TRZ114U-KIRSAL TURİZM VE KALKINMA
Ünite 1: Kırsal Kalkınma
Kalkınma ile İlgili Kavramsal Çerçeve
Kalkınma kavramının iktisatçılar tarafından genel kabul görmüş tek bir tanımı bulunmamaktadır. Bunun nedenleri arasında kalkınmanın; çok yönlü ve dinamik bir yapıya sahip olması gelmektedir.
Yapılan çalışmalar “Kalkınma İktisadı” adı verilen yeni bir disiplinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kalkınma iktisadının temel amacı; azgelişmiş olarak tanımlanan ve gelişmiş ülkelerin dışında kalan ülkelerin sorunlarına yönelik çözüm önerileri getirmektir (Boyacıoğlu, 2015: 195).
Kalkınma Kavramı ve Tanımı
Üzerinde en çok tanım yapılan terimlerden biri olan kalkınma, bir ülkenin yapısal özelliklerinin pozitif yönde değişimini ifade etmektedir (Tolunay ve Akyol, 2006: 116). Başka bir ifadeyle kalkınma; salt üretimin, kişi başına düşen gelirin, iktisadi ve sosyo-kültürel yapının değişmesi ve yenilenmesini kapsamaktadır. Bu unsurlar aynı zamanda kalkınmanın temel ögeleridir (Zengin ve Uyar Oğuz, 2018: 228).
Kalkınma kavramı, değişme, ilerleme, gelişme, büyüme ve sanayileşme kavramları ile yakından ilgilidir. Kalkınma en basit ifadeyle, “az gelişmiş toplumlarda ekonomik ve sosyo-kültürel yapının değiştirilmesi ve geliştirilmesi”dir. Kalkınma; ekonomik büyüme ve sosyal açıdan yapısal gelişimi eş zamanlı olarak birlikte içermektedir. Kalkınma, milli gelir ve üretim düzeyinin kantitatif değişimlerinin yanı sıra; sosyal ve kültürel yapının gelişmesini, kurumsal ve bireysel davranış ve yaşam biçimlerindeki iyileşmeyi kapsayan çok yönlü bir süreçtir (Çeken, 2008: 296).
Kalkınmanın Amacı ve Boyutları
Birleşmiş Milletler’in yapmış olduğu bir araştırmaya göre kalkınmanın temel amaçları aşağıdaki başlıklardan oluşmaktadır (Zengin ve Uyar Oğuz, 2018: 229-230):
• İlköğretimin uluslararası düzeyde sağlanması, • Cinsiyet eşitliğinin savunulması, • Çocuk ölümlerinin azaltılması, • HIV/AIDS, Sıtma vb. bulaşıcı hastalıklarla mücadele, • Doğal ve fiziksel çevrenin korunması, • Kalkınma için küresel bir ortaklık oluşturulması, • Dünyanın değişik bölgelerindeki aşırı yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması.
Yukarıda ifade edilen amaçlardan hareketle, kalkınmanın beş farklı boyutu olduğunu söylemek mümkündür (Tolunay ve Aksoy, 2006; Akış Roney, 2011):
• Ekonomik boyut: Toplumsal refahın (zenginliğin) artırılması ve eşitlikçi bir biçimde paylaşımını içermektedir. Bireylerin ihtiyacı olan mal ve hizmetlerin gelişmiş bir ekonomik sistem içinde üretilmesiyle, refah ve mutlulukları artacaktır.
• Sosyal boyut: Toplumun her üyesine eşit bir biçimde sağlık, eğitim, iş ve konut sahibi olma olanaklarının tanınmasını içermektedir. Sosyal boyut içerisinde sosyal yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik gerçekleştirilen sağlık, eğitim, altyapı, şehirleşme, çevre sorunları gibi kalkınma konuları yer almaktadır. • Politik boyut: Toplumda insan hakları ve düşünce özgürlüğünün olmasını ifade etmektedir. • Kültürel boyut: Kültürel kimliğin ve onurun korunmasını içermektedir. • Ekolojik boyut: Doğal kaynakların sürdürülebilir kalkınmayı engellemeyecek bir biçimde kullanılmasını ifade etmektedir.
Kalkınma Kuramları
İlgili literatürde kalkınma kuramları dört başlık altında incelenmektedir. Bu kuramlar; modernleşme kuramı, bağımlılık kuramı, iktisadi neoliberalizm ve alternatif kalkınma kuramı olarak ifade edilmektedir.
Modernleşme Kuramı, 1950’li yıllarda doğmuştur ve özellikle batı uygarlığının dışındaki toplumlarda meydana gelen değişimleri açıklayan bir kuramdır. En temel hâliyle Modernleşme Kuramı, batılı modern değerlerin ve kapitalist sistemin iki dünya savaşı ve ekonomik buhranlarla aşınmaya uğraması sonucu, bu değerlerin sosyal ve beşeri bilimler üzerinden nasıl tekrar hakim kılınacağı ile ilgili düşünce ve teorilerden oluşmaktadır (Altun, 2005). Modernleşme kuramı esas itibariyle Batı’nın kendi dışında kalan Batı-dışı toplumlara bakışını yansıtmaktadır. Hemen hepsi batı dışı toplumlarla ilgili olan “siyasi denge”, “modernleşme”, “kurumsal gelişme” ve “azgelişmişlik” gibi kavram ve kuramlar 1950’ler ve 1960’larda sosyal bilimlerin önde gelen konuları hâline gelmiştir (Coşkun, 1989: 296).
Azgelişmişlik Kuramı olarak da bilinen Bağımlılık Kuramı, dünya “merkez ülkeleri” ve “çevre ülkeleri” olarak ikiye ayrılır. Merkezde gelişmiş ve modern ülkeler yer alır. Bu ülkelere bağımlı olarak yaşayan azgelişmiş ülkeler ise çevreyi temsil etmektedir. Modernleşme kuramının aksine bu kuramda, azgelişmişlik kapitalizmden önce gelen bir gerilik durumu değildir. Tam tersine kapitalizmin gelişiminin bir sonucudur. Bağımlılık Kuramı’na göre azgelişmişlik, daha çok merkez ülkeler olarak ifade edilen sanayi ülkeleri ile çevre ülkeleri olarak ifade edilen sanayileşmekte olan ülkeler arasındaki bağımlılık ilişkisinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kuram, merkez ve çevre ülkeler arasında “eşitsiz bir mübadele” olduğunu iddia etmektedir (Yörük, 2017: 314). Gelişmiş ülkeler dünya pazarlarını işgal ederek az gelişmiş ülkeleri sömürmektedir. Bağımlılık Kuramı çok açık olmadığı ve görüşlerin radikal olması nedeniyle pek çok eleştiri almıştır (Akış Roney, 2011: 63).
İktisadi Neoliberalizm Kuramı 1970’lerde ortaya çıkan ve 1980’lere uzanan kapitalist ekonominin genel krizine çözüm olarak geliştirilmiştir. Bu kuramın iki temel
önermesi vardır: “serbest piyasa” ve “özelleştirme”. Uluslararası serbest ticaretin ihracata dönük ekonomik büyümenin önemli bir parçası olduğunu savunan Neoklasik İktisat Kuramı’nın takipçisi olan neoliberal görüşe göre, devlet sadece kriz anında piyasaya müdahale etmelidir (Akış Roney, 2011: 636). İktisadi Neoliberalizm Kuramı’na göre kalkınma ancak piyasanın kendi kendine dengeye gelecek yapısıyla gerçekleşebilir.
Alternatif Kalkınma Kuramı’na göre kalkınma, ekonomik faktörlerin yanı sıra sosyal, kültürel ve çevresel faktörleri de içeren çok katmanlı ve karmaşık bir süreçtir. Bu kurama göre kalkınma başka ülkeler tarafından dayatılan veya kontrol edilen bir süreç değil, her toplumun kendi ihtiyaçlarına göre şekillenen ve kendi tarafından belirlenen bir süreçtir.
Sürdürülebilir Kalkınma ve Kırsal Alanlar
Sürdürülebilir kalkınma, bir yandan ekonomik büyüme ihtiyaçlarını ele alan, bir yandan da bu ihtiyaçları çevre koruması ve sosyal adalet unsurları ile harmanlayan geniş kapsamlı bir kavramdır. Sürdürülebilir kalkınmanın temel hedefi, çevrenin korunması değil, mevcut kaynakları doğru bir şekilde tüketerek ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmektir.
Sürdürülebilirlik ve Kalkınma İlişkisi
Sürdürülebilirlik, “bir şeyin sürdürülmesi veya kendini süresiz olarak sürdürmesi için bir yetenek veya kapasite” olarak tanımlanabilir. Sürdürülebilir kalkınma; “gelecek kuşakların kendi gereksinimlerini karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin bugünün gereksinimlerini karşılayabilen kalkınma” şeklinde tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınmanın üç temel prensibi bulunmaktadır (Telfer ve Sharpley, 2008: 36):
1. Bütünsellik: Sürdürülebilir kalkınma sosyal, ekonomik ve ekolojik konulardan oluşmaktadır ve bu konular birbirinden ayırt edilemez. 2. Uzun dönemli sürdürülebilirlik: Sürdürülebilir kalkınma geleceği konu alır. Temel amaç, ekosistemin ve onun değerli bir parçası olan insanın uzun dönemli sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. 3. Kaynakların adil paylaşımı: Kalkınmanın gerçekleşebilmesi için, kaynakların hem küresel ölçekte hem de nesiller arasında adil ve dengeli olarak paylaşılması gerekmektedir.
Kırsal Alanlar ve Sürdürülebilirlik
Kırsal alanlar; tarım ve hayvancılığın temel ekonomik faaliyet olduğu mekânsal yerleşimlerdir. Bu alanlarda tarım ve hayvancılığın yanı sıra turizm, sanayi ve el sanatları gibi diğer ekonomik faaliyetler de gerçekleştirilmektedir. Kırsal alanların belirlenmesinde yerel düzeyde, “kilometrekare başına 150 kişilik bir nüfus yoğunluğu” tercih edilen kriterdir. Kırsal alanların kendine özgü diğer özelliklerini ise aşağıdaki gibi sıralayabiliriz (Wiscombe, 2017: 36):
• Nüfus yoğunluğu nispeten düşük alanlardır. • Tarım, balıkçılık, denizcilik ve ilgili faaliyetlerin peyzaj ve ekonomiye hakim olduğu alanlardır. • Ulaşım ve iletişimin nispeten büyük mesafeler kat etmesi gereken yerlerdir. • Seyahat ve hizmet sunumu nispeten zor ve daha maliyetlidir.
Kırsal Alanlarda Yeniden Yapılanma Süreçleri
Yeniden yapılanma; “bir bölge, kurum, kuruluş veya işletmenin personel ve çalışma düzeni bakımından yeni bir yapıya kavuşması” olarak ifade edilmektedir. Başka bir ifadeyle, özellikle küreselleşme olgusunun neden olduğu teknolojik ve sosyal modernleşme, farklı alanlarda yeni yatırımlar, kırsal alanda yaşayan bireylerin kültürel ve sosyal yaşam tercihlerindeki değişimler vb. kırsal yaşamın pek çok alanında etkili olmaktadır. Kırsal alanlarda yeniden yapılanma süreçleri kapsamında (Balcı Akova, 2020: 101);
• Kırsal yerleşim alanları genişletilmekte, • Yeni yollar inşa edilmekte, • Arazi biçimleri yeniden tasarlanmakta, • Tarımsal ve endüstriyel binalara yeni biçimler kazandırılmakta, • Bir taraftan ormanlar ortadan kaldırılırken diğer taraftan ağaçlandırma çalışmaları yapılmakta, • Teknolojik gelişmelere adaptasyon çalışmaları yapılmakta, • Başta turizm olmak üzere farklı sektörlere yönelik kullanım alanları çeşitlendirilmekte, • Çevresel kaygılar karşısında korunan kırsal alanlar gittikçe artırılmaktadır.
Kırsal Kalkınma
Kırsal kalkınma; kırsal alanlarda yaşayan bireylerin ekonomik ve sosyo-kültürel yaşantılarını değiştirecek şekilde üretim, gelir ve yaşam kalitelerinin geliştirilmesi, bölgelerarası dengesizliklerin giderilmesi, kırsal alanlarda uygun altyapı sistemlerinin oluşturulması, tarımsal üretim kaynaklarının daha etkin bir şekilde değerlendirilmesine ilişkin uygulama ve süreçleri içermektedir (Özdemir, 2012: 19).
Kırsal Kalkınma Kavramı
Bir kavram olarak kırsal kalkınma, “kırsal alanlarda yaşayan insanların yaşam kalitesini artırmak amacıyla kırsal alanların genel gelişimini” ifade etmektedir (Wiscombe, 2017: 37). Bir başka tanıma göre kırsal kalkınma; “kırsal alanların varlığının devam ettirilebilmesi, kentsel alanlara göre daha geri kalmış olan faaliyetlerin ve kırsal halkın yaşam düzeylerinin iyileştirilebilmesi için gerçekleştirilen girişimler” olarak tanımlanmaktadır (Can ve Esengün, 2007: 44). Moseley (2003: 4) kırsal kalkınmanın üç farklı bakış açısıyla değerlendirilebileceğini ifade etmektedir:
1. Kırsal kalkınma, bünyesinde eğitim, sağlık, ulaşım, kamusal hizmetler, yönetim becerileri,
kültür ve miras ile ilgili kaynaklar vb. gibi kırsal bölgelerde yaşayan bireyleri ve onlarla ilgili tüm yaşamsal koşulları içeren geniş bir kavramdır. 2. Kırsal kalkınma, ekonomik, sosyal, kültürel, teknolojik çevre ile ilgili amaçlara sürdürülebilir bir bakış açısıyla yaklaşan çok fonksiyonlu bir yaklaşımdır. 3. Kırsal kalkınma, çevresel değişimlere sürdürülebilir bir şekilde uyarak (uyum sağlayarak), kırsal alanlarda yaşayan toplulukların refah düzeyini uzun vadeli olarak artıran önemli bir stratejidir.
Kırsal Kalkınmanın Amaçları
Kırsal kalkınmaya yönelik yapılan tanımlardan yola çıkılarak kırsal kalkınmanın en temel amacı, kırsal alanların sahip oldukları kaynakların etkin bir şekilde kullanılması yoluyla kentsel ve kırsal bölgeler arasındaki ekonomik ve sosyo-kültürel gelişmişlik farkının en aza indirilmesi olarak ifade edilebilir. Aynı zamanda kırsal alanlarda istihdam olanaklarının artırılması, kentlere yönelik göç hareketlerinin azaltılması, kırsal alanlarda yaşayan bireylerin yaşam kalitelerinin yükseltilmesi, kırsal alanlarda altyapı, sağlık, eğitim vb. gibi hizmetlerin sayısında ve kalitesinde artış sağlanması, kırsal alanlarda gerçekleştirilebilecek turizm gibi faaliyetlerin geliştirilmesi de diğer önemli amaçlardır (Ongun ve Gövdere, 2015: 47).
Kırsal kalkınmanın özünü; belirli bir kırsal alanda yaşayan bireylerin bütünsel bir şekilde tarım, ekonomi ve sosyal açılardan kalkınmalarına katkı sağlayacak tüm unsurların harekete geçirilmesi ve söz konusu unsurlardan azami seviyede faydalanılması oluşturmaktadır. Kırsal kalkınma ile (Kiper ve Yılmaz, 2008: 159-160);
• Doğal yapı onarılırken mevcut potansiyelin de etkin kullanılmasıyla tarım, hayvancılık ve ormancılıkta gelir getiren faaliyetler oluşturmak, • Mevcut geçim kaynaklarını verimli hâle getirmek, • Kaliteli üretimin arttırılmasıyla birlikte ekonomik düzeyin yükseltilmesi için gereken altyapı ve eğitim çalışmalarını gerçekleştirmek
vb. gibi çok yönlü girişimlerle kırsal alanda yaşam koşullarının iyileştirilmesi hedeflenmektedir.
Kırsal Kalkınmanın Aşamaları
Kırsal kalkınma sürecinin ilk aşaması “kırsal alandaki sorunların teşhis ve tanımlanması” olarak ifade edilmiştir. İkinci aşamada söz konusu sorunların çözülmesine yönelik uygun bir alternatif hareket tarzının seçildiği ve kırsal yapıya müdahale biçimine karar verildiği “planlama ve projelendirme” çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Tasarlanan planların ve projelerin uygulamaya konulması ile bir sonraki aşama olan “yürütme” aşamasına geçilmektedir. Kırsal kalkınma sürecinin değerlendirilmesine yönelik uygulama süreci içerisinde “izlemeler” yapılmakta ve elde edilen izleme değerleri
sürecin başarısının değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Sürecin son aşaması “bitirme ve tamamlama”dır. Burada elde edilen başarılı sonuçlar hedefler ile karşılaştırılmaktadır. Eğer başarısız bir sonuç söz konusu ise, başarısızlığın nedenleri araştırılıp düzeltici önlemler alınmaktadır.
Dünya’da ve Türkiye’de Kırsal Kalkınma
Kırsal kalkınma dünya üzerinde pek çok ülke tarafından son yıllarda büyük önem verilen konulardan biridir. Kırsal alanlarda yaşayan nüfusun dünya genelinde dağılımının eşit olmadığı bilinmektedir. Bazı bölgelerde kırsal nüfus oldukça fazlayken, bazı bölgelerde daha azdır. Gelişmişlik düzeyi arttıkça kırsal alanlarda yaşayan nüfusun payı azalmaktadır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) 2006 yılında Dokuzuncu Kalkınma Planı’nı (2007-2013) yayınlamıştır. Bu plan kapsamında 2001-2023 yıllarını kapsayan uzun vadeli geliştirme stratejisi olarak “Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi” yürürlüğe konulmuştur. Bu stratejide kırsal alanlarda kalkınma amacına yönelik çok sayıda çevre faktörü ele alınmıştır. Strateji kapsamında hedeflenen hususlar ise şunlardır (DPT, 2006):
• Kırsal ekonominin yerel kaynaklara dayalı olarak geliştirilmesi ve rekabet gücünün artırılması, • Yerel halk için istihdam olanaklarının artırılması, • İnsan kaynağının ve bu kaynağı yönetecek yapılanmaların planlanması, • Kırsal alanlarda altyapı yatırım ve hizmetlerinin arttırılması, etkin hâle getirilmesi ve refah düzeyinin geliştirilmesi, • Kırsal alanlarda doğal ve kültürel kaynakların korunmasına yönelik projelerin yürürlüğe girmesi için girişimlerin başlatılması.
2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı’nda ise kırsal kalkınma ve ilgili stratejilere daha fazla yer verildiği görülmektedir. Söz konusu planda (www.kalkinma.gov.tr);
• Mevcut tarım politikaları ve kırsal kalkınma politikalarının entegre biçimde ele alındığı görülmektedir. Söz konusu politikalar, kırsal altyapı olanaklarının geliştirilmesi ve tarım dışı diğer ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesini hedeflemektedir. • Yerel düzeyde kırsal kalkınmaya ilişkin kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi için başta Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu olmak üzere çeşitli kurumların görev ve sorumlulukları vurgulanmıştır. • Yine bu dönem içerisinde kırsal alanların alt ve üst yapısı geliştirilmiş, sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek için çevre mevzuatı ve standartları geliştirilmiştir.
Diğer taraftan gelecek projeksiyonu olarak ise;
• Kırsal kesimdeki asgari refah düzeyinin artırılarak şehir ortalamasına yaklaştırılması,
yenilikçi yöntemler geliştirilerek; arz yönlü bir hizmet sunumu için ihtiyaç duyulan kurumsallaşma, merkezi ve yerel idarelerin iş birliğiyle sağlanacağı, • Kırsal ekonominin ve istihdamın güçlendirileceği, insan kaynaklarının geliştirileceği ve yoksulluğun azaltılması, sosyal ve fiziki altyapının iyileştirilmesi ile çevre ve doğal kaynakların korunması olacağı, yerel nitelikteki kalkınma girişimlerinin destekleneceği, hizmet sunumunun kurumsallaştırılacağı, • Dezavantajlı konuma sahip olduğu düşünülen köyler (özellikle orman ve dağ köyleri), koruma altına alınmış kırsal bölgeler (millî parklar gibi) gibi alanların kalkınma sorunlarını çözmeye yönelik stratejilerin geliştirileceği, • Her bir kırsal yerleşimin spesifik kalkınma ihtiyaçları göz önüne alınarak ilçe bazında yerel kalkınma programlarının hazırlanacağı ifade edilmiştir.