AÖF Soru Bankası
TAR313U · Ünite 8

Cumhuriyet Dönemi Türk Ordu Teşkilatı

Türk Askeri Teşkilat Tarihi dersi, ünite 8 özeti

TAR313U-TÜRK ASKERÎ TEŞKİLAT TARİHİ

Ünite 8: Cumhuriyet Dönemi Türk Ordu Teşkilatı

Giriş

Birinci Dünya Savaşı sonrasında genç Türkiye Cumhuriyeti kendisini Osmanlı Devleti’nden daha stratejik bir pozisyonda bulmuştu. Zira Türkiye yeni uluslararası sistemde doğuda Sovyetler Birliği, batıda İtalya (On İki Ada ve Meis adası üzerinden), güneyde de İngiltere (Irak mandası ve Kıbrıs üzerinden) ve Fransa (Suriye mandası ve Hatay üzerinden) ile sınırdaş ülke olmuştu. Dolayısıyla Avrupa’nın büyük ve askerî açıdan kuvvetli ülkeleriyle olan sınır komşuluğu Türkiye’nin teyakkuz halinde kalmasını beraberinde getirmişti. Bahsi geçen teyakkuz hali ise Türk Ordusu’nu günümüze kadar devam edecek olan dinamik bir değişim ve dönüşüm sürecine sokacaktı. Bu dönüşüm süreci Cumhuriyet’in kurulmasından Truman Doktrini’nin ilanı ile beraber Amerikan askerî yardımlarının başlamasına kadarki 1924-1947 periyodu, Amerikan askerî yardımlarının başlamasından Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yapılmasına değin gelen 1947-1974 periyodu ve Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan Genelkurmay Başkanlığının tekrar Millî Savunma Bakanlığına bağlanmasına kadar geçen 1974-2016 periyodu olarak 3’e ayrılmaktadır.

1923-1947 Periyodu

Bu dönemde yapılan işler sırasıyla yeni bir teşkilatlanmaya gidilmesi, askerlik süresinin kısaltılması ve ordunun siyaset ile organik bağlarının kesilmesidir.

Teşkilat Yapısı

Erkânı Harbiye-i Umumiye Vekâleti 3 Mart 1924 tarih ve 249 sayılı kanun ile kaldırılarak yerine Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti (Genelkurmay Başkanlığı) kuruldu böylelikle ordunun siyasetle organik ilişkisi kesildi. Bahsi geçen zaman diliminde orduyu daha ziyade iç isyanlar meşgul etmiş, ülkenin doğu ve güneydoğusunda vuku bulan ayaklanmaları bastırma faaliyetleri üzerine yoğunlaşırmıştır. Bu dönemde dünyada ilk kez Osmanlı/Türk askerî karar vericileri tarafından uygulamaya konulan “üçlü kuruluş” yapısının esas alındığı ve Türk Kara Kuvvetleri’nin ikişer tümenli dokuz kolordu ile üç süvari tümeni ve birkaç müstahkem mevkiden ibaret üç ordu müfettişliği halinde teşkilatlandırıldığı görülmektedir. Bunun dışında n 1930 yılında Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde bir Gaz Müfettişliğinin oluşturulması ve 1932’de de kolordu yetkisi verilen İstanbul Komutanlığının kurulması bu dönemin göze çarpan yenilikleridir. İlk muharip tank taburu 1934 yılında Kara Kuvvetleri teşkilat yapılanmasına dâhil edilmişti. Bununla birlikte Türk Ordusu’na tankın ilk kez 1927 yılında girdiği görülmektedir. O dönemde Türk Ordusu, Fransa’dan bir adet Renault FT-17 tankı satın alarak muharebe sahalarında boy göstermeye başlayan tankı ilk kez envanterine sokmuştur. 1934 yılında 2’nci Süvari Tümeni bünyesinde kurulan ilk tank taburunda ise yine Sovyetler Birliği’nden temin edilen T-26 tankları ve BA-6 zırhlı otomobilleri ile beraber Zis kamyonları ve Alman NSU sepetli ordu motosikletleri kullanılmıştır. Tabura daha sonra “Türk Zırhlı Birliklerinin Babası” olarak anılacak olan Süvari

