AÖF Soru Bankası

Sporcu Sağlığı ve EgzersizÜnite 2 Özeti

Spor Fizyolojisi

SYT208U-SPORCU SAĞLIĞI VE EGZERSİZ

Ünite 2: Spor Fizyolojisi

Giriş

Egzersiz ve spor fizyolojisi, ana disiplinler olan anatomi ve fizyolojiden gelişmiştir. Fizyoloji temel vücut parçalarının fonksiyonları üzerine çalışan bir bilim dalıdır.

Sinir Sistemi ve Egzersiz

Sinir sistemi, vücudun en karmaşık sistemlerinden birisidir. İnsan vücudundaki tüm fonksiyonlar bir şekilde sinir sistemi ile etkileşim halindedir. Sinirler vücudun hemen hemen tüm dokularına elektriksel uyarının gönderilmesi ve alınması yoluyla işlev gösteren birer kablo bağlantısıdır. Beyin merkezi bir bilgisayar gibi davranır, gelen bilgiyi anlamlandırır, uygun bir cevap seçer ve ardından ilgili organları ve dokuları uygun önlem almak için devreye sokar.

Membran Potansiyelleri

Nöronların nasıl iletişim kurduğunu anlamak için, bu sinyallerin üretilmesinde uyarılabilir bir zarın rolünü tanımlamak gerekir. Bu sürecin temeli, aksiyon potansiyelidir. Aksiyon potansiyeli kavramı, hücre zarındaki voltaja bağımlı iyon kanallarının kapılarının açılarak ve kapanarak oluşan, hücre zarı potansiyelindeki öngörülebilir bir değişikliktir.

Nöronun hücre dışı ve hücre içi ortamları arasında tipik olarak genel bir net nötr yük vardır. Bununla birlikte, hücre zarının yüzeyinde küçük bir yük farkı meydana gelir. Nöronlarda ve kas hücrelerinde aksiyon potansiyelleri de dahil olmak üzere elektrik sinyalleri üretmeyi sağlayan bu hücre zarının yüzeyindeki yük farkıdır. Dolayısıyla hücre membranında farklı zar potansiyelleri bulunmakladır. Bu zar potansiyelleri temel olarak aşağıdaki şekildedir:

Dinlenim Zar Potansiyeli: Hücre dinlenirken, iyonlar zar boyunca çok öngörülebilir bir şekilde dağılır. Hücre dışında sodyum konsantrasyonu, hücre içinde ise potasyum konsantrasyonu daha fazladır. Hücre içi fosfat iyonları ve yüksek konsantrasyonda negatif yüklü proteinler içerir. Dolayısıyla hücrenin elektriksel uyarı almadan önce daha negatif yüklü olması, “dinlenim zar potansiyeli” olarak tanımlanır.

Depolarizasyon: Elektrik sinyalinin başlaması için zar potansiyelinin daha pozitif olması gerekir. Bu, nöron zarında voltaj kapılı sodyum kanallarının açılmasıyla başlar. Sodyum konsantrasyonu hücre dışında hücrenin içindekinden 10 kat daha yüksek olduğu için, iyonlar hem kimyasal hem de elektriksel gradyanlar tarafından yönlendirilerek hücreye hücum ederek difüze olacaktır. Pozitif yüklü bir iyon olduğu için hücreye girdiğinde hücre zarının içindeki bağıl voltajı hemen değiştirecektir. Dinlenme zar potansiyeli yaklaşık -70 milivoltdur. Bu nedenle hücreye giren sodyum katyonu zarın daha pozitif ve daha az negatif olmasına neden olur. Bu, “depolarizasyon” olarak bilinir.

Repolarizasyon: Zar potansiyeli +30 milivolta ulaştığında, zarda voltaj kapılı potasyum kanallarını açmak için daha

yavaş açılır. Bu elektrokimyasal gradyan potasyum üzerinde de etkilidir. Potasyum hücre içinde daha fazla olduğu için hücre dışına geçmeye başladığında, zar potansiyeli bir pozitif yük kaybederek dinlenme potansiyeline doğru geri hareket etmeye başlar. Buna ise “repolarizasyon” denir.

