TAR232U-TÜRK KÜLTÜRÜ VE TARİHİNE GİRİŞ
Ünite 8: Genel Türk Tarihine Giriş
Giriş
Türklerin ana yurdu, Türklere ait yazılı belgeler, sözlü edebiyat türleri, arkeolojik buluntular kısacası Türk tarihine dair her şey Genel Türk Tarihinin konusu içine girmektedir. Moğolistan’dan Doğu Avrupa’ya kadar Türk varlığının bulunduğu her coğrafya ve bu bölgelerde kurulmuş Türk devletleri doğrudan genel Türk tarihi ile ilgilidir.
Türklerin Tarihi Yurdunda Kurulan Türk Devletleri
Bu bölümde Asya Hunları, Ak Hun-Avar Devleti, Kök Türk Kaganlığı, Uygur Kaganlığı ve Kırgız Hanlığı konuları ele alınmıştır.
Asya Hunları
Çince belgelerde Türklerin ve dolayısıyla Hunların atalarının tarihi M.Ö. 2400’lere kadar dayandırılıyor ve umumiyetle Türk tarihçilerinin büyük bir kısmı da mazideki en eski Türk devleti olarak şimdilik Hunları kabul ediyorlar.
Hun tarihinin en kudretli ve meşhur hakanı, Börü Tonga (veya Tokta/Mo-tun) Yabgu’dur.
Arkasından devlet teşkilatını yeniden düzenleyen Börü Tonga (Tokta/Mo-tun), doğudaki komşuları Tung-huların kendisinden devamlı toprak istemesi üzerine onları büyük bir bozguna uğrattı. Börü Tonga (Tokta/Mo-tun), Asya’da siyasî hâkimiyeti sağladıktan sonra Çin topraklarına doğru akınlara başlamıştır.
Ondan sonra yerine geçen oğlu Kök Bilge (Laoshang/Chi- yü/Chi-chou/Ki-ok) Kagan da babası gibi mücadeleci olup, Çin’i birkaç kez mağlubiyete uğratarak, vergiye bağlamıştı.
Türkler arasındaki ilk ayrılık M.Ö. 55 yılında meydana geldi. Çin imparatorluğu, Çu-Talas nehirleri arasında bir başkent yapan Hunları, 70.000 (kimi kaynaklarda 140.000) kişilik kuvvetli bir orduyla bastı ve bu Hun merkezi M.Ö. 36’da tamamen yıkıldı.
Türk kültürünün hâkim olduğu siyasi bir yapı olan Hunlar tarih sahnesinden hemen silinmediler ve Kuzey Çin ve Moğolistan topraklarında olduğu üzere, Asya coğrafyasında da yeni yeni Türk-Hun sülaleleri ortaya çıktı.
Ak Hun-Avar Devleti
Büyük Hun Devletinin yerini almaya çalışan bir başka hanedan da Ak Hun-Avarlardır. Muhtemelen Ak Hun- Avarlar 4. asırdaki İran Doğu Roma savaşlarında, Farsların yanında yer aldılar, II. Şapur’a (309-379) destek oldular ve İran topraklarına girdiler.
Sasanilerle önce savaşıp sonra da barış yapsalar da bir süre sonra yine ilişkileri bozuldu.
Ancak Sasani İmparatoru Firuz’un 484 yılında ölümü üzerine Sasanilerin direnci kırılmış, Horasan sınırındaki Merv yolu üstünde bulunan Herat, Yabgu Aksungur’un komutasındaki Ak Hunların eline geçmişti.
Büyük Hun Devletinin parçalanmasıyla ortaya çıkan idarelerin en dikkate değerlerinden Ak Hunların teşekkül devresi daha önceden de belirttiğimiz üzere çok eskilere gitmekle beraber, ciddi anlamda bir güç olmaları 5. ve 6. asırlardır.
Ak Hunların bir bölümü, Hazar’ın güneyi ve kuzeyinden Kafkasya’ya doğru aktılar ve yeni siyasi teşekküller etrafında bir araya geldiler, bunlardan biri de Avrupa’da kökleşen Avarlardır.
Kök Türk Kaganlığı
Eski Çin belgelerindeki kayıtlara göre Kök Türkler eski Hunların soyundan gelip onların bir koludur. Kendileri Börülü adlı bir aileden türemişlerdir. Komşu bir devlet tarafından mağlup edilerek, top-yekûn öldürüldüler. Yalnızca bir çocuk sağ bırakılmıştı. Onun da kollarını ve bacaklarını keserek büyük bir bataklığın içerisine attılar. Bu sırada çocuğun yanında bir dişi kurt ortaya çıkarak ona her gün yiyecek getirdi. Daha sonra kurt, çocuktan gebe kaldı.
Herkesin bilmediği, sarp bir yerden geçilen çok büyük bir ovada kurt on erkek çocuk doğurdu. Börülü ailesi bu on çocuktan birinin soyundan geliyordu.
Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devletine de adını veren tarihteki Kök Türk Kaganlığı, Türklerin millet olma şuuruna eriştiği en yüksek siyasi teşekküldür. Kök Türk Kaganlığının temelini oluşturan Börülüler soyu, kurdukları devlete kimsenin itiraz etmeyeceği bir ismi koydular.
Bumın’ın oğlu Börü Kan (Mo-kan/553-572) zamanında Kök Türkler en kudretli çağlarından birini yaşadı. Bu sırada Türklerin tesiriyle Çin’de büyük bir Türk hayranlığı başladı. Türkler gibi yaşamak, onlar gibi giyinmek modaları yaygınlaşırken Ak Hunların ortadan kalkmasından sonra Sasanilerin, Kök Türklerle imzaladıkları anlaşmaya uymamaları üzerine tarihte ilk defa Türkistan’dan Bizans’a vuku bulan elçilik hadisesi gerçekleşti.
630 yılında Kök Türklerin başında bulunan İllig Kagan’ın da tuzağa düşürülerek, Çin orduları tarafından yakalandığını görüyoruz.
Türk devletinin doğu ve batısındaki bu gelişmelerin ardından 639 yılında Türk tarihinin en önemli olaylarından biri yaşandı. O sene, bir Kök Türk tigini ve Türk tarihinin en büyük kişilerinden olan Kür Şad’ın isyanı gerçekleşti.
Bu sırada, zaman zaman Altaylar ve Orkun bölgesine hâkim olan Börülü kaganları, bazan da Sır Tarduş ve Oguz gibi Türk kabileleri geçici de olsa Türk devletinin idaresini üstlendiler.
Kapgan Kagan devri Kök Türklerin altın çağıdır. Asya’nın tek hâkim gücü olan Kapgan Kagan, bütün Türkleri tek bir bayrak altında toplayarak, Türk birliğini bir kez daha gerçekleştirdi.
Bilge Kagan’ın 734 yılında zehirlenmek suretiyle vefatının ardından artık memleketi yöneten kaganlar hiçbir zaman eski istikrarı sağlayamadılar.
Orta Asya ile Türkistan’a Kök Türkler çağında kısmi de olsa bir huzur gelmişti. Yaklaşık 200 yıl kadar devam eden, Börülülerin bu sülalesinin kurduğu temel, kendinden sonrakilerin en önemli güç kaynağı oldu.
Uygur Kaganlığı
Türklerin zengin ve görkemli tarihlerinin önemli bir bölümünü Uygurların Türk devletinin başında bulunduğu dönem meydana getirir.
Uygur ismi Türkçe belgelerde ilk defa 716 senesinde Uygurların, Kök Türk Kaganlığına baş kaldırmaları sebebiyle Bilge Kagan Yazıtında geçer.
Maalesef bu çağlarda, belki biraz da Çin’in telkiniyle Kök Türk Kaganlığına karşı Basmıl, Uygur ve Karluklardan meydana gelen bir işbirliği oluştuğu anlaşılır.
Uygur Kaganlığının gerçek varisi olan, Börü Ken’in (Mo- yen Çor) büyük oğlu Kutlug Bilge Yabgu, muhtemelen 758 yılında öldürüldüğünden, onun kardeşi Bögü, Uygur Kaganlığının başına geçti. Bunun zamanında da Çin’deki iç karışıklıkların devam ettiğini, Çin’i kurtarma harekatına Bögü Kagan ile hanımının yanı sıra pek çok büyük Türk komutanının da katıldığını görmekteyiz.
Bögü Kagan zamanında birçok Uygur geleneği değişmişti. Çinlilerle ticareti artırdıklarından beri bir sürü değerli şeye sahip oldukları gibi gösterişe de alıştılar.
Türk devleti hem Uygurlar çağında, hem de onlardan önce Sogdlar ve bunlara benzer halkları belki ticari kabiliyetleri ve çok dilli olmalarından dolayı, özellikle dışişlerinde sıkça kullandı.
Uygurlarla beraber Türk sosyal hayatı da artık değişmişti. Erkekler savaşarak kazanmak yerine, daha kolay olan bir yolu; ticareti, ziraati ve bankerliği seçiyorlardı.
Kendi öz vatanlarında huzur bulamayacağını anlayan Uygur Türkleri Asya’nın çeşitli yerlerine dağıldılar. Ötüken Uygur Kaganlığı yıkıldıktan sonra Türkler özellikle iki bölgede tutunmaya çalıştı. Bunlardan birisi Çin’in Kansu havalisi, diğeri de Turfan-Koço merkezli Doğu Türkistan’dır.
Kırgız Hanlığı
Ötüken’deki Uygur hâkimiyeti sona erince onların yerine Kırgız Türkleri geçmişti. Kırgız isminin manası ve menşei hususunda çok değişik görüşler varsa da, herhalde bu ad “kırk” sayısının çoğuludur.
Hunlar devrinde, Türk-Hun birliği içerisinde gördüğümüz Kırgız Türkleri, sonradan Kök Türklerin, arkasından da Uygurların idaresi altında yaşadılar.
Kırgız Türkleri 560’larda Börü Kan’ın (Mokan) idaresi altına girdikten sonra Kök Türk Kaganlığına vergi ödemek ve ihanette bulunmamak şartıyla serbest bırakılmışlardı.
Dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar bir devlet kurma peşine düşmeyen Kırgız Türkleri, Uygurların idaresine de muhalefet ettiler. Bunun sebebi, bir ihtimal onların
hayatlarını geçirdikleri bölgeden kaynaklanıyordu. 7 ve 8. asırlarda Türk topluluklarının coğrafyasına baktığımızda Kırgız Türkleri her şeye rağmen en kuzeyde yaşayan gruptur.
Sonuç itibarıyla onların Asya’daki hâkimiyetleri uzun sürmedi. 931 senesinde Kıtan saldırıları karşısında bunlara bağlandıklarını söyleyen Kırgızlar, 13. asrın başlarında da Çingiz Hanlıların hâkimiyetini tanıdılar. Onların büyük bir kısmı Sibirya yaylalarını geride bırakarak Tanrı Dağları bölgesine, yani bugünkü Kırgızistan coğrafyasına geldiler.
Doğu Avrupa’da Kurulan Türk Devletlerinin Tarihi
Tarihî kaynaklardan takip edebildiğimiz kadarıyla Hun adıyla anılan Türklerin Asya’da kurdukları hanedanlar şu veya bu şekilde, bulundukları yerlerde 5. asrın ikinci yarısına değin varlıklarını sürdürdü. Fakat Türkler 3. yüzyıldan sonra bir daha eskisi gibi hiçbir vakit güçlü olamadılar.
Avrupa Hunları
Hunlar sadece Asya’da varlıklarını devam ettirmediler, onlar daha sonraları Avrupa’yı da dize getiren güçlü bir devlet kurdular.
Oldukça hızlı bir biçimde Avrupa içlerine giren Hun- Türkler, kaynakları incelediğimizde 370-380 tarihleri arasında değişik boy beylerinin idaresinde fütûhatla meşguldüler ve 378’de Tuna’yı da aşıp Roma imparatorluğunun arazisi olan Trakya topraklarına daldılar.
Grek, Latin ve Süryani belgelerine baktığımızda, Türklerin bir kısmı Balkanlar ve Trakya’da faaliyet gösterirken, bir bölümü de Barsık ve Kursık adlı beylerin kumandasında Kafkasya’dan Anadolu’ya akıp, Erzurum, Karasu-Fırat vadilerinden, Malatya ve Çukurova’ya inip oradan Antakya’ya geçtiler. 5. asrın başlarında Avrupa Hunlarının hükümdarı Yıltuz Kagan unvanıyla anılıyordu.
Batı Roma’ya da iyi bir ders vermek isteyen Türkler, Macaristan’daki merkezlerinden yola çıkarak Galya’ya girdiler. Roma güçlerini Attila’nın (Ata İllig) kuvvetleri “Turan Taktiği” ile hırpalamayı başardı.
Ancak düşmanları Attila’dan (Ata İllig) kurtulmanın başka bir yolunu buldular ve Avrupa’nın Germen asıllı en güzel kızlarından birini ona eş olarak yolladılar.
Neticede Hristiyan dünyasınca işledikleri günahların bedelini ödetmek üzere Tanrı tarafından gönderildiğine inanılan, “Tanrı’nın Kırbacı” veya “Tanrı’nın Kılıcı” diye de anılan, bütün ömrü mücadeleyle geçen, cihan tarihinin en büyük hükümdarlarından birisi ortadan kaldırıldı.
Avrupa Avar Kaganlığı
Apa unvanıyla izah edilebilir. R’nin de çoğul eki olduğunu düşünüyoruz. Bununla beraber bizim Avarlarla bir saydığımız Hun’dur.
Bizans’ın Laziya valisi Justin aracılığıyla Bizans imparatoru Justinianus ile irtibata geçtiler. Onlar, Ten Nehri civarlarındaki Tokuz Ogurları hâkimiyetleri altına
soktukları gibi, Turla havalisindeki Antlar da Türklere boyun eğdi.
Balkanlar civarına gelen Avarlar isyan hâlindeki Ant, Sloven ve Vendler üstüne yürüyerek Roma adına bunları halletmişlerdi. Avarlarla, Slavların münasebetlerinin bu yıllarda çok sıkı olduğu anlaşılıyor. Bu arada Bizans imparatoru Justinianus’un 565’te ölümüyle tahtı devralan II. Justin’e verilen ültimatomlar, daha önceki haracın artırılması talebinde bulunuldu.
Thüring Dağlarına yaklaşmışlar, burada herhalde Frank kralı Sigebert’i yenerek bir barış imzalamışlardı. Kaynakların anlattığına göre Franklar, Türklerden öyle korkmuşlardı ki karşılarında nerdeyse elleri ayakları tutulmuştu. Tam bu vakitlerde Bizans ile Kök Türk delegeleri görüşüyorlar, Sasanilere karşı ittifak yapıyorlardı.
Hunlarla işbirliği halindeydi. Kaganlığını rahatsız etti. Türklerin Hazar-Aral ve Kırım’a kadar gelmeleri, ayrıca Doğu Romalılara bile tehdit savurmaları sebebiyle, Avarlar daha batıya gitmek ihtiyacını hissetmiş olmalılar. Bizans tahtında II. Justin’in bulunduğu bu yıllarda, Avarları Bayan
Kaganlığı iç kavgalarla boğuşurken bir yandan da Çin gibi devletlerin baskısıyla karşı karşıya gelmiş idi. Yani ne doğuda ne de batıda istikrar söz konusu değildi. İşte böyle bir ahvalde Avar hakanı büyük ihtimalle bir harpte 630’da ölünce, akrabaları
Bulgar beyi bütün Türklerin idaresini üstlenmek istediyse de, Avarlar buna razı olmadılar ve aralarında bir harp çıktı.
Bulgar, Bavyera Franklarının arazisine kaçıp, orada yerleştiler. Fakat bir gece kral Dagobert’in emriyle hepsi katledildi. Bu vahşetten sadece yediyüz kişinin kurtulduğu söylenir.
Hazar Kaganlığı
Türk tarihinde göze çarpan önemli bir Türk boyu da Hazarlardır ve 4-5. asırlarda Avrupa Hunlarının doğu kabilelerinin temelini onlar meydana getiriyordu.
Kafkasya ve Hazar Gölü çevresine hâkim olma meselesi yüzünden, 7 ve 8. asırlarda özellikle Bizans, Arap ve Hazarlar arasında kıyasıya bir mücadelenin yaşandığı; Arap komutanların 653’lerde Türk-Hazarlar karşısında büyük bir mağlubiyete uğradıkları bilinmektedir.
Türk sülalesine en büyük darbe bir zamanlar Hazarlara bağlı yaşayan, umumiyetle Ogur, Sabar ve Hazarlarla ilişkilendirilip, Türk oldukları söylenen Macar ve Türk- Peçeneklerden gelmiştir. Böylece onlar 11. yüzyıldan sonra eski kuvvetlerini yitirmişlerdir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki Türk Hazar halkı konum itibarıyla Türk toplulukları içinde oldukça ilginç bir mevkidedir. Onları yazılı vesikalarda 4. asırdan itibaren görmek mümkündür, ancak Türk coğrafyasının hem doğusu hem de batısında bazan aynı çağlarda rastlıyoruz.
Bulgar Hanlıkları
Türklerin tarihinde önemli bir mevkide bulunan, ancak sonradan bu camiadan çıkan bir Türk kabilesi ve devleti de Bulgarlardır.
Bulgar Türklerinin bir bölümünü teşkil eden Tokuz Ogurlar (Kutrigur), 6. asrın ikinci yarılarında bir ara 7000 kişilik bir kuvvet ile Çapar (Zabergan veya Sabar) Kan önderliğinde, 558’lerde İstanbul surları önüne kadar gelmelerine rağmen, herhalde aralarında gevşeyen bağ yüzünden, bir varlık gösteremeyip Azak Denizi ve Aral arasındaki bozkırlara geri dönmüşlerdir.
Bulgar oluşumu, kendilerini Börülülerin doğrudan halefi gören Hazarlar ve daha sonra da Kök Türklerin yeniden toparlanmaları sebebiyle yarım kaldığı gibi, desteğinin büyük bir kısmını Otuz ve On Ogurların meydana getirdiği Kubrat Han’ın da 660’larda ölümü ve Hazar ilerleyişi Bulgar aşiretlerini ikiye böldü.
Avarların ardından yeni bir Türk tehlikesi Doğu Roma’nın kapısına dayanmış idi. İşte bu yüzden 688 senesinde II. Justinianus’un (669-711) Bulgarların üzerine yürüdüğü söylenir.
Bulgarlarla, Doğu Roma arasında 716 senesinde bir ticaret anlaşması yürürlüğe girdiği gibi, iki ülke arasındaki hudut Burgaz’dan başlayıp Edirne-Filibe hattının Meriç’le birleştiği noktaya kadar belirlendi.
8. asrın ortalarında Tuna Bulgar Devletinde bir istikrarsızlık söz konusudur. Muhtemelen Bulgar Hanlığı dâhilinde asayişin bozulmasında Bizans’ın da parmağı vardı, ama Türkler kısa bir vakit sonra Kardam Han (777- 803) çağında kendilerini toparladılar.
Romalılar, Bulgar Türklerini yıkmak için, bilhassa Macarları önlerine katarak Avrupa’ya gelen Peçenek ve Ruslardan oldukça faydalandılar.
İdil-Bulgarlarının ilk zamanları hakkında yeterli bilgiye sahip değilsek de, onların bu coğrafyaya teşkilatlı, ziraat, hayvancılık ve ticareti iyi anlar bir şekilde geldikleri görülüyor.
Bulgar Türkleri onuncu asrın sonlarına doğru, yani 985’lerde Ruslarla muharebelere başladılar. Onlar 13. yüzyılın başlarında Mogollardan da ağır darbeler yediler.
Diğer Türk Boylarının Tarihi
Bu bölümde Peçenekler, Kuman-Kıpçaklar ve Oguzlar hakkında genel bilgiler verilmekle birlikle bunların yaşadıkmarı bölgeler ve diğer gruplarla ilişkileri ele alınmıştır.
Peçenekler
Peçeneklere dair geç dönem kaynaklara baktığımızda bir Oguz boyu gibi gözüküyorlarsa da muhtemelen Oguz kabileleri arasına 10. asırdan sonra girdiler. Herhâlde onlar Hunların akrabası da olduğu söylenen Kanglı veya Kengereslerin bir parçasıydılar.
Peçenekler, Kök Türk Kaganlığının ardından Uygur Devletinin de yıkılması üzerine batıya doğru gerçekleşen büyük Türk göçü sebebiyle, Sır Derya bozkırlarındaki yurtlarında baskıya maruz kaldılar. Onların bu devir tarihleri hakkında pek bilgi sahibi değiliz. Bu sıralarda Sır Derya-Hazar-Aral sahasında bir karışıklık yaşandığı ortadadır.
Slavlardan büyük bir darbe yediler ve neredeyse bu Peçenek başbuglarının birbiri arasındaki kavga da daha çok rakiplerine yaradı.
Bilhassa 1060’tan itibaren Peçeneklere ait Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlar Kuman-Kıpçak saldırılarına da maruz kaldı. Bütün mera ve barınakları ellerinden alındı. Bu suretle iki Türk kabilesi arasında korkunç bir husumet doğdu.
Kuman-Bizans ordusu Peçenekleri feci bir şekilde yendi.
Zaman zaman Romalıların kendilerine İskit dediği Peçenekler, 1121’lerde yeniden toparlanmaya çalıştılar. Fakat Bizanslılar çok akıllıca davrandılar. İmparator bazı Peçenek beylerini kandırarak kendi tarafına çekmeyi başardı. Onlara ziyafetler, ipekli elbiseler, altın ve gümüş hediyeler verip gözlerini boyadı. İşte Peçenekleri bu şekilde oyalayıp, ansızın saldırdılar.
Kuman-Kıpçaklar
Kuman-Kıpçaklar gerçek manada bir devlet yapısına pek erişememiş olsalar da, Türk tarihinde ve özellikle Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda tarih boyunca önemli roller oynadılar.
Destanı’na baktığımızda Türk devleti kurulurken Oguz’la beraber hareket eden çocuklarının ahfadına Oguz-Uygur adı verilirken amcaları, yeğenleri ve diğer akrabalarına Kanglı, Kıpçak, Karluk, Halaç, Aga-çeri vs, ona başkaldırıp, tanımak istemeyenlere de Mogol denmesi söz konusudur.
Yine tarihi kaynakları incelediğimizde Mogol asıllı Kıtanlar 10. yüzyılın başlarında bir devlet kurarak, 924’lerde Kırgızların Ötüken’deki hâkimiyetlerine son verdiler. Bu olaylar neticesinde bazı Türk boyları batıya doğru kaymak zorunda kaldı ki, bunların içinde şüphesiz Kıpçaklar da mevcuttu.
Kıtanların 11. yüzyılın başlarında Kara Hanlı toprakları ile Issık Köl havalisine girmeleri ve istila hareketleri neticesinde Türk boyları arasında yeniden bir dalgalanma oldu. İşte bu sırada bir iddiaya göre Güney-batı Sibirya’ya gelen bir Tölös-Tokuz Oguz boyu olan Kunlar ve diğer Sarı Uygur kabileleri Oguzları daha batıya iterken, Kıpçaklarla birleşerek «Kuman» adını aldılar. Yukarıda anıldığı üzere İslam kaynaklarında 10. asırdan itibaren rastlanan Kıpçaklara, 11. yüzyıl sonlarına doğru Bizanslı yazarlar Kuman demeye başlar ve Macarlar onlar için «Kun» ismini kullanırlar.
Bu arada Çingiz Han, 1220-1222 yıllarında Türkistan’ı zapt edince Kuman-Kıpçak yurduyla ilgilenmeye başladı.
1223’de Cebe ve Subutay Gürcistan üzerinden Kafkaslara girerek, birbirleriyle kavga halindeki Kuman-Kıpçaklarla karşılaşmıştı. Bu komutanlar Kıpçakların desteğiyle Alanları yendiler. Fakat Çingiz Han’ın hâkimiyet telakkisine göre herkes ona kayıtsız şartsız itaat etmeliydi.
Kuman-Kıpçaklara boyun eğmeleri için bir teklif yapıldı.
Kıpçaklarla savaş kaçınılmaz oldu. Nehri kıyısında 1223 mayısının sonunda meydana gelen savaşta Rus-Kıpçak müttefik kuvvetleri büyük bir bozguna uğradı.
Oğuzlar
Bilindiği üzere Türk destanlarına baktığımızda Oguz bir şahıs ismi olarak karşımıza çıkar. Ama onun adını taşıyan bir etnik topluluk var ki, o da Türk milletinin önemli bir parçası olan Oguzlar ya da Türkmenlerdir.
Muhtemelen onların Türk tarihindeki ilk siyasi hâkimiyet mücadelesi 650-687 seneleri arasındadır
Ancak bu zamanda Tokuz Oguzların hâkim boyu hangisi olduğunu tam anlamıyla bilemiyoruz. Türk camiasında Oguzlar ve Kırgızlar birbirlerine benzeyen ilginç kabilelerdir. Her iki Türk boyu da 9-10. yüzyıllara kadar ne bağımsız bir Türk devleti kurmayı denemişler, ne de içinde bulundukları siyasi teşekküllere huzur vermişlerdir.
Türkler çağında olduğu gibi, Uygurlar zamanında da Oguzların isyanı vardır ki, bunlardan en meşhuru 752 yılında vukua geldi. Bu hareketin öncülüğünü Kırgız ve Tokuz Oguzlar yaptı. Bu bakımdan Oguzlar üzerinde durulması gereken bir Türk topluluğudur. Umumiyetle Sır Derya boylarına gelen Oguzlar, buradaki Peçenekleri daha batıya sürerek yeni bir yurt tuttular.
Muhtemelen Oguz Kagan Destanı’ndaki Peçenek-Oguz mücadelesi bu dönemin izlerini taşımaktadır. Çünkü Oguzlar bu tarihlerde ikiye ayrılmış gözüküyorlar.