Binbaşı Tahsin Yazıcı komuta etmiştir.1935 yılı Nisan ayından itibaren “Orgeneral” rütbesi ihdas edilmiş ve daha önce ordu komutanlığı yapan kimseler rütbece “Birinci Ferik” olarak anılırlarken artık “Orgeneral” şeklinde anılmaya başlanmışlardı. Ayrıca “Müşir” ifadesi “Mareşal”, “Ferik” ifadesi “Korgeneral”, “Fırka (Tümen) Kumandanı Mirliva” ifadesi “Tümgeneral”, “Mirliva” ifadesi “Tuğgeneral”, “Miralay” ifadesi “Albay”, “Kaymakam” ifadesi “Yarbay”, “Birinci Mülazım” ifadesi “Teğmen”, “Mülazım” ifadesi ise “Asteğmen” olarak değiştirilmiştir. Türkiye savaşın sona ereceği 1945 yılına değin peyderpey değişime uğrayan bu dinamik kuruluş yapısını kabul edecekti. Savaş bittikten sonra ise tekrar barış dönemi şartları esas alınacak ve bazı kolordu ve tümenler lağvedilecekti. Yeni teşkilatlanmada 2, 3, 5, 6, 7, 8, 9 ve 15’inci kolordular faal kalmış, diğer bir deyişle altı kolordu lağvedilmişti. Keza lağvedilmeyen birlikler de barış dönemi şartlarına göre tensik edilmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’na girmeyen Türk Ordusu’nun teşkilat, eğitim ve teçhizat yapısı bakımından diğer ordulardan geri kalmaması için ise 1947 yılı itibarıyla dönemin en modern ve en önemli askerî gücü sayılan Amerikan Ordusu örnek almıştır.

Eğitim Yapısı

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte kapanan Piyade Endaht (Atış) ve Topçu Endaht okulları 1923 yılında tekrar faaliyete geçirildi. Bunları süvari sınıfı eğitimi için Binicilik Okulu’nun açılması izledi (İstanbul- 1925). Ardından İstihkâm Okulu (İstanbul-1926) ve Muhabere ve Demir yolu gibi diğer teknik sınıflar için de Fen Tatbikat Okulu (İstanbul-1926) açıldı. Yine Nakliye sınıfı için Şoför ve Nakliye Okulu (Konya-1926 ve İstanbul-1927), Levazım sınıfı için Levazım ve Yüksek Levazım Okulu (1927), keza motorizasyon ve mekanizasyonun önemli bir aşama kaydetmesiyle Nakliye ve Motorlu Birlikler Okulu (İstanbul-1938), Tank Talimgâhı (Ankara-1942), Tank Okulu (Ankara-1943) eğitim vermeye başlamışlardır. Bunların yanı sıra Dağ Talimgâhı (Muğla-1926) ve Sahra Sıhhiye Er Eğitim Merkezi (İstanbul-1926) gibi ihtisas eğitimi veren okullar da Cumhuriyet’in ilan edilmesinden hemen sonra faaliyete geçmişlerdi. Aynı dönemde askerî liselerin ve astsubayların eğitim çalışmalarına da önem verildi. Bu kapsamda Kuleli Askerî Lisesi (İstanbul-1923/1925), Bursa Askerî Lisesi (1925) ve Maltepe Askerî Lisesi (İstanbul-1928) askerî lise eğitimlerine başladılar. Cumhuriyetin ilanının ardından 1924 yılında ilk mezunlarını veren Kara Harp Okulu’nda 1929 yılı itibarıyla bir Yedek Subay Okulu açılmış ve 1931’de bu okul müstakil hale getirilmişti. Aynı yıl Kara Harp Okulu’nda teşkilat değişikliğine gidilerek sınıf teşkilatından alay kuruluşuna geçildi. Bunlarla beraber, 1923-1947 sürecinde eğitim alanında uygulanan en önemli kararlardan biri, askerî personelin eğitimi için yurt dışından sözleşmeli askerî uzman getirilmesiydi. Osmanlı Devleti’nin son döneminde olduğu gibi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da Alman askerî sistemi esas alınmış ve ağırlıklı olarak Alman askerî uzman istihdamına gidilmiştir. Aynı