Aksiyon Potansiyeli: Dışarıdan gelen bir uyarı, vücuttaki farklı duyusal reseptörler aracılığı ile alınır ve bu hücre zarının pozitif ve negatif elektrik durumunu (voltajını) değiştirir. Değişim miktarı, uyaranın gücüne bağlıdır. Dışarıdan gelen uyarı güçlüyse, lokal potansiyeli de değişerek, hücre zarının voltajı nöronun aksonundan aşağı doğru hareket edecek bir elektrik sinyali üretecek kadar değişecektir. Böyle bir sinyalin üretildiği voltaja eşik denir ve ortaya çıkan elektrik sinyaline de “aksiyon potansiyeli” denir. Aksiyon potansiyeli ranvier düğümlerinden sıçrama yaparak nöron boyunca ilerler. Miyelin kılıfı, merkezi sinir sistemindeki oligodendrositler tarafından üretilir ve nöronda bilgi iletimini hızlandırarak elektrik yalıtımı görevi görürler.

Merkezi ve Periferik Sinir Sistemleri

Sinir sistemini iki temel bölgeye ayırabiliriz: beyin ve omurilikten oluşan merkezi sinir sistemi ve periferik yani çevresel sinir sistemi (vücudun geri kalanına giden çevresel sinirler). Sinir sistemi işlevlerine göre de bölünebilir. Bu bölümler şu şekilde ifade edilmektedir: Duygu, Tepki, Entegrasyon.

Sinir Dokusu

Sinir dokusu, nöronlar ve glial hücreler olmak üzere iki tip hücreden oluşur. Nöronlar (sinir hücresi), sinir sisteminin sağladığı hesaplama ve iletişimden sorumludur. Elektriksel olarak aktiftirler ve birbirleriyle, hedef hücrelerle iletişim kurmak için kimyasal sinyaller yayarlar. Glial hücreler veya nöroglia, nöronlardan çok daha küçüktür ve sinir dokusu için destekleyici bir rol oynarlar.

Kas Sistemi ve Egzersiz

Kalp atarken, kısmen sindirilmiş yiyecekler bağırsaklardan geçerken ve vücudun herhangi bir hareketi sırasında kaslar devrededir. Kas sistemi bunlar gibi çok sayıda ve değişik işlevleri düz kas, kalp kası ve iskelet kası olarak adlandırılan üç farklı kas tipi ile gerçekleştirilir. Düz kaslar doğrudan bilinçli bir kontrol altında olmadığından istemsiz kasılan kas olarak adlandırılır. Düz kaslar, kan damarlarının duvarlarında ve birçok iç organın duvarında bulunur. Kalp kası sadece kalp kasında bulunur ve kalbin yapısını oluşturur. İskelet kası ile bazı ortak özellikler gösterse de düz kaslara benzer bir şekilde bilinçli kontrol altında değillerdir.

İskelet Kasının Yapısı

İskelet kası, çeşitli entegre dokulardan meydana gelen bir vücut yapısıdır. Bu entegre dokular, iskelet liflerinden, kan damarlarından, sinir liflerinden ve bağ dokularından meydana gelir. Her iskelet kasının, kendisini çevreleyen, ayrıca kas için yapı oluşturan ve kastaki kas liflerinin


bölümlere ayrılmasını sağlayan üç bağ doku katmanı bulunmaktadır.

Kas, yapısal bütünlüğünün korunmasını sağlayan ayrıca kasın kasılmasını ve hareket etmesini destekleyen epimisyum adlı düzensiz ve yoğun olan bir bağ dokusu kılıfı ile kaplıdır.

