SYT208U-SPORCU SAĞLIĞI VE EGZERSİZ
Ünite 1: Spor Anatomisi ve Kinesiyoloji
Giriş
İnsan anatomisi, vücudun yapılarını inceleyen bilim dalıdır. Bu yapıların bazıları çok küçüktür ve sadece mikroskop yardımıyla gözlemlenebilir ve analiz edilebilir. Diğer daha büyük yapılar kolaylıkla görülebilir, manipüle edilebilir, ölçülebilir ve tartılabilir. «Anatomi» kelimesi, «kesmek» anlamına gelen Yunanca bir kökten gelir. İnsan anatomisi ilk olarak vücudun dışını gözlemleyerek ve askerlerin yaralarını ve diğer yaralanmaları gözlemleyerek incelenmiştir.
İnsan Vücudunun Yapısal Organizasyonu
İnsan vücudu, belirli sıra ve işbirliği içerisindeki biyolojik yapıların organizasyonu ile oluşmuştur. Bu yapıların organizasyonu ise en temel düzeyden daha karmaşık seviyelere doğrudur. Vücudun organizasyonu genellikle en küçük kimyasal yapı taşlarından benzersiz bir insan organizmasına kadar altı farklı düzeyden oluşmaktadır: Kimyasal Düzey, Hücresel Düzey, Doku Düzeyi, Organ Düzeyi, Organ Sistemleri Düzeyi, Organizma.
Organizasyonun kimyasal düzeyi: Organizasyonun kimyasal seviyesini incelemek için maddenin en basit yapı taşları belirtilmektedir: atom altı parçacıklar, atomlar ve moleküller.
Organizasyonun hücresel düzeyi: Hücre, canlı bir organizmanın bağımsız olarak işleyen en küçük birimidir. Bağımsız yaşayan ve en basit organizma olan bakteri bile hücresel yapıya sahiptir. Her bir bakterinin yapısı tek bir hücreden oluşur ayrıca insan vücudu da hücrelerden meydana gelir.
Organizasyonun doku düzeyi: Doku, vücutta herhangi bir işlevi yerine getirebilmek amacıyla birlikte organize bir şekilde çalışan birden fazla benzer hücreden meydana gelen bir grup hücredir.
Organizasyonun organ düzeyi: Organ, vücudun birden daha fazla doku türünden meydana gelen anatomik bir yapıdır.
Organizasyonun sistemler düzeyi: Organ sistemi ise, fizyolojik işlevleri yerine getirebilmek ya da vücudun fizyolojik gereksinimlerini karşılayabilmek için birlikte organize bir şekilde çalışan organ grubudur.
Bölgesel anatomi, vücudu çeşitli vücut bölümlerine veya bölgelerine ayırır: üst uzuvlar, alt uzuvlar, gövde (göğüs, karın, pelvis, sırt), baş ve boyun. Bu yaklaşım vücudu, anatomik olarak kemiklerini, eklemlerini, kaslarını, arterlerini, damarlarını, sinirlerini, lenfatiklerini ve organlarını içeren ayrı bölgesel alanlara böler. Genel olarak bu bölgeler şunlardır: Üst ekstremite bölgesi, Alt ekstremite bölgesi, Gövde ve sırt bölgesi, Toraks bölgesi, Karın ve pelvis bölgesi, Kafa ve boyun bölgesi, Örtü sistemi, Kas- iskelet sistemi, Sinir sistemi, Dolaşım sistemi, Solunum sistemi, Endokrin sistem, Sindirim sistemi, Boşaltım sistemi, Üreme sistemi, Lenf sistemi.
Organizma düzeyi: Organizma düzeyi, yapısal organizasyonun en üst seviyesidir. Organizma, hücresel bir
yapıya sahip olan ve yaşam için gerekli olan tüm fizyolojik işlevleri bağımsız olarak yerine getirebilen canlı bir varlıktır. İnsanlar da dahil olmak üzere çok hücreli organizmalarda, vücudun tüm hücreleri, dokuları, organları ve organ sistemleri, organizmanın yaşamını ve sağlığını korumak için birlikte çalışır. Sistemlerin birleşmesi sonucunda da kompleks bir canlı varlık veya bir organizma meydana gelir.
Hücre Yapısı ve Organizasyonu
Çok hücreli organizmalardaki tüm canlı hücreler, bir iç sitoplazmik bölme ve sitoplazma içinde bir çekirdek içerir. Hücre içindeki jel benzeri madde olan sitozol, biyokimyasal reaksiyonlar için gerekli olan sıvı ortamı sağlar. Tüm hayvan hücreleri dahil ökaryotik hücreler de çeşitli hücresel organelleri içerir. Bir organel, küçük organ olarak da adlandırılabilir ve hücrede her biri benzersiz bir işlev gören birkaç farklı zarla çevrili gövdeden biridir.
Hücre Zarı
Hücre zarı, esas olarak iki fosfolipit tabakadan oluşan son derece esnek bir yapıdır. Kolesterol ve çeşitli proteinler de bu zara gömülüdür. Tek bir fosfolipid molekülünün bir ucunda “kafa” adı verilen bir fosfat grubu ve lipid “kuyruklarını” oluşturan yan yana iki yağ asidi zinciri vardır.
Çekirdek
Çekirdek, nucleus olarak da adlandırılmaktadır ve hücrenin DNA sını içeren bir hücrenin merkezi organelidir. Çekirdek, bir hücrenin organellerinin en büyüğü ve en belirginidir. Çekirdek genellikle kontrol merkezi olarak kabul edilir. Çünkü protein üretimi için tüm genetik bilgileri depolar. Hücre nucleusu, genetik materyal içerir ve hücrenin aynısını yapabilme yetisine sahiptir.
Endoplazmik Retikulum
Endoplazmik retikulum (ER), çekirdeği kaplayan ve aynı lipid çift katmanlı malzemeden oluşan zar ile sürekli olan bir kanal sistemidir. Endoplazmik retikulum, malzemelerin taşınması, sentezlenmesi ve depolanmasında işlev gören hücrenin çoğunda geçişler sağlar. Endoplazmik retikulum iki şekilde bulunabilir: kaba endoplazmik retikulum ve düz endoplazmik retikulum.
Ribozom
Ribozom adı verilen organeller, kaba endoplazmik retikuluma inişli çıkışlı, pürüzlü bir görünüm verir. Bir ribozom, protein sentezi bölgesi olarak hizmet eden bir organeldir.
Golgi Aparatı
Golgi aygıtı, endoplazmik retikulumdan gelen ürünleri sıralamak, değiştirmek ve paketleyerek hücreden göndermekten sorumludur. Golgi aygıtı yığılmış yassı disklere benzemektedir. Endoplazmik retikulum gibi, bu diskler de zarlıdır. Golgi aygıtının, her biri farklı bir role sahip iki ayrı yüzü vardır.
Mitokondri
Mitokondri, hücrenin “enerji dönüştürücüsü” olan çift zarlı, fasulye şeklinde bir organeldir. Mitokondri, bir dış lipid çift katmanlı zarın yanı sıra ek bir iç lipid çift katmanlı zardan oluşur. İç zar, kristae adı verilen büyük bir yüzey alanına sahip katlanmış zar yapısındadır. Bir dizi protein, enzim ve diğer moleküller, hücresel solunumun biyokimyasal reaksiyonlarını bu iç zar boyunca gerçekleştirir.
Lizozomlar
Golgi tarafından paketlenen protein ürünlerinden bazıları, belirli maddelerin parçalanmasında kullanılmak üzere hücre içinde kalması gereken sindirim enzimlerini içerir. Golgi tarafından salınan enzim içeren veziküller yeni lizozomlar oluşturabilir veya mevcut lizozomlarla kaynaşabilir.
Peroksizomlar
Lizozomlar gibi, peroksizomlar da çoğunlukla enzimler içeren zara bağlı hücresel organellerdir. Peroksizomlar, lipid metabolizması ve zehirli maddelerin sindirilmesi gibi birkaç farklı işlevi yerine getirir.
Doku Yapısı ve Organizasyonu
Doku terimi, vücutta bir arada bulunan bir grup hücreyi tanımlamak için kullanılır. Bir doku içindeki hücreler ortak bir embriyonik kökeni paylaşır. Bir dokudaki hücreler yapısal özellikleri paylaşarak dokunun işlevlerini yerine getirmek için bir düzen oluştururlar. Aynı fizyolojik işlevlere sahip ve birbiri ile özdeş olan bir grup hücreden oluşan yapıya doku denilmektedir. Doku, tüm organizmanın yapısal bir öğesi olup, özgün işlevler gerçekleştirir. Vücuttaki her organ birden fazla doku içerir. İnsan vücudunda birçok hücre türü olmasına rağmen, bunlar dört doku kategorisine ayrılır: epitel doku, bağ ve destek dokusu, kas dokusu ve sinir dokusu. Bu kategorilerin her biri, vücudun genel sağlığına katkıda bulunan belirli işlevlerle karakterize edilir.
Epitel Doku
Epitel doku, vücudun dış yüzeylerini, iç boşlukları ve geçiş yollarını kaplayan ve belirli bezleri oluşturan hücre tabakalarını ifade eder.
1. Yüzey Epiteli: Örtü epiteli de denilmektedir. Yüzeyel epitel doku vücudun dış ve iç yüzeylerini örter ve salgı bezlerinin en önemli işlevsel bölümü olarak görev yapar. 2. Glandüler Epitel Dokusu: Glandüler epitel dokusu, salgı bezi epiteli olarak da adlandırılmaktadır. Glandüler epitel doku, yüzeylerine mukus ve spesifik kimyasal bileşikler salgılama ve salma yeteneğine sahiptir. 3. Sensoriyal Epitel Doku: Sensoriyal epitel doku, duyusal epitel doku olarak da adlandırılmaktadır. Sensoriyal epitel doku aynı zamanda, özgün duyusal işlevler için de uyum sağlayabilir. Tat, koku, işitme ve görme duyularına ait özel duyusal alıcı hücreleri vardır.
Bağ ve Destek Dokusu
Bağ Dokusu
Bütün vücutta bağ dokusu vardır ve farklı görevleri bulunmaktadır. Kemik, kıkırdak ve tendon gibi bağ dokuları, vücut iskeletini meydana getirirler. Ayrıca vücutta bağ dokusu, organları kaplar ve birbiriyle birleşerek işlevsel birimler oluştururlar.
Bağ dokusu hücreleri: Bağ dokusu hücreleri, sabit bağ dokusu hücreleri ve hareketli bağ dokusu hücreleri olarak 2’ye ayrılır:
1. Fibrosit olarak da bilinen sabit bağ dokusu hücreleri, hücreler arası şekilsiz maddenin çoğunu ve bağ dokusu liflerinin temel bileşenlerini oluşturur. 2. Hareketli bağ dokusu hücreleri (örnek: beyaz kan hücreleri, plazma hücreleri… vb), hücreler arası maddenin oluşumuna katılmaz. Bağışıklık savunma mekanizmasının öğeleridir.
Bağ dokusu liflerinin üç tipi vardır: kollajen lifler, elastik lifler ve retiküler lifler.
Bağ Dokusunun Bölümleri: Bağ dokusu, kendi içinde şöyle sınıflandırılabilir:
1. Mezenkim doku 2. Jelatinli bağ dokusu 3. Retiküler bağ dokusu 4. Yağ dokusu 5. Gerçek bağ dokusu
Destek Dokusu
Bağ ve destek dokularının ayrımı, yalnız sınıflandırma amacıyla yapılır. Bağ dokusu hücrelerinin özgün performansları, her ikisinde de ortaktır. Destek dokular, yoğunlukları ve dayanıklılıkları ile vücudun biçimini belirler. Bu dokular şu şekilde 3’e ayrılır:
1. Tendon 2. Kıkırdak 3. Kemik
Kas Dokusu
Kas, birçok kas hücresinden meydana gelmiş hareket organı olarak tanımlanmaktadır. Kasların tipik özelliği, kasılabilir oluşlarıdır. Her kas dokusuna, bağ dokusu eşlik eder. Bu bağ dokusu, kas hücrelerinin etkileşiminden sorumludur ve kas hücrelerinin kasılmasını, bulundukları ortama iletir. Biçim ve yapı açısından çizgili kas ve düz kas olmak üzere 2 tip kas bulunmaktadır. Çizgili kaslar ise, iskelet kası ve kalp kası olarak ayrılmaktadır. Çizgili ve düz kasların arasındaki en belirgin fark, çizgili kasta ışık ve elektron mikroskopuyla görülebilen, çizgi şeklinde ince hatların varlığıdır. Düz kasta böyle çizgilenmeler bulunmaz. Üstelik çizgili kas, sinir donanımını somatik sinir sisteminden, düz kas ise otonom sinir sisteminden sağlar. Düz kasın kasılmaları, istemsiz, yavaş ve sarmal biçimindeyken, çizgili kasın kasılması istemli, hızlı ve düzgündür.
Sinir Dokusu
Uyarılabilme bir uyarıyı iletebilme ve uyarıya yanıt verebilme, canlıların temel özelliklerinin arasında yer alır. Çok hücreli hayvanlar ve insanlarda uyarılma, özel bir iletici dokunun yani sinir sisteminin sorumluluğundadır. Sinir dokusunun özellikleri, uyarılabilmesi, vücutta iletişim sağlayan elektrokimyasal sinyalleri gönderip alabilmesidir. Nöron ve nöroglia olmak üzere 2 temel hücre tipi sinir dokusunu meydana getirmektedir. Nöron (sinir hücresi), biyokimyasal olarak aksiyon potansiyelleri aracılığı ile uyarıyı vücuttaki ilgili hücrelere iletir. Nöroglia, uyarıların vücutta yayılmasını düzenlemede görev alır ve nöronları destekler.
Hareket Sistemi
Canlıları cansızlardan ayıran en önemli özelliklerden birisi hareket yetenekleridir. İnsanlar hareket yapabilmeleri sayesinde bir yerden bir yere gidebilir ya da vücutlarının herhangi bir parçasının durumunu değiştirebilirler. Hareket sisteminin pasif hareket bileşenini iskelet sistemi, aktif hareket bileşenini ise kas sistemi oluşturur.
Pasif Hareket Sistemi
Genel olarak osteoloji kavramı kemik bilimi şeklinde ve artroloji ise eklem bilimi olarak tanımlanmaktadır. İnsan iskeleti, vücut ağırlığının yaklaşık %17’si olan, 208-212 adet kemikten ve kemiklerin arasında bulunan 200’den fazla eklemden oluşmuştur.
Kemikler
Çok basit hayvanlar dışında, canlıların çoğunda gövde yapısını oluşturan, aynı zamanda gövde ve çeşitli organlar için bir destek görevini gerçekleştiren bir iskelet vardır. İskelet, aşağı sınıf canlılarda bağ dokusundan oluşmuşken, yüksek sınıf canlılarda giderek kıkırdak dokusundan ve nihayet omurgalılarda ise kemik dokusundan meydana gelmiştir.
İskelet Sistemi ve İşlevleri: Kemiğin beyin, kemik iliği gibi organları koruma işlevinin yanı sıra, ayrıca iki görevi daha vardır. Yumuşak doku organlarına destek olur, korur ve kassal etkinlik için sağlam bir kaldıraç görevi yapar.
Kemik Çeşitleri: Örgün işlevleri ve kendilerine duyulan gereksinimle uyumlu olarak, kemik tipleri farklılık gösterir. Kemikler; uzun kemik, kısa kemik, yassı kemik, düzensiz kemik ve sesamoid kemik olmak üzere 5 grupta incelenebilir.
İnsan İskelet Yapısı: İnsanın iskeletini şu ögeler oluşturmaktadır: kafatası, omurga, omuz kemeri, üst ekstremite, pelvik kemer ve alt ekstremite.
Eklemler
Eklemler, kemiklerle birlikte hareket sistemimizin pasif elemanlarındandır. Kaslar aracılığıyla oluşturulan kuvvetin, kasın yapıştığı kemik parçasını harekete geçirebilmesi için bu kemik parçalarının bir veya birkaç eklemi kat etmesi, diğer bir deyişle kasın, başlangıç yeri ile
yapışma yeri arasında mutlaka bir ya da birkaç eklem üzerinden geçmesi gerekmektedir.
Eklem Çeşitleri: Kemikler, hareketli ya da hareketsiz eklemler oluşturmak üzere birbirleriyle birleşir. Buna göre eklemler ikiye ayrılmaktadır:
A. Diartroz (diarthrosis: oynar eklem) B. Sinartroz (synarthrosis: oynamaz eklem)
Eklem Stabilitesi: Vücutta eklem stabilitesi eklemin sabitliği olarak belirtilmektedir. Eklem stabilitesini, yer değiştirmeye karşı direnç olarak tanımlayabiliriz. Vücudumuzda bulunan eklemlerin farklı kuvvet ve stabilite özelliği bulunmaktadır. Örneğin, kalça eklemi ve dirsek ekleminin stabilitesi fazla iken omuz eklemi ve diz ekleminin stabilitesi daha az olduğu için sakatlanma olasılığı daha fazladır.
Eklem Hareket Genişliğini Sınırlayan Faktörler: Vücuttaki tüm eklemlerin aynı düzeyde eklem hareket genişliği olmamasının yanı sıra farklı kişilerde aynı eklemin hareket genişliği de aynı değildir. Eklem hareketini sınırlayan engeller yumuşak ve sert dokulardır. Eklem hareket genişliği; eklemin yüzey şekli, bağların sınırlandırıcı etkileri ve kasların kontrol etmeye yönelik hareketleri gibi çeşitli etkenlere bağlıdır.
Aktif Hareket Sistemi
Aktif hareket sistemi olan iskelet kas sistemi, biçimleri ve büyüklükleri önemli farklılıklar gösteren yaklaşık 400 kadar kastan oluşmuştur. Bir kas, tek bir tendon (kas kirişi) oluşturmak için birleşerek bir veya daha fazla baş içerir. Bu doğrultuda kaslar şu şekilde sınıflandırılmaktadır:
• Tek baş içeren kaslar: Örneğin; brachialis kası • İki baş içeren kaslar: Örneğin; biceps brachii kası • Üç baş içeren kaslar: Örneğin; triceps brachii kası • Dört baş içeren kaslar: Örneğin; quadriceps femoris kası
Kas-iskelet sisteminde yer alan ana kas tipi iskelet kasıdır. Beş anatomik bölgede gruplandırılmış yüzlerce kas vardır:
• Baş kasları: Yüz ifadesi kasları, çiğneme kaslarıdır. • Boyun kasları: Suprahyoid ve infrahyoid kaslar, skalenler, platismadır. • Gövde kasları: Pektoral kaslar, interkostal kaslar, arka gövde kasları, ön karın ve yan karın kaslarıdır. • Üst ekstremite kasları: El kasları, omuz kasları, kol ve önkol kaslarıdır. • Alt ekstremite kasları: Uyluk kasları, kalça kasları, bacak kasları ve ayak kaslarıdır.
İskelet Kaslarının Yapısı ve Hareket ile İlişkisi: Kas latince musculus sözcüğü ile ifade edilir. Kasların büyüklükleri ve şekilleri oldukça farklıdır. Yetişkinlerdeki kaslar 2 cm ile 61 cm arasında uzunluklarda olabilir. Kasların şekilleri ise düz, yuvarlak, silindir, ya da yelpaze…vb. şekillerinde
olabilir. Kasların birçoğu tek başlı, yani her iki uçta birer tendon aracılığıyla sonlanırken bir kısmı da, biceps brachi örneğinde olduğu gibi iki başlı olup kasın bir ucu ikiye ayrılmıştır. Kasın bir uçta üçe ayrıldığı triceps brachii kası ise üç başlı bir kastır.
Anatomik ve Fizyolojik Enine Kesit: Kasın enine kesiti anatomik kesit diye tanımlanır. Kası oluşturan kas liflerinin hepsinin enine kesitleri toplamı ise fizyolojik kesiti oluşturur. Anatomik ve fizyolojik kesit arasında farklılık bulunmaktadır. Anatomik enine kesit, kasın fizyolojik kesit arasında bir farklı uzunlamasına eksenine dik açıda kesit alınmasıyla elde edilir. Kasın en kalın yerinden yapılan transvers kesittir. Fizyolojik enine kesit ise, kası oluşturan tüm liflerin enine kesitlerinin toplamıdır. Lifleri paralel dizilmiş olan kasların anatomik ve fizyolojik kesitleri özdeştir. Diğer kasların tümünde anatomik enine kesit, fizyolojik kesitten daha küçüktür.
Kas Bağlantı Yapıları: Eğer bir kas uyarılırsa, kasta oluşan kasılma bağlantılı olduğu kemikte bir çekme kuvveti oluşturur. Bu ise kas ve kemik arasındaki bağlantı yapıları sayesinde gerçekleşir. Kaslar, tendon (kiriş) ya da aponöroz yapılar ile kemiklerle bağlantı yaparlar.
Vücut Segmentlerinin Hareketleri
Anatomik Terimler
Anatomik terimler eski Yunanca ve Latince kelimelerden türemiştir. Bu diller artık günlük konuşmalarda kullanılmadığı için kelimelerin anlamı değişmemektedir. Anatomik terimler kök, önek ve soneklerden oluşur. Bir terimin kökü genellikle bir organa, dokuya veya duruma atıfta bulunurken, önek veya sonek genellikle kökü tanımlar. Örneğin, hipertansiyon bozukluğunda, “hiper” ön eki “yüksek” veya “aşırı” anlamına gelir ve “tansiyon” kök kelimesi “basınç” anlamına gelir, dolayısıyla “hipertansiyon” kelimesi “anormal derecede yüksek tansiyon yüksek basınç” anlamına gelir.
Anatomik Yönlü Terimler: Anatomik yönlü terimler, farklı vücut yapılarının göreli konumlarını tanımlamak için gereklidir. Belirli vücut bölümlerinin yerlerini incelerken veya tanımlarken karışıklığı önlemek için bu terimler kullanılmaktadır.
Vücut Boşlukları: Vücut iç organizasyonunu, zarlar, kılıflar ve bölmeleri ayıran yapılar aracılığı ile sürdürür. Dorsal (arka) boşluk ve ventral (ön) boşluk en büyük vücut kompartımanlarıdır. Bu boşluklar hassas iç organlarını barındırır ve korur. Karın boşluğu, organların işlevlerini yerine getirirken boyutlarında ve şeklinde önemli değişikliklere izin verir. Örneğin akciğerler, kalp, mide ve bağırsaklar, diğer dokuları bozmadan veya yakındaki organların faaliyetlerini bozmadan genişleyebilir ve büzülebilirler.
Anatomik Duruşlar: Kesinliği daha da artırmak için anatomistler, vücudu görme biçimlerini standart hale getirmişlerdir. Vücudu oluşturan parçaların hareketlerini incelerken vücut pozisyonlarından yararlanılır. Haritaların
normalde üstte kuzeye dönük olması gibi, standart vücut “haritası” veya “anatomik pozisyon”; vücudun dik, ayaklar omuz genişliğinde ve ayak parmakları önde paralel olacak şekilde dik durmasıdır.
Vücudun Düzlemleri ve Eksenleri
Vücudun hareketleri 3 temel düzlem ve bu düzlemlere bağlı 3 temel eksene göre tanımlanmaktadır.
Vücudun Düzlemleri: Kesit, kesilmiş üç boyutlu bir yapının iki boyutlu yüzeyidir.
• Sagital düzlem: Sagital düzlem, ön arka düzlem şeklinde de belirtilmektedir. Vücudun veya bir organın önden arkaya doğru dikey şekilde, vücudun sol ve sağ tarafı olacak şekilde 2 parçaya ayrıldığı düzlem sagital düzlemdir. • Frontal düzlem: Frontal düzlem, lateral veya koronal düzlem şeklinde de belirtilmektedir. Vücudun ön ve arka tarafı olacak şekilde soldan sağa doğru uzanarak 2 parçaya ayrıldığı düzlem frontal düzlemdir. • Transvers düzlem: Transvers düzlem, yatay düzlem veya horizontal düzlem şeklinde de belirtilmektedir. Vücudun üst ve alt taraf olacak şekilde 2 parçaya ayrıldığı düzlem transvers düzlemdir. Enine düzlemler, enine kesitler olarak adlandırılan görüntüler üretir.
Vücudun Eksenleri: Vücudun düzlemlerinde olduğu gibi vücudun eksenleri de 3 gruba ayrılmaktadır:
• Frontal eksen veya horizontal eksen: Vücudun solundan sağına doğru uzanan eksen frontal eksen veya horizontal eksendir. • Sagittal eksen: Vücudun önünden arkasına doğru uzanan eksen sagittal eksendir. • Vertikal eksen veya dikey eksen: Vücudun yukarısından aşağısına doğru dikey uzanan eksen vertikal eksen veya dikey eksendir.
Eksen ve Düzlemlerde Hareketler: Fleksiyon (Bükme), Ekstansiyon (Germe), Hiperfleksiyon (Aşırı bükme), Hiperekstansiyon (Aşırı germe).
• Frontal Düzlem, Sagittal-Horizontal Eksende Yapılabilen Hareketler: Abduksiyon (Vücut merkezinden uzaklaştırma, Adduksiyon (Merkeze yaklaştırma), Lateral fleksiyon (Yana doğru bükme), Hiperabduksiyon (Aşırı uzaklaştırma). • Transvers Düzlem, Vertikal Eksende Yapılabilen Hareketler: İnternal rotasyon ve eksternal rotasyon (İçe döndürme ve dışa döndürme), Sağa rotasyon sola rotasyon (Sağa döndürme ve sola döndürme), Supinasyon, Pronasyon, Horizontal adduksiyon, Horizontal abduksiyon. • Oblik Düzlem ve Oblik Eksende Yapılabilen Hareketler: Örneğin, Sirkumdiksiyon (Çevirme hareketi).