AÖF Soru Bankası
SOS305U · Ünite 8

Türkiye’de Aile Yapısı ve Kültürü

Aile Sosyolojisi dersi, ünite 8 özeti

SOS305U-AİLE SOSYOLOJİSİ

Ünite 8: Türkiye’de Aile Yapısı ve Kültürü

Günümüz Dünyasında Aile Yapısı ve Kültürü

Günümüz dünyası 18. yüzyıl Avrupa’sında ortaya çıkan ve modernlik olarak adlandırılan bir dizi ekonomik, sosyal, demografik ve kültürel eğilimler sonucu oluşmuştur. Modernlik; endüstrileşme, kapitalizm, kentleşme, sekülerleşme, demokrasinin yayılması ve üretim yöntemlerinde bilimsel ölçütlerin kullanılmasını içeren bir dizi toplumsal süreçten oluşmaktadır. 1970’lerde başlayan ve özellikle 1990’lardan sonra daha belirgin hâle gelen küreselleşme ile modernleşmenin oluşturduğu toplumsal değişim, yeni boyutlar kazanmıştır. Toplumlar arası artan kültürel etkileşim sonucu özellikle genç kuşaklar başka toplumların yaşam alışkanlıkları konusunda bilgi ve deneyim sahibi oldular. Modernliğin ve küreselleşmenin etkilediği ve değiştirdiği toplumsal kurumların başında aile kurumu gelmektedir. Aile yapılarının ve yaşantılarının değişmesi ve çeşitlenmesinin arka planında, esasen ekonomik yapıda dönüşüm ve kentleşme, demografik dönüşüm, kültürel ve toplumsal yaşama ilişkin dönüşümler gibi genel faktörlerin olduğu söylenebilir. Bu kapsamda belirtilen bu faktörlerin etkileri alt başlıklar halinde şöyle açıklanabilir.

Ekonomik Yapıda Dönüşüm ve Kentleşme

• Modernlik, tarımsal üretimin esas olduğu geleneksel toplum yapısından, endüstri üretiminin esas olduğu modern toplum yapısına dönüşümü ifade eder. • Endüstriye dayalı üretim ve ekonomik yapı, doğrudan veya dolaylı olarak aile yapılarının değişmesine yol açmıştır. Bu değişikliklerin en önemlisi sosyal ilişkilerden kopması olarak ifade edilebilir. • Tarıma dayalı ekonomide aile büyüklerinin ve akrabaların kontrolü ön planda olduğu için kişinin sosyal güvencesi ve statüsü aile tarafından sağlanmaktadır. Ancak endüstriye dayalı ekonomide ücret kişinin kendisine verildiği için modern toplum yapısında sosyal statü ve sosyal güvence, liyakate dayalı ölçütler ve kişisel çaba ile kazanılan bir hâl almıştır. • Endüstrileşme, tarımsal üretim biçimini de değiştirmiş, bu durum da işgücü ihtiyacını azaltmıştır. Ancak hızlı nüfus artışı da tarımda istihdam olanaklarını daraltmıştır. Kırsal alanlarda ortaya çıkan işgücü fazlası ise kentlere doğru göç etmiştir. Bu gelişmeler, ebeveynin ve diğer aile büyüklerinin çocukları üzerindeki etkilerini azaltmıştır. Gençler eş seçimi, evlenme zamanının belirlenmesi, evlendikten sonraki yerleşim yerinin belirlenmesi, çocuk sahibi olma zamanı ve sayısı ve boşanma gibi kararları eşleriyle birlikte veya bireysel olarak almaya başlamışlardır. Ayrıca göçle birlikte yerleşim birimlerinin aile ve yaş yapıları da şekillenmektedir.