Kemikleri çekmeye yönelik olarak tendonlar aracılığı ile çalışan iskelet kaslarının yapısında, üç bağ dokusu katmanındaki kolajen, en son tendonun kolajeni ile iç içe geçer. Tendonun ucunda ise kemiği çevreleyen periosteumla birleşir. İskelette hareket meydana gelmesine yönelik olarak kas liflerindeki kasılma sonucu oluşan gerilme üç bağ dokusu katmanı ile tendona ve daha sonra kemiği çekmek için kemiği çevreleyen periosteuma aktarılır.

Miyofibriller: Her bir kas lifi birkaç yüzden birkaç bine kadar miyofibril içerir. Bu küçük lifler ise sarkomerler olarak adlandırılan iskelet kasının temel kasılma elemanları olan kasın kasılabilir en küçük yapılarıdır.

Miyofilament Bileşenleri: Tek bir miyofibrile elektron mikroskopu altında bakıldığında, kas kasılmasından sorumlu iki tip küçük protein filamenti bulunur. Temel olarak ince filamentler; aktin, troponin ve tropomiyozinden, kalın filamentler ise; miyozinden oluşur.

Kayan Filamentler Modeli: İnce ve kalın filamentler arasındaki düzenleme ve etkileşimler, kuvvet oluşturan sarkomerlerin kısalmasına izin verir. Bir motor nöron tarafından kasa uyarı verildiğinde, ince filamentler sarkomerin ortasına doğru çekilirken iskelet kası lifi kasılır.

Nöromüsküler Kavşak: Kas kasılma süreci, bir motor nöronun terminalinin kas lifi ile buluştuğu yerde başlar ve nöromüsküler kavşak olarak adlandırılır.

Kas Kasılma Gevşeme Mekanizması

Kas Kasılması: Tüm canlı hücreler, pozitif ve negatif yüklü iyonların dağılımına dayalı olarak, zarları boyunca zar potansiyellerine veya elektriksel farka sahiptir. Hücrenin içi, herhangi bir uyarı almadığında yani dinlenim durumunda, hücre dışına göre genellikle daha negatiftir ve -60 ile -90 milivolt civarındadır.

Kas Gevşemesi: Kas hücre zarı depolarizasyonunu takiben hemen repolarize olur ve negatif membran potansiyeli yani dinlenim potansiyeli yeniden oluşturur. Ayrıca kas hücresi ve nöron arasındaki asetilkolin de, asetilkolinesteraz enzimi tarafından parçalanır. Böylece asetilkolin kas hücresindeki nikotinik reseptörüne bağlanmaz sodyum kanalını yeniden açamaz, dolayısıyla uyarıyı nörondan kas hücresine iletemediği için de kas uyarılmaz ve kasılmaz.

Kas Kasılması için Gereken Enerji Kaynakları

Kas kasılması ve gevşemesi enerji gerektiren aktif bir süreçtir. Kas kasılmasının oluşması için enerji gerektiğinden miyozin molekülü ATP’ye bağlanmalıdır. Miyozin başında bulunan ATPaz (adenozin trifosfataz) enzimi, ATP’yi ADP’ye (adenozin difosfata), inorganik

fosfata ve enerjiye parçalar. ATP’nin parçalanması ile salınan enerji miyozin başının aktin üzerindeki aktif bölgeye bağlanarak hareket etmesini ve kasın kasılmasını sağlar. ATP’nin yenilenebileceği üç mekanizma vardır: kreatin fosfat metabolizması, anaerobik glikoliz ve aerobik solunum.

Motor Ünite

İskelet kası liflerinin kasılması, bir motor nörondan gelen sinyallerle tetiklenir. Her kas lifi sadece bir motor nöron tarafından innerve edilir fakat bir tek motor nöron birden daha fazla kas hücresini innerve edebilir. Bir motor ünite, tek bir motor nöron ve onun tarafından innerve edilen tüm kas lifleri olarak tanımlanır.

Kas Tonusu

İskelet kasları nadiren tamamen gevşer veya gevşektir. Bir kas hareket üretmese bile, kasılma proteinlerini korumak ve kas tonusu üretmek için küçük bir miktar kasılır. Kas tonusu tarafından üretilen gerilim, kasların eklemleri sürekli olarak stabilize etmesine ve duruşunu korumasına izin verir.

Kas Gücü

Belirli bir kastaki iskelet kası liflerinin sayısı genetik olarak belirlenir ve değişmez. Kas gücü, her bir lif içindeki miyofibrillerin ve sarkomerlerin miktarı ile doğrudan ilişkilidir. Kas üzerinde etkili olan hormonlar ve stres gibi faktörler, kas liflerinde sarkomer ve miyofibril üretimini artırabilir.

Kas Lif Tipleri

Bir iskelet kası farklı hızlara ve farklı düzeylerde maksimum kuvvet üreten lifler içerir. Çeşitli kriterleri kullanarak, tanınan 2 temel tip iskelet kas lifi vardır:

1. Yavaş oksidatif (SO) lifler (Yavaş kasılan (SO) lifler) (Tip I lifler), 2. Hızlı kasılan (FT) lifler (Tip II lifler).

Kas Kasılma Türleri

Yük olarak adlandırılan bir nesneyi hareket ettirmek için iskelet kasının kas lifleri kısalmalıdır. Kasılan bir kas tarafından üretilen kuvvete kas gerilimi denir. Kas, hareket etmeyen bir yüke karşı kasıldığında da kas gerilimi üretilebilir, bu da iki ana tip iskelet kası kasılmasıyla sonuçlanır: izotonik kasılma (konsantrik kasılma ve eksantrik kasılma) ve izometrik kasılmadır.

İzotonik Kasılma: Kastaki gerilimin nispeten sabit kaldığı izotonik kasılmalarda, kasın uzunluğu değiştikçe bir yük hareket eder.

• Konsantrik kasılma; bir yükü hareket ettirmek için kasın kısalmasını içerir. • Eksantrik kasılma: Kaslar, kas boyu uzadığında da bir kuvvet üretebilirler ve bu kasılma türüne eksantrik kasılma denir.

İzometrik Kasılma: İzometrik kasılma, eklem hareketi olmadığı için statik kasılma olarak da adlandırılır. Kaslar


sabit durumda da kuvvet üretebilirler. Bir kas, kas uzunluğunda bir değişiklik olmaksızın gerilim ürettiğinde izometrik bir kasılma meydana gelir. Bu kasılma türünde kas kuvvet üretir fakat kasın uzunluğu sabittir. İzometrik kasılmalar, sarkomerin kısalmasını ve kas gerginliğinin artmasını içerir, ancak üretilen kuvvet, yükün sağladığı direncin üstesinden gelemediği için bir yükü hareket ettirmez.

İskelet Kası ve Egzersiz

Egzersiz sonucu meydana gelen adaptasyon, yapılan antrenman veya egzersizle bağlantılı olarak kişinin vücudunda ve organ sistemlerindeki meydana gelen yapısal ve fonksiyonel değişiklikler olarak tanımlanabilir.

İskelet Kası Açısından Fizyolojik Adaptasyonlar: Dayanıklılık kavramının tanımı egzersiz türlerine göre farklılık gösterebilir. Genel olarak dayanıklılık, şiddeti düşük süresi uzun olan bir efora, ağrıya ya da zorluğa dayanabilme yeteneği ya da gücü olarak tanımlanmaktadır. Dayanıklılık antrenmanları ile kasların karbonhidrat (glikojen) kullanım kapasiteleri artmaktadır. Antrenmanın, glikojeni iskelet kasında yıkımını artırmanın etkisinin yanı sıra, kaslardaki glikojen depolarında da artış sağlar. Dayanıklılık antrenmanları ile iskelet kasında yağların kullanım kapasitesi de artmaktadır. Kasların yağ kullanım kapasitesindeki artış ise üç temel etkene bağlı olarak gerçekleşir:

1. Kas içindeki trigliserit depo kaynaklarındaki artış, 2. Yağ hücrelerinden daha fazla serbest yağ asidinin sağlanması, 3. Serbest yağ asitlerinin yıkımında, taşınmasında ve aktif hale gelmesinde görev alan enzimlerdeki artıştır.

Dayanıklılık ve kuvvet egzersizlerinin vücutta bazı fizyolojik adaptasyonları bulunmaktadır.

Dolaşım Sistemi ve Egzersiz

Tek hücreli organizmalar kana ihtiyaç duymazlar. Besin maddelerini doğrudan çevrelerinden alırlar ve atıkları doğrudan çevrelerine atarlar. İnsan organizması bunu yapamaz. Büyük, karmaşık bedenlerimiz, trilyonlarca hücremize besin sağlamak ve atıkları uzaklaştırmak için kana ihtiyaç duyar. Kalp, bir kan damarı ağı içinde tüm vücuda kan pompalar. Kan, kalp ve damarlar şeklinde üç bileşen kardiyovasküler sistemi oluşturur.

Kan

Kan, hücresel elementlerden ve hücre dışı bir matristen oluşan bir bağ dokusudur. Kan, yetişkin vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 8’ini oluşturur. Yetişkin erkekler tipik olarak ortalama 5-6 litre kana ve kadınlar ise ortalama 4-5 litre kana sahiptir.

Kanın İşlevi: Kanın birincil işlevi, vücut hücrelerine oksijen ve besin sağlamak ve atıkları vücuttan uzaklaştırmak olmasına rağmen başka işlevleri de vardır.

Kanın diğer işlevleri arasında savunma, ısı dağılımı ve homeostazın korunması da yer alır.

Kanın Bileşimi: En yaygın kan testlerinden bazıları (örneğin plazmadaki lipid veya glikoz seviyelerini ölçenler) kanda hangi maddelerin hangi miktarlarda bulunduğunu belirler. Diğer kan testleri, şekillendirilmiş elementlerin miktarları ve türleri de dahil olmak üzere kanın kendi bileşimini kontrol eder. Böyle bir test, bir kan örneğindeki eritrosit yüzdesini ölçen hematokriti inceler. Bu işlem, kan örneğinin özel bir santrifüjde döndürülmesiyle gerçekleştirilir. Böylece kan örneğinde asılı duran daha ağır elementlerin, sıvı plazmadan ayrılmasına neden olur. Kandaki en ağır elementler eritrositler olduğu için bunlar hematokrit tüpünün dibine yerleşir. Eritrositlerin üzerinde yer alan, kanın geri kalanını oluşturan soluk ince bir tabaka, beyaz kan hücreleri ve trombositlerdir. Bu katman normalde bir kan örneğinin yüzde birinden daha azını oluşturur. Bunun üzerinde de numunenin geri kalanını oluşturan, normalde soluk renkte bir sıvı olan kan plazması bulunur.

Plazma

Plazma adı verilen hücre dışı matris, sıvı olduğu için kanı bağ dokuları arasında benzersiz kılar. Çoğunluğu su olan bu sıvı, vücutta meydana gelen maddeleri içerir ve kardiyovasküler sistem içerisinde vücutta dolaşmasını sağlar. Plazma’nın %92’si sudur. Bu su içinde çözünmüş halde bulunan, çoğu protein olan maddelerin bir karışımıdır. Plazmada çözünmüş yüzlerce madde vardır. Fakat bunların çoğu sadece çok küçük miktarlarda bulunur.

Plazma proteinleri albümin, globulin, fibrinojen olarak üç ana çeşitten oluşur. Kanın hücresel elementleri; kırmızı kan hücrelerini (eritrositler, alyuvarlar, RBC’ler), beyaz kan hücrelerini (lökositler, akyuvarlar, WBC’ler) ve trombosit (kan pulcukları) adı verilen hücre parçalarını içerir.

Kanın Hücresel Elementleri

Kanın hücresel elementleri; kırmızı kan hücrelerini (eritrositler, alyuvarlar, RBC’ler), beyaz kan hücrelerini (lökositler, akyuvarlar, WBC’ler) ve trombosit (kan pulcukları) adı verilen hücre parçalarını içerir.

Eritrositler: Kırmızı kan hücresi veya alyuvar olarak da bilinen eritrosit, açık ara en yaygın biçimlendirilmiş elementtir. Eritrositlerin temel işlevi, akciğerlerden oksijeni alıp vücut dokularına, dokulardaki karbondioksiti alıp akciğerlere taşımaktır.

Hemoglobin: Hemoglobin, proteinler ve demirden oluşan büyük bir moleküldür.

Lökositler: Genellikle beyaz kan hücresi (WBC) veya akyuvar olarak bilinen lökosit, vücudun hastalığa karşı savunmasının önemli bir bileşenidir.

Trombositler: Trombositler ise, hasar meydana geldiğinde kan damarlarının onarımı için gereklidir; ayrıca iyileşme ve onarım için büyüme faktörleri sağlarlar.


Kan ve Egzersiz: Dinlenim esnasında vücudun toplam kan dolaşımının yaklaşık olarak %20’si iskelet kaslarına gitmektedir. Geriye kalan kan dolaşımı ise karaciğer, dalak, böbrek, vb. gibi iç organlara, kalp ve beyine gitmektedir.

Kalp

İnsan kalbi, göğüs boşluğu içinde, boşlukta akciğerler arasında medial olarak bulunur. Kalp, üst yüzeyi oldukça geniş ve tepeye doğru sivrilen şekildedir. İnsan kalbi, kulakçık (atrium) ve karıncıklardan (ventrikül) oluşan dört odacıktan oluşur.

İnsan dolaşımında pulmoner dolaşım veya küçük dolaşım ve sistemik dolaşım veya büyük dolaşım olarak adlandırılan iki farklı fakat birbiriyle bağlantılı dolaşım şekli vardır.

Dinlenim Kalp Debisi: Kardiyak kalp debisi (veya kardiyak output) (CO), her bir ventrikül tarafından bir dakikada pompalanan kan miktarının bir ölçümüdür.

Maksimum Kardiyak Debi ve Egzersiz: Egzersiz esnasında iş yükünün artması ve oksijen kullanımının artması sebebiyle kardiyak debide de bir artış olur ve bu artış antrenmanlı kişilerde antrenmansız kişilere oranla daha fazla oranda olur. Sağlıklı genç bireylerde, egzersiz sırasında kalp atımı hızı 150 atım/dakika veya daha yükseğe çıkabilir.

Kalp Atım Volümü ve Egzersiz: Kalp atım volümü veya stroke volüm (SV) kalpten bir atımda pompalanabilen kan miktarıdır ve kardiyak debiyi belirleyen en temel değişkenlerdendir. Egzersiz sonucunda bu değerlerde bazı değişiklikler gerçekleşir.

Kalp Atım Hızı ve Egzersiz: Kalp atım hızı, egzersiz esnasında artan enerji gereksinimini karşılamak amacıyla vücudun ne kadar çalışması gerektiğinin bir göstergesidir. Sağlıklı bireylerden dinlenim esnasında kalp atım sayısı ortalama olarak 60-80 atım/dakikadır.

Kalbin Yapısı ve Egzersiz: Kalp kası, egzersize iskelet kasına benzer şekilde yanıt verir. Yani egzersiz sonucunda kalp hücrelerinin sayılarını artırmadan tek tek hücrelerin boyutunu artırarak kalp kasında hipertrofi gerçekleşir. Böylece sporcuların kalpleri, sporcu olmayanlara göre daha verimli bir şekilde çalışabilir.

Kan Damarları ve Dolaşım

Kanı vücutta taşıyan ve gazların, besinlerin ve diğer maddelerin vücut hücreleriyle değiş tokuş edildiği fiziksel alanı sağlayan damarlar kardiyovasküler sistemin önemli bölümüdür.

Kan Akımı ve Egzersiz: Kardiyovasküler sistemde vücut iç dengesini korumak ve dokulara yeterli kan sağlamak için, dokular daha aktif hale geldikçe kan akışının sürekli olarak yenilenmesi gerekir. Gerçek anlamda, kardiyovasküler sistem kanı tüm dokulara aynı anda eşit olarak dağıtmak için uğraşır. Egzersiz sonrasında kan dokusu, kalp, kan damarları ve dolaşım ile ilgili olarak farklı adaptasyonlar gerçekleşmektedir.

Solunum Sistemi ve Egzersiz

Solunum sistemi ve kardiyovasküler sistem birlikte çalışarak etkili bir şekilde oksijenin dokulara gönderilmesi ve karbondioksitin dokulardan uzaklaştırılmasını sağlar. Oksijen ve karbondioksitin bu taşınımı iki ayrı süreç dört ayrı basamaktan oluşmaktadır:

1. Dış solunum: İlk iki basamakta gazlar vücudun dışından akciğerlere ve oradan da kana geçtiği için bu iki süreç dış solunum olarak adlandırılır. • Pulmoner ventilasyon (solunum): havanın akciğerlere alınması ve çıkarılması. • Pulmoner difüzyon: akciğer ve kan arasında oksijen ve karbondioksitin değişimi. 2. İç solunum: Gazlar kana geçtikten sonra dokulara iletilir ve dördüncü basamakta kan dokulara ulaşır. Kan ve dokular arasındaki bu gaz değişimine iç solunum denilmektedir. • Kanla taşınma: oksijen ve karbondioksitin kan aracılığıyla taşınması • Kapiller difüzyon: metabolik olarak aktif dokular ve kapiller kan arasında oksijen ve karbondioksitin değişimi.

Akciğerler

Solunum sisteminin önemli bir organı olan her akciğer, hem iletici hem de solunum bölgelerinin yapılarını barındırır. Akciğerlerin ana işlevi, atmosferden gelen hava ile oksijen ve karbondioksit değişimini gerçekleştirmektir.

Solunum

Pulmoner ventilasyon yani solunum, havanın akciğerlere girip çıkması olarak tanımlanabilen nefes alma eylemidir. Pulmoner ventilasyon iki ana adımdan oluşur: inspirasyon ve ekspirasyon. İnspirasyon, havanın akciğerlere girmesine neden olan süreçtir ve ekspirasyon, havanın akciğerleri terk etmesine neden olan süreçtir. Bir solunum döngüsü, bir inspirasyon ve ekspirasyon dizisidir.

Solunum Hacimleri ve Kapasiteleri: Solunum hacmi, solunum döngüsünün belirli bir noktasında akciğerler tarafından hareket ettirilen veya akciğerlerle ilişkili çeşitli hava hacimleri için kullanılan terimdir. Tidal hacim, rezidüel völüm, inspiratuar rezerv ve ekspiratuar rezerv olmak üzere dört ana solunum hacmi türü vardır. Solunum kapasiteleri ise şunlardır: toplam akciğer kapasitesi, vital kapasite, soluk alma kapasitesi, fonksiyonel kapasite.

Solunum Sistemi ve Egzersiz: Egzersiz sırasında vücuda oksijen dağıtım oranı ve dokular tarafından oksijen alım oranı üç önemli faktöre bağlıdır. Egzersiz sırasında bu değişkenlerin her biri aktif kasların artan oksijen ihtiyacının karşılanması için ayarlanır. Bu faktörler şunlardır: Kandaki oksijen miktarı, Kan akımı, Isı, pH gibi bölgesel koşullar.

Egzersiz ile birlikte solunum sistemi ile ilgili olarak farklı adaptasyonlar gerçekleşmektedir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında