İtalya: 15. yüzyılın sonunda İtalya siyasi bütünlükten İstanbul’un Fethinden Sonra Avrupa’nın Genel yoksundu ve yarımada üzerinde yedi küçük devletçik Durumu bulunmaktaydı. Bölünmüş olan bu devletçikler birbirinin
Fransa: 1453 Castillon zaferinden sonra Fransızlar gücünü kıskandığı için güçlenen taraf olduğunu görünce Guyenne’i İngilizlerden geri aldı. Böylece Yüzyıl ona karşı hemen değişik ittifaklar kurma yolunu tercih Savaşları tamamlanmış oldu. İngilizlerin elinde sadece ediyorlardı. Birbirlerini takip etmek için de her başkentte Calais kenti kalmıştır. Yüzyıl Savaşlarının sonunda bir daimî temsilcilikler kurmuşlar ve böylelikle modern anlaşma imzalanmamış, sadece bir ateşkes yapılmıştır. diplomasinin temelini oluşturmuşlardır. Yüzyıl Savaşlarının önemli bir sonucu olarak Fransızlar Almanya: 15. yüzyılın ikinci yarısında, Avrupa’nın arasında milli duygu uyanmıştır. Bu milli duygu kavramı o ortasında geniş bir bölge içerisinde Kutsal Roma Cermen günkü anlamının dışında, krala karşı sadakati de İmparatorluğu yer almaktaydı. Bu İmparatorluk üçü kilise içermekteydi. Fransa, Yüzyıl Savaşlarında nüfusunun temsilcisi dördü laik olmak üzere yedi seçmenin yarısını kaybetmesine rağmen 15. yüzyılın ikinci yarısında oluşturduğu bir meclisin seçtiği imparator tarafından Avrupa’nın en kalabalık nüfusuna sahip ülkeydi. Ayrıca yönetiliyordu. Pek çok küçük devletten oluşan bu zenginlik ve teşkilatlanma bakımından da Fransa en iyi İmparatorlukta yönetici olarak prensler, din adamları ve konumdaydı. laikler vardı. Prenslik aileleri arasından en güçlüsü İngiltere: Yüzyıl Savaşlarından mağlubiyetle ayrılan Habsburg sülalesiydi. Bu aile elinde zengin madenlere İngiltere 1455 ile 1485 yılları arasında Lancaster ve York sahip toprakları bulunduruyordu ve aynı zamanda ticaret hanedanları arasında baş gösteren Güller Savaşına sahne sayesinde de zenginleşmişlerdir. Kutsal Roma-Cermen olmuştur. Güller Savaşı tahta hak iddia eden IV. Edward, İmparatorluğu içerisinde İsviçre Konfederasyonu da yer III. Richard ve VII. Henry arasında olmuştur. 1485 yılında almaktaydı. Bu konfederasyon bağımsızdı ve on III. Richard ölünce York’lu IV. Edward’ın kızı Elizabeth kantondan oluşuyordu. İsveçliler Avrupa’nın çeşitli ile evlenen VII. Henry Tudor iki krallık hanedanını ordularında aranan ücretli asker konumundaydılar. birleştirerek, iki tarafın rekabetine de son vermiştir. Bu Danimarka, Norveç ve İsveç: Kuzey Avrupa’da tarihlerde İngiltere’nin nüfusu yaklaşık olarak üç buçuk Danimarka, Norveç ve İsveç birliği yer almaktaydı. 1397 milyon olmakla beraber İskoçya ve İrlanda henüz yılında bu üç ülke Kraliçe Margaret’in önderliğinde İngiltere’ye dahil değildi. Kalmar Birliğini oluşturmuşlardı. Birliğin amacı, Baltık İspanya: İspanya’da Reconquista yani İber Yarımadasını bölgesinde faaliyet gösteren Alman kuvvetlerine karşı Müslümanların elinden alıp yeniden Hristiyanların eline savunma hattı oluşturmaktı. 1525 yılında İsveç birlikten geçirme süreci Endülüs döneminde (711-1492), 8. ayrılmış, Norveç, Danimarka önderliğindeki bu birlik yüzyıldan başlayarak 1492 yılında son Endülüs Devletinin içerisinde 1815 yılına kadar yer almaya devam etmiştir. çöküşüne kadar sürmüştür. Bu süreçte Aragon, Castilla, Danimarka, boğazların kontrolünü elinde tuttuğu için Navarra ve Portekiz gibi Hristiyan krallıkları uzun süren ticari anlamda gelişmiş ve zenginleşmişti. Böylelikle savaşlarda yer almışlardır. 1469’da Aragon Kralı olacak Kopenhag ticaretin geliştiği ve denetlendiği merkez Ferdinand ile Castilla kraliçesi olacak İsabel’in evlenmesi, olmuştur. İspanya tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. İspanya, Doğu Avrupa: Doğu Avrupa’da ise Büyük Polonya, aynı yönetime ve dış ilişkilerinde aynı diplomasiye tabi Osmanlı Devleti ve Moskova Knezliği yer almaktaydı. olan Castilla ve Aragon olmak üzere iki otonom devletten Ortaçağ’da Polonya kralın yönettiği feodal bir devletti. oluşmaktaydı. Tek yönetim getirilmesine rağmen bu iki Merkezi Krakov olan Devlette kral seçimle tayin devlet birleşmeyi kabul etmemiştir. Ferdinand ile eşi ediliyordu. Ancak devlet içerisinde merkezi otorite mevcut İsabel’in idare ettiği İspanya 15. yüzyılın sonunda altı yedi değildi. Moskova Knezliği 13. yüzyılın ikinci yarısında milyon civarında bir nüfusa sahipti. 1483’te, İspanya ortaya çıkmıştır. Rus Knezlikleri, Moskova Knezliğinin güneyde Granada Emirliği, kuzeyde Navarra Krallığı, İber hakimiyetini tanıyarak tek bir devletin çatısı altında Yarımadasının büyük bir kısmını elinde bulunduran birleşmişlerdir. III. İvan döneminde Rusya Moğol Castilla Krallığından oluşmaktaydı. İspanya’nın birleşmesi hakimiyetine son verip Knezliğin sınırlarını da 1516 yılında Ferdinand ve İsabel’in torunu olan Şarlken’in genişletmiştir. III. İvan, kendisini Bizans İmparatorlarının İspanya Kralı olmasıyla tamamlanmıştır. sonuncusu olarak ilan ederek Rusya’yı Bizans’ın devamı Portekiz: Portekiz Krallığı 1079 yılından beri bağımsız bir olarak gördüğünü ilan etmiştir. Dolayısıyla Rusya’nın siyasi birimdi. Atlantik sahilinin büyük bir kısmına sahip ulusal birliğinin sağlanması yoluna girilmiştir. olan Portekiz Krallığı küçük bir ülke olmasına rağmen İstanbul’un fethi ile 15. yüzyılın ikinci yarısında Doğu sömürgecilik emelleri oldukça yüksekti. Afrika kıyılarına Avrupa’da imparatorluk haline gelen Osmanlı Devleti, bu amaçla 1450 tarihlerinden itibaren keşiflerde Anadolu ve Balkanlara yayılmıştır. Fatih Sultan Mehmet bulunuyordu. Batı Afrika’da yer alan Mali İmparatorluğu döneminin sonlarında Osmanlı Devleti’nin sınırları ile altın ve köle ticaretini geliştirdi. Aynı zamanda Atlas içerisinde Bulgaristan, Mora, Teselya, Arnavutluk, Okyanusunda bulunan adalarda tarım yapılması ve Makedonya, Kosova, Sırbistan’ın büyük bir kısmı, Bosna sömürgelerin kurulması için teşviklere bulunuyordu. Hersek dahil edilmiştir. Eflak Prensliği Osmanlıya haraç
öder durumdaydı. Anadolu’da Trabzon Rum Etkisini 1348’den 1670’e kadar gösterecek olan Kara İmparatorluğu alındıktan sonra Osmanlı Devleti Fırat Veba, savaştan sonra Avrupa’nın nüfus artışını engelleyen Nehrine kadar uzanmıştı. Bundan sonraki süreçte Osmanlı başlıca nedenlerden biri olmuştur. Devleti, güneye doğru genişleyecektir. 14. yüzyıldan 16. yüzyılın ortalarına kadar uzanan dönem Yeni Çağın Başında Avrupa Ekonomisi ve Yeni Avrupa tarihi açısından Coğrafi Keşifler Dönemi olarak Coğrafi Keşifler adlandırılabilir. Bu dönemi hazırlayan, birtakım koşullar arasında şunlar sayılabilir: 1337-1453 yılları arasında meydana gelen Yüzyıl Savaşları sonrasında Avrupa, büyük bir ekonomik • Dönemin bilim adamlarının Greklerin ve kalkınmaya sahne olmuştur. Tarımda, toprağı işlemede ve Romalıların coğrafi teorilerini yakından tanıması, hayvan yetiştiriciliğinde büyük bir ilerleme • M.S. II. yüzyılda yaşamış Ptolemeos’un kaydedilememiştir. Demir arabalarının sayısının artması dünyanın tek bir okyanus tarafından çevrelendiği tarımla uğraşan köylünün hayatını kolaylaştırmıştır. Yine teorisi sonucu deniz yoluyla Afrika’yı güneyden bu dönemde, tekstil imalatı ve maden endüstrisi gelişme dolaşarak Hindistan’a ulaşmanın mümkün göstermiştir. Maden ocaklarında demir, bakır, kalay, şap, olduğunun düşünülmesi, tuz ve gümüşlendirilmiş kurşun elde edilmekteydi. • Dünyanın yuvarlak olduğunu ifade eden teoriler Taşkömürü işletmeciliği sayesinde Belçika ve İngiltere sonucu Avrupa’dan hareket eden bir geminin batı gibi bölgelerde artan yakıt ihtiyacına cevap verilmekteydi. istikametini takip ederek Doğu Asya’ya Hollanda’nın Anvers Limanı, Avrupa’nın ürünlerinin ulaşılabileceği düşüncesi, başlıca dağıtım merkezi haline gelmişti. Floransa ve • Avrupalılar arasında Asya Kıtasının doğuya daha Venedik’ten getirilen ipekli kumaşlar ile Venediklilerin çok yayıldığı ve bundan dolayı Batı Avrupa’ya Suriye ve Mısır’dan getirdikleri Uzak Doğu şapı ve daha yakın olduğu inancı, baharatı Anvers’e ulaşıyordu. Almanlar ise, Karadeniz ve • Pusulanın keşfi, kutup yıldızına ve güneşin Baltık Denizinde yapılan ticaret trafiğini ellerinde yükselişine göre enlemin hesaplanabilmesi; bulundurmaktaydılar. Hollandalılar ve İngilizler ise • Okyanus dalgalarına dayanıklı karavela denilen onlarla rekabet halindeydi. Kuzey Denizi ve Baltık Denizi gemilerin imal edilerek kullanılmasıdır. arasındaki bağlantıyı sağlayan boğazın denetimini elinde bulunduran Danimarka, boğazlardan geçen gemilerden 14. ve 15. yüzyıllarda deniz keşifleri Atlas Okyanusu geçiş ücreti almaktaydı. üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu dönemde Yeni Dünya ve Kanada kıyıları keşfedilmiş ve başta Portekizliler olmak 15. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’da sanayi ve ticaret üzere diğer Avrupalılar arasında Çin, Japonya ve alanında gözlemlenen gelişme önemli miktarda sermaye Hindistan gibi Uzakdoğu ülkelerine deniz yoluyla birikiminin oluşturulmasını gerektirdi. Bu ihtiyaç, ulaşılması düşüncesi ortaya çıkmıştır. 15. yüzyılın ilk Floransa ve Augsburg’da kurulan bankalar sayesinde yarısında Afrika’da elde edilen altın, Akdeniz’in Cezayir giderildi. Ancak, ticaret yoluyla gelen ve işletilen maden kıyılarına kervanlarla nakledilmekteydi. Buradan Avrupa’daki nakit madeni para ihtiyacını Cenevizlilerce alınıp Avrupalılara satılmak üzere karşılayamıyordu. Bu durum, Avrupalıların coğrafi keşif götürülüyordu. Portekizliler, bu ticareti Cenevizlilerin seyahatlerinin başlıca sebebi olmuştur. elinden almıştır. O dönemde daha çok Afrika’nın batı
Avrupa nüfusunu ortaçağ ile 15. ve 16. yüzyıl boyunca kıyılarıyla ilgilenen Portekizliler Ümit Burnu’na ve etkileyen üç önemli faktör vardır. Bunlar; savaş, açlık ve Ekvatora ulaşmışlardır. Ayrıca Afrika’nın doğu kıyısından vebadır. Çeşitli bölgelerde savaş ve hastalıkların etkisi hareketle sıcak rüzgârı takip ederek Hindistan’a farklı derecelerde yıkıcı sonuçlar olmuştur. 1340 yılında ulaşılabileceğini de keşfetmişlerdi. Bu keşiflerden güç nüfusu yetmiş üç milyon olan Avrupa, yüzyıl içerisinde alan Vasco da Gama 1497 yılında Lizbon’dan ayrılarak elli milyona gerilemiştir. Ayrıca bu dönemde, Almanya ve Ümit Burnu’nu geçmiştir. Afrika kıtasının doğu kıyısını İngiltere’de çok sayıda yerleşim birimi yok olmuştur. takip ederekten, Hindistan’ın batı kıyısına ulaşmıştır. Ancak 15. yüzyılın ortasından itibaren Rönesans’ın Cenevizli Kristof Kolomb, Kastilya Kraliçesi İsabel’in başlangıcıyla Avrupa’daki nüfus artma eğilimi desteğiyle, Antilya Adalarına doğru sefere çıkmıştır. göstermiştir. Bu dönemle birlikte İtalya, İspanya ve Amacı, altın zengini Japonya’ya ulaşabilmektir. Fransa’da nüfus artışı görülmüş, 16. yüzyılın başında ise Kolomb’un ekibi Kanarya adalarından hareket ederek Avrupa’da nüfus yoğunluğu bakımından en kalabalık Antilya Takımadalarından Küba ve Hispanyola Adalarını bölgeler Hollanda ve İtalya olmuştur. Ayrıca bu keşfetmiştir. Başarısız olan bu seferden sonra üç sefer bölgelerde şehirleşme oranı en üst düzeydeydi. İtalya’da daha düzenlemiş, ancak başlangıçta düşündüğü gibi Napoli, Venedik, Milano ve Floransa olmak üzere dört herhangi bir altın ya da baharata ulaşamamıştır. Hayatı büyük şehir bulunuyordu. Aynı zamanda bu dönemde boyunca Hindistan’ı keşfettiğini düşünen Kolomb’dan Paris, Avrupa’nın en kalabalık nüfusuna sahip şehriydi. dolayı Antilya adalarına Batı Hindistan denilmiştir.
Kolomb’dan sonra bu bölgeye, Venedikli Cabot, Amerika Vespucci ve Cabral gibi gemiciler sefere çıkmıştır. Bu
TAR207U-ORTAÇAĞ-YENİÇAĞ AVRUPA TARİHİ
Ünite 4: İstanbul’un Fethinden Augsburg Antlaşması’na Kadar Avrupa Tarihi (1453-1555)
gemicilerin bulduğu topraklar Avrupa’yla Asya arasında yeni bir kıtanın keşfedildiğini düşündürmüştür. Bu düşünceyle beraber, yeni kıtadan geçmek suretiyle Çin ve Japon denizlerine ulaşma çabaları artmıştır. Portekizli Macellan, bu düşüncenin etkisiyle Güney Amerika kıyılarını takip ederek bugün Macellan Boğazı olarak adlandırılan boğazdan geçmiş ve Pasifik adını verdiği okyanusa ulaşmıştır. Macellan’ın bu seferi dünyanın yuvarlak olduğuna dair kesin bir kanıt sunmuş ve bilinen üç kıta dışında dördüncü bir kıtanın da olduğunu göstermiştir. Bu yeni kıtaya Amerigo Vespucci’nin adına hitaben Amerika denildi.
Coğrafi Keşifler sonucunda İspanya ve Portekiz olmak üzere iki sömürge imparatorluğu kurulmuştur. Coğrafi Keşiflerle büyük bir zenginliğe ulaşan Avrupa’da burjuva kesimi, tüccarlar, armatörler ve bankerler bu zenginleşmeden büyük paylar alırken, toprağa dayalı asil sınıf git gide fakirleşmiştir.
Avrupa Rönesans Kültürü ve Rönesans Savaşları
16. yüzyıl Avrupa’da, entelektüel hayatın yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemin en önemli özelliği öğrenme ve anlama çabasıyla insanlık için yeni bir dönemin başlayacağı ümidinin uyanmasıdır. Bu dönemi özetleyen iki kavram vardır. Bunlar Hümanizma ve Rönesans’tır. Bu dönemde Antik Grek ve Roma döneminin kaybolmuş, unutulmuş el yazmalarını araştıran ve yayınlayan bilim adamları sayesinde Roma’da, Venedik’te ve Floransa’da ilk halk kütüphaneleri, aydın dernekleri ve akademileri ortaya çıkmıştır. Daha sonra hümanist olarak adlandırılacak bu bilim adamları ve aydınlar matbaanın da gelişimini hızlandırmış ve ona yaygınlık kazandırmıştır.
Antik döneme olan ilgiyle başlayan Rönesans, İtalya’da sanat alanında öncü bir akıma dönüştü. Kısa sürede Avrupa’yı etkisi altına alan bu akım, geniş bir aydın ve laik kitlesine hitap ediyor ve kitap yoluyla yapılan eğitim sayesinde de Avrupa’ya yayılıyordu. Paris’te üniversite dışında kurulan yüksek öğrenim kurumunda Yunanca, Latince, İbranice, Arapça ve matematik öğretilmiş, Fransa’nın antik dünyaya olan ilginin etkileri Fransa’da Du Bellay, Ronsard, Rabelais, Motaigne’in eserlerinde kendini gösterirken Hollanda, Almanya ve İngiltere’de de çok sayıda hümanizm taraftarı oluşmuştur. Bunlar arasında en önemlisi, Hollandalı Erasmus’tur. Bu dönemi şekillendiren hümanistlerin başlıca özellikleri şunlardır: İnançları bakımından kiliseye bağlıdırlar, ancak insanlık hayatını ilgilendiren diğer bütün alanlarda bağımsız olmayı hedeflemektedirler. Eleştirel düşünce veya hür araştırma fikri olarak nitelendirilebilecek kanıtlanabilir bilginin peşindelerdir. Antik dünyanın yazarlarını ve eserlerini tanıyıp yorumlamışlardır. Bu da filolojiyi doğurmuştur. İtalyan ressam Leonardo da Vinci, matematik alanında Girolamo Cardano, Alman kimya alanında Paraselsus, Belçikalı tıp alanında Andereas Vesalius, İspanyol Miguel Cerveto, Fransız Ambroise Pare ve astronomi alanında Nicolaus Copernicus bu