dönemde Fransız, Avusturyalı, Rus ve İngiliz askerî uzmanlardan da müşavir olarak yararlanılacaktır. “Ali Mektebi” adı verilen uygulama kapsamında okuma yazma bilmeyen askerlere okuma yazma öğretilmiş, temel vatandaşlık, din ve sağlık gibi konularda bilgilendirilmiştir.

Teçhizat ve Lojistik Hususlar

Yerli savunma sanayinin stratejik önemi haiz olduğunun bilinciyle, 1924’ten itibaren Ankara Top ve Silah Tamirhanesi (1924), Ankara Fişek ve Marangoz Fabrikaları (1924), Kırıkkale Topçu Mühimmatı Fabrikası (1925), Kırıkkale Çelik Döküm ve Haddehanesi (1926), Topçu Mühimmatı Fabrikası (1925), Kırıkkale Pirinç Döküm ve Haddehanesi (1926), Ankara Fişek Fabrikası (1928), Kayaş Kapsül ve İmlâ Fabrikası (1930), Kuvvet Santrali ve Çelik Fabrikası (1931), Kırıkkale Tüfek Fabrikası (1935), Kırıkkale Nitroselülözlü Barut Fabrikası (1935), Kırıkkale Top Fabrikası (1937), Nal Fabrikası, Dişli Fabrikası, Muhabere Tamirhanesi kurulmuştur. Bunlarla beraber Osmanlı döneminden intikal eden Bakırköy Barut Fabrikası, Zeytinburnu Tapa Fabrikası, Zeytinburnu Silah Tamirhanesi gibi yerlerle, Maliye Bakanlığından devralınan Silahtarağa Barut Fabrikası ve Elmadağ Barut ve Patlayıcı Maddeler Fabrikası, Gümrük ve Tekel Bakanlığından devralınan Av Fişek ve Elmadağ Barut Fabrikaları ile Kızılay’dan devralınan Gaz ve Maske Fabrikası bu dönemde yerli savunma sanayinin kuvvetli tutulması için faaliyet göstermişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce ve savaş esnasında Amerikan Ödünç Verme ve Kiralama Yasası başta olmak üzere, farklı ülkelerden farklı özellikteki silah ve teçhizatın teminine gidilmesi önemli bir sorunu beraberinde getirmiş ve Türk Kara Kuvvetleri daha önce hiç olmadığı kadar lojistik açıdan dışa bağımlı hale gelmiştir.

1947-1974 Periyodu

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Harry S. Truman 12 Mart 1947 tarihinde sonradan “Truman Doktrini” adıyla anılacak ünlü konuşmasını yaparak Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye ve Yunanistan’a askerî ve iktisadi açıdan yardım edeceğini açıklamıştır. Bu yardımda Kara, Hava ve Deniz Kuvvetlerine hem de askerî üretim tesisleri ve stratejik önemi haiz yolların inşası için çeşitli maddi yardımları kapsamaktaydı.

Teşkilat Yapısı

İkinci Dünya Savaşı sonrasında görülen en önemli teşkilat değişikliği Genelkurmay Başkanlığının Millî Savunma Bakanlığına bağlanması ve kuvvet komutanlıklarının kurulmasıdır. 30 Mayıs 1949 tarihinde kabul edilen 5398 sayılı “Millî Savunma Bakanlığının Kuruluş ve Görevlerine Dair Kanun”un dördüncü maddesi ile Türk Ordusu’nun teşkilat yapısı bağlamında yine çok önemli bir yenilik getirilerek Kara ve Deniz Kuvvetleri Komutanlıkları ihdas edilmiştir. Bu sayede Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri’nin başlarında birer orgeneralin/oramiralin bulunması, onları altında ise her kuvvetin korgeneral/koramiral rütbesinde birer kurmay başkanına sahip olması uygun bulunmuştur.