• Endüstri toplumuna geçiş kentleri de dönüştürmüştür. Kentlerde nüfus yoğunluğu artmıştır. Bu kapsamda uzun süreli ve sosyal etkileşimin güçlü olduğu birincil ilişkiler azalırken, daha resmî, kısa süreli, duygusal ve sosyal etkileşimin zayıfladığı ikinci ilişkiler artmıştır. Bu durumda akrabalık, komşuluk vb. ilişkiler zayıflarken, bireysellik ve otonomi ön plana çıkar. • Kentlerde yaşam standartları daha yüksektir ve kamu hizmetlerine ulaşım da kolaylaşır. Buna karşın kalabalık aileleri sürdürmek kent ortamında zorlaşır. Başlangıçta kentteki ailelerde de çocukların kırsal alanlardaki gibi sosyoekonomik getirileri olabilir. Ancak bu eğilim çocukların çalışma yaşamından uzaklaşıp, okullara yönelmesi ile değişir. Ayrıca, aileler kentsel alanlarda çocuğun sosyal statü edinebilme yolunun eğitimden geçtiğini fark ederek; bu alana yatırım yapmaya başlarlar. Böylece modern kentlerde çocuk sahibi olmak birçok nedenden dolayı aileleri ekonomik açıdan zorlar. Ayrıca kentlerde kadınların eğitim düzeylerinin yükselmesi ve çalışma yaşamına dahil olmaları daha kolaydır. Buna karşın çoğunlukla çalışma yaşamı ve aile yaşamına birlikte devam etme arasındaki uyumsuzluk ortaya çıkar. Bu durumda aileler daha az sayıda çocuğa sahip olarak aile büyüklüklerini küçültmeye yönelirler.

Demografik Dönüşüm

• Doğurganlık oranlarının azaldığı dönemde dünya gelen kişilerin, geçmiş kuşaklara nispetle, ailelerinde daha az sayıda kardeşleri olacaktır. Bu durum, bu kişileri diğer akrabalarıyla olan ilişkilerini ve bağlarını güçlendirmeye yöneltebilir. Benzer bir durum hiç çocuk ya da torun sahibi olmayan kişiler için de geçerlidir. • Evliliklerin boşanma ile dağılması, sadece birlikte yaşayan kişilerin birbirinden ayrılmaları anlamına gelmez. Bu süreçte ayrılan kişilerin bağlantıda olduğu ve destek aldığı eşi tarafından akraba sayıları da azalır. • Doğurganlık ve ölümlülük oranlarının azalmasıyla ailelerin yaşlı (65 ve daha yukarı yaş) ve çok yaşlı (80 ve daha yukarı yaş) üyelerinin sayısı artar. Ailenin daha genç üyeleri ve genellikle de kadınlar, bu kişilerin bakımı ve bu kişilere ilişkin diğer sorumlulukların yerine getirilmesi konusunda sorumluluk üstlenirler. • Demografik gelişmeleri etkileyen göç unsuru da aile ağı içinde etkileri uzun süren değişimler meydana getirir. • Demografik dönüşüm veya demografik geçiş toplumlardaki yüksek ölümlülük ve yüksek doğurganlık düzeylerinden, düşük ölümlülük ve düşük doğurganlık düzeylerine doğru geçişi ifade eder. Bu dönüşüm birbirini takip eden aşamalar


şeklinde gerçekleşir. (s. 218 Şekil 8.2’de aşamalar gösterilmiştir.) • Demografik dönüşüm, aile yapıları üzerinde çok yönlü etkide bulunur. Doğurganlık oranları yüksek düzeyde iken ölümlülük oranlarının azalması, hayatta kalan bebek ve çocuk sayısını artırır. Bu durumda aileler sayısal olarak büyürken aile kompozisyonlarında bebek ve çocukların payı geçmişe göre artmıştır. Dolayısı ile aileler için çocuk ve genç bağımlılık oranları yükselmiş olur. • Bebek ve çocuk ölümlülük oranlarının yanı sıra, yetişkin yaşlardaki ölüm oranlarının azalmasıyla birlikte, 65 ve daha yukarı yaşlara daha fazla sayıda kişi ulaşır. Nüfusta yaşlı bağımlılık oranları geçmişe göre artar.

Kültürel ve Toplumsal Yaşama İlişkin Faktörler

• Modern çağda bireylerin yaşam seyirlerini etkileyecek düşünceler ve kararlar üzerinde içinde yaşadıkları kültürünün gelenek ve görenekleri giderek daha az etkili hâle gelmektedir. Modern bilginin yanı sıra bireylerin düşünce, tutum ve davranışları üzerinde gelişme, ilerleme, eşitlik, demokratik katılım gibi fikirler de daha fazla etkili olmaktadır. Bu idealler, başlangıçta Batı toplumlarında geliştirilmiş olsa da küreselleşme ile farklı toplumlara yayılarak toplumsal değişim süreçlerinde etkin hâle gelmektedir. Bireylerin aile ve mahrem ilişkili alanlarına ilişkin tutum ve davranışlarının değişmesi, geleneksel toplumsal kurumların etkisinden uzaklaşmayı getirmektedir. Bu anlamda günümüz aile örüntüleri, evlilik ve aile birliğinin istikrarından ziyade, giderek bireyin kendini gerçekleştirmesi ve otonomiye sahip olması ideali üzerinden şekillenmeye başlamıştır. • Modernlik ve küreselleşme ile birlikte toplumlarda ataerkillik gerilemekte, doğurganlık azaltmakta ve evlilik ve cinselliğe yaklaşım değişmektedir. Böylelikle dünyanın farklı yerlerinde boşanma oranlarında artış, doğurganlıkta azalma veya çocuksuzluk, tek ebeveynli ailelerde artış, nikahsız birlikteliklerde artış, eşcinsel birliktelikler ve evlilikler gibi olgularla karşılaşılmaktadır. • Kültürel değişimlerle aile yapılarında geniş aile etkilerinin azalması, eşini özgürce seçme eğilimi, kadın haklarının benimsenmesi, akraba evliliğinin azalması, cinsel yönelimler konusundaki serbestlik, çocuk haklarını genişlemesi gibi etkiler söz konusu olabilmektedir.

Türkiye’de Günümüzde Ailenin Yapısal ve Kültürel Özellikleri

Türkiye’de nüfus konusunda yaşanan gelişmeler Türkiye nüfusunun 21. yüzyıl ortalarına doğru demografik

dönüşümünü tamamlayacağına işaret etmektedir. Türkiye’de göç eden nüfus sayısal olarak artmaya devam etmektedir. Göçlerin yönü dikkate alındığında, günümüzde Türkiye’de iç göç daha ziyade şehirden şehire doğru göçler şeklindedir. Köyden şehire, şehirden köye ve köyden köye doğru olan göçlerin payı ise azalma eğilimindedir. Göçler aynı zamanda nüfusu küçük olan kentlerden büyük olan kentlere doğrudur. Giderek kentli bir nüfus yapısına dönüşen ülkede kadınların eğitim, çalışma ve toplum yaşamının diğer alanlarındaki görünürlükleri artmaktadır. Türkiye nüfusun kentlerde yaşadığı, eğitim düzeyinin yükseldiği, doğuşta beklenen yaşam süresinin uzadığı; buna karşılık yıllık nüfus artış hızının yavaşladığı, toplam millî gelir ve kişi başına düşen gelirin arttığı bir sosyoekonomik yapı hâline gelmiştir. Türkiye toplum yapısının, geleneksel, kırsal, tarımsal ve ataerkil bir toplumdan giderek daha modern, kentli, demografik geçişini tamamlamış bir toplum biçimine dönüşümü hızlanmıştır. Aile büyüklüklerinde azalma ve ailelerin yapısal olarak daha küçük birimlere dönüşmesi eğilimine karşın, aile üyeleri arasındaki ilişkiler aileye özgü kültürel pratikler toplumsal yaşantıda devam etmektedir. Toplumun değişme dinamikleri arasında orta sınıflaşma önemli bir yer tutar hale gelmiştir. Çocuk sahibi olmaya yüklenen maddi/faydacı anlam ve değerleri yerini, giderek psikolojik/duygusal anlam ve değerlere bırakmaktadır. Diğer yandan, ülkenin nüfusu artarken gelir dağılımının fazla değişmemesi yoksulluk sınırı altında yaşayan kitleyi büyütmektedir. Yoksul ailelerde yaşanan olumsuzluklardan en fazla çocuklar etkilenmektedir.

Evlenme, Çocuk Sahibi Olma ve Boşanma

• Türkiye’de ailenin çözülen ve dağılan bir kurum olduğu yönünde görüşler öne sürülmekle birlikte, hâlen evlenme çağındaki kişilerin büyük çoğunluğu evlenmekte ve eski kuşaklardan daha az olmakla birlikte, çocuk sahibi olmaktadır. • Türkiye’de 2000’li yıllarda doğurganlık düzeyi 2,1’dir. • Türkiye’de doğumların azalması ve yaşlıların ayrı hanelerde kalmaları nedeniyle hane büyüklükleri azalmaktadır. • Türk toplumunun kültürel yapısında halen aile bağlarının, kişiler için tatmin, mutluluk ve anlamlandırma temeli oluşturduğu düşüncesi yaygındır. • Bugün Türkiye’de dünyada olduğu gibi gençler daha geç yaşlarda evlenmektedir.

Evlilik Tercihleri

• Evlilik kurumu, ailenin ve akrabalığın oluşumunda en önemli rolü oynayan toplumsal bir kurumdur. Evlenme ve evlilikler ailelerin yapısal ve kültürel özelliklerinin şekillenmesinde önemli bir unsurdur. • Türkiye’de evlilik tercihlerinde, zamanla evlenme kararlarının alınmasında görücü usulü


yöntemi yerini giderek bireylerin kendi seçimlerinin belirleyici olduğu yöntemlere bırakmaktadır. • Evlenirken eş tercihinde, bireysel tercih ve beklentiler yanı sıra, bireylerin önemli gördükleri sosyal ve kültürel özellikler de dikkate alınmaktadır. • Türkiye’de erkekler için eş tercihlerinde önemsenen özelliklerin başında evlenecekleri kişinin ilk kez evlenecek olması gelmektedir. • Kadınlar açısından ise evlenecekleri kişinin bir işinin olması eş tercihinde aranan en önemli özelliktir.

Orta Sınıflaşma ve Aile

• Türkiye’de, 1980’li yıllardan sonraki sosyoekonomik ve siyasal gelişmelerle birlikte toplumsal yapıda meydana gelen önemli gelişmelerden biri de orta sınıfın büyümesi ve çeşitliliğin artmasıdır. • Orta sınıf, esnaf ve zanaatkârlardan, profesyonel meslek mensuplarına, orta ve üst kademede beyaz yakalı işlerde kamu ve özel sektör çalışanlarına kadar geniş bir yelpazede yer alan toplumsal grupları içerisine alan bir toplumsal kategoridir. Bu sınıfların alışveriş ve tüketim eğilimleri (yemek, giyim vb.), konut biçimi, ulaşım tercihleri ve mekân kullanım pratikleri nüfusun çoğunluğunun yaşadığı kentlerdeki toplumsal yaşamın çerçevesini oluşturmaktadır. • Orta sınıf kimliğinin oluşumunda, bir yanda çalışma yaşamı diğer yanda da tüketim biçimi ve kalıpları öne çıkmaktadır. • Orta sınıf ailelerde kadının rolü ve konumu, geleneksel aile yapılarından farklılaşmaktadır. Bu ailelerde toplumsal cinsiyet eşitliğine kuvvetli bir vurgu vardır. Bu ailelerde ebeveyn, özellikle de kadınlar, büyük oranda yüksek eğitimli olup ev dışındaki çalışma hayatına aktif şekilde katılmaktadır. Orta sınıf ailelerin tüketim ve beğeni pratikleri, önemli ölçüde kültürel sermayelerini arttırmakta olan kadınlar tarafından belirlenmektedir.

Yoksulluk ve Aile

• Türkiye’de 1980’lerden günümüze bir refah artışı ve ekonomik büyüme yaşanmıştır. • Aile tiplerine göre yoksulluk oranlarına bakıldığında; hane halkı üye kompozisyonu bakımından en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan, yani geniş ailelerin yaklaşık beşte birinin günümüzde yoksulluk sınırı altında olduğu görülür. • Yoksulluğun aile yapıları üzerindeki belli başlı olumsuz etkileri arasında; aile bireylerinde sağlık sorunlarının ortaya çıkması, kadının ve özellikle de çocukların uygun olmayan ortamlarda çalışması, çocukların eğitimden uzaklaşması,

ailenin kötü ortamlarda yaşaması, eşler arasındaki ilişkilerin bozulması, aile içi şiddet, suça eğilim, ailenin parçalanması, toplumsal çevre ile ilişkilerin bozulması ve ruh sağlığının bozulması sayılabilir.

Türkiye’de Aile Yapısında Sosyal ve Psikolojik Değişim

Türkiye’deki toplumsal yapıdaki modernleşmeden, aile kurumunda en çok aile içi ilişkilerin ve çocuğun ailedeki konumunun etkilendiği söylenebilir.

• Geleneksel karşılıklı bağımlılık modeli: Bu modelde, aile üyeleri arasında karşılıklı bağımlılığa dayalı, ataerkil aile yapısına sahip, sıkı bağlarla dokunmuş insan ve aile ilişkileri vardır. Kırsal alanda ya da refah düzeyi düşük kentsel alanda yaygın, geniş aile özelliği ön planda, evlat sahibi olmak yaşlılık güvencesi olarak görülmekte, yetkeci çocuk yetiştirme benimsenmektedir. • Bağımsızlık modeli: Ailenin bütünü diğer ailelerden, aile bireyleri de birbirlerinden bağımsız ve ayrık şekildedir. Yüksek refah düzeyi, kentleşmiş, endüstrileşmiş ve teknoloji toplumunda daha yaygın, duygusal ve maddi kaynak yatırımı yaşlı nesle doğru değil, çocuğa doğru yönelmiş, ataerkil değerlerin etkisinin azalmış, kadının aile içindeki statüsü yüksek, doğurganlık ve erkek çocuk tercihi de düşük, çocuğun psikolojik değeri yüksek, çocuğun sosyalleşmesinde bireycilik ve özerklik ön plandadır. • Psikolojik ve duygusal bağımlılık modeli: aile bireyleri arasında duygusal alanda karşılıklı bağımlılık görülürken maddi alanda hem birey hem de aile düzeyinde bağımsızlık söz konusudur. Toplumların sosyoekonomik refah düzeyi yüksek ve kentlileşmiş bölgelerinde daha yaygın, ataerkilliğin önemini kaybetmesi, kadının aile içinde konumunun yükselmesi ve erkek çocuk sahibi olmaya verilen önemin azalması söz konusu, genç yetişkinlerin psikolojik/duygusal yatırımlarını hem ebeveyne hem de çocuklarına yapması, maddi kaynak akışının çocuklara doğru olması, çocukların psikolojik değeri ön plana çıkması ve çok sayıda çocuk sahibi olmanın anlamı azalması özellikleri ön plandadır.

Türkiye’de Aile Tiplerinin Değişimi

Dört temel aile tipi şöyle açıklanabilir.

1. Çekirdek aile: Evli bir çift ve varsa evlenmemiş çocuklardan oluşan bir hane halkı kompozisyonuna karşılık gelmektedir. 2. Ataerkil geniş aile: Hane halkı reisi ve/veya eşi, evli çocuğu veya çocukları, gelini ve/ veya damadı ve torunu veya torunları ve/veya evlenmemiş çocuğu veya çocukları, ile varsa


diğer akraba ya da akraba olmayan hane halkı üyelerinden oluşmaktadır. 3. Geçici geniş aile: Hane halkı reisi ve/veya eşi, evlenmemiş çocuğu veya çocukları, hane halkı reisinin veya eşinin annesi ve/veya babası ile varsa diğer akrabalar yer alabilir. 4. Dağılmış aile: Bu aile tipinin temel karakteristiği hane halkı biçiminde evli bir çiftin yer almamasıdır. Dolayısıyla ölüm, boşanma ve ayrı kalma gibi demografik olayların etkisiyle çiftlerden her ikisinin veya birinin olmayışıyla dağılmış aile olarak adlandırılan tip oluşmaktadır.

Türkiye’de,

• Çekirdek aile tipi çoğunluğu oluşturmakta, • Geniş aile tipolojisi azalmakta (ataerkil geniş aile için daha belirgin), • Dağılmış/çözülmüş ailelerin oranı bir artış göstermektedir.

Çekirdek Aile Tipolojisinde Değişim

• Demografik araştırmalar Türkiye’de ailelerin daha küçük ve daha basit yapıdaki kompozisyonlara dönüştüğünü göstermektedir. • Çekirdek aile ağı yapısındaki aile birimleri arasında kısmen bağımlılık ilişkisi vardır. o Farklı yerleşim birimlerinde yaşıyor olabilirler, o Aynı çatı altında yaşamazlar, her aile biriminin kendi hanesi vardır, o Ekonomik bakımdan bağımsız veya kısmen bağılıdırlar ama gerektiğinde eşitlikçi temelde birbirlerine finansal destek ve yardımlaşma sağlarlar, o Üyeler arasında karşılıklı hizmet alışverişi söz konusudur, o Hiyerarşik bir otorite olmamasına karşın aralarındaki aile bağlarını ve akrabalık ilişkilerini gözetirler.

Geniş Aile Tipolojisinde Değişim

• Türkiye’de geniş aile tipolojilerinin oranı azalma eğilimindedir. • Ataerkil aile tipinin yaygınlığı arasında pozitif yönde ve yüksek düzeyde bağıntı katsayıları bulunduğu özellikler yüksek doğurganlık ve yüksek ideal çocuk sayısı, ücretsiz aile işçisi olarak çalışma, hane halkı refahının en düşük olduğu grupta yer alma, kocasından daha düşük eğitimli olma, kadına yönelik şiddeti bir bicimde doğru bulma ve geleneksel cinsiyet rolü tutumuna sahip olmadır. Türkiye’de bu özelliklerin yaygınlığının azalması ile ataerkil aile tipinin oranının düşmesi arasında da bir paralellik olabilir. Ayrıca, bu durum yeni kuşaklarda evlenen gençlerin ebeveyn ile aynı evde yaşamak yerine ayrı ev açarak evlilik hayatına başlamaları ile ilgili ilgilidir.

• Günümüzde bu aile tipinin, yaşlılıkla baş etme stratejisi veya ekonomik nedenlerle benimsenip devam ettirildiği söylenebilir.

Dağılmış Aile Tipolojisinde Değişim

• Dağılmış aile tipolojisi oranı artış göstermektedir. • Tek kişilik hanehalklarının oranı neredeyse iki kat arttığı, evli çiftler herhangi bir nedenle yaşlı ebeveynlerinin bakımını üstlenmek üzere onları yanlarına alamadıkları durumda onlarla aynı bina, aynı sokak ya da aynı mahalle içerisinde ikamet ettiği, çiftlerin boşanması ya da eşin ölümü sonrasında tek ebeveynli dağılmış aile biçimine geçiş yapan kadınların sosyokültürel yapının, toplumsal normların, anneliğin ve babalığın algılanma biçimlerindeki farklılıkların bir sonucu olarak çoğu kez yeniden evlenmesi - özellikle benzer durumdaki erkeklere göre kolay olmadığı, aralarında hısımlık ya da akrabalık bağı olmayan kişilerden oluşan dağılmış ailelerin ise eğitim ve istihdam imkânlarının daha fazla olduğu kentsel alanlara yüksek öğrenime devam etmek ya da çalışmak için göç eden gençlerden oluştuğu görülmektedir.

Ünite 8 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç