra kentin dayanıklılık paydaşlarının belirlenmesi gerekmektedir. Paydaş dağılımı aşaması;
• detaylı bir paydaş haritasının oluşturulması, • ilgili paydaşların sorumluluklarının ve yetkilerinin analiz edilmesi, • karar verme süreçlerine bariyer koyan dağıtılmış sorumluluk ve yetkilerin belirlenmesi, • paydaşlara güç, alaka ve kaynaklar bakımından etkileşim analizinin yapılması, • alınacak aksiyonlara katılımı sağlamak için paydaşlara bilgiye ve kanıta dayalı bilgilerin hazırlanması;
bölümlerinden oluşmaktadır (CRPT).
Dayanıklılık profili ve paydaş dağılımı sonrasında veri toplama ve teşhis süreci; şokların, streslerin ve sorunların ortaya konulmasına odaklanmaktadır. Bu aşamada; kentin şokları ve stresleri çalışılmakta, bu sorunların kent bütünü üzerinde oluşturduğu tehditler analiz edilmektedir.
Kentsel elemanlar; yapılı çevre, tedarik zinciri ve lojistik, altyapı, hareketlilik, belediye servisleri, sosyal dayanışma ve koruma, ekonomi ve ekoloji başlıkları ile çalışılmaktadır.
Tedarik zinciri ve lojistik; kentin ihtiyaçlarına ya da bağımlı olduğu unsurlara (gıda, su, enerji, ham madde vb.) nasıl erişildiği ile ilgilenmektedir. Aynı zamanda bu unsurların kent süreçlerinde nasıl dağıtıldığına ve bu sürecin nasıl yönetildiğine odaklanmaktadır.
Kentler; stresler ve şoklarla başa çıkma yeteneklerini geliştirmelerini sağlayan politikaları benimsemelidir. Ekonomik açıdan dayanıklı bir sistem ekonomik şokları absorbe etme, olumsuz etkilerinden hızlı bir şekilde iyileşme ve krizleri önleme yeteneğine sahiptir.
Kentler; yiyecek, tatlı su, temiz hava, enerji sağlamak için ekosistemler ile devamlı etkileşim hâlindedir.
Dünya Bankası’na göre dayanıklı bir kent; çeşitli şokların ve streslerin etkilerine uyum sağlarken, sakinlerine özellikle kırılgan nüfusu da kapsayacak şekilde temel hizmetlerini sunmaya devam etmektedir.
Cevaplar dayanıklılık noktasında yapılması gerekenler için yol göstericidir (CRPT).
• Mevcut kaynaklar ile ne yapılabilir? • Kamu fonları için ne kadar ek bir bütçeye ihtiyaç duyulmaktadır? • Mevcut fonksiyonlar nasıl geliştirilir? • Mekânsal özellikler nasıl bir değişim talep eder? • Organizasyonel olarak ne yapılabilir? • Kentsel dayanıklılık konu başlığı günlük aktivitelere nasıl aktarılır? • Fonksiyonlar diğer fonksiyonlardan ödün vermeden ve diğerlerini kötüleştirmeden nasıl daha iyileştirilir, geliştirilir? • Kentsel dayanıklılık stratejisinin gereklerini uygularken ilgili paydaşlar nasıl entegre edilebilir?
“CityStrength Diagnostic” (CSD) uygulama süreçleri 5 adımdan oluşmaktadır. Bu adımlar ön teşhislerin gözden geçirilmesi, çalıştayların yapılması, görüşmeler ve saha gezisi, önceliklendirme safhası ve tartışmalar bölümüdür. Bu adımların ardından; veri eksikliği ile ilgili çalışmalar, fizibilite çalışmaları, teknik destek ve kentsel dayanıklılık oluşturma süreci ile ilgili projelerin tasarlanması gelmektedir.
100 RC’ye göre Kentsel dayanıklılık (urban resilience); bireylerin, toplumun, kurumların, işletmelerin ve sistemlerin; hangi akut şok ve kronik stresi tecrübe ettiğine bakmaksızın hayatta kalma, adapte olma ve büyüme kapasitesidir.
100 RC; kentlerin kentsel dayanıklılık oluşturma süreçlerinde kullanabilecekleri “kent dayanıklılık indeksi (City Resilience Index)” geliştirmiştir. Bu indeks kapsamında kentlerin dayanıklılığı 4 boyut, 12 hedef ve 52 gösterge ile ortaya konulmaktadır. 100RC tarafından oluşturulan “Kent Dayanıklılık İndeksi” boyutları; sağlık ve refah, ekonomi ve toplum, altyapı ve ekosistem, liderlik ve strateji başlıkları ile oluşturulmuştur.
Kent dayanıklılığı; kentin işlevselliğine ait kapasitesini tanımlamaktadır. Dayanıklı kentlerde yaşayan ya da çalışan insanlar – özellikle yoksul ve savunmasız olanlar – karşılaştıkları şoklar ve stresler ne olursa olsun hayatta kalır ve başarırlar (100 RC).
Sürdürülebilirlik Kavramı
Sürdürülebilirlik (sustainability) tıpkı dayanıklılık (resilience) gibi günümüzde sıklıkla kullanılan bir moda terimdir (buzzword). Sürdürülebilir yaşam, sürdürülebilir gezegen, sürdürülebilir şehirler, sürdürülebilir gelecek, sürdürülebilir ekonomi ve sürdürülebilir çevre çokça karşımıza çıkmaktadır.
Dünya; “Dayanıklı Dünya” ve “Sürdürülebilir Dünya” olmak için üzerinde tehdit oluşturan ve sorunları yaratan insanlığın; önceliklerini ve tercihlerini gözden geçirmesine ihtiyaç duymaktadır.
İnsanlık tarihsel süreci boyunca çevresi ile etkileşim hâlinde olmuştur. Bu süreç içinde de yaşamını ve çevresini şekillendirmiştir. Sanayi devrimi, madencilik, savaşlar, hızlı kentleşme, gereksiz tüketim ile olan çevreyle etkileşimlerin sonucunda ne yazık ki doğa ve doğal yaşam üzerinde geri dönülemez etkiler bırakmıştır.
Günümüz şartlarında da yaşanan su kıtlığı, gıda güvencesizliği, enerji problemleri, ham madde eksikliği, kirli deniz ve hava, azalan ekosistem vb. sorunları düşündüğümüzde kaynaklarımızı nasıl bilinçsizce tükettiğimiz, aslında yaşamı ne kadar sürdürülemez kıldığımız ortadır.
Dünyamız; yoksulluk, açlık, sağlık hizmetleri, eğitim süreçleri, toplumsal cinsiyet, su, enerji, ekonomi, sanayi ve inovasyon, eşitsizlik, kentleşme süreçleri, tüketim alışkanlıkları, iklim krizi, su ve kara yaşamları, insan hakları, iş birlikleri konu başlıklarında aslında kendi oluşturduğu sorunlar karşısında artık daha sık ve yoğun olarak sınav vermek zorunda kalmaktadır. Sınavı başarı ile tamamlamak hem dayanıklı hem sürdürülebilir süreçler üretmekten geçmektedir.
Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik Kavramlarının Birbirini Nasıl Desteklediği
Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik; kentler ve yaşam için aynı anda alınan bir yoldur. Biri bitip diğerine geçilmez. Bu yolculukta; dinamik ve sistematik süreçlerde, birbirlerini hem destekler ve hem de hizmet eder bu iki kavram. Sürdürülebilir Dayanıklılık Yaklaşımı’nda (Konukcu, 2020); bütüncül bir değerlendirme, disiplinler üstü çalışma ve holistik bir bakış açısı ile anlatıldığı üzere öncelikli değeri doğaya ve insana saygı olan tüm politikalar, stratejiler, eylemler, projeler kendi süreçlerinde hem dayanıklılığa hem de sürdürülebilirliğe yatırım yapar. Dayanıklı unsurlar sistemik, dinamik, kompleks süreçlerde Sürdürülebilirlik için elzemdir.
Sürdürülebilirlik bize yaşanabilir, fonksiyonel, güvenli, kapsayıcı yaşam alanları veya kentler sağlamaktadır.