dönemin ünlü araştırmacı ve sanatçılarıdır. Hümanistlerin Grek Roma dünyasına olan ilgisi kilise için tehlike oluşturmaktaydı. Greklerin ve Romalıların fikirleri Hıristiyanlık ilkeleriyle pek çok noktada ayrışmaktaydı. Antik dünya anlayışında dünyevi mutluluk önemliyken, ortaçağ Hıristiyanlık anlayışında gerçek hayat ölümden sonra başlıyordu. Antik dünyada eğlence, güzellik ve lüks ön plandayken, ortaçağ Hıristiyanlık anlayışında dünya ve zevklerden kaçan ve münzevi hayat yaşayan kimseler hayranlık uyandırıyordu. Antik dünyada insan güzelliği övülürken, ortaçağ Hıristiyanlık anlayışında insan vücudundan nefret ediliyordu. Antik dünyada gurur ve şan erdem kabul edilirken, ortaçağ Hıristiyanlık anlayışında bireyin kendisini aşağılaması ve alçak gönüllü olması önemseniyordu. Kiliseye bağlı ve dindar olan hümanistler inanç bakımında İncil’e ve ilk teologların öğretilerine bağlı kalınması gerektiğini savundular. Hümanistlerin inançla ilgili bu düşünceleri Reform hareketini ortaya çıkarmıştır.
Avrupa’da 15. yüzyıl sonundan 16. yüzyıl sonuna kadar olan dönemde devam eden savaşlara Rönesans Savaşları denmiştir. İlk dönem savaşından olan İtalya Savaşları Fransa, İspanya ve Papalık arasında yaşanırken, ikinci dönemde yaşanan savaşlar Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu ile Fransa hanedanları arasında yaşanan Valoa Habsburg Savaşlarıdır.
İtalyan Savaşlarında Fransa Kralları VIII. Şarl, XII. Lui ve I. Fransoa İtalya’daki Napoli Krallığı ve Milano Dukalığının üzerinde hak iddia etmişler ve seferler düzenlemişlerdir. 22 yıl süren savaşlarda Fransızlarla Papalık ittifak içinde bulunmuş ve beş savaş gerçekleşmiştir. 1516 yılında Papa ile Fransa Kralı arasında Noyon Antlaşması imzalandı. İtalya Savaşları siyasi olmakla beraber askeri öneme de sahiptir. İtalya savaşlarında ortaçağın savaş metotlarından yeniçağın savaş metotlarına geçilmiştir. Ok, yay, mızrak gibi eski silahların yanı sıra yeni ateşli silahların kullanımına başlanmıştır.
1516 yılında İspanya’yla Fransa arasında imzalanan Noyon anlaşması beş yıl sürdü. 1521 yılından itibaren iki ülke arasındaki savaş İtalya topraklarından daha geniş topraklara yayıldı. Savaşın başlıca sebebi Şarlken adı ile imparator seçilen İspanya kralı I. Şarl’ın muazzam gücü olmuştur. Çok geniş topraklarda tacı bulunan I. Şarl, İmparatorluk tacını da alarak gücünü arttırmıştır. İmparatorluğa adaylığını I. Şarl ile beraber I. Fransoa da koymuştur. Şarlken ve I. Fransoa birbirlerine karşı İngiltere kralı VIII. Henri’nin desteğini almak için rekabet ediyorlardı. Şarlken VIII. Henri’yi yanına almayı başararak, 1521 yılında hem İtalya’da hem de Fransa’da savaşmaya başladılar. Şarlken orduları Fransızlar tarafından püskürtüldü. Fakat aynı tarihlerde I. Fransoa Milano’dan çıkartıldı. Yenilen ve esir alınan I. Fransoa, 14 Ocak 1526 yılında Madrid Anlaşmasını imzalayarak İtalya toprakları üzerindeki iddialarından vazgeçti. Daha sonra esaretten kurtulan Fransoa, anlaşmayı tanımadığını ilan
ederek savaşı yeniden başlattı. Bu savaş 1529 yılında ortaya çıkmıştır. İncil’in emirlerini bilmek isteyen Cambrai anlaşmasıyla sonuçlandı. Fransoa Burgonya’yı kimselerin sorularına cevap verebilmek için Cenevre’ye almış, İtalya’daki iddialarından vazgeçmiş ve Flandres- giden Kalvin, kilisenin emirleri yazarak Cenevre’deki Artois bölgesini Şarlken’e bırakmayı kabul etmiştir. hayat tarzını da değiştirdi. Kutlamaların ve eğlencelerin şehri olan Cenevre, Kalvin’le beraber soğuk bir şehre 1535 yılında I. Fransoa, bu sefer Osmanlılarla Şarlken’e dönüştü. Baskı ortamına dönüşen Cenevre’de muhalifler karşı ittifak kurmuş, Osmanlılardan ticari imtiyazlar Kalvin’e karşı seslerini yükseltmeye başladılar, ancak kazanmıştır. Şarlken’in hastalık ve yaşlılıktan dolayı 1555 yılından itibaren Kalvin’in Cenevre’deki otoritesi tahttan çekilmesiyle yerine oğlu II. Filip geçer. II. Filip’in tartışmasız hale gelmiştir. Kalvin, 1559 yılında İngiltere Kraliçesi Mary Tudor’la evlenmesiyle beraber Cenevre’de hem lise hem de teoloji okulu olan Fransızlar hem İspanyollarla hem de İngilizlerle savaşmak Akademiya’yı kurarak, fikirlerinin Avrupa’nın her tarafına zorunda kalırlar. 1557 yılında İspanyollar Fransızları yayılmasını sağladı. Kalvinizm özellikle Fransa’da yenilgiye uğratır ve 1559 yılında Fransa, İspanya ve yayıldı. Fransa Kralı I. Fransoa Katoliklerin etkisiyle İngiltere arasındaki savaşı bitiren, Cateau Cambresis Protestanları katletmeye varan uygulamalarda bulundu. Antlaşması yapılır. Ancak Protestanlar inançları için mücadele göstermeye Reform başladıklarında Fransa’daki bu ortam din savaşlarına Luthercilik: Reform, 16. yüzyılda Roma Kilisesinden bir neden oldu.
kısım Katoliğin ayrılıp Katolik Kilisesine karşı yapmış Anglikanizm: Almanya, Cenevre ve Fransa’dan farklı oldukları derin bir dinsel harekettir. Protestanlık olarak İngiltere’de Reform hareketi özel kişiler tarafından mezhebinin doğmasına neden olan bu dinsel hareket değil hükümdarlar tarafından yapılmıştır. İngiltere Kralı Katolik Kilisesinde de karşıt reform hareketinin VIII. Henri, papanın otoritesini tanımadığını ifade etmiş, başlamasına yol açmıştır. Reform hareketinin temsilcileri ancak Katolik öğretilerine bağlı kalmaya devam etmiştir. yeni bir din yaratma iddiasında bulunmamışlardır. Onlar Lutherci ve Kalvinist öğretilerde İngiltere’de yayılmıştır, sadece papaların ve konsillerin İsa’nın ilk havarilerinin ancak üstünlük kazanamamıştır. İngiltere’de Reform özel öğretilerinden ayrıldıklarını belirtmekte ve bu öğretileri bir şekil alıp, yarı Protestan ve yarı Katolik özellikleri yeniden uygulamanın gerektiğine inanmaktalardı. Dini birleştirerek Anglikanizm denilen akıma dönüşmüştür. sebeplerden doğan reform hareketinde kişiler ibadet ve Henri’nin eşinden boşanması Roma kilisesinden tamamen törensel uygulamalar ve papaza bağlı inançlardan ziyade kopmasına neden olmuştur. Henri daha sonra kendisini daha içsel ve daha sade bir inanç temelli kişisel inançtan kilisenin tek yetkilisi ilan ederek, kilisenin mallarına da el yanalardı. Erasmus ve Jacques Lefevre d’Etables bu koymuştur. VIII. Henri’den sonraki dönemde İngiltere dönemde takip edilen düşünürler arasındaydı. Katolik Protestanlık ve Katoliklik arasında savrulmuştur. Ancak Kilisesinden ayrılmayı düşünmeyen bu reform daha sonra tahta geçen I. Elizabeth babasının uyguladığı hareketinde, Almanya’da Martin Luther’in ortaya politikayı sürdürerek Katolik kurallarını takip etmiş, ancak çıkmasıyla Kiliseden kopmalar meydana geldi. Luthercilik Kilise’nin başı olarak kralı kabul etmiştir. hareketi dini açıdan Hristiyanlık içinde Roma Kilisesi ve Ortodoks Grek Kilisesi dışında yeni bir anlayışın yani Katolik Reformu: Papa III. Paul, (1534-1549) Katoliklerle Protestanlık anlayışının ortaya çıkmasına yol açtı. Siyasi Protestanları anlaştırmak istedi ancak başarılı olamadı. açıdan Luthercilik önemli sonuçlar doğurmuş olup Avrupa’yı etkileyen Reform hareketine karşı ciddi Almanya’nın oluşturduğu yegane birlik olan din birliği tedbirler almak zorunda hisseden Papalık, III. Paul’un bozulmuş ve ülkede anarşi baş göstermiştir. Ayrıca aldığı üç tedbirle reform ve karşıt hareketi başlatmış oldu. Katolikler ve Protestanlar birbirine karşı üstünlük Bu tedbirler Cizvit Tarikatının statüsünü tasdik etmek, sağlamak amacıyla yabancı güçlere başvurmaya engizisyonu yeniden teşkilatlandırmak ve Trento Konsilini başlamışlardır. toplamaktır. 1534 yılında kurulan Cizvit Topluluğu, daha sonra bir tarikata dönüştürmüş ve bu tarikat papa Kalvincilik: 15. yüzyılın sonunda ve 16. yüzyılın başında tarafından da onaylanmıştır. Cizvitler özellikle yüksek Fransa’daki kilisenin sorunlarını çözmek için bazı din burjuvadan, asil sınıftan ve prenslerden taraftar adamları harekete geçerek kendilerine dini önder olarak oluşturmak amacında olan hem seküler hem de sıradan din seçtikleri Jacques Lefevre d’Etables’in öğretileri yaygın adamlarının özelliklerini taşıyan kimselerden oluşuyordu. olarak kullanılmaya başlandı. 1520 yılından itibaren Reforma karşı ikinci bir tedbir olan engizisyonun yeniden Luther doktrinleri, taraftarlarının baskı görmesine rağmen, teşkilatlandırılması süreci Papa III. Paul’un girişimi ile Fransa’da hızla yayılmaya başladı. 1536 yılında Jacques olmuştur. Papa bu amaçla Engizisyon Kongregasyonu adı Lefevre d’Etables’in öldüğü tarihlerde Jean Kalvin adında altında altı kardinalden oluşan bir komisyon oluşturmuştur bir Fransız Hristiyan Din Kurumu adlı kitabı yayınlayıp ve komisyon Katolik inancından sapanları yargılamakla Fransız yenilikçilerinin lideri olarak ünlenip Kalvinizm görevlendirilmiştir. Katolik karşıt reformunun ifadesi ve akımını kurmuştur. Kalvin, Katoliklikten vazgeçerek, asıl Reform hareketine karşı gerekçeleriyle mücadele aracı Lutherciliğin bazı hususlarını sorgulayıp değiştirme oluşturması için Trento Konsilini toplamak üçüncü bir yoluna gitmiştir. Böylece Lutherciliğin yanında yeni bir tedbir olmuştur. Bununla birlikte Protestanlar ile Protestanlık anlayışı yani Kalvinizm ya da Kalvincilik Katoliklerin anlaşması imkansız hale getirilmiştir.