Ayrıca kuvvet komutanlıklarının ihdası ile küçük karargâhlarda “S” (Staff); tümen, kolordu ve ordularda “G” (General Staff) ve büyük karargâhlarda da “J” (Joint: müşterek karargâh) gibi karargâh yapılanmaları oluşturulmuştur. Bu dönemde önce “Topçu Havacılığı” ardından da “Kara Havacılığı” olarak adlandırılan yapı Türk Kara Kuvvetleri teşkilatlanması içerisine giren önemli bir yenilik oldu. Envantere giren modern Amerikan tipi top ve obüsler Alman askerî sisteminden miras kalan görerek atmaya dayalı usulün değişmesine sebep vermiştir. Truman Doktrini sonrasında başlatılan reorganizasyon çalışmaları kapsamında Türk Kara Kuvvetleri bünyesinde ihdas edilen yardımcı sınıfların ilki Ordudonatım sınıfıdır. Genel bir ifadeyle harp silah ve vasıtalarının, ikmal maddelerinin, yedek parçaların ve mühimmatın tasnifi, bakımı, onarılması, kurtarılması, yenileştirilmesi ve taşınması işlerinden sorumlu olan Ordudonatım sınıfının Amerikan askerî sistemine geçiş sürecine kadar Türk Ordusu içerisinde bulunmaması Amerikan askerî yardımının teslim alındığı süreçte önemli sıkıntılar doğurmuştur. Ordudonatım sınıfı dışında teşkilat yapısına giren diğer önemli yardımcı sınıf ise Personel sınıfıydı. Türk Ordusu’nda ise Personel sınıfının kuruluş çalışmaları 1951 yılında başlamıştır. Türk askerî yetkilileri kendileri için yeni olan bu sınıfın ihdası konusunda Amerikan Askerî Yardım Kurulu’ndan yardım talep etmiş ve nihayetinde bu alandaki uzmanlığı bilinen Amerikalı Yarbay Leon D. Marsh müşavir olarak görevlendirilmiştir. Yapılan planlamaya göre, ilk etapta sağlık ve benzeri sorunlarından ötürü muharip sınıflarda görev yapamayacak durumdaki subaylar ile daha önce subay oldukları halde çeşitli nedenlerle muamele memuru statüsüne geçen askerî memurların Personel sınıfı için kaynak havuzu oluşturmalarına gidilmiştir. Diğer bir gelişme de subay ve erat arasında bağlantıyı sağlayacak ara kademenin sayı ve nitelik bakımından daha iyi duruma getirilmesi olmuştur. Bu amaçla sanat sahibi veya sanat sahibi olabilecek yetenekteki erattan istifade edilmesi düşünülmüş ve bu kişiler arasında istekli olanların “Uzman Çavuş” adı altında istihdam edilmelerine karar verilmiştir. Türkiye’nin 18 Şubat 1952’de NATO’ya üye olmasından hemen sonra Türk Ordusu’nda gayrinizami harbe hazırlık ve gayrinizami harbin yönetilmesi hususunda görev yapacak bir teşkilatlanmanın ihdası düşünülmüştü. Bu üşünce kapsamında 22 Eylül 1952 tarihi itibarıyla Genelkurmay Başkanlığı içerisinde gayrinizami harbe hazırlık faaliyetlerini yürütecek olan yapı “Hususi ve Yardımcı Muharip Birlikleri” adıyla kurulmuştur. 1960 yılından itibaren ise mekanizasyon ve motorizasyon hedeflerine büyük ölçüde ulaşılması ile birlikte evvela Türk Kara Kuvvetleri bünyesindeki süvari birliklerinin lağvedilmesine dair çalışmalar hızlandırılmıştır. Bu kapsamda süvari alayları bir bir lağvedilirken, bu alaylarda görevli Süvari sınıfı subayların sınıfları değiştirilerek tank sınıfına geçmişlerdir. Bu dönemin diğer önemli gelişmeleri, 1961 yılı itibarıyla Genelkurmay Başkanlığının bir kez daha Başbakan’a karşı sorumlu hale getirilmesi ve o döneme değin Kara, Deniz, Hava ve Jandarma birliklerinin


genelini tanımlamak için kullanılan “Ordu” kavramının yerine “Türk Silahlı Kuvvetleri” kavramının kullanılmasıdır.

Eğitim Yapısı

1882 yılı itibarıyla kabul edilen Alman (Prusya) askerî doktrinini altmış beş yıl sonra terk edip Amerikan askerî doktrinini benimsemek belirli bir intibak sürecini gerektirmiştir. Yeniden yapılandırma sürecinin başlangıç safhasında teknik eğitim ön planda tutulmuş, ardından ise gönderilen silah ve teçhizatın taktik bakımdan kullanımını gösterilmiştir. 1950’li yılların askerî eğitim açısından çok önemli bir gelişmesi de Kara Harp Okulu’na ilk bayan öğrencilerin alınmasıdır. İlk bayan askerî öğrenci İnci Arcan 1955 yılı Ağustos ayı itibarıyla Kara Harp Okulu’na kabul edilmiştir. Daha sonra “Millî Güvenlik Akademisi” adıyla da anılacak olan Millî Savunma Akademisi 1952 yılı sonunda öğretime başlamıştır. Ayrıca Kara-Deniz-Hava kuvvetleri mensubu kurmay subayların muharebelerde başarılı şekilde işbirliği yapabilmelerini kolaylaştıracak bir Müşterek Hap Akademisi eğitiminin açılması da yine bu dönemde (14 Ekim 1954) mümkün olmuştur. Başlangıçta kıt’aların bünyesinde oluşturulan acemi eğitim merkezleri daha sonra müstakil talimgâhlar halini yine bu dönemde almışlardır.1947-1974 yılları arasında Türk Kara Kuvvetleri’nde eğitim açısından göze çarpan diğer bir önemli gelişme ise 1957 yılına kadar Topçu Okulu bünyesinde faaliyet gösteren Kara Havacılık Grubu’nun Topçu Okulu’ndan ayrılarak müstakil bir Kara Ordusu Havacılık Okulu’nun kurulmasıdır. Kara Ordusu Havacılık Okulu’nun teşkili ile kara havacılık çalışmalarında daha nitelikli bir eğitim altyapısı oluşturulmuştur.

Teçhizat ve Lojistik Hususlar

12 Mart 1947 yılında ilan edilen Truman Doktrini sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin Sovyetler Birliği’nden gelebilecek tehlikelere karşı Türkiye’ye yardım edeceğini açıklaması teçhizat ve lojistik hususlar yönünden de bir kırılma noktası olmuştur. Bu bağlamda en büyük önemin Kara Kuvvetleri’ne verilmesi ve Kara Kuvvetleri envanterinde bulunan yaklaşık %80 oranındaki Alman menşeli olan silah ve teçhizatın Amerikan menşeli silah ve teçhizat ile değiştirilmesi üzerinde anlaşılmıştır. 1952’de Türkiye’nin NATO’ya üye olmasından sonra piyade birliklerinde motorizasyon açısından büyük aşama kaydedilmiştir. Mekanizasyona daha fazla önem verilmiş, kadrolardaki hafif ve ağır makineli tüfek sayıları arttırılmıştır. Piyade birlikleri uçaksavar, tanksavar, roketatar, tepkisiz (geri tepmesiz) top ve havanlarla güçlendirilmiştir. Kore Savaşı’nda elde edilen tecrübeye istinaden, telli ve telsiz irtibat kabiliyetinin geliştirilmesine çabalanmıştır. Topçu birliklerinde kundağı motorlu toplar, çekili toplar ve obüslerin sayısı arttırılmıştır. Nükleer başlık atma kapasitesine sahip füzeler ve Nike güdümlü füze sistemi Topçu envanterine alınmıştır. Yaklaşık on yıl sonra, 1964’te bunu M-48 tanklarının envantere girmesi takip edecektir. Ayrıca M-113 zırhlı personel taşıyıcıları ile M- 44 ve M-52 kundağı motorlu obüslerinin alınması da zırhlı

birliklere bağlı piyade ve topçu taburlarının kuvvetlerini pekiştirilecektir. 1964 yılında ki Kıbrısta Türklere yapılan zulümler ve Amerika’nın bu olaylara karşı Türkiye’ye müdahale etmemesi ile ilgili yaptığı baskılar sebebiyle dışa olan bağımlılığın azalması gerektiği de bu dönemde anlaşılmıştır.

1974-2016 Periyodu

Cumhuriyet dönemi Türk Kara Kuvvetleri’nin tarihçesine bakıldığında teşkilat, eğitim ve teçhizat konularında üçüncü önemli geçiş döneminin Kıbrıs Barış Harekâtı ile başladığı söylenebilir. 20-22 Temmuz 1974 ve 14-16 Ağustos 1974 tarihleri arasında, iki safhada başarıyla icra edilen bu sınır ötesi harekât sonrasında Türk Kara Kuvvetleri teşkilat yapılanması bakımından bazı değişikliklere gitmiştir.

Teşkilat Yapısı

Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında Türk Kara Kuvvetleri Komutanlığı teşkilat yapısı içerisinde kolordu boyutunda bir askerî kuvvet meydana getirilerek “Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri” adıyla Kıbrıs’ta konuşlandırılmıştır. Aynı dönemde muharip piyade tugaylarının teşkilat yapısında da değişikliğe gidilerek “tugay-alay” kuruluş yapısından “tugay-tabur” kuruluş yapısına geçilmiştir. Kıbrıs Barış Harekâtından bir yıl sonra, yani 20 Temmuz 1975 tarihinde ise Ege Ordu Komutanlığı kurulmuştur. 1980’li yıllara gelindiğinde ilk önemli gelişme Kara Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde bir Eğitim Komutanlığının kurulmasıdır. 1985 yılında böyle bir komutanlığın kurulması teşkilat yapısına yenilik getirmekle beraber eğitim faaliyetleri açısından da önemli bir teşebbüs olmuştur. Kara Kuvvetleri Eğitim Komutanlığının kurulmasından hemen bir yıl sonra, Kara Havacılık birliklerindeki değişim ve dönüşüme paralel biçimde, Kara Havacılık bünyesindeki birliklerin modernizasyon faaliyetlerini daha sıkı takibi, koordinasyonu ve personel ihtiyacının en iyi şekilde karşılanabilmesi adına “Kara Havacılık” sınıfı kurulmuştur. 1988 yılında yine önemli bir adım atılarak Türk Kara Kuvvetleri lojistik sisteminin daha etkin bir hale getirilmesi amacıyla Türk Kara Kuvvetleri teşkilatlanması içerisinde bir “Lojistik Komutanlığı” ihdas edilmiştir. Adı geçen komutanlık Kara Kuvvetleri karargâhı ile ordular ve müstakil kolordular arasında icracı bir yapı olacak şekilde teşkil edilmiştir. 1990’lı yıllarda teşkilatlanma açısından bir diğer mühim değişiklik hava savunma faaliyetlerin Topçu sınıfı içerisinden alınması ve 13 Ekim 1996 tarihi itibarıyla müstakil bir Hava Savunma sınıfının ihdasıdır (Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun [13 Ekim 1996], Resmî Gazete). 2000’li yıllarda ise Kara Havacılık Komutanlığının kurulması (2003), muhabere alaylarının kurulması (2003), istihkâm alaylarının kurulması (2006), profesyonel orduya geçiş çalışmaları kapsamında sözleşmeli erbaş-er istihdamına başlanması (2012), bazı motorlu piyade tugay komutanlıklarının komando tugay komutanlıklarına dönüştürülmesi (2015-2016) gibi hususlar Türk Kara Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde teşkilatlanmaya dair önemli gelişmeler olarak gösterilebilir.


Ancak hiç şüphesiz ki teşkilat yapısı bakımından bu dönemin en önemli gelişmesi, 15 Temmuz 2016’da teşebbüs edilen askerî kalkışmanın ardından Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının Millî Savunma Bakanlığına bağlanmasıdır.

Eğitim Yapısı

1974-2016 periyodunun ilk önemli gelişmesi, 1961 yılında kapatılan Bursa (Işıklar) Askerî Lisesi’nin tekrar açılmasıdır. Kuleli Askerî Lisesi ile beraber başka bir askerî lisenin daha faaliyet göstermesi gerektiğine karar verilmesi üzerine önce 1974’te Işıklar Askerî Lisesi, ardından da 1983’te Maltepe Askerî Lisesi kapılarını bir kez daha askerî öğrencilere açmışlardır. Harp okullarının eğitim-öğretim düzeylerinin yükseltilebilmesi amacıyla, daha önce üç yıl olan eğitim-öğretim süresi dört yıla çıkarılmıştır. 1987 yılı itibarıyla Balıkesir’de “Teknik Astsubay Hazırlama Okulu”nun açılmasıdır. Bir yıl sonra Ankara’daki “Elektronik Astsubay Hazırlama Okulu”nun ve 1997 yılında da Çankırı’da konuşlu “Astsubay Hazırlama Okulu”nun Balıkesir’e taşınmasıyla bu şehirde “Çok Programlı Astsubay Hazırlama Okulu” kurulacak ve 2003 yılından itibaren bu eğitim kurumu meslek yüksek okulu haline getirilmiştir.

Teçhizat ve Lojistik Hususlar

Amerika’nın Kıbrıs haretei sonrası uyguladığı ambargo sebebi ile Türkiye kendi imkanlarını seferber etmeye başlamıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan önce ilk etapta Türk Kara Kuvvetleri envanterine 66 milimetrelik M-72 hafif tanksavar silahı (LAW), 90 milimetrelik M-67 geri tepmesiz toplar (GTT), 120 milimetrelik havanlar, 35 milimetrelik Oerlikon uçaksavarlar, topçu atış kontrol ve ateş idare malzemelerinin sokulmasına dair çalışmalar başlatılmıştır. Ayrıca G-3 piyade ve MG-3 makineli tüfeklerinin yapımına, mühimmat imaline, paraşüt, pil ve muhtelif yedek parçaların üretimine yönelinmiştir. 1980’de 1011 Ağır Bakım Fabrikası, 1981’de Arifiye Tank Palet Fabrikası, 1983’te ise Kayseri Tank Fabrikası açılması yerli savunma sanayinin geliştirilmesine yönelik değerli adımlardır.

Cumhuriyet Döneminde Donanma ve Hava Gücü

Donanma

29 Ekim 1923 tarihinden itibaren “Cumhuriyet Donanması” adını alan yeni Türk Bahriyesi önemli kısmı hurda halinde olan gemilerden oluşuyordu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın hazırladığı eylem planı ile evvela bir Bahriye Vekâleti kurulacak, eğitim donanması teşkil edilecek ve Türk Bahriyesi’nin talim ve terbiye açısından daha iyi hale getirilmesi için Almanya’dan bir eğitim kurulu getirilecekti. Ne var ki ilk zamanlarda teşkilatlanma, eğitim ve bakım konularında atılım yapılsa da, gerek Türk Ordusu’nun karacı kimliğinin ağır bastığı görüldü. 1947 yılında gelen heyet ve Amerikan Deniz Kuvvetleri Harekât Başkanlığının incelemeleri sonucunda Türkiye’ye 4 denizaltı, 8 ufak mayın tarama gemisi, 1 denizaltı tamir

gemisi, 1 donanma taşıt mazot gemisi ve 1 de ağ gemisinin verilmesi kararlaştırıldı. Ayrıca deniz fabrikaları ile ikmal tesislerinin iyileştirilmesi, Türk Deniz Kuvvetleri’ndeki eğitim faaliyetlerinin ıslahı ve yeniden yapılandırılması maksadıyla eğitim müesseselerine birer Amerikalı müşavir subayın verilmesi ve malzeme kontrolü yapmak üzere bir Amerikan subay heyetinin gönderilmesi hususunda mutabakata varıldı. Ardından 1949 yılında bu kez 4 muhribin (Gelibolu, Giresun, Gemlik, Gaziantep) Türk donanmasına katılmasıyla yapılan yardım pekiştirildi. Türkiye’nin bu deniz sahasını etkin biçimde koruyabilmesi adına “Kuzey Deniz Saha Komutanlığı” ve “Güney Deniz Saha Komutanlığı” adı altında iki komutanlık kuruldu. 1990’lı yıllara gelindiğinde MİLGEM projesi adı altında tamamıyla millî imkânların seferber edilmesine dayanan bu proje kapsamında 2011 yılında TCG Heybeliada, 2013 yılında TCG Büyükada, 2018 yılında TCG Burgazada ve 2019 yılında da TCG Kınalıada korvet sınıfı gemileri Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterine girmiştir.

Hava Gücü

Öte yandan 1 Temmuz 1932 tarihinden itibaren Havacı personel ayrı bir muharip sınıf olarak kabul edilmiş ve 1933 yılı ile birlikte Hava sınıfına mensup personel havacılığın sembolü olan mavi renkli üniformalar giymeye başlamışlardı. Envanterdeki uçak sayısının arttırılmasına devam edildi. Özellikle bu dönemde adlarından sıkça bahsedilen Alman Heinkel He-111 ve İngiliz Bristol Blenheim bombardıman uçakları 1937 yılında envantere katıldı. Yeni uçakların teminiyle aynı yıl Kütahya’da 4’üncü Tayyare Alayı kuruldu. 23 Ocak 1944’te müstakil bir Hava Kuvvetleri Komutanlığı kurulmuş ve günümüzdeki modern teşkilat yapısının temeli atılmıştır. 1950 yılında Türk Hava Kuvvetleri’nde görev yapacak ilk jet pilotları eğitim için Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. 1950’li yılların sonlarında ise düz ve ufki uçuşta ses sınırını geçen ilk savaş uçağı olan F-100D Super Sabre Türk Hava Kuvvetleri envanterine girmiştir. Yine Türk Hava Kuvvetleri tarihinde büyük önemi haiz olan F-4 E Phantom savaş uçakları 1974’te, F-16 savaş uçakları ise 1987 yılı itibarıyla Türk Hava Kuvvetleri envanterine katılmışlardır. Öte yandan modern konvansiyonel ve gayrinizami savaşlarda çok değerli hale gelen insansız hava araçları (İHA) ve silahlı hava araçları (SİHA) da günümüzde Türk Hava Kuvvetleri tarafından etkin şekilde kullanılan ve yerli üretimine başlanan unsurlar haline gelmişlerdir.2008 yılında yapım çalışmalarına başlanan yerli ana muharebe tankı Altay’ın ise iki prototipi başarıyla üretilmiş olup, seri üretim çalışmaları halen devam etmektedir. ASELSAN marifetiyle muhtelif muhabere sistemleri ile hedef tespit cihazları ve kontrol sistemlerinin üretilmesine de geçilmiştir. Türkiye’de üretilen ve T-129 ATAK adını alan ilk taarruz helikopteri 2014 yılında Türk Kara Kuvvetleri’ne teslim edilmiştir.

Ünite 8